Zamanda geriye doğru yolculuk yapmanın en kısa yolu tarih okumaktır

 

 

Hiung-nular’da yaşam

“Hunlar’da kılıç çeken adam kılıçla öldürülürdü. Suçlulara ağır cezalar uygulanırdı. Ölüm cezası, sıradan olaylar için pek düşünülmezdi.Buna karşılık tutukluluk pek seyrekti ve on günü pek geçmezdi.

Hunlar’ın göçebe oldukları açık. Bir yerden başka bir yere  sürülerini önlerine katarak göçerlerdi. Atlarının, koyun ve sığırlarının sayısı belirsizdi. Eşeği, katırı ve deveyi de bilirlerdi. Toprağı işlemezler, bu işi aşağı görürlerdi. Bununla birlikte, devlet ileri gelenlerinin tümü ve savaşçıları kendilerine toprak ayırırlardı. Toprağı işlemekte, tutsakları ya da borçlandırdıkları yabancıları zorunlu tutarlardı.

Hunlar atçı bir halktı. Atı başka halklar da bilirdi, ama yalnızca yük çekmek için kullanırlardı. Asya’nın bu bölümünde at sırtına ilk binen halk Hunlar oldu. Ava, savaşa at üstünde giderlerdi. Çocuklarını ata  alıştırmak için, daha küçükken oyun biçiminde, onları kuzuların, koyunların sırtına bindirirlerdi. Ellerine ok, yay vererek kuşlara, gelincik ve sıçanlara atış yaptırırlardı.

Savaş tutkusu tavsar düşüncesiyle, barış dönemlerinde büyük avlar düzenlerlerdi. Ancak, vurdukları hayvanın etine pek darda kalmazlarsa el sürmezlerdi. Besledikleri hayvanın etini yerlerdi.

Onlar için yaşamın anlamı savaştı. İrili ufaklı birlikler biçiminde toplanırlar, düşmanın üzerine şaşırtıcı hızla baskınlar yaparlardı. Karşılarına haklarından gelemeyecekleri bir güç çıkmışsa, karmakarışık biçimde yüz geri ederlerdi. Ama bu kaçışları bile savaş tuzağı olarak değerlendirirler,bir aralık şimşek gibi bir hızla geri döner; çabucak ve sıkı bir düzenle sıraya girerler, ne olup bittiğini anlamayan düşmanın üzerine saldırırlardı.”

(Türkler'in Dili, Fuat Bozkurt, Kapı Yayınları)