Zamanda geriye doğru yolculuk yapmanın en kısa yolu tarih okumaktır

 

 

Tu-kiular kimdir?

“Altıncı yüzyılda,İç Asya’daki halkların görüntüsü daha aydınlıktır. Açık seçik, ulusal adlarıyla ilk Türkler gözükmüşlerdir. Çin kaynaklarında Tu-kiu adı ile anılırlar. Kendileri ise Kök-türk adını kullanır. Altıncı yüzyılın ilk yarısında Altay Dağları ile İrtiş Irmağı yatağının yukarı kesimlerinde Juan Juanlar’a bağlı olarak yaşarlar. Uzun bir kölelik yaşamı sürdürmüşlerdir. Altaylar’ın geçit vermez vadilerinde madencilik yapmış, Juan Juanlar’ın demircileri olmuşlardır. Efsanevi adı ile Ergenekon denen bu vadide gelişip derlenirler. Sonunda kurtuluş günü gelir. Tu-kiu Beyi Bumir, Tölisler’in Juan Juanlar’a karşı ayaklanacaklarını gününden önce bildirir. Böylece Juan Juanlar Tölis ayaklanmasını bastırır. Bu hizmetine karşılık olarak Juan Juanlar’dan bir han kızıyla evlenmek ister. Ama bu isteği ‘Siz bizim Altay’da silah yapan kölemiz değil misiniz’ diye geri çevrilir. Bu olay bağımsızlık eyleminin başlaması için kıvılcım olur. Ayaklanan Türk Hakanı Bumin, 552 yılında Juan Juan Devleti’ni öylesine ağır bir yenilgiye uğratır ki, umutsuzluğa kapılan Juan Juan hanı kendini öldürür. Bumin Han, Göktürk Devleti’ni kurar. Devletin merkezi Altaylar’dan Orhun Irmağı yakınlarına alınır. Yaklaşık iki yüz yıl (550-745) sürecek ve iki döneme ayrılacak olan Göktürk Devleti, Aşina (Bozkurt) oğulları yönetiminde böyle kurulur.

Bu dönemden Bugut Yazıtı kalır. Anıtın, Magan Tigin adlı bir Türk prensinin olduğu bilinir. Yaklaşık 581 yılında dikilen Bugut Anıtı’nda Göktürk Kağanlığı’nın 572-580 yılları aydınlatılır.  Magan Tigin, Bumin Kağan’ın  oğludur. Bumin Kağan’dan sonra 553-572 yılları arasında Göktürk tahtına oturan Muhan Kağan’ın kardeşidir.

Türkçe yazılmamış olmasına karşın Bugut Anıtı’nın Türk tarih ve kültürü içinde önemli bir yeri var. Sogutça yazıtın üzerinde Bozkurt-Ergenekon söylencesinin kabartması yer alır. Taşa, Bozkurt’tan süt emen, elleri kesilmiş bir çocuk kazınmıştır.

Bozkurt-Ergenekon söylencesinin Türkçe özgün anlatısı elde bulunmaz. Söylence, 556-581yılları olaylarını anlatır ve 629 yılında tamamlanır.  Chou-shu adlı Çin soyu belgeliğinde yer alır. Çok yaşlı bir Türk’ün sözü anlatısına göre saptanmıştır.

Çin kaynakları, Göktürkler’in Asla Hunları’na dayandıklarını bildirir. Bumin Ailesi, soyağacını Hiung-nu köküne bağlar. Soyun tanrısal olduğunu bildirir. Bumin, olağanüstü bir doğumla dünyaya gelmiştir. Söylenceye göre, Başbuğ ocağı Aşina adlı bir kurttan türemiştir. Chou-shu’da yer alan söylence şöyledir:

Büyük bir bataklığın kıyısında yaşayan Türkler’in atalarını, komşu boyların orduları yok etti. Sağ kalan tek insan, düşmanların acımasızca sakat bıraktığı on yaşındaki bir erkek çocuktu. Dişi kurt, çocuğu büyüttü, sonra onun karısı oldu. Düşmanlardan kaçan dişi kurt, Kao-ch’ang’ın kuzeyinde (Turfan Vadisi’ne) sığındı. Orada bir mağaranın içinde, kurtardığı çocuktan on oğlu oldu. Dişi kurdun oğulları, Kao-ch’anglı kadınlarla evlendi. A-shih-na adındaki oğullarından birisi kendi adını taşıyan yeni bir boyun beyi oldu. Sonraları A-shih-na’nın ileri gelenleri boylarını Altay’a götürdü. Orada Türk adını aldı.

Fransız bilim adamı Roux’ya göre, Aşina adının Türkçe aşınak kökünden geldiği savı inandırıcı olamaz. Tıpkı bunun gibi, ilk hanların adı da Türkçe kökenli değildir. Daha çok Hint-Avrupa kökenli izlenimini verir. Mavi gözlü, kızıl sakallı betimlemeler de bu savı destekler.

Böylece Göktürkler’in eski geçmişleri söylencelerle karışıktır. Daha önce değindiğimiz gibi, kurttan türeme söylencesi Hunlar’da da vardır. Bozkurt’un, Türkleri geçit vermez dar yollardan esenliğe ulaştırması, Hunlar’da da bulunur. Bu durum Hun-Türk ilişkisine dayanır.

Juan Juanlar’ı yenen Bumin Kağan’ın erkek kardeşi İstemi Kağan (552-575) ağabeyine büyük destek olur. Çin kaynaklarına göre, İstemi Kağan on büyük boy başkanıyla, (On Oklar) ağabeyinin yanında Cungarya’nın aşınışına katılır. Daha sonra Bumin’in ölümü üzerine yabgu sanıyla devletin başına oturur. İmparatorluğun tüm batı bölgelerini elinde tutar. Başkent olarak, Yukarı Moğolistan’da Orhun ve Selenga ırmakları arasındaki kutsal Ötüken’i seçer. Oradan Çin’i baskı altında tutar. Ötüken daha önceleri Hiung-nu ve Juan Juanlara da başkentlik yapmıştır.

568 yılında Kilikyalı Zemarkhos yönetiminde bir Bizans elçiler kurulu Göktürk ülkesini ziyaret etmiştir. Bu ziyaretten günümüze kimi canlı betimlemeler kalmıştır. Elçiler kendilerini şaşırtan birçok olaya tanık olmuştur. Sözgelimi, Göktürk Kağanı ile lik kabul töreni taştan yapılmış bir sarayda değil, kocaman bir çadır içinde geçmiştir. Büyük göçebe hanı, süslü ve yaldızlı som altından bir taht üzerinde oturmaktadır. Tahtın tekerlekleri bile vardır. Çadırın içi halılarla döşelidir,heykelciklerle donatılmıştır. Çadırın ortasında altın güğümler ibrikler ve başka kaplar yan yana dizilmiştir. Bizans elçisi, gördüğü bu eşyanın güzelliğinden överek söz edecektir. Göktürkler’in ziyafette sundukları şarap bilinen türden üzüm şarabı değildir. Çünkü onların ülkesinde üzüm yetişmez.

Devlet, İstemi Kağan’ın oğlu Tardu (575-603) döneminde batıda olağanüstü başarılar kazanmıştır. İstemi, Sasaniler ve Bizans’la diplomatik ilişkiler kurmuştur. Zaten Bizanslılar, Zemarkhos kurulunun başarısından sonra Göktürkler’le bir dostluk kurma hevesine düşmüşlerdi. Bizanslılar yeni bir kurul yolladı. Ne var ki, bu elçiler kurulunun somut başarı elde edemediği anlaşılıyor. Elçilerin ziyaretinden bir süre sonra 576 yılında Göktürkler Kırım’ın Bosforus kentini alıyorlar.

Böylece Tu-kiu Devleti’nin sınırları otuz yıl gibi kısa bir sürede Mançurya’dan Kırım Yarımadası’na dek uzanır. Devlet, doğu ve batı olmak üzere iki bölümden oluşur. Doğu ile batıyı ayıran ya da birleştiren çizgi, Altay Dağları ile Çungarya Kapısı’dır. Düzenli ordularla Çin, İran ve Bizans’a akınlar yapılır. Ak Hun yönetimine son verilir. Altıncı yüzyıl sonlarında Göktürk İmparatorluğu Asya’nın en güçlü devleti durumundadır.”

(Türkler'in Dili, Fuat Bozkurt, Kapı Yayınları, S.89)