|
|
|
|
Gök
tengri Türkler’in tanrısı mıdır? “Türkler’in
her çeşitten halklarla ilişkileri ve altında kaldıkları etkiler, Moğollar
ve belki tüm Altaylılar ile de ortak olan dinlerinin güçlü bir biçimde özgün
olmasını önlemiştir; dolayısıyla bu dinde, bilinmeyen pek az şey vardır.
Esrime için, vecde gelmek için her ikisi de hayvan biçimli olan iyilikçi
ruhlarla kötülükçü ruhların mücadelesinin yardımıyla acunsal geziyi
yapabilmek amacına yönelik büyüsel-dinsel bir teknik olan tarih öncesinden
beri bilinen ve Sibirya ile Uzak Asla’nın özelliği sayılan Şamanizm bile
tümüyle biricik değildir. Şamanizm’i çok aşan ve büyünün dinle karşıtlaşması
gibi o Şamanizm ile karşıtlaşan din bile tek parçadan oluşmuş değildir.
Bazı temel ilkelere ve belli bir dünya görüşüne dayanan din, bölgeye,
zamana ve onu uygulayanların toplumsal sınıfına göre değişebilir. Kendini
en yüce ortaya koyuş biçimi, Tengri Gök Tanrı’dır. Gök Tanrı, mavidir,
ilksiz ve sonsuzdur, yücedir, evrenin ‘kendiliğinden oluşmuş’ ya da
‘yaratılmış’ olmasına göre yaratıcı
ya da değildir. Buyruklarını verir, insanlar üzerinde baskı yapar, ölümden
başka ceza bilmez. Kuşkusuz aşkın ama belki hükümdarlar tarafından şamanlar
ve kalma yerlerinden biri olan ölülerin kuş-ruhları tarafından erişilebilir;
habercileri kartallar ve şahinler, yaşam veren ve kadınları dölleyen ışık
ışınları sayesinde insana doğru gidebilir. Yüksek
ruhlardan ayırt edilmesi güç olan ikincil tanrılar ile Tengri aynı zamanda
işe karışır, ona bağlı olabilir. Örneğin koruduğu ve barındırdığı
bilinen Tanrıça Yeryüzü ‘yeryüzünün ve kutsal suların ruhlarının tümü’,
yeni doğmuş çocukların koruyucusu, etenesel bir tanrıça olan Uzay ve belki
Gök’ten başka, belki de sadece onun kendini ortaya koyuşlarından biri olan
Zaman Tanrısı Od Tengri konusunda durum böyledir. Diğerlerinin
en azından o dönemde Tengri ile aynı zamanda sözleri edilmez. Hatta Türkçe
metinlerde her zaman adları bile geçmez. Ay ve Güneş, Venüs, dağ ve özellikle
acunsal eksen, Dünya’nın merkezi Ötüken Dağı, Büyük Ağaç ve birçok
ağacın biraraya gelmesi olan koru, ağaçlık ve yine burada da Ötüken Ağaçlığı,
arıtıcı ve aile ocağının bekçisi, koruyucusu; şamanın, onun gibi
kendinden geçmeye boyun eğmiş ve dumanı onun gibi Gök’e varabilen öteki
ben’i; Eşik Tanrısı ve yaşamın belirtileri, Numenli nesneler, nesnelerin
belki de o zamandan beri idollerde, ‘ongunlar’da, ileride daha iyi anlayacağımız
bütün bu belirsiz tanrısallıkları, özellikle yabancı bilgilerle ve daha
sonraki olgularla öğreneceğiz. Asena
Ailesi’nin töteminin büyük ata olması ve öbür totemlerin özgünlüklerini
yitirmelerinin yanısıra, hayvan dünyası, ‘bambaşka ve tıpkısı’
olarak ve insanınkinden üstün güçlere sahip durumda bulunarak, eksiksizliğini
korudu. Hayvan dünyasının işbirliği
zorunluydu. Hayvanların kırkılmaya, sağılmaya ya da öldürülmeye karşı
çıkmaması gerekiyordu. Ve onlar da karşı çıkmıyordu. Çünkü ayinler,
ilk ürün,av, kurban etme,türün bazı temsilcilerinin serbest bırakılması,
yani ne türlü olursa olsun kullanılmadan, yararlanılmadan bırakılması
ayinleri yapılıyordu. Çok
zaman pek iyi algılanamayan kült, dualar, kısa boşalmalar, kanlı olmayan
sungular ve günlük saçlar; Gök’e ve öbür tanrılara kurbanlar, bu arada
da en çok bir atın. Ayrıca başka hayvanların, örneğin Bulgarlar’da bir
köpeğin kazığa oturtularak kurban edilmesi biçimindeydi. Salt birer saygı
gösterisi olan kurbanların amacı, kurulu düzenin muhafazasıydı. Göğün
çökmemesi, yerin batıp yok olmaması, sürülerin, çocukların büyümeyi,
gelişmeyi sürdürmeleri...” (J.P.Roux,
Türkler’in Tarihi, S.111-112) |