Zamanda geriye doğru yolculuk yapmanın en kısa yolu tarih okumaktır

 

 

Tu-kiuler ne yer, ne içer, nasıl yaşardı?

“Tu-kiu’lerin adetleri hakkında Çin yıllıkları şu malumatı veriyor: Tu-kiuler saçlarını uzatırlar ve sol eteklerini yukarıya kıvırırlar. Onlar çadır veya keçeden yurtlarda oturur ve ot ile suyun bolluğuna göre bir yerden diğer yere göçerler. Hayvan beslemek ve avcılıkla meşgul olur, et yer, kımız içer, kürk ve yünden elbise giyerler.

Onlar doğruluk ve edepten pek anlamazlar, aynı eski Hiong-nular gibi örf, âdet (yani Çinliler’in nezaket ve terbiyesi) ve adalet bilmezler. Hükümdar tahta çıkınca, en yüksek memurlar onu bir keçe örtünün üzerine oturtarak güneşin istikametine göre dokuz defa bir dairenin etrafında dolaştırırlar.

Onu taşıyanlar, her dönüşte hükümdarın önünde eğilirler. Bu merasimden sonra onu bir ata bindirerek bir ipek kuşakla boğazını sıkıca bağlarlar, sonra çözüp kaç yıl hükümdarlık edebileceğini sorarlar. Memurlar arasında en yüksek makam Şe-hu, ikincisi De-le, üçüncüsü Sı-li-fa, dördüncüsü Tu-maffa’dır.

Aşağı rütbedeki memurlarla hepsi yirmi kişi eder. Bütün bu memuriyetler ırsîdir. Silah olarak boynuzdan yapılmış yay, ıslık çalan ok, zırh, mızrak, kılıç ve pala kullanırlar, bayraklarında altın bir kurt kafası bulunur. Muhafızlarına Fu-li derler ki, onların dilinde kurt manasına da gelir (krş. Türkçe pö-rü; şuna da dikkat etmelidir ki Çinliler Türkçe p sesini f ile, r sesini de her zaman I ile ifade ederler).

Bununla kendi menşelerini anlatmak isterler. (Çinli yazar, burada Tu-kiuler’in dişi bir kurttan türedikleri hakkındaki efsaneye işaret ediyor. Bu efsaneye göre Tu-kiuler’in ceddi, Aşinler’in imhasından sonra sağ kalan bir erkek çocuktur. Düşmanlar, bu çocuğun el ve ayaklarını keserek bir göle atmışlardır. Bir dişi kurt sahilde onu etle besleyerek onunla birlikte yaşamıştır. Kurdu öldürmek istedikleri zaman başka memlekete gitmiş ve orada on erkek çocuk doğurmuştur.

Tu-kiuler at üzerinde pek ustalıkla ok atarlar. Karakten bakımından son derece merhametsizdirler. Yazı (yani Çin yazısı) bilmezler. Adam, at, vergi ve hayvan sayısını, ağaç üzerine oydukları kertiklerle ifade ederler. Yazılı emirler yerine altın uçlu oklar kullanırlar ki, bunun üzerine balmumundan bir mühür raptedilmiş olur.

Akın ve yağma seferlerini umumiyetle ayın bedir halinden önce tertip ederler. Ceza kanunlarına göre isyan, ihanet, adam öldürme, zina ve bağlı bir atı çalmak ölümle cezalandırılır. Vücudun bir kısmına zarra verildiği taktirde, önemine göre eşya ile ceza takdir edilir. Birinin gözünü tahrip eden kimse kızını vermelidir, kızı yoksa karısının malını vermelidir.

Bir âzaya zarar veren kimse bir at öder. Bir at veya başka bir şey çalan kimse, onu on misli fiyatıyla öder. Ölen bir adamın cesedini bir çadıra koyarlar. Ölünün çocuk, torun ve diğer kadın ve erkek akrabaları at veya koyun keserek bunları mezkûr çadırın önüne serer ve ölüm ruhlarına kurban ederler.

At üzerinde yedi defa çadırın etrafında dolaştıktan sonra, kapının önüne gelerek yüzlerini bıçakla keser ve yüksek sesle ağlarlar; böylece kan ve gözyaşı birlikte akar. Bu merasimi yedi defa tekrar ederler.

Sonra muayyen bir günde ölünün binek atı ile bütün eşyasını alarak cesetle birlikte yakarlar. Fakat külünü bir kaba toplayarak yılın muayyen bir zamanında gömerler. İlkbaharda ve yazın ölmüş kimseleri, ağaçların yaprakları sararıp dökülmeye başlarken, fakat sonbaharda ve kışın ölenleri yaprak ve çiçekler açarken gömerler.

Ölüm gününde olduğu gibi gömme günlerinde de ekrabalar kurban keser ve yüzlerini parçalarlar. Mezarın üzerine ölünün taklidini dikerler ve bu taş heykellerle onun hayatta iken iştirek etmiş olduğu bütün savaşları gösterirler.

Yalnız bir adam öldürmüşse ancak bir taş dikerler. Bazı mezarların üzerinde yüz ve daha fazla taş bulunur. Koyun veya at kurban edildiği zaman, bunların kafasını bir değneğin ucuna asarlar. Bu günlerde (yani kurban günlerinde) sarhoş oluncaya kadar içerler.

Ruhlara tapar ve şamanlara (Çince Wu) inanırlar. Savaşta ölmeyi şeref, fakat hastalıktan ölmeyi bir zillet sayarlar. Örfü âdetleri umumiyetle Hiung-nularınkine benzer.”

(W.Radloff, Sibirya’dan 1.Cilt, S.125)