|
|
|
|
Hazarlar
kimdi? Bizans tahtına oturan Hazar kralı kimdi? “Tıpkı
Bulgarlar’ınki gibi Hazarlar’ın adlarının da Kuzey Asya’da On Uygurlar
federasyonu içinde çok iyi tanındığı anlaşılmaktadır.. Dolayısıyla
Hazarlar’ın belki de Güney Avrupa’ya bu Uygurlar’ın bir bölümüyle
geldikleri sanılmaktadır ki bu da tabii ki, meleşlezmiş olmaları, bir ad
gaspetmeleri ya da ortak bir ada sahip olmaları olasılığını ortadan kaldırmaz. Bazı
başkaları, Hazarlar’ı Batı Hunları’nın soyundan doğrudan gelen çocukları
sayar. Şayet belgelerden kaynaklanan bir yanlışlık yoksa, Hazarlar’ın adı
batıda, Gürcü ve Ermeni vakayinamelerinde ve Ermeniler dolayısıyla da M.S.
2 ya da 3. yy’da geçmektedir. Ama
belki bunun kuşku götüren bir yanı vardır. Acaba 448’de Bizans’ın
Attila’ya elçisi Priskos’un sözünü ettiği Ak-Atzırlar (İstahri’nin
Kara Hazarlar’la birlikte sözünü ettiği Ak Hazarlar da onlar mıydı?) ve
aynı zamanda belki de Zajackowski’nin düşündüğü gibi, Hüsrev 1.Annorflarvan
(531-578) da güçlü Derbent Kalesi’ni ve Kafkas surlarını kendini onlara
karşı savunmak için mi yaptırmıştı? Resmen
ortaya çıkışları 626-627 yılları, yani Bassileus Herakleios’un onlardan
Sasani İran’a saldırıya geçmek için yardımcı kuvvet olarak 40 bin kişilik
bir süvari birliği istemesi dolayısıyladır. Ve gerçekten Bizans İmparatorluğu
ile bazı Hazar önderlerinin Tiflis surları altındaki görüşmesini anlatan
metin Hazarlar’ın tarihleri için güzel bir başlangıç olmaktadır. Bununla
birlikte yine de böyle bir görüşme ancak Hazarlar’ın güç ve ün
kazanmasından sonra yapılabileceğine göre, Hazarlar’ın tarihinin daha önce
başlamış olması gerekmektedir. Ve
gerçekten Hazarlar o sırada, dünyada birçok ülkenin onların adıyla andığı
ve bugün de bazı ülkelerin onların adıyla andıkları Hazar Denizi’nin çevresi
ile Karadeniz’in çevresindeki geniş alanda, daha doğrusu, Don’un yukarı
çığırıyla Kafkasya ve Volga’nın oluşturdukları üçgende yaşıyorlardı. Bu,
yaklaşık olarak Arap istilalarının başladığı, Sasani Devleti’nin yıkılarak
mirasını Müslümanlar’ın aldığı ve Bizans’ın gerilediği dönemdir.
Böylece Bizanslılar’la Hazarlar arasındaki, 626 yılında başlayan ittifak
güçlenmiş oldu. İki taraf için de yararlı olan, birine askeri nitelikleri
bakımından güçlü bir müttefik, direnişe ise Uzakdoğu malları için iyi
bir pazar ve büyük bir kültürün yayılmasını sağlayan bu bağlaşma,
taraflar arasındaki herhangi bir bunalım nedeniyle pek zarar görmedi ve en azından
ilk yüzyıllar boyunca sanki bazı dönemsel ilişkilerle sürdürüldüğü
izlenimini verdi. Yakın bir dostluk, Basileuslar’la
kağanları birbirine bağladı ve bu durum kendini 7. ve 8. yy.da birçok
kez ortaya koydu. Ülkesinden
kaçmak zorunda kalan Justinianos II (685-695 ve 705-711) Hazarlar’ın önderlerine
sığındı, Hazar hükümdarının kızkardeşiyle evlendi, onu
Konstantinopolis’e getirdi ve bu kadın orada Theodora adıyla hüküm sürdü.
Ardından
Konstantinos V de bir Hazar hükümdar kızıyla evlendi ve bu evlenmenin sonucu
olarak da Bizans tahtına ‘barbar’ bir ananın oğlu olan Leon IV Khazaros
(775-780) çıktı. (S.A.Pleteneva
Hazarlar adlı yapıtında “Hazar kağanının Çeçek (Çiçek) adındaki kız
kardeşi 732 yılında Bizans İmparatoru III.Leon (İsaurialı) oğlu
Konstantin ile evlenir. Çeçek, hıristiyanlığı kabülünden sonra İrina adını
alır” der. Akdes Nimet Kurat ise, Türk Kavimleri ve Devletleri adlı yapıtında,
“Bizans tahtını 775-780 yıllarında işgal etmiş olan Leon 4.’ün annesi
bu Hazar prensesi Çeçek (İrina) olduğu için, ona Hazar Leon adı da verilmiştir”
der.) 9.
yüzyılda siyasal bakımdan gerilemeye başlayan Hazarlar, Kilk Knyazı
Svyatoslav döneminde gücü artan Ruslar’la karşı karşıya gelince,
Bizanslılar bu sadık dostlarına ihanet etme zamanının gelmiş olduğuna
inanarak, Basileios II döneminde Rus ordusunu desteklemek amacıyla onların üzerine
donanmalarını gönderdiler (1016). Kuşkusuz,
bu durumun sonucu olarak kısa bir süre sonra Hazarlar’ın sonu geldi ve 1030
yılından başlayarak artık adlarından söz edilmeye değer bir yanları
kalmadı; ama öte yandan da kısa bir büre sonra Konstantinopolis’e saldırılar
yeniden başlayacaktı.” (Roux,
Türkler’in Tarihi, S.78-83) Yıl
965, Kiev Rus Prensi Svyatoslav, Hazarlar’a saldırmış ve Don’un büyük
dirseğinde yer alan başkentleri Sarkel’i almıştır. Buna rağmen, Hazar
Devleti aşağı İdil, Kuban bozkırı ve Dağıstan topraklarını ellerinde
tutmuşlar. Bizans İmparatoru 2.Basileus, Hazarlar’a karşı 1016 yılında,
Rus ordusunun da desteğiyle bir donanma göndermiştir. Müttefikler
Taman Yarımadası’nı ve Kırım’daki Hazar topraklarını ele geçirmişler,
böylece 1030 yılında Hazarlar siyasi güç olmaktan çıkmışlardır. Geniş
bir alana yayılmış Hazarlar, Kıpçaklar, Peçenekler ve Oğuzlar gibi Türk
boylarına karışıp, Hazar adını ayakta tutan siyasi sahneden çekilmişler.
Hazarlar’dan kalan en büyük hatıra Hazar Denizi’nin adıdır. Aslında
Bizanslılar, en medenileşmiş müttefikleri olan Hazarlar’ı Ruslar’ın
yardımıyla yok etmekle yanlış yapmışlardır. Hazarlar’ın yerine, onları
daha çok rahatsız edici başka göçebeler yerleşecektir.” (İklil
Kurban, Yaşlı Tarihin Yankısı, S.42) “Hazarlar’ın,
kendilerinden daha az uygarlaşmış bazı başka göçebe Türkler’e karşı,
kuşkusuz uzun bir süre korudukları bozkırlardaki politikaları nasıl bir
politika olursa olsun, tıpkı Dunlop gibi onları, Müslümanlık’ın en ateşli
olduğu gençlik döneminde, Müslümanlık’la mücadelede oynadıkları role,
çok zaman gereken önem ve değerin verilmemiş olduğunu kabul etmek gerekir. Hazarlar,
Bizans kuvvetlerini büyük ölçüde rahatlatarak, bu kuvvetlerin direnme gücünü
artırmış ve sonuç olarak Konstantinopolis’i ve Hıristiyanlık’ı
kurtarmalarını sağlamıştır. Şayet,
cereyan etmemiş herhangi bir şey konusunda sorulacak herhangi bir soru boşuna
olmasaydı, insan kendi kendine, Hazarlar Türkler’in Bizans’a karşı, o
her zamanki saldırgan politikalarının eşi bir politika sürdürse ve bu
nedenle de Müslümanlar’ın müttefiki durumuna gelselerdi ne olacak olduğunu
sorabilirdi. Hazarlar’la
Araplar birbirine düşmandı. Daha Ömer devrinde (644-656), Müslüman
birlikleri Kafkasya’ya girerek, kuzeyindeki ovalarda kendilerine Pazar aradı.
Daha sonraki yıllarda (722-723), baskıları arttı ve Hazarlar’ın başkentini
yakıp yıkarak kağanlarını bu tehlikeli bölgeden uzaklaştırıp Volga’nın
ağzında yeni bir kent, İtil kentini, daha sonra da Don Irmağı’nın orta
ya da aşağı çığırında bir başka kent kurmak zorunda bıraktılar. Bu
arada Hazarlar 731’de Kafkasya’yı aştıklarında karşı saldırıya geçti
ve 779’da Halife Harun-ür Reşid (786-809) döneminde Irak’a kadar
ilerlediler. Ama
yine de Hazarlar’ın tarihinin esasını askeri başarılar değil, tersine
Bizans’la ittifakın yanı sıra, barış ve dini siyaset oluşturur. ‘Pax
Khazarica’ (Hazar Barışı) ülkeye belirli bir istikrar ve kültürde gelişme
getirdi. Bir kısmı ileride Rusya’nın Kara Toprakları olacak olan topraklar
henüz işletilmemekteydi. Eldeki tüm bilgiler, ülkede hiçbir şey yetişmediği
yolundadır. Ama
ülkede zenginlik olduğu da bir gerçektir. Bu zenginlik, insanların ticari
etkinliklerine, dış alımcı ve dış satımcı olarak oynadıkları role ya
da şayet böyle söylenmesi gerekirse aracı olarak oynadıkları role dayanıyordu. Konaklama
yerlerine, kentlerine, tüm Ortadoğu’dan akın akın gezginler ve tacirler
geliyordu. Ve birlikte, yabancı tarzlar, zevkler, fikirler getiriyorlardı.
Bizans’la ilişkileri Hazarlar’ı bir ölçüde, Yunan anlayışına soktu;
ama Bizans etkisini, İslam etkisi dengeliyordu. Hatta öyle ki, İslam etkisi,
kısa sürede, yoğun bir biçimde yayılan çok yüksek bir uygarlık düzeyine
ulaştı. Tüm
öbür Türk devletleri gibi, Hazarlarınki de dıştan
gelebilecek herhangi bir etkiye açık görünüyordu. Ama pek çoğundan
farklı olarak, eski ve köklü geleneklerin yer aldığı bir toprak üzerine,
yoğun bir nüfus merkezine yerleşmiş olmadığı için, kimliğini yitirmedi:
Dili Türkçe, yaşam biçimi göçebelik olarak kaldı. Kurulan kentler yanıltmamalıdır.
Bunlar sadece birer kasaba, Bizanslılar tarafından iyileştirilmiş olsalar
bile, sadece iyileştirilmiş konaklama yerleriydi ve buralarda belki kimileri tüm
yıl boyunca yaşıyorsa da büyük çoğunluk kışı geçirmekle yetiniyordu. (J.P.Roux,
Türkler’in Tarihi, S.78-83) |