Mete kimdir?
“Büyük Hun İmparatoru Mete'nin bir efsane halinde anlatılan gençliği, Oğuz
Han'ın hayatına benzetilmişti: Mitoloji, tarih değildir. Zaten tarihte olmuş
olaylar mitolojinin konusu içine giremez. Bunlar daha çok destan sayılır.
Bir hadisenin mitoloji olabilmesi için, her şeyden önce kahramanının, tarihteki
yerinin silinmiş ve unutulmuş olması gerekir. Oğuz Kağan, Müslüman olan
Türkler'e göre, babası Kara Han'ı öldürmüş ve onun yerine geçmişti.
Zamanımızdan 200 sene önce, büyük bir Türk Tarihi yazmış olan Fransız bilgini,
Oğuz Han'ın Mete olabileceğini söylemiş ve ikisi arasında da bir bağ görmüştü.
Bu Fransız bilgininin görüşü, büsbütün yanlış da değildi.
Çünkü Mete de, Oğuz Han gibi babasını öldürmüş ve onun yerine hükümdar olmuştu:
Çin tarihleri, Mete ile babası arasındaki savaşları bir tarih olayı hadisesi
gibi anlatıyorlardı. Ama önemli olan nokta, Mete'nin hayatının gençlik
çağlarının da, bir efsane olup olmadığı idi. Mete'nin daha sonraki hayatı ve
savaşları hakkında, epey şeyler biliyoruz.
Tarih
kaynaklarından kronolojik olarak kesin bir şekilde verilen bu bilgiler, tarihin
ve gerçeğin ta kendileri idiler.
Ama bütün tarih boyunca, büyük hükümdarlarda olduğu gibi, Mete hayatının da
gençlik çağları, karanlık kalmakta ve bir nevi mitolojiye bürünmüş olarak
anlatılmaktadır. Büyük hükümdarların hemen hemen hepsinin de gençlik çağları,
bir mitoloji perdesi arkasında gizlenmiş ve bu devreler romantik bir şekilde
anlatılmıştı.
Çinliler, Mete'den sonra Hunlar'ı ve Orta Asya halklarını, birçok savaş ve
temaslar sonucunda, çok iyi bir şekilde tanıyabilmişlerdi. Fakat Mete'den önce,
Çin kaynaklarında Orta Asya hakkında anlatılan bilgiler çok karanlıktı.
Çinliler bu çağda öyle ki, kendi sınırlarının dışındaki bölgelerden bile
haberleri yoktu. Zaten Mete'nin hayatını anlatmaya başlayan Çin tarihleri, üslûp
bakımından da mitolojik ve hikayemsi bir dille konuşuyorlardı.
Çin tarihinin üslûbu çok kuru, fakat kronolojik ve kesindi. Zaten bu bilgilerin
çoğu, imparatora gelen raporlarla, Çin sarayından çıkan fermanların,
kopyalarından başka bir şey değildi. Halbuki Mete'nin hayatından Çin tarihleri,
âdeta bir Çin romanı gibi söz açıyordu.
Çin tarihlerinin verdikleri yarım mitolojik bilgilere göre Mete, Oğuz Han gibi
kendi babasını öldürmüştü: Orta Asya'da Tuman adlı bir Hun reisi varmış. Bu
reisin de Mete adlı büyük bir oğlu bulunuyormuş. Gerek babasının ve gerekse
oğlunun adları, Çin tarihlerinde, zaten, Çin işaretleri ile yazılıyordu.
İki yüz sene önce bu işaretler, Mete şeklinde okunmuş ve bizim tarihçilerimiz de
bu adı; Mete olarak yazmışlar ve Türkiye’ye yaymışlardır. Bugün Türkiyemiz’de,
bu büyük Hun İmparatoru’nu, ‘Mete’ adı ile tanıyoruz. Birçok kimse de bu adı,
maalesef 200 sene önce okunan, böyle yanlış bir okunuşla, kendi adları olarak
taşımaktadır. Aslında ise bu Çince işaretleri,
‘Mao-dun’ şeklinde okumak gerekiyordu. Kendi hususi metotlarımıza göre,
Mete’nin Türkçe adının herhalde Bahadır’dan
başka bir şey olmaması gerekiyordu. Ama ne yapalım ki, bugün Türkiyemiz'de bu
büyük Hun hükümdarı, Mete adı ile tanınmış ve öyle yayılmıştır.
...
Dünya mitolojilerinde 'baba öldürme' olayı, erkek çocukların şuur altlarında
saklı hislerin, masallardaki birer görüntüleri halinde kabul ediliyorlardı:
Aslında ise babalarını öldüren çocuk efsaneleri, insanlığın hayalinde yaşamış,
çok eski şuuraltı akisleri idiler.
Yunanistan'da da Kral Ödip, babasını öldürmüştü. Tabii olarak, Türk
efsanelerinden haberleri olmayan, Sigmond Freud gibi büyük ruh doktorları, Kral
Ödip'le ilgili efsaneyi de açıklamaktan geri kalmamışlar ve hatta şuuraltı
görüntülerine göre, birçok tedavi şekilleri bile bulmuşlardı.
Bizim eski Rüya Tabirnâmelerimizde de, bu gibi hislerin açıklanmasına yer
verilmiştir. Çünkü onlara göre, erkek çocuğun rüyasında, yani cemiyetin yasak
ettiği bir işe, şuuraltında girişmiş olması anormal değildi. Tabii olarak bu
konuları, Freud, biraz da mübalağa etmiş ve büyütmüştü.
Ama kendisi, büyük bir ruh doktoru idi. Bu teşhis yolu ile, birçok erkek çocuğu
da tedavi edip iyileştirmişti. İşte, böyle, cemiyetin yasak ettiği; fakat
şuuraltında toplanan istekler ile hisler, kendilerini masallarda gösteriyor ve
bir mitoloji motifi haline giriyorlardı. Zaten, insanların ulaşamayacakları
şeylerin pek çoğu, masallarda olmuş gibi anlatılıyordu.
Türkler'in, Mete ve Oğuz Han efsanelerinin, ne zaman meydana geldiğini
söylemenin, elbette ki imkanı yoktur. Ama öyle anlaşılıyor ki bunlar, tarihten
çok önceki çağlarda, belki de insanlığın, henüz daha insanlıklarını bilmediği
devirlerde, hissedilmiş ve duyulmuş hayallerden başka bir şey değil idiler.
Yukarıdaki açıklamaları yapmakla, Oğuz Kağan Destanı'nın, kesin olarak Freud'un
nazariyesine göre düzenlenmiş olduğunu, söylemek istemiyoruz. Ama Türk
mitolojisine benzer, daha başka mitolojiler de vardır. Bu motifler, Avrupalılar
tarafından yüzyıllar boyunca işlenmiş ve bir açıklanma yoluna doğru gidilmiştir.
Türk mitolojisi ise, hiç el atılmamış, üzerinde düşünülmemiş ve hatta
birçoklarımızın, varlığına bile inanmadığımız bir konudur. Bunun içindir ki,
bizden önce söylenmiş ve görülmüş gerçekleri de göz önünde tutarak, kendimize
bir metot ve ışık aramak zorundayız.
Türk mitolojisinde, Türk töresine uymadığı gerekçesi ile, baba öldürme olayları
yer alıyordu: Orta Asya'da söylenegelen efsanelerde büyük kahramanlara,
insanüstü hususiyetler verilmek istenmişti. Oğuz Kağan destanında da, bunun
örneklerini pek çok görüyoruz. 'Oğuz'un ayağı, ayı
ayağı gibi, bileği ise kurt bileğine benziyordu. Vücudu baştan aşağıya kadar
tüylerle örtülü idi.' Annesinden doğar doğmaz, memeyi ağzına bir defa
almış ve sütten bir yudum içtikten sonra da, annesine bir daha yanaşmamıştı.
'Çiğ et yiyip, şarap istemeye başlamıştı.'
Aşağıda da söyleyeceğimiz gibi, Türkler çiğ et
yemezdi. Ama korkunç bir kahraman, onlara göre, çiğ et de yiyebilirdi.
Çünkü o, o kadar korkunç ve o kadar bahadır bir kimse idi:
'Korkunç bir hakan olsun, çok büyük bir han olsun,
Babasını öldürsün, Türk töresi korunsun.'
Orta Asya efsanelerinde, 'Manas Han'ın oğlu Semetey doğmuş ve epey de büyümüştü.
Ama ona, hiç kimse bir ad bulamamıştı. Günün birinde yurtta, ansızın Gök sakallı
bir ihtiyar peyda olmuş ve Semetey Han'ı kucağına alarak, ona Semetey adını
vermişti. Bundan sonra da, bir şiir okumaya başlamıştı.
Bu şiirin başında, 'Semetey öyle büyük, öyle korkunç bir bahadır olacak ki,
babasını bile öldürecek' diye söze başlanıyordu. Bu da, büyük bahadırlığın bir
hususiyeti idi. Çünkü, büyük bir kahraman gerekirse, babasına bile acımazdı ve
öyle olması lazımdı.
Ama, Türk mitolojisinde çok önemli bir nokta vardı. Bunu da, hiçbir zaman
unutmamamız lazımdır: Ne Oğuz ve ne de Mete, kendi öz ihtirasları için,
babalarını öldürmemişlerdi. Babalarının öldürülüş sebebi, onların Türk töresine
uymamış ve riayet etmemiş olmaları idi.
Çünkü Türk töresine göre taht, Mete'nin hakkı idi. Kendisi Baş-Hatun'dan, yani
hükümdarın en asil hatunundan doğmuştu. Eski Türk töresine göre hükümdarlık
ancak onun hakkı olabilirdi. Halbuki, Mete'nin babasının yeni bir cariyesi araya
girmişti. Babası zayıftı, kadının tesirinde kalıyordu.
Töreyi unutuyor ve asil olmayan bir çocuğu, onun yerine geçirmek istiyordu.
Göktürk tarihinde, bunun örnekleri çoktur: Üçüncü Göktürk kağanı Mohan Kağan'ın
çok değerli bir oğlu vardı. Savaşçılığı ve idaresi ile Türkler arasında büyük
bir ün yapmıştı. Ama annesi, birinci hatun değildi. Onun annesi de asil idi ama;
asillik derecesi bir kağan doğurmak için yeterli görülmüyordu. Bu sebeple Mohan
Kağan'ın vasiyeti üzerine, kendi oğlu hükümdar olamamış ve yerine küçük kardeşi
geçmişti. Hatta Mohan Kağan, 'Bir evlatla baba arasındaki bağ, hiçbir şeyle
mukayese edilemez. Ama ne yapayım ki, aramızda bir de töre var', şeklinde
konuşmak zorunda kalmıştı.
Oğul ile babanın arasına girilmez
Mayasıdır hakanın, Türk töresi geçilmez!
Oğuz Han da babasını öldürmüştü. Türk cemiyeti, Oğuz Han'ın babasını
öldürmesini, doğru ve töreye uygun bir hareket olarak görüyordu. Çünkü babası,
Hak dinini kabul etmemiş ve Tanrı yoluna girmemişti. Hatta Oğuz Kağan
destanları, Kara-Han'ın kendi oğlu Oğuz Kağan tarafından öldürüldüğünü de
söylemiyorlardı.
Kara Han, bilinmeyen bir yerden gelen, bir kılıç darbesi ile ölmüştü. Bazıları
da 'kimin attığı bilinmeyen bir ok Kara Han'ın hayatına son vermiştir', diyordu.
Kimden geldiği bilinmeyen bu kılıç darbesi veya ok, tanrı tarafından atılmış ve
Kara Han da bu yolla cezalandırılmıştı. Türk destanlarının hiçbiri, Oğuz Han'ın
elini, baba kanına bulandırmıyorlardı. Mete de öyle idi. Mete'nin bizzat
kendisi, babasını öldürmemişti. Türkler'de ordu, bir milletin sembolü ve gerçek
varlığı idi. Mete'nin babasını öldüren oklar, ordu tarafından atılmıştı.
Tuman Han, binlerce ve hatta on binlerce ok ile ölmüştü. Mete'nin babası, bütün
bir milletin oklarıyla cezalandırılmış ve bu yolla da töre yerine getirilmişti.
Mete ile Oğuz'un, babaları yanılmış,
Tanrı vermiş cezayı, oğlu yaptı sanılmış!"
(Prof. Bahaddin Ögel, Türk Mitolojisi 1, S.13-14)