|
|
|
|
Gururlu Göktürk kağanı kimdir?“K’i-min
Kağan’ın oğlu ve haleflerinden Hie-li Kağan ise babasının aksine atalarının
gururlu ruhunu taşıyan bir hükümdardı. O, bir taraftan Çinliler’in
entrikaları ve diğer taraftan birbirini takip eden kıtlık, açlık ve başka
sebepler yüzünden tutsak alınıp Çin’e götürülünce, imparator ona
saray hizmetçileri nazırının konağını tahsis etmişti. Fakat esasen
tutsaklık yüzünden pek mahzun olan Hie-li Kağan’a bu konak bir zindan gibi
geldi; belki şehir hayatını da sevmediğinden konağın bahçesine kurdurduğu
bir otağda yaşadı. Buna rağmen şeref ve haysiyet sahibi, gerçek bir ‘kağan’
olduğundan ne bu otağ hayatı, ne de imparatorun teskin, teselli ve memnun
edici gibi görünen teklifleri, duyduğu derin üzüntüyü hafifletebildi;
gittikçe artan teessürü dört yıl sonra ölümüne sebep oldu. Fakat bu şerefli
bir ölümdü.” (dipnot)
İmparator, Hie-li Kağan’ın üzüntüden sararıp solduğunu haber alınca
avla avunacağını sanıp bilhassa geyiği bol Kuo-Çou bölgesinin valiliği
teklifinde bulunmuş, fakat kağan bunu reddetmişti. Sonra imparator
imparatorluk muhafız kuvvetleri komutanlığı tevcihi ile kağana güzel
topraklar ve bir ikametgah vermişti. Hie-li hayata veda edince (634 yılında)
imparator, Türkler’e kağanlarına kendi türelerine göre cenaze töreni yapılmasını,
yani cesedinin yakılıp Pa ırmağının doğusunda bir mezar inşa edilmesini
söyledi (halbuki bu çağda Türkler’in eski zamanlarda olduğu gibi ölülerininin
cesetlerini yakmayıp toprağa verdikleri yine Çin kaynaklarında haber
veriliyor.) Kağan’ın vefat ettiğini öğrenen atabeyi (Hu-lu Ta-kuan T’uyü-hun-ye)
ona karşı duyduğu bağlılık ve saygıdan dolayı yaşamak istemeyerek
intihar etti. İmparator, atabeyin bu hareketinden çok duygulanarak ona ölüm
sonrası ünvanı verip, kağanın yanına defnedilmesini ve mezarı üzerine
bir kitabe yazılmasını buyurdu. Bu elim hadiseleri haber alan kağanın
amcalarından Su-ni-şi de vefat edenlerle birlikte olmak için canına kıymıştı.
Başka birçok milletin tarihinde olduğu gibi sadakat, saygı ve sevginin en yüksek
ifadesi olan bu gibi asil davranışlar Türk tarihinde de vardır. 639 yılında
Hie-li Kağan’ın yeğeni Kie-şe-şuay (bizde Kür Şad olarak tanınmıştır)
şehzade Ho-lo-hu’yu (Hie-li Kağan’ın oğlu) Türk ülkesine kaçırıp
devleti yeniden kurmak istemişti. Bütün bunlar devletin yıkılmasından ve Türük
budununun perişan bir şekilde dağılmasından (Çin’e yüz bin kişi gelmişti)
duyulan derin teessürün tepkileridir. “ (Faruk
Sümer, Eski Türkler’de Şehircilik, S,6) |