|
|
|
|
Musevi
Türkler... Musevilik’i
kabul eden tek Türk kavmi Hazarlar’dır. Bunu söylerken tabii ki
Musevilik’in çok büyük bir olasılıkla siyasal amaçlarla kullanılmak için
benimsendiğini belirtmeden geçemeyeceğiz. Zaten saray yöneticileri tarafından
kabul edilen bu yeni din halkı hiç bağlamadı. Onlar yine eski şaman
geleneklerini sürdürerek yaşamaya devam etti. (b.n.) “Bir
uygarlık cilasına sahip olanların tümü tarafından sadece resmi din terk
edildi. Ama bu, -Müslümanlığı kabul etmeden önce- her zaman yeni dinlere sürüklenmiş
olan Türkler’e özgü bir özellik değildi. Bununla
birlikte yaptıkları seçim yine de şaşırtıcıydı: Musevilik’i kabul
ettiler. Uzun süre, anlamı apaçık bazı Arapça metinler umursanmayarak,
Hazarlar, Musevi bir halk yapılmak istendi: ‘The History of The Jexish
Khazars’, Batılılar’dan, onların tarihini yazmış başlıca kişi olan
Dunlop’un kitabının adı budur. Ama
anlaşılan bu dini sadece yönetici sınıf kabul etmiştir ve bu olayın
tarihi de tartışmalıdır. İbrani kaynakları, söz konusu olayın tarihini
8. yüzyılın ilk on yıllarına kadar geri götürmek eğilimindedir. Öte
yandan, büyük tarihçi Mesudi (öl.956-957) ise söz konusu olayın Halife
Harun-ür Reşid devrinde cereyan etmiş olması gerektiğini öne sürmektedir
ki bu daha akla yakın görünmektedir. IX.
yüzyılın ortasında Hıristiyanlığı kabul ettirmek için Hazarlar’a,
Bizanslılar tarafından Aziz Kiril gönderilmiş olduğuna göre (851-863),
anlaşılan, tüm dini inançları götürenlerin önünde büyük olanaklar
vardı. Aziz
Kiril, Türkler’in din adamlarına gösterdikleri tüm saygıyla karşılandı
ve hükümdarın masasında bazı hahamlarla ilahiyat tartışmaları yapmak
olanağını buldu. Bu duruma layık olduğu önemi vermek gerekir; çünkü böyle
bir olayla ilk olarak karşılaşıyoruz. Ama bu olay, hiç de çeşitli din
inançları arasındaki kendiliğinden yad da düzenlenmiş tartışmaların bir
ilk ve en yetkin örneği değildir ve tarihte bu konuda daha birçok örnek
bulunabilir. Hazar
ülkesinin genel ya da özellikle şu ya da bu dönemdeki dini statüsünün ne
olduğunu ve orada Yahudi dininin gördüğü ilginin derecesini bilmek olanağı
yoktur. İmparator Romanos I Lekapenos’un (919-944) Yahudiler’e zulmetmesi,
birçok Yahudi’nin Hazar ülkesine sığınmasına yol açtı. Bunun, orada önceden
bulunan Yahudi topluluğunun gücünü artırmış olması gerekir. Ama
Sicilya’da yaşamış coğrafyacı İdrisi’nin (ölümü 1166) de belirttiği
gibi, çok hoşgörülü olan ve anlaşılan herkesin düşüncelerini büyük
bir özgürlükle açıkladığı Hazar toplumunda, ister Musevilik, ister başka
bir din olsun, hiçbir zaman bir devlet dini olarak görülmemiştir. İbn-i
Rüşd’e göre (10.yy.) Hazar hükümdarı
Musevi idi ama halkı öbür Türkler’in dinine inanmayı sürdürüyordu ve
zaten büyük olasılıkla, halk yığınları Şamanizmi hiçbir zaman unutmamışlardı. Mesudi’ye
göre Musevilik baskın dindi ve
yedi yargıç vardı; iki Müslümanlar, iki Hıristiyanlar, iki Yahudiler için
ve bir tane de Hıristiyan olmayan Ruslar, Slavlar ve diğerleri için. Böylece
kendini ortaya koymuş olan üç din arasındaki eşitlik, biçimsel ya da
formalite gereği mi, yoksa bu dinleri benimseyenlerin sayılarının eşit
olmasının sonucu muydu, bilinmiyor. Bu arada, Müslümanlığın rakibi öbür
iki büyük dine oranla, özellikle 9.yüzyılda büyük bir gelişme göstermiş
olduğu anlaşılmaktadır. Örneğin
Müslümanlığı, kuşkusuz taktik gereği kabul etmiş bir kağandan söz
edilmektedir. Böyle bir bağlamda ise, bir çeşit dini kayıtsızlık ya da
daha çok, duygular gevşek olmadığı için, bir çeşit Bağdaştırmacılık
(Senkretizm) gelişmiş olmalıdır. Zaten bununla ilgili olarak, Dağıstan’da
bir Hazar hükümdarının aynı anda üç büyük dinin birden propagandasını
yaptığı anlatılır. Sadece Araplar’ın seferleri, karışıklığa, hatta
bazan bu seferler sırasındaki davranışlarına tepki olarak bir caminin ateşe
verilmesine ya da bazı başka şiddet gösterilerine yol açıyordu. Türkçe
konuşan ve sayıları yirmi bin kadar olan özellikle Polonya ve Kırım’a
yerleşmiş, bugün ise aralardan göç etmiş Karaimler ya da Karaitler’in,
Hazarlar’ın soyundan geldikleri genellikle kabul edilmez. Dolayısıyla,
demek ki Batı Türk dünyasının Musevilikle bazı başka ilişkileri de olmuş
ve Museviliği benimsemeye pek elverişli görünmüş olması olanaksız değildir.” (J.P.Roux,
Türkler’in Tarihi, S.82-83) “Hazar
Kağanlığı’nın önemli bir özelliği, kağanlıkta tam bir din hoşgörüsünün
hüküm sürmesiydi. Hazar Halkı’nın büyük kısmı şamanlığa mensup
olup, eski Türk dinini devam ettirmişlerdi. Fakat üst tabaka, kağan, beyler
ve saray erkanı Yahudi dinindeydiler. İslamiyet
de yaygındı. Bilhassa tüccar zümresinin Müslüman olduğu bilinir. Hıristiyanlar
da az değildi. Hazar
kağanlığı’nın tarihinde Hazar üst tabakası, yani kağan ve etrafındakilerin
Yahudiliği kabul etmiş olması dikkat çekicidir. Hazarlar’ın üst
tabakasanının Museviliği kabul ederken, siyasi düşünceyle hareket temiş
olmaları akla çok yakındır. Komşuları
olan Bizans’ın Hıristiyanlığı ve diğer büyük komşusu Abbasiler’in Müslümanlığı
karşısında, Hazar beylerinin, büyük dinlerden üçüncüsü olan Museviliği
benimsemekle, Bizans ve Abbasiler’in siyasi nüfuzlarından uzak kalacaklarını
düşünmüş olmaları mümkündür. Aynı
Hazarlar gibi, Bulgarlar da komşusu Ruslar’ın nüfuzundan uzak kalıp, bağımsız
yaşamak için, Müslümanlığı kendiliğinden siyasi amaç gereği kabul etmişlerdir.
Abbasiler nasıl olsa uzaktı… Ama bunun sonu… Tatarlar (Yazar Bulgarlar
demek istiyor.), Hıristiyanlığa karşı bir dinde oldukları için Korkunç
İvan tarafından acımasız bir şekilde cezalandırılacaktır. … Hazar
Devleti’nde yaşatılan inançların farklılığı kadar, bu devlette yaşayan
insanların mensup olduğu boylar da farklıydı.: Uygur, Hazar, Bulgar, Peçenekler. İstanbul’u
kuşatan Arap ordusuna karşı Bizans, Hazarlar’dan yardım istemiştir (718). Bizans’ın
yardımına koşan Hazarlar, Araplar’ın hıncını üzerine çekmişti.
Arap-Hazar düşmanlığı hiç eksilmemiştir. Hıristiyan Bizans’la Müslüman
Araplar’ın Museviler’e karşı yaptıklarını, Hazar hanları karşılıksız
bırakmamış, bir ara, İtil’deki camiin minaresini yıktırarak müezzinini
öldürtmüştür. Seyid
İbn Emir el-Haraşi, Maslama ve Mervan bin Muhammed adlı Arap komutanlarının
başında bulunduğu Arap ordusu, 8.yüzyılın başlarında Hazarlar’a karşı
bütün şiddetiyle saldırıya geçer. Hazar
kağanını Müslümanlığa zorlar. Fakat, Arap yayılmacılığına, hilesine,
zalimliğine karşı direnen Hazarlar, İslam’ı kabul etmemekle beraber, Doğu
Avrupa’yı bu Arap vahşetinden korumuştur. … Hıristiyan
Bizans’ın Hıristiyan Rus ile birleşip, güvenilir müttefiki olan Musevi
Hazarlar’a saldırmasının din farkından kaynaklandığı şüphesizdir. Çoğu
zaman inanç sorunu, çıkar kaygılarını unutturabilir. Çünkü inanç farkı,
insanlar ve toplumlar arasındaki barışmaz en derin düşmanlığı doğuran
tek amildir. Dinler veya dine benzer değişmez inançlar, insanlığı her
zaman kavgalara, huzursuzluklara sürüklemiştir.” (İklil Kurban, Yaşlı tarihin Yankısı,
S.41-42)
|