|
|
Göktürkler’de din “Eski Türkler’in dini kesin biçimde bilinmez. Değişik halk kesitleri ayrı dönemlerde başka başka dinlere inanmıştır. Türkler arasında şu inançlar yaşamıştır: Gök-Tanrı: Bilinen ilk Türk inanç düzeni Gök-Tanrı dinidir. Orhun Yazıtları’nda bu inanç geçer. Gök, insan ve yer kavramlarına dayanır. Tanrı en yüksek kavram olarak inanç merkezinde yer alır. Tanrı insan yaşamını aracısız etkiler. Gücüne uymayanı cezalandırır. Yaraşmayana bağışladığı kısmeti geri alır. Şafak söktürür, bitkiyi canlandırır. Ölüm de onun istemine bağlıdır. Tam güç sahibidir. Yaratıcı, göksel olduğu için Gök-Tanrı diye anılır. Kağan gökten inmiş ve göğün elçisi sayılır. Dünyada en güçlü yaratık olarak insanları yönetir. Gök erkeğin, yer kadının sembolüdür. Bu, Eski Türkler’in ataerkil anlayışına uygun bir tiplemedir. Ancak, kadın hiçbir zaman aşağı görülmez. Yer de önemli ve kutsaldır. Kültegin Yazıtı’nda ‘Üstte mavi gök, altta yağız yer yaratıldığında, ikisinin arasında kişi oğlu yaratılmış’ tümcesi vardır. Burada Gök Tanrı’nın gökyüzü olduğu ortadadır. Tanrı düşüncesinde, gökyüzünden başka ulu varlığa doğru bir gelişme görülür. Yere de büyük saygı duyulur. Yere saygının bir belirtisi olarak ülkede bir dağa Tanrı Dağı adı verilir. Hunlar döneminde güneş, ay ve yıldız tanrıları da vardır. Göktürkler’de yer ve yer-sular kutsallar (azizler) durumundadır. Yedinci yüzyılda Bizans tarihçisi Simocattes, Göktürkler’in ateşe, suya, toprağa saygı gösterdiğini yazar. Kutsal Gök kavramı, Çin’de de vardır. Yazıtlarda ayrıca Kalan Umay adlı bir tanrı adı geçer. Umay tanrıça, çocukların koruyucusu olduğuna inanılan bir tanrıdır. Şamanlık: Şamanlık, Göktürkler’de kağan ve çevresinden çok halk arasında yayılmış ve benimsenmiştir. Yazıtlarda bu inançtan söz edilmez. Bizanslı gezginler Menander (6.yüzyıl) ve Theophylakt (7.yüzyıl) Şamanlığın günümüzde iyi biçimde tanınmasını sağlamışlardır. Şamanlık, kökende gerçek din olmaktan çok, doğanın katı koşullarına karşı bir yaşama biçimidir. Eski Türkler arasında Şamanlığın bir türü yaşar. Şamanlığın büyük araştırıcısı Eliade, Şamanlığı şöyle anlatır: Tüm Kuzey ve Orta Asya halklarında Şamanlık, daha çok Şamancı çevresinde toplanır. Ancak, Şaman dinsel işlevinin tümünde uygulayıcı değildir. Birçok törene, sözgelimi Tanrı’ya sunulan kurbanlara Şaman katılmaz. Hatta, her aile reisinin bunu yapabileceğini belirtir. Sihirsel ve dinsel yaşamın Şamanlıktan oluşmadığını vurgular. Her sihirbazın Şaman sayılmadığını anlatır. Şamanlıkta esas öğelerden birinin hastaları iyileştirme olduğunu, ancak her iyileştiricinin Şaman sayılamayacağını öğütler. Şamanlığı kısaca extase (esrime ve dalgınçlık) tekniği tanımlar. Nedir, ona göre esrime olaylarının da tümü Şamanlık değildir. Şaman her şeyden önce, kendi özel yönleri ile edindiği esrime durumu içinde ruhunu göklere yükseltir ya da yer altına indirir. Oralarda gezip dolaşmak üzere, bedeninden ayrıldığını duyar. Bu sırada Şaman bir araç durumuna düşmez. Tam karşıtı, kendi ruhları denetimi altın alır. Ölü, şeytan, cin ve perilerle bağlantı kurmayı başarır. Hastalara sağlık vermesi, ölülerin isteklerini yerine getirerek zararlarını önlemesi, insanların dert ve dileklerini bildirmek üzere gökteki ve yerdeki tanrıların yanına giderek aracılık yapabilmesi böylece olanaklıdır.Bu özellikleriyle ilkel topluluklarda Şaman korku ve saygı uyandırır. ‘İnsan ruhunun uzmanı’ olarak halk kitlesinin maneviyatına bakar. Ancak işlevi, başka dinsel, sihirsel din adamlarında olduğu ölçüde kapsamlı değildir. Ruh doğrudan işe karışmazsa hastalık, ölüm ya da başka bir şanssızlık söz konusu olmazsa ya da bir kurban töreninde herhangi bir esrime tekniği (göğe ya da yer altına gidiş) yer almazsa Şaman’a iş düşmez. Böylece, Şamanlık dinden çok büyü kişiliğinde bozkır Türk inanç sistemidir. Eski Türk toplumunda görülen, Tanrı ve Yer-Su inançları ile ilgisi bulunmaz. Ancak, Türk inancı ile Şamanlık arasında şaşırtıcı bir uyum olmuştur. Özellikle, Türkler’deki atalar kültü, kartal inancı, demircilik ve at kurbanı, Şamanik özellikler kazanmıştır. Kökende Şamanlığın en büyük özelliği, yayıldığı bölge halkının ruh yapısına bürünme yeteneğidir. Esrime, ruhun gezip dolaşması, tanrılarla bağlantı kurma konusunda Eski Türk toplumu doğaya bağladığı gizli güçleri özümler, yavaş yavaş geliştirerek ona yeni öğeler ekler. Böylece tüm manevi alemini belirli bir kadro içine almayı başarıp bir din sağlamlığı kazanır. Yine de, dışta etki yalnız Türk dinine özgü değildir. Din tarihçilerine göre, her dinde bu tür etkiler, birleşimler, yenilemeler bulunur. Kimi araştırmacılara göre Eski Türkler arasında Totemcilik vardır. Ancak, sınırlı bir çevrede kalır. Run yazılı anıtlarda bu inançtan söz edilmez. Totem, insanların soy, boy gibi toplulukların çok kez hayvanlarla dar bir düğümde bulunduğu bir inançtır. Totem inancına göre, insanlar hayvandan gelir. Hayvanlar insana iyilik ya da kötülük getirebilir. Eski Türkler’de kurt ata sayılır. Bu hayvana saygı duyulur. Çin kaynaklarında geçen bir söylenceye göre , Eski Türkler’in atasını bir kurt emzirir. On dokuzuncu yüzyıl sonlarında Orta Asya Türkleri arasında totemcilikteki şuringa’yı anımsatan putfetişler saptanır. On dördüncü yüzyılda aşid’üd-din, Cami’üt-Tevarih’te yirmi dört Oğuz boyunu sıralarken her dört boyun bir ongon kuşu olduğunu bildirir. Eski Türkler’de kartal inancı önemli bir yer tutar. Kültegin kabartmasında başlığının önünde kanatları açık bir kartal bulunur. Nedir, tüm bunlar Eski Türkler’de totem inancı olduğunu tam kanıtlamaz. Totemcilik salt bir hayvanı ata saymak değildir. Bir inanç sistemi olarak toplumsal ve hukuksal yönleri vardır. Sözgelimi, totemde ana hukuku, Eski Türkler’de baba hukuku egemendir. Totemcilikte mülkiyet ortaktır, Eski Türkler’de özel mülkiyet vardır. Totemde bir toteme bağlı olanlar akraba sayılır, Türkler’de kan akrabalığı vardır. Totemde hek klanın ata saydığı bir totem bulunur, Türkler’de bütün bir boyun kutsal saydığı totem bulunmaz. Totemde boy totemine tapar, Türkler’de kurda tapılmaz. Böylece, özgün totem inancı ile Türk inancı arasında önemli ayrılıklar bulunur. Eski Türkler’de yalnız kimi totemik inanç benzerlikleri saptanır. Doğa tapıncı: Eski Türkler, doğada birtakım gizli güçler olduğuna inanır. Dağ, tepe, kaya, vadi, ırmak, su kaynağı, ağaç, orman, deniz, demir, kılıç, bu gizemli güçlerdendir. Ayrıca güneş, ay, yıldırım, yıldız, şimşek, ruh tanrıları sayılır. Ruhlar, iyi ve kötü ruhlar dolarak ikiye ayrılır. Erkek tanrılar yanında Umay adı verilen tanrıça vardır. Asyalı Hunlar, ilkyaz ve sonyazda atalara ve doğa tanrılarına kurbanlar keser. Han Tanhu, gündüz güneşi, gece dolunayı ulular. Hunlar, Göktürkler, Uygurlar girişimlerini ay yıldız hareketleri ile denetlerler. Tabgaçlar ilk ve sonyazda atalara kurbanlar sunar. Kurbanlar taş-ev tapınağı içinde kesilir, çevreye kayın ağaçları dikilir. Bunlardan kutlu ormanlar oluşur. Göktürkler döneminde doğa ruhlarına yer-sular denir. Bu terim Uygurlar’da da vardır. Yer-sular kutsal sayılır. Yazıtlarda ıduk Ötüken ve tamıg iduk baş olmak üzere iki yer-su adı anılır. Iduk Ötüken, kağanlığın merkezidir. Kutsal Tamıg, Tamır suyunun kaynağıdır. Uygurlar’da Kutlu Dağ söylencesindeki kayalık, ulusa güç ve mutluluk veren ruhtur. Yine eski Türkler’de yağmur taşı olarak kullanılan yada taşı vardır. Tüm bunlar doğaya tapınım öğeleridir. Bizans kaynaklarına göre Türkler ateşi de kutsal sayar. Göktürkler’de görülen bu inanç Zerdüştlüğün etkisiyledir. Ata tapıncı:Bu inanç, ölmüş büyükleri kutsama ile başlar, ölmüş kimi güçlü kişilerin yarı tanrı sayılmasına değin uzanır. Türkler’de atalar kültü inancı da vardır. Hun ve Tagaçlar’da atalara kurban kesildiğine yukarıda değindik. Türkler’de ata anıları kutsal sayılır. Mezarlara karşıyapılan saygısızlıklara ağır cezalar verilir. Ata mezarına silah, değerli eşya, mücevher gömülür. Böylece öbür dünyada yaşamalarının sağlandığı düşünülür. Ölüm töreni: Eski Türkler’de özgün ölü gömme töreni vardır. Yuğ adı verilen bu törende, ölü çadırın içine yatırılır. Her akrabası, koyun, at, sığır gibi bir hayvan keser. Kurbanlar çadırın dışına dizilir. Tüm akrabalar ata biner. Çadırın çevresinde feryat ederek yedi kez döner. Kapıya gelince yüzleri bıçakla çizerler. Kan gözyaşına karışır. Ölü gömmek için uğurlu bir zaman seçilir. İlkyaz ve yazın ölenler yapraklar dökülünceye dek bekletilir. Ölünün atı yakılır. Külü ölünün eşyalarıyla birlikte gömülür. Gömüldüğü gün yeniden kurbanlar kesilir. Mezarın çevresini atlılar kuşatır. Mezarın üzerine sahibinin öldürdüğü (kişi, b.n.) sayıda taş ya da heykel dikilir. Bunlara balbal denir.” (Türkler'in Dili, Fuat Bozkurt, Kapı Yayınları, S.97) |