Zamanda geriye doğru yolculuk yapmanın en kısa yolu tarih okumaktır

 

 

Göktürkler ne giyer, nasıl avlanırdı?

“Suyab halkının yünlü kumaşlardan yapılmış elbiseler giydiğini de kaydeden Hüen-Çang, Suyab’a gelirken şehrin yakınında T’ong Şe-Hu Kağan ile karşılaşmıştı. Kağan o zaman kudretinin doruğunda bulunuyor, hakimiyeti Ceyhun’un güneyindeki topraklara kadar uzanıyor, oğlu yabgu ünvanı ile merkezi Kunduz olan Toharistan’ı idare ediyordu. T’ong Şe-Hu Kağan Çinli rahibi güleryüzle karşıladı. Kağan bu esnada ava çıkmaya hazırlanıyordu; üzerinde yeşil satenden bir kaftan vardı, saçlarının hepsi görünüyordu. On ayak uzunluğunda bir ipekli parçası alnını birkaç defa sardıktan sonra arkaya sarkıyordu. Maiyyetini teşkil eden iki yüz kişinin saçları ise örgülü olup bunlar gümüş işlemeli elbiseler giymişlerdi. Rahip Kağan’a refakat eden askeri birliklerin atlara ve develere (?) bindiklerini görmüştü. Bunların ellerinde mızraklar, bayraklar ve yaylar bulunuyordu. Onlar ince kumaştan elbiseler ve kürkler giymişlerdi. Hüen-Çang sözlerine devam ederek diyor ki: ‘bu askerlerin dizisi o kadar uzun idi ki, dizinin sonunu görmek mümkün olmuyordu. Sonra avdan dönen kağan şehrin yakınındaki karargahında (ordu) muhteşem bir toy verdi. Kağan’ın çadırı altın çiçeklerle bezenmiş büyük ve geniş bir otağ olup göz kamaştırıyordu. Takuvan denilen ve altın işlemeli elbiseler giyen saray memurları kumaş geçirilmiş hasırlar üzerinde iki dizi halinde oturmuşlardı. Kağan’ın muhafızları da saray memurlarının arkasında ayakta duruyordu.”

(Faruk Sümer, Eski Türkler’de Şehircilik, S.13)