Zamanda geriye doğru yolculuk yapmanın en kısa yolu tarih okumaktır

 

 

Göktürk yazıtlarında kadının adı yok!

Serpil AYGÜN

Bu inceleme Kültür Bakanlığı yayını olan Kültür dergisinin Ocak-Şubat 1994 tarihli 103. sayısında yayımlandı.

Orta Asya’da, Orhun ve Yenisey ırmakları yöresinde bulunan Kül Tegin ve Bilge Kağan yazıtları, Göktürkler döneminden kalma, 8. yüzyılda dikilmiş taş yazıtlardır. Yazıtlardaki ana konu Göktürkler’in siyasal tarihi olmasına rağmen, yazıtlardan Göktürkler’in toplumsal yapısıyla ilgili dağınık da olsa bazı bilgiler elde edebiliyoruz. Bu toplumsal yapı içerisinde kadının yerinin de önemli olduğunu düşünüyoruz. Ancak söz konusu yazıtlarda kadınlarla ilgili verilerin azlığı, yazıtlara dayanarak Göktürk dönemi kadınını tasarlayabilmemizi oldukça güçleştirmektedir. Yine de bunu başarmak –birtakım varsayımlardan kaçınmazsak- olanaksız değildir.

Bu yazıda, Göktürk dönemi kadınının toplumsal konumunun aynı dönem erkeğinkiyle göreli bir eşitliğe sahip olduğu, Göktürkler’de kadınla erkeğin yaradılıştaki birlikteliğinin1 aile içinde ve devlet yönetiminde de sürdüğü- tarihin belirli bir dönemi antropolojik bir bakışla değerlendirilerek gösterilmeye çalışılacaktır.

İncelememize, yazıtlardaki kadın adları üzerinde durarak başlayacağız. Aslında, bu başlangıç, ortaya atılacak tez açısından ümit verici görünmeyebilir. Çünkü, yazıtlarda yer adlarının yanı sıra, gerek Türk2 gerek Çinli3 birçok savaşçı adıyla hatta Kül Tegin’in atının adıyla4 bile karşılaşmamıza rağmen tek bir kadın adı5 görüyoruz.

Kaynaklarda kadın adına pek rastlanmaması6 yalnızca  Orhun Yazıtları’na özgü değildir; dönemi anlatan Türkler’le ilgili başka tarihsel kaynaklarda da aynı durum söz konusudur.

Macar L.Rasonyi, Türk kadın adlarıyla ilgili olarak yaptığı bir araştırmada7, eski Türkler’den kalan tarihsel kaynaklarda erkek adlarına oranla çok az sayıda kadın adı bulunmasının ataerkil toplum yapısından kaynaklandığını ileri sürmektedir.8

Göktürkler döneminde, Orta Asya’da kimi çevre toplumlarda anaerkil aile düzeni görülmekle birlikte9 karşılaşılan yaygın aile tipi ataerkildir.

Göktürk Devleti’nin üzerine kurulduğu soy-oymak örgütlenmesi ataerkil aile yapısının çatısını oluşturmaktadır.10 Söz konusu ataerkil aile yapısına rağmen kadının aile içindeki yerinin önemini gösteren bazı ipuçlarıyla karşılaşmaktayız.

Örneğin Kül Tegin ve Bilge Kağan Yazıtları’ndan daha önceki dönemlerde dikilmiş olan Yenisey mezartaşlarında anne tarafının önemini gösteren bazı ifadeler göze çarpmaktadır.

Söz gelişi, Kemçik-Cirgak mezartaşındaki “(...) teyzemden, annemden, karımdan (...) ayrıldım”11 tümcesi çok ilgi çekicidir. Ölen yetişkin erkekler adına dikilmiş Yenisey mezartaşlarında, “Prensesime doymadım”, “İyi eşimden ayrıldım”, “Karımdan ayrıldım” gibi ifadeler dikkati çekecek yoğunlukta yer almaktadır.12

Bu dönem kadının aile içindeki konumunun başka bir görünümü de devlet yapısında ortaya çıkıyor. Göktürk hükümdarlarından Mohan Kağan’ın oğlu Ta-Lo-Pien’in (Talobien), kağan olabilmek için gerekli özellikleri taşımasına rağmen, annesinin soylu bir aileden gelmemesi yüzünden tahta çıkarılmamış olması13 gibi birçok örneğe, hem Göktürkler’de hem de onlardan önce Orta Asya’da devlet kuran Hunlar’da rastlıyoruz.

Gerçi eski Türk söylencelerinde ve geleneklerinde gerek kağan seçiminde14, gerek kağanın yönetim için hazırlanması sırasında15 kağanın eşi olan hatunun konumu anlatılmamaktadır, fakat yazıtlarda bu önemli konuyla ilgili çarpıcı bir tarihsel bilgi bulunuyor. Yazıtlara göre, Bilge Kağan’ın annesi ile babası, tanrı ve kutsal yer-su tarafından “birlikte” tahta çıkarılmıştır:

“Yukarıdaki Türk Tanrısı ve Türk kutsal yer-su (ruhları) şöyle yapmışlar Türk halkı yok olmasın diye, halk olsun diye, babam İlteriş Hakanı (ve) annem İlbilge Hatunu göğün tepesinden tutup (daha) yükseğe kaldırmışlar muhakkak ki.16

Elteriş Kağan’la Elbilge Hatun’un birlikte tahta çıkarıldıklarını, yazıtlarda iki ayrı yerden17 daha öğreniyoruz ki bu da ifadenin raslantı olmadığını kanıtlıyor.18

Tahta çıkarttıklarına “kut”19 veren Tanrı, yalnızca Elteriş Kağan’a değil, onunla birlikte Elbilge Hatun’a da kut vermiştir.20 Elbilge Hatun’un kutu sayesinde oğlu Kül Tegin sağlıklı olarak büyümüş ve erginleşmiştir.21

Elbilge Hatun’un sıradan bir insan olmadığını Göktürkler’in ana-tanrısı22 olan Umay’a23 benzetilmesinden24 anlıyoruz.

Ayrıca Elbilge Hatun’un cenaze töreni de onun önemli bir kişi olduğunu göstermektedir. Tonyukuk Yazıtı’ndan öğrendiğimize göre Elteriş Kağan, eşi öldüğü sıralarda savaşmakta olan kavminin başına geçmeyerek eşinin cenaze törenine katılır.25 Buradan, hatunun cenaze töreninin (yuğ töreni) devlet işine göre öncelikli bir önemi olduğu anlaşılmaktadır.

Elbilge Hatun ile Elteriş Kağan’ın yukarıda anlatılan birlikteliği, Göktürkler’de siyasal egemenliğin kuruluş aşamasında kadın etkeni ağırlığının, neredeyse erkeğinkine denk olduğunu gösteriyor.

Söz konusu denkliği, siyasal egemenliğin yitirilmesinin dile getirilişinde de görüyoruz. Göktürkler bağımsızlıklarını yitirmelerini, oğullarının ve kızlarının başka toplumların buyruğu altına girmesi biçiminde dile getiriyorlar: (...) bey olmağa layık erkek evladı kul oldu, hanım olmağa layık kız evladı (da) cariye oldu.”26

Yazıtlarda siyasal bağımlılığın ifadesinde  birkaç kere27 kullanılan bu deyişle, oğul ve kız evladın eşit tutulduğunun dolaylı olarak belirtildiği söylenebilir.28

Göktürkler dönemindeki ataerkil toplumsal yapılaşmanın, gerçek anlamda bir kadın erkek eşitliği yaşanmasına engel olduğu ileri sürülebilir. Çünkü soyun indiği uruğa göre yapılanan akrabalık ilişkilerinin, karar mekanizmalasını belirlemesi sonucunda bireylerin toplumsal konumları dereceleniyor.29

Ancak, kadın ve erkeğin toplumsal konumları arasında belirgin bir dengesizliğin de, söz konusu dönemde yaşanmamış olduğu söylenebilir. Çünkü, yazıtlardaki kadınla ilgili veriler az olmakla birlikte, Göktürk dönemi kadınının toplumsal konumuyla ilgili gerçekten olumlu bir izlenim vermektedir.

Ataerkil yapının dayatmasına rağmen kadının konumunun daha sonraki kimi dönemlere göre erkeğin toplum içindeki konumundan hiç de aşağı olmaması iki ana nedene bağlanabilir.

Birincisi, elimizdeki belgelerin, bulguların eksikliği yüzünden bizim için karanlık olan dönemlerde yaşanmış olması olası anaerkil bir dönemin izlerinin Göktürkler’de de sürmüş olmasıdır.

İkinci neden de göçebe bir kültüre sahip Göktürkler’de –obalarındaki cinsiyete dayalı işbölümüne30 rağmen- kadınla erkeğin yaşamlarının zorunlu içiçe geçmişliğinin, onları doğanın içinde doğaya ve insana karşı birlikte bir savaşım vermeye zorlamış olmasıdır.

Sonuç olarak, kullandığımız kaynaklar çerçevesinde diyebiliriz ki Göktürkler döneminde toplumsal konum açısından göreli bir kadın-erkek eşitliğinin yaşanmış olabileceği düşüncesi bir varsayım olmanın çok ötesine geçmektedir.

 

Notlar

1 Kül Tegin Yazıtına göre “yukarda mavi gök, aşağıda yağız yer yaratıldıkta; ikisinin arasında insanoğlu yaratılmış”tır. (Hüseyin Namık Orkun, Eski Türk Yazıtları, Ankara, 1987) Yazıtta “insanoğlu” ifadesi karşılığında “kişi oğlu” ifadesi yer almaktadır. B.Ögel’in kaynaklara dayanarak yaptığı açıklamaya göre “kişi” sözcüğü günümüzde olduğu gibi, eski Türkler’de de “hem kadın, hem erkek” anlamında kullanılmaktaydı. Bu durumda, B.Ögel’in yerle gök arasında yaratılan kişi oğlu, bir çift olmalı biçimindeki yorumuna katılabiliriz. (Bahaeddin Ögel, Türkler’de Devlet Anlayışı) T.Tekin’in çevirisinde de “kişi oğlu”nun, “insanoğulları” biçiminde çevrildiğini görüyoruz. (Talat Tekin, Orhun Yazıtları)

2 Bumin Hakan, İstemi Hakan, Bars vb. (H.N.Orkun, a.g.y.s.29, 39)

3 Onk Tutuk, Çaça-Sengün vb. (a.g.y. S.44)

4 Azman, (a.g.y. S.48) yazıtlarda, insanların yanısıra atlardan da söz edilmiş olması çok da şaşırtıcı olmamalı, çünkü atlı-göçebe bir kültüre sahip Göktürkler, Hunlar ve Moğollar gibi, devletlerini at sırtında savaşarak kurmuş ve yaşatmışlardır. (atın, eski Türkler’deki önemiyle ilgili olarak bkz. : Gyula Nemeth, Atilla ve Hunları.)

5 Bu kişi; Göktürk kağanlarından Elteriş Kağan’ın eşi, Kül Tegin ve Bilge Kağan kardeşlerin annesi olan Elbilge Hatun’dur.

6 Yazıtlarda adı verilmeden sözü edilen kadınlar da vardır. Bilge Kağan’ın “büyükannaleri, ablaları, gelini, prensesleri”, “küçük kızkardeşi”, “kızı” ve “Türgiş Hakanı’nın kızı”. (Orkun, a.g.y. S.39, 50, 56, 57).

7 Laszlo Rasonyi, “Türklükte Kadın Adları”, Türk Dili Araştırmaları Yıllığı Belleten, 1963.

8 A.g.y. S.66

9 Sencer Divitçioğlu, Kök Türkler, İstanbul 1987.

10 Sadri Maksudi Arsal, Türk Tarihi ve Hukuk, İstanbul 1947.

11 Orkun, a.g.y., s.491. Bu tümcedeki “teyzem, annem, karım” biçimindeki sıralama soygelimin kadın kadın soy çizgisinden izlendiği bir dönemin uzak anılarının iziymiş gibi görünüyor. Göçekten de Türkler’in tarihinde yaşanmış bir anaerkil dönemin güçlü kanıtları olarak gösterilebilecek ögeler bulmak olanaklı: Göktürkler’in türeyiş söylencelerindeki dişi kurttan türeme ve yapılan dış evlililerde çocukların hep anayanlı  adlar almaları (Divitçioğlu, s.73), eski Türk dinindeki anaerkil yapının silinememiş izleri (Ümit Hssan, Eski Türk Toplumu Üzerine İncelemeler, Ankara, 1986) göçebe Türk boylarının evlatlık kurumlarında korunan gelenekler (İnan, a.g.y. s.311) gibi çoğaltılabilecek örnekler verilebilir. Ayrıca, W.Eberhard’da Göktürkler’in ataları H’yung-nu’ların toplumsal yapılarında ana egemenliğine ait bazı ögelerin bulunduğunu söylemektedir. (W.Eberhard, Çin’in Şimal Komşuları, S.94)

12 H.N.Orkun’un kitabında, yer alan 65 Yenisel yazıtından 19’unda bu tür ifadeler yer almaktadır.

13 Ögel, a.g.y. S.67

14 Bir Göktürk söylencesine göre Göktürk devletini kuran Aşina Ailesi’nden en yükseğe atlayan kişi başa geçirilir (B.Ögel, Türk Mitolojisi, S.28)

15 Kağan olarak seçilen kişi keçe üzerinde 9 defa döndürüldükten sonra ipekten bir iple boynu sıkılarak kendisine kaç yıl kağanlık yapılacağı sorulur. (Ögel, a.g.y. S.294)

16 Tekin, a.g.y. S11

17 A.g.y. S.15, 45

18 Kağanla hatunun egemenliğinin sözde kalmadığını da biliyoruz. Özkan İzgi’nin Chang-Jen-t’ang’ın T’ang devrindeki Doğu Göktürkleri hakkında yeni belgeler (618-745) adlı doktora tezinden aktardığına göre  Göktürkler’de emirnameleri yalnızca kağanlar değil, hatun da imzalıyordu. (Özkan İzgi, İslamiyetten Önceki Türkler’de Kadın” Türk Kültürü Araştırmaları, 1973-1975, S.150)

19 Kişinin “kut”u olması, eski Türkler’de “devlet sahibi ve kağan olma” anlamına gelmekteydi. Ancak “kut”un anlamı sonraları çok genişlemiştir. (Ögel, Türkler’de Devlet Anlayışı, S.21)

20 “(...) annem Hatun’un kutu sayesinde, kardeşin Kül Tigin erkeklik adını elde etti” (Tekin. A.g.y. S.17)

21 Divitçioğlu, a.g.y. S.66

22 Ögel, Türk Mitolojisi, S.130

23 Umay, Altay Türkleri’nde de çocuklarla hayvan yavrularının koruyucusu olan bir tanrıça-ruhtur. (Abdülkadir İnan, Makaleler ve İncelemeler.)

24 “Umay’a benzeyen annem hatununu (...) (A.g.y. S.44)

25 “(Bu esnada) hatun (=Hanın karısı) yok olmuş idi (ölmüştü) ona cenaze merasimi yapayım dedi. Ordu varın dedi” (A.g.y. S.110)

26 Tekin, a.g.y. S.11

27 Orkun, a.g.y. S.32, 35, 39, 41, 50.

28 Göktürkler, başka kavimleri siyasal egemenlikleri altına aldıkları zaman bunu anlatmak için onları esir aldıklarını ya da “kul ve cariye” yaptıklarını belirten ifadeler kullanmak yerine “(...) dizlilere diz çöktürdük başlılara baş eğdirdik” (a.g.y., S.37-38). “Oğullarını, karılarını, at sürüsünü, malarını yok eyledim” (a.g.y. S.69) veya “Ülkesini orada adım” (a.g.y. S.64) türünde ifadeler kullanıyorlar. Eski Türkler’in göçebe kültür yapısının –köleler olsa bile- gerçek anlamda bir kölelik kurumu oluşmasına izin vermemiş olması, insancıl değerler açısından, kadın-erkek ilişkilerine de lansıyan olumlu bir katkı yapmış olmalı.

29 D.M.Scheider & K.Gough (ed.), Matrilineal Kinship, USA 1962, University of California Press S.4

30 Divitçioğlu, a.g.y., S.226.