Zamanda geriye doğru yolculuk yapmanın en kısa yolu tarih okumaktır

 

 

Hunlar’ın kökeni nedir?

“Tüm araştırmalara karşın, çeşitli boylardan oluşan Hun birliğinin ulusu kesin olarak bilinmez. Ancak, elimizdeki belgeler, kültürel motifler, siyasal ve askeri alandaki örgütlenmeler, genel olarak yaşam biçimi, içinde yaşanılan toprak parçası ile Hunca ile Türkçe arasındaki ilişki, Hunlar’ın Türk soylu halklardan birisi olduğu savını güçlendirmektedir. Hiung-nular ile Hunların aynı halk olup olmadıkları da tartışmalıdır. Avrupa Hunları’nın, Asya Hunları’nın bir bölümü ile aynı olduğu üzerine en önemli belge 4.yüzyıldandır. 311’de Hiung-nular Lo-yang kentini alır. Çinliler, kenti alanların Hiung-nular olduğunu bildirir. Oysa bu olaydan söz eden Sogotça bir mektupta, kenti alanların adı Khun biçiminde geçer. Sogotça’da h sesi bulunmaz. Ad benzerliği, savaşçı yaşam düzeni gibi koşutluklara dayanan batılı bilginler, Hiung-nuları kavimler göçü sırasındaki Hunlar ile aynı halk olarak düşünür. Ama bu sav kesinlik kazanmamıştır. Ünlü Türkolog Doerfer şöyle yazar:

‘Dördüncü yüzyıldan kalma bir mektupta adı geçen ve bir doğu Asya ulusundan Hun, Çin kaynaklarında bildiğimiz Hiung-nular ve Doğu Avrupa’da devlet kurmuş olan Attila Hunları birbirinin aynı ya da aynı soydan sayılamaz. Bu üç ulustan hiçbirinin dili üzerine kesin sayılabilecek bir bilgimiz yoktur ve yaşayan dillerden hiçbiriyle aralarında bir bağlantı kuramayız. Bunların ölü diller arasında kalması daha doğrudur.’

Franz Altheim, Hunlar’ın kökeni konusundaki tartışmaları şöyle özetler:

‘Hun ve onların soyundan gelen proto-Bulgarlar’ın Kök-Türkçe konuşmaları, yalnız bu gerçek bile onların Uzakdoğu’dan geldiklerini göstermeye yeter.Ayrıca bunların batıya doğru göç yolları çevresinde ele geçen arkeolojik kanıtlar da çoktur. Tüm bunlara karşın ölülerin alçı maskları Altay’da mezarlardan çıkan kafatasları Uzakdoğu’dan gelen Moğol tipinin yavaş yavaş üstünlük kazandığını gösterir. M.Ö. birinci yüzyılda Kırgızlar’dan kalan kalıntılarla, Bargöl ve Balkaş gölü arasında bulunanlar aynı görüşü kanıtlayan başka örneklerdir.Bunlardan daha önemli olan yazılı kalıntılar da vardır.

Kuşkusuz en önce ad gelir. Hun ve Hiung-nu adlarındaki yazılış ve söyleyiş yakınlığına bakarak, her iki halkı bir, hiç değilse aynı kökten saymak gerekir. Bu gibi kanıtlama yöntemlerinden bugün için haklı olarak vazgeçilmiştir. Ama artık Hiung-nu adının Jaxartes’e dek uzandığı kanıtlanmıştır. Orda yerli halk bunlara Ak Hun adını vermiştir. Doğuda da Hun ile Hiung-nu adları birbirinin yerine kullanılmıştır. Hiung-nular’ın doğuda kaybolmaları ile batıda, özellikle Kafkasya’da (Volga ile Don ırmaklarının aşağı yatağında) gözükmeleri aynı zamana rastlar.Onları burada, M.Ö.2yüzyılda coğrafyacı Ptolemeus tanıtmıştır.’

Hunlar’ın Moğol,Fin ve Slav kökenli oldukları da ileri sürülmüş, ancak bu görüşler hiçbir zaman kanıtlanamamıştır. Franz Altheim’a göre, Hun boy ve soylarının ortak dili Türkçe’dir. Bulgar adı o zamanlar, bir Slav halkının adı değildir. Gerçek Bulgarlar, Asya’dan gelen bir atlı beyler soyudur. Önlerine çıkan Slavları sıkıştırarak, 6. yüzyıldan bu yana Tuna’nın güneyine inip yerleşmeye zorlamışlardır.

Hunlar, tarım, hayvancılık, avcılık, balıkçılık özellikle ticaretle uğraşan bir İç Asya halkıdır. Üstün bir göçebe uygarlığı yaratmışlardır. Tuna’dan Fransa içlerine dek Avrupa yapı biçiminde izleri vardır. Çin kaynakları, yazılarının bulunduğunu bildirir. Çeşitli kazılarda altından ve gümüşten yapılmış eşyalar ve bol miktardan savaş aleti ele geçmiştir.”

(Türkler'in Dili, Fuat Bozkurt, Kapı Yayınları, S.22-24)