|
|
|
|
Göktürkler’in Çin hayranlığı hangi düzeylere ulaştı?“Çin, genişliği, zenginliği,
kuvveti, yüksek ve parlak medeniyeti ile komşularının gıptasını çekiyor,
hatta gözleri kamaştırıyordu. Bu münasebetle bazı Göktürk kağanlarının
Çin’e ve Çinliler’e karşı derin bir hayranlık duydukları görülür.
Bu kağanlar bu duygularının tesiri ile ve şüphesiz ülkelerini zengin,
istikrarlı ve kuvvetli bir duruma getirmek için, Çin’in birçok veya her şeyi
ile taklit edilmesi gerektiğine inanıyorlardı. Bunlardan biri, bütün
imparatorluğun tek hükümdarı T’a-po Kağan (572-580) yüz bin atlıya
sahip olduğu halde, öyle bir Çin hayranı idi ki, Çin’de doğmadığına
esef ettiğini gizlemiyordu. T’a-po tutsak Çinli bir rahibin
telkini ile Çin’in kuvvet ve zenginliğinin Buda dininin ilkelerine riayet
edilmesinden ileri geldiğine inanarak bu dine girmiş, hatta bir de mabet inşa
ettirip, Çin imparatorundan Buda dinine ait bazı kitaplar istemişti. Onun bu
dinin emirlerini yerine getirdiği bildiriliyor. Yine bu kağanlardan bir diğeri, Şapolyo
(581-587), Çin imparatoruna gönderdiği bir mektupta, Çin adetlerini almak
istediğini, fakat kendi milletinin gelenek ve göreneklerinin çok köklü olduğu
için henüz buna cesaret edemediğini bildiriyordu. Söz konusu Çin geleneklerinin başında
saç ve kıyafet değişikliği geliyordu. Türkler saçlarını birkaç pelik
halinde örüp arkaya sarkıtıyorlardı. Onlar İslamiyet’e girdikten sonra
da epeyce bir müddet bu geleneği sürdürmüşlerdir. Hatta Türkler saçları
kendilerinki gibi olmayanlara ‘tok er’ diyorlardı. Çinlilerinki ise topuz
şeklinde veya düğümlü idi. Elbiseye gelince, Türkler kaftanlarının
sağ kanadını sola atıyorlardı. Bellerinde de üzerleri oyuk veya kabartmalı
süsler ile bezenmiş kemerler (kur>kurşak>kuşak) bulunurdu. Türkler kemer takma ve kulanmaya içtimai
ve siyasi mevkii göstermesi bakımından büyük bir ehemmiyet veriyorlardı.
İslam aleminde de onlar süslü kurşakları ile dikkati çekiyorlardı. Çinliler’e
gelince, onlar elbiselerinin sol kanadını sağa atıyorlardı. Bu yüzden Çinliler,
Türkler’in bu geleneklerini de herhalde barbar adetleri şeklinde görüyorlardı.
S.Julien’in tercümesinde bunlardan başka Çinliler’in kanunlarını kabul
etmek ve hatta dili dahi değiştirmek hususları zikrediliyor... elbisemizin önünü
kesmek, dalgalı (sarkıtılmış) saçlarımızın örgülerini çözmek,
dilimizi değiştirmek ve sizin kanunları kabul etmek hususlarına gelince,
gelenek ve göreneklerimiz çok köklü olduğu için onları henüz değiştirmeye
cesaret edemedim. Şapolyo Sui hanedanının ilk
kudretli hükümdarı Yang Kien ile mücadeleye girişmiş, başarı gösteremeyince
ona sadık bir tabi olmuştu. Çin yıllıklarında onun tabilik davranışları
ile ilgili inanılması güç şeyler anlatılır. Şeref ve haysiyet duygularını
bir tarafa atarak Çin hükümdarına karşı yaptığı davranışlar ve söylediği
sözler, otağında bulunan Türkler’in yüzlerini kızartmış, duydukları
derin üzüntüden acı acı inlemelerine ve hüzün verici çığlıklar
atmalarına sebep olmuştu. Bilge Kağan’ın isim vermeyerek ‘bilgisiz kağan
olurmış, erinç, yablak kağan olurmış erinç = akılsız kağan tahta çıktığında,
kötü kağan tahta oturduğu için..’ sözleri ile kınadığı eski kağanlardan
biri de şüphesiz Şapolyo’dur.” (Faruk Sümer, Eski Türkler’de Şehircilik,
S.3-4) |