|
|
|
|
Orta Asya’nın çöl kuşağı dünyanın en zorlu yaşam
bölgeleridir! “Hazar Denizi’nden Moğolistan’daki Gobi ve Ordos
çöllerinin doğu sınırlarına kadar, İç Asya’nın güneydoğu bölümlerinin
çoğunu kitlesel bir çöller kuşağı kaplar. Bu çöl kuşağının Orta
Asya bölümünde, Karakum’un geniş kum tepelerini ve Kızılkum’un oturmuş
(stabilize olmuş) kum ve taşlık tabanlarını içine alan Turan alçak düzlükleri
başattır. Bu iki büyük çölü, Amu Derya’nın yoğun bitkili alüvyon
ovası ayırmakta, Sır Derya boyunca uzanan kışın yaprak döken ağaç
ormanları da, Kızılkum’la kuzeydoğudaki kumluk Muyunkum arasında buna
benzeyen bir işlev görmektedir. Bu kurak şerit, Balkaş Gölü’nün batısındaki ıssız
Betpak_Dala’ya ve gölün güneyinde yer alan Sarı-Işıkotran Çölü’nün
geniş kumluk alanlarına kadar uzanır. Orta Asya’nın batı ucundaki Üstyurt
Yaylası Aral Gölü’nün batı kıyılarından ve Hazar Denizi’nin Karaboğaz-Gölü
Körfezi’nin doğu kenarlarından dimdik yükselir ve komşusu Karakum Çölü’nden
bile daha kısırdır. Aray Gölü’nün doğu ve güneyindeki Karakum ve Kızılkum
çöllerinin ortası yılda dört parmaktan (10 cm.) az yağış alır. Fakat
Orta Asya çöl kuşağının bazı dış çeperlerine, en çok ilkbaharlarda
olmak üzere, yılda sekiz parmak (20 cm) kadar yağış iner. Ama bu bile, buharlaşma oranının ancak yüzde 15’i
kadardır. Orta Asya’nın genel kuraklığı, tuzlu ve yüksek alkalinli
toprakların ortaya çıkmasına yol açmıştır. Mamafih, sulamayla verimli
hale getirilebilecek gri çöl toprakları çok daha olağandır. İyi bir talih eseri olarak, Orta Asya’nın en kaliteli
toprakları, güneydeki dağların eteklerinde yer alan vahalarda ve büyük
nehirlerin alüvyon ovalarında bulunmaktadır. Verimli vahalar, fazla sularını
Sır Derya’nın aldığı Fergana Vadisi ve Taşkent vahaları dahil, Amu
Derya ile Semerkand ve Buhara vahaları arasında akan Zerefşan boyunca sıralanmış,
daha çok, löslü dağ kenarı ovalarındadır. Ayrıca, Amu Derya Deltası’nın alüvyonlu toprakları,
insanların en eski çağlardan beri, Harezm vahasının deltasında yaşamalarını
desteklemiştir. Orta Asya ırmakları yılda iki kez büyük bir debiyle akar:
Önce yağmurların en çok yağdığı ve alçak yamaçlardaki karların eridiği
ilkbaharda, sonra da, dağ buzullarının çözüldüğü yaz ortasında.
Vahaların çevresindeyse,çalı ve yarı-çalıların başat olduğu seyrek
bitki örtülü çöller bulunmaktadır. Bu orta enlemli Orta Asya çöllerini, belirgin mevsimlik
ve günlük (gece-gündüz) ısı değişmeleri niteliklendirir. Böyle olmakla
birlikte, kışlar genellikle kısadır ve güney kenarlarında, ortalama ısının
donma noktasının altına düştüğü sadece bir ya da iki ay olur. Yazlar sıcak geçer; güneyde temmuz ısı ortalamaları
27,50 C’dir. Bazı günler, ısı 490 C’ye kadar çıkar. Dağların oluşturduğu bir kesintiden sonra, çöl kuşağı
doğuya doğru, Tanrı Dağları’nın ve ona bitişik bozkırın birbirinden
ayırdığı iki şerit halinde devam eder. Bu şeritler, Tarım Havzası’nın
doğu çıkışında yeniden birleşir ve en önemlisi, Moğolistan Yaylası’nın
güney bölümündeki Gobi olmak üzere, sürekli bir çöller dizisiyle doğuya
doğru ilerler. Yükseklerdeki bu orta enlem çöllerinin ayırıcı özellikleri,
devamlı kuraklık , soğuk kışlar ve sıcak yazlardır; bir de, her mevsimde
gündüz saatleriyle çöl geceleri arasında çarpıcı ısı farkları
olmaktadır. Çok değişik çöl türlerinin bir karması yaygın
bulunmakla birlikte, genellikle bu çöllerin yüzeyleri batıda kumlarla,
merkezi Gobi yörelerinde taş ve çakıllarla, Ala Dağlar ve Ordos’un doğu
çöllerindeyse kum ve çakıllarla kaplıdır. Çepeçevre kapalı Tarım Havzası’nın ortasını işgal
eden Taklamakan Çölü’nde bazen 300-400 kadem (100-130 metre) yüksekliğe
kadar çıkan gezici kum tepeleri (barhan) vardır. Bu uçsuz bucaksız kum bölgesinde, Lobnor Gölü’ne
akan Tarım Irmağı ve kolları boyunca yetişen tugay dışında hemen hemen
hiçbir bitki yoktur. Okyanuslardan uzaklığı ve denizlerin üstündeki hava
kitlelerinin buraya erişmesini engelleyen dağ sıraları nedeniyle Taklamakan
Çölü yeryüzünün en kuru yörelerinden biridir. Yılda iki parmaktan (5 cm) az yağış alır, birçok yıllardaysa
buraya hiç yağmur yağmaz. Ama bu çölün güney ve kuzey kenarlarında
tersine, Kunlun ve Astın Tağ, Pamirler ve Tanrı Dağları’nın Tarım
Havzası’nın dağlık iç çeperlerine bitişik, eşik halinde bir dizi
verimli vaha bulunmaktadır. Güneyde ve batıda, bunlar Kaşgar, Yarkend, Hotan, Keriya
vahaları ve Tarım Irmağı’nın aralıksız/sık kolları üstündeki başka
vahalardır. Kuçe ve Aksu gibi daha küçük vahalar, havzanın kuzey sınırındaki
Tanrı Dağları’nın güney yamaçlarına komşudur. Daha az kapsamlı bir
kum ve çakıl çölü, Çungarya Havzası’nın göbeğinde, Tanrı Dağları
ve Altay Dağları’nın arasında yer alır ve her iki dağ silsilesinden
otluklarla ayrılır. Çöllerin kumlu olanlarıyla taşlı-çakıllı türlerinin
arasındaki geçiş alanı, Tarım Havzası’nın hemen dışındaki ıssız
Pei Şan Çölü’ndedir. Bu susuz çölde ve Gansu Koridoru’nun batı uçları
dahil, bitişik çöl arazisinde, buralara Kara Gobi adının verilmesine yol açan,
parlak siyah çakıllardan bir taban yüzeyi bulunur. Başka sorunlarının yanı
sıra, bu alanda özellikle ara mevsimlerde, sık ve güçlü fırtınalar da görülmektedir. Yüzeyinin küçük bir bölümünü kaplayan kum
tepelerine karşın, yılda dört parmaktan (10 cm.) az yağış alan Moğolistan
Gobisi’nin uçsuz bucaksız gibi görünen çöl ovaları, esas itibarıyla
bir çöl tabanı oluşturan taş ve çakıllarla kaplıdır. Yerdeki kum ve mil, önemli bir ölçüde rüzgar aşındırmasıyla
havalandırılıp, anlaşılan Büyük Çin Seddi’nin güneyindeki löslü dağ
eteklerine yığılmıştır. Gobi’nin yüzeyi, engebeleri açısından büyük çeşitlilikler
göstermektedir. Tipik olarak bu arazi, görece
alçak dağ ve tepelerle ayrılan geniş havzalara bölünmektedir. Bu havzaların
içinde de, görece sığ ve su sızdırmayan çukurlar bulunmakta, buralarda
bir dizi gölcük ya da playa (takır)
oluşmaktadır. Gobi’nin kimi bölümlerinde hiç bitki yokken, kimi bölümlerinde
de saksaul çalılıkları ve yer yer çimenlikler bulunmaktadır.” (Robert Taafe, Erken İç Asya Tarihi, Coğrafi Durum,
s.57-58) |