|
|
|
|
Hunlar silinirken kültür sancaklarını aktarıyor!...
“Peki ya Hunlar?.. Onlar mahvolmadılar. Çünkü büyük bir millettiler. Mahvolanlar
sadece bazan parçalanma, bazan birleşme dönemi geçiren ve etnojenezin son
safhasını yaşayan kalabalık nüfuslu Çin halkıyla temas halinde bulunan belli bir
kısım oldu. Ordos
göçebeleri, halkının M.Ö. 2000 yıl boyunca Huanhe sahillerinde yaşarken, oradan
Çinliler’in ataları tarafından kovulmuş olduğunu aklından bile geçirmeyen Helan
Bobo isimli birini başlarına hakan seçtiler. Tıpkı
Karfagen katliamının intikamını Romalılar’dan almak isteyen Vandal kumandanı
Genzerich gibi Helan Bobo da 407’de Ordos’da Hun hükümdarlığını kurarak, kadim
Siya devletini ihya ettiğini açıkladı. İşte
size Hun etnojenez ve kültününün üçüncü varyantı. Ama dördüncü bir varyant daha
vardı: M.S. 400’de Men-Sun isimli bir Hun Gansu eyaletinin aşağı kısımlarını ele
geçirerek, orada Hesi prensliğini kurdu. (Tam anlamı batı nehirleri demektir ve
Huanhe’yi çağrıştırır.) Budist
bahşıları bu devlete ‘kuzey bölgesinin pırlantası’ adını verdiler. Çünkü orada
Dunhuang mağaraları bulunuyordu. Her iki
Hun devleti de Tabgaçlar tarafından fethedildi. Siya 431’de, Hesi ise 460’da. Ve
doğudaki Hunlar, Batı Hunları ile birlikte 463’de aynı anda tarihten silindiler.
Belki bu basit bir tesdüftü; daha doğrusu istisnai gayr-ı müsait şartlarda vuku
bulan bir etnojenez kırılma safhası yani mazide kalmış başarısız bir krizdi. En
nihayet 488 civarında Tie-le (Tele) kabileleri Yedisu’daki ‘Zayıf Hunlar’
devleti Yueban’ı ortadan kaldırdılar. Bu belki de bir dönemin sonuydu fakat
durum daha karmaşık görünüyordu: Hunlar, büyük bir şan ve şöhret kazanacak başka
bir halka kendi kültür sancaklarını teslim etmişlerdi. Bütün olanlara rağmen
bunlar göçebe kültürünün süredurum merhalesi idi (Atalet Safhası). İşte
Hunlar’ın dünya tarihinde övülecek ikinci hasletleri budur.” (L.N.Gumilöv, Hazar Çevresinde Bir Yıl, S.120) |