|
|
Sayfa 4
Sümerbank’ta teknik müfettişlik görevine atandım ve İzmit’ten Ankara’ya gittim. Daha önce eşimi ve çocukları Konya’ya göndermiştim. Ankara’da göreve başladıktan kısa süre sonra ilk görev olarak Beykoz’daki Deri ve Kundura Sanayi Müessesesi’nde teknik teftiş yapmam istendi. Beykoz’dan sonra Gemlik Suni İpek Fabrikası’nda teftiş görevi yaparken ilkokula yeni başlayan kızım Neşe’yi de yanımıza alarak oraya gitmiştik. Neşe ilkokula orada devam etti. Daha sonra Sivas Çimento Fabrikasına teftişe giderken, eşimi ve kızım Neşe’yi Konya’ya baba evine gönderdim. Esas ihtisasım olan Klor Alkali ve Selüloz konusundan sonra çimento sektörüyle tanıştım. Böylece çimento sektörü ana konum oldu. Sümerbank teftiş müdürlüğü’nde göreve devam ederken Genel Müdür Mehmet AKIN beni makamına davet etti. Sermayesinin yüzde 44,9’u Sümerbank’a ait olan Türkiye Çimento Sanayi A.Ş.’ye Genel Müdür Teknik yardımcısı olarak beni tayin etmek istediklerini söyledi. Bu görevi kabul etmemin doğru olmayacağını, çimento konusu ile ilgili olarak bilgimin Sivas Çimento Fabrikası’nda yaptığım teftişten ibaret olduğunu söyledim. Bunun üzerine Balıkesir Çimento Fabrikası Müdürlüğü’nü tedvire memur edildim. Fabrika’da yakıt olarak Zonguldak maden kömürü kullanılması zorunlu kılınmıştı. O tarihte 7.000 kalori/kg olan maden kömürünün maliyeti Balıkesir Çimento Fabrikası stok sahasında teslim 260 TL/ton civarında idi. 4500 kalori/kg olan Soma Linyit kömürünün ise aynı şartlarda 45 TL/ton’du. Kuru sistemle çalışan Balıkesir çimento fabrikasında linyit kömürüyle çalışmanın tehlikeli olacağı varsayımı ile yakıt olarak maden kömürü kullanılması zorunlu kılınmıştı. Fabrikanın linyit kömürüyle çalışması halinde üretimi olan klinkerin dolayısıyla çimentonun maliyetinin çok daha ucuz olacağını hesap ederek tecrübe yapmakta fayda gördüm. Önce yüzde 10 linyit kömürü karıştırılmak suretiyle deneme yaptırdım. Konu ile şahsen ilgilenerek yakıt olarak yüzde 100 linyit kömürü ile fabrikanın çalışması imkanını sağladım. Ben genel müdürlüğe durumu henüz bildirmeden öğrenilmiş olacak ki emir dışı bu davranışımı teftiş etmeye gelen genel müdür yardımcısı durumu mahallinde görünce benim yeterince çimento konusunda bilgi sahibi olduğuma kanaat getirerek Ankara’ya dönmüş ve benim Çimento Sanayi A.Ş.’ne Teknik Genel Müdür Yardımcısı olmam hakkında yönetim kurulu kararı çıkartmıştır. Balıkesir Çimento Fabrikasında görev yaparken o tarihte Balıkesir valisi olan Ahmet KINIK bey her hafta Cuma günleri huzurunda üst kademe yetkilileri ile toplantı yaparak, şehrin çeşitli konuları hakkında görüşme yapıyordu. Benim de katıldığım bu toplantılardan birinde valinin özel kalem müdürü içeri girdi. Balıkesir köylerinden birinin bir heyet halinde vali bey ile görüşmek istediklerini söyledi. Bu görüşmeyi yapmak için dışarı çıkan sayın valinin bize aktardığı görüşme özeti çok enteresandı. Gelen köy heyeti, köylülerinin CHP’li oldukları ve aralarında para toplayarak bir ilkokul yaptıklarını ve bu okula okul teçhizatı ile öğretmen tayini istediklerini, ancak DP parti mensubu olan valinin halk partili oldukları için bu isteklerini yerine getiremeyeceğini bildirerek köylüleri geri gönderdiğini bildirmesi çok enteresandı. Bu kabil davranışların 1960 ihtilalinin nedenlerinden olması gerektiği kanaatindeyim. Diğer taraftan Balıkesir halkı ve işadamlarının politik görüşleri ne olursa olsun birbirleriyle olan ilişkilerinin medeni ölçüler içinde olduğuna şahit oldum. Bunlardan iki konuya değineceğim. - Birincisi iktidar ve muhalefetin tamamen zıt davranışlarının hat safhada olduğu o günlerde şehir kulübünde buluşan ters görüşlü, partici, tüccar ve esnafın gayet samimi bir hava içinde sohbet ettikleridir. - İkincisi belediye halk otobüslerinde biletçi yoktu. Yolcular gideceği yere uygun para veya bileti ilgili yere bırakıp, otobüste şehir içi yolculuğu yapıyorlardı. 1960 yılının ilk aylarına isabet eden günlerde siyasi huzursuzluk Ankara’da had safhaya ulaşmıştı. Kızılay’da her gün talebe olayları yaşanıyor ve süngü takılı inzibat askerleri kaldırımlarda halk arasında devriye geziyorlardı. Çok geçmeden 27 Mayıs 1960 askeri darbesi cereyan etmiş, parlamento feshedilerek Milli Birlik Komitesi adıyla anılan ve Cemal GÜRSEL Paşa’nın başkanlığında bir kuruluş işleri yürütmeye başlamıştır. DP kapatılarak bu partiye mensup devlet erkanı ile Cumhurbaşkanı Celal BAYAR ve Başbakan Adnan MENDERES tutuklanmıştır. Çok sayıda üst düzey yöneticinin yerleri değiştirilmiştir. Ben dahil benzeri kişilerden hiçbir partiye mensup olmayanlar görevlerine devam ettirilmiştir. İhtilal sabahı şirket mensubu olan ve fırsattan yararlanmak isteyen Mehmet BOZMA isimli elektrik teknisyeninin Genel Müdürlük binasına astığı bir pano enteresandır. Bu panoda “4 arabalı genel müdür ve hempalarını istemiyoruz’’ şeklinde bir yazı yazılmıştı. Pano görevli bir bekçi tarafından indirilmiş ve panoyu asan kişinin iş akdi yönetim kurulu kararı ile feshedilmişti. 27 Mayıs müdahalesinden birkaç ay sonra Türkiye Çimento Sanayii Genel Müdürü Selahattin AKYOL Sümerbank Genel Müdürlüğü’ne atandığı için bu göreve Orhan ÜÇOK atanmıştır. Üçok’un genel müdürlüğü uzun sürmemiş, o tarihte milli birlik komitesinde görev alan Turhan FEYZİOĞLU’nun akrabası olarak adı geçen genel müdür Ereğli Demir Çelik Fabrikası kuruluş siparişlerine nezaret etmek üzere seçilen bir heyete dolgun ücretle tayin edilerek Amerika Birleşik Devletleri’ne gönderilmiştir. Boşalan genel müdürlüğe ben tayin edildim. Ancak bu atama maddi bakımdan benim aleyhime olmuştur. 120 TL./GÜN yevmiyeli olarak görev yaparken genel müdür olunca aylık ücretim 1.750 TL. olmuştur. Genel müdürlüğe atanmamdan bir süre sonra, kendisini milli birlik komitesi üyesi Muzaffer YURDAKULER olarak tanıtan bir kişinin telefon ederek 27 Mayıs sabahı şirket giriş kapısına astığı pankart dolayısıyla iş akdi feshedilen elektrik teknisyeni Mehmet BOZMA’nın en yüksek ücret ile tekrar eski görevine atanmasını istemesi üzerine o anda yanımda ziyaretime gelmiş olan İhsan MOCAN da vardı ki; (sonradan Etibank Genel Müdürü olmuştu.) iş akdi yönetim kurulunca feshedilmiş olan bir kişinin tekrar aynı göreve tayin edilmesinin şirkette olumsuz bir durum yaratacağı nedeniyle mümkün olamayacağını bildirmem üzerine milli birlik komitesi üyesi olan ve yukarıda adı geçen kişinin bana vermek istediği emir çok tuhaftı. (İhtilali biz bunun için mi yarattık.) Benim komite üyesine verdiğim cevap: “Bize ihtilalin nedeninin meşruiyetini kaybetmiş bir iktidarın yerine hukuk devletini ihya etmek olduğu bildirilmişti” oldu. Bu sözüm üzerine telefon yüzüme kapatılmış ve yanımda oturan İhsan MOCAN korkarak kaçıp gitmişti. Bunun üzerine komite üyesi Muzaffer YURDAKULER beni şikayet etmiş olacak ki Cemal MADANOĞLU (komite üyesi) telefon ile beni arayarak durum hakkında bilgi istedi, olayı olduğu gibi kendisine anlatmam üzerine Cemal MADANOĞLU bana “Sn. Genel Müdür biz askeriz bazen dangıl dungul konuşuruz, kusura bakma. Kanun ve mevzuat neyi amir ise “ona göre işlem yap’’ demiş ve ben Yassıada’ya sürgün edilmekten kurtulmuştum. Genel müdürlük görevim devam ederken karşılaştığım ilgi çekici olaylardan biri de o tarihte Sanayi Bakanlığı’na atanmış olan Fethi ÇELİKBAŞ’ın tutumu olmuştur. Bu dönemde her 15 günde bir defa bakanlığa bağlı genel müdürler bakanlıkta toplanırlardı. Böyle bir toplantıda bakan Fethi ÇELİKBAŞ’ın toplantıya iştirak eden ve her biri en az bir yabancı dil bilen bizlere “yabancı dil öğrenin, ben Galatasaray mezunuyum, Fransızca biliyor ve çeşitli dergileri inceliyorum’’ demesi olmuştur. Sn. Bakanın genel müdürlerinin kim oldukları hakkında en küçük bir bilgisi yokmuş. Diğer bir önemli husus da benden önce genel müdürlük yapmış olan kişilerin döneminde özellikle demokrat parti döneminde sipariş edilen çimento fabrikaları için politik maksatla çimento fabrikalarının sipariş edildiği veya kurulduğu görüşüyle ilgili genel müdür ve muavinleri hakkında davalar açılmışken Sn. Çelikbaş’ın bakanlık müsteşarı kanalıyla Ergani’de bir çimento fabrikası kurulması için şifai talimat vermesiydi. Mahallinde yaptırılan inceleme sonunda burada fabrika kurulmasının uygun olmadığı bir raporla tespit edilerek bakanlığa bildirilmişti. İsteğine uygun olmayan bu kararımız Sn. bakanı öfkelendirmiş ve bazı tatsız olaylara neden olmuştu. Bakanın müsteşar kanalıyla ısrarlarına rağmen bakanlıktan istenilen yazılı emir verilememiştir. Durum şirketin en büyük üç ortağına (Sümerbank yüzde 44,9, Emlak Kredi Bankası yüzde 44,9, iş bankası yüzde 10,2) bildirilmişti. Her üç ortak bu konuda evet veya hayır deme basiretini aradan iki aydan fazla zaman geçmesine rağmen bildirmemiştir. Şirketin müdürler kurulu başkanı da olmam sıfatıyla genel kurulu olağanüstü toplantıya davet ettim. Detaylı görüşmeler neticesinde bakanlığın şifai talimatı ile Ergani’de çimento fabrikası kurulmasını uygun bulmadığım için istifa etme yolunu tercih ettim. Benim yerime bakanın tavsiyesi ile tayin olan genel müdür Cavit BORÇBAKAN da Ergani’de çimento fabrikası kurulmasını gerçekleştirmedi. İstifamı takiben Sümerbank’ta teknik baş müfettiş görevine atanmıştım. Yeni görevime başlamamdan kısa bir süre sonra o tarihteki Sümerbank genel müdürü beni makamına davet etti ve Sümerbank bünyesinde kimya proje müdürlüğü adıyla bir şube kurmamı ve beş yıllık plan gereğince gerçekleştirilmesi ön görülen soda fabrikası, krom magnezit tuğla fabrikası, kaprolaktan fabrikası kurulması ve Gemlik suni ipek fabrikası ile Filyos ateş tuğla fabrikasının ıslah ve tevsi işlerini yürütmemi istediler. Soda ve krom magnezit fabrikaları ile ilgili çalışmalar ön plana alınarak fizibiliteleri hazırlanarak fabrikaların kurulması ön görülen yerler tespit edildi. Kaprolaktan fabrikası kurulması ile ilgili şartlar henüz mevcut olmadığı gerekçesiyle ertelendi. Türkiye’de soda fabrikası kurulmasının gerçekleşmesinden endişe duyan İngilizler önemli bir müşterilerinin yok olacağı endişesiyle üst kademelere müracaat ederek bu projeden vazgeçilmesi için çeşitli yollardan baskı yapmışlardı. Türkiye’de en çok soda kullanan şişe-cam fabrikasının sahibi olan İş Bankası idi. Şişe-cam fabrikası genel müdürü Dr. Şahap KOCATOPCU’da bu baskıda destek olmuştur. Bahse konu kişiler Devlet Planlama Teşkilatına tesir ederek soda fabrikası kurulması yerine Van Gölü yanındaki Arın Gölü’nün suyunda soda olduğunu, dolayısıyla burada da çam altı ve Yavşan tuzlalarında olduğu gibi tabii buharlaştırma yoluyla soda üretilebileceğini önermişler ve devlet planlama teşkilatının genç ve tecrübesiz elemanları ile bu öneriyi bize aktarmışlardı. Arın gölündeki soda konsantrasyonunun çok düşük oluşu ve bu bölgenin deniz seviyesinden 1700 m. yüksek, güneşli sıcak günlerin sayılı olduğu görüşüyle doğal buharlaştırma yoluyla burada soda üretiminin mümkün olamayacağı hususunda devlet planlama teşkilatı ikna edilmiştir. Buna rağmen ihtiyacı olan sodayı ithal yoluyla sağlayan İş Bankası bu projenin tahakkuk etmemesi için elinden gelen her türlü gayreti sarf etmeye devam etmiştir. Bu sırada Konya Çimento Sanayi A.Ş. de işten uzaklaştırılan genel müdürün yerine beni bu göreve davet etmek üzere gelen bir Konya milletvekili ve fabrikanın kurucu ortağı Samet KUZUCU ile İş Bankası’nın genel müdür yardımcısı ve Konya Çimento Sanayi A.Ş. yönetim kurulu başkanı Alaattin TİRİTOĞLU’na mesleğimi en iyi değerlendirme imkanını sağlayan görevimden ayrılmayı düşünmediğimi defalarca tekrarlamama rağmen tekliflerinde ısrar etmişlerdi. Sırf kabul edilmesin diye o tarihte çok önemli bir meblağ olan aylık ücret olarak 15.000 TL. verip veremeyeceklerini söylemek basiretsizliğinde bulundum. Bu talebimi kabul ettikleri için bir emri vaki ile karşılaştım. Böylece Konya Çimento Sanayi A.Ş. genel müdürü ve yönetim kurulu üyesi olarak 1965 yılının 2. Yarısında istemeyerek Sümerbank kimya müdürlüğü’nden istifa ettim ve Konya’daki görevime başladım. T. Çimento Sanayi A.Ş. genel müdürüyken Konya Çimento Sanayi A.Ş. ortaklarının ricası üzerine bu şirketin sermaye artırımında yüzde 30 ile T. Çimento Sanayi A.Ş. yi ortak yapmıştım. Bu nedenle Konya Çimento Sanayi A.Ş.’nin yönetim kurulunda bir üyelik görevi T. Çimento Sanayi A.Ş.’ye verilmişti. Konya Çimento Sanayi A.Ş. genel müdürü olarak yukarıda bahse konu emsali olmayan bir ücretle görev almamdan benden sonra T. Çimento Sanayi A.Ş. genel müdürlüğüne tayin olan Sn. Cavit BORÇBAKAN rahatsız olacak ki yönetim kurulunda bu şirketi temsil eden üye kanalıyla idare meclisi toplantılarında devamlı olarak güçlük çıkarma yoluna başvurmuştur. Ancak diğer ortakların üyeleri beni destekledikleri için bu kabil güçlük çıkarmalar bir işe yaramamıştır. Konya Çimento fabrikasının ıslahı ve tevsii işleriyle ilgili çalışmalara devam ederken Ankara’dan tanımadığım bir kişi benim ne zaman Ankara’ya geleceğimi telefonla sormuştu. Kendisine evimin Ankara’da olduğunu yalnız hafta sonlarında Ankara’ya gidip geldiğimi bildirmem üzerine Nuh’un Ankara Makarna’sı sahiplerinden Ahmet ESKİYAPAN ile rahmetli Nuh Eskiyapan’ın oğlu Muharrem ESKİYAPAN lüks bir araba ile üç saat sonra Konya’ya beni ziyarete geldiler. Ankara’dan telefon eden kişilerin kendileri olduğunu bildirdiler. Yapılan görüşmeler sonunda kendilerinin de bir çimento fabrikası kurmak istediklerini ve beni tavsiye etmeleri dolayısıyla, kuracakları fabrikanın genel müdürü olmam için bana geldiklerini bildirdiler. Çimento fabrikası kurulabilmesi için bazı ön çalışmaların yapılması gerektiğini fabrikanın sipariş safhasına gelinceye kadar kendilerine yardımcı olacağımı ve bu sürede herhangi bir ücret talep etmeyeceğimi bildirdim. Cumartesi günleri öğleden sonra her zaman olduğu gibi Ankara’ya gidiyor ve Makarna fabrikasını ziyaret ediyordum. Bu sürede çimento fabrikasını İstanbul’da kurmayı tercih ettiklerini öğrendim. Bir çimento fabrikası kurulması için ilk önce yer seçilmesi ve seçilen yerin durumuna göre kurulacak fabrikanın kapasitesinin tespiti gerekiyordu. İstanbul civarında kurulacak fabrikanın yerini tespit için hafta sonlarında uçakla İstanbul’a gidiyorduk. Makarna fabrikasının İstanbul’daki işyerinden emrimize tahsis edilen bir vasıta ile Ambarlı’dan Adapazarı’na kadar olan ve fabrika kurulmasına en uygun mahalli tespit etmek için defalarca dolaştık. En sonunda Nuh Çimento Fabrikası’nın halen bulunduğu yer olan Hereke’yi 1.planda tespit ettik. Ancak fabrika kurulabilmesi için yeterli bir düz alanın orada olmadığı, buna mukabil çimento üretimi için hammadde olarak kullanılan marn’ın bol miktarda burada bulunduğu ve karayolu, demiryolu, denizyoluyla üretilen çimentonun alıcılara sevkinin mümkün olacağı tespit edildi. Kurulacak fabrika için gerekli düz alanın burada sağlanabilmesi için 2-3 milyon m3 miktarında hafriyat yapılması gerekiyordu. Ancak bu hafriyatta çıkacak malzemenin konulması için çevrede uygun bir yer de yoktu. Ahmet ESKİYAPAN belediye başkanının da yardımı ile hafriyattan çıkan malzemenin denize dökülmesi için sahilde müsait bir yer olan bugünkü iskele sahasını seçmişlerdi. Bugün iskele sahasının bulunduğu dolgu sahasında yer alan tünel ile 100 metrekarelik alanda arsası olan kişilerden bu arsalar satın alındı. O tarihte denizi doldurmak için devlete beher metrekare için 25 TL. ödenmesi gerekiyordu. İlgili makamlardan gereken izin alınmış ve Gebze Mal Müdürlüğü’ne 6.000 metrekarelik alan için gereken ödeme yapılmıştır. Yapılan hafriyattan çıkan malzeme müsaade alınan bu sahaya dökülmüş, ancak hafriyattan çıkan malzeme tahminimizin iki katı olarak yer almıştır. Ahmet ESKİYAPAN müsaade alınan 6.000 metrekare yerine 12.000 metrekarelik bir sahanın tapusunu almıştı. Bu nedenle müsaade edilen arsa ile doldurulmuş olan deniz sahasının yarısı devlete ait olduğu için buraya her sene belirlenen miktarda bir ödeme yapılmaktadır. Çimento fabrikasının kurulacağı yerde hafriyat yapılırken Türkiye Çimento Sanayi A.Ş. Genel Müdürü İstanbul’a her gelişinde burada fabrika kurulamayacağını benim için de yanlış adam seçtiklerini, zararın neresinden dönersen kar olur, buranın nesini beğendin? Demesi üzerine AHMET ESKİYAPAN’ın “havasıyla, manzarası çok hoşuma gidiyor’’ demesi üzerine adı geçen genel müdür bir daha hiç gelememiştir. Hafriyat devam ederken kurulacak çimento fabrikasının siparişi, Alman Humbold firmasına verilmiş ve ilk fabrika 18 ay gibi kısa bir sürede kurularak üretime başlamıştır. Bu arada ben de Konya Çimento Fabrikası’ndan ayrılarak, Hereke Çimento Fabrikası Genel Müdürü olarak göreve başladım. Hereke Çimento Fabrikası üzerine oturduğu sahadan Dilovası’na kadar olan sahanın çimento hammaddesini ihtiva etmesi dolayısıyla sonsuz bir hammadde sahasına sahip bulunmaktadır. Çimento fabrikası üretime başlayıp herhangi bir problemi olmadığını gören ortaklar bana verdikleri 15.000 TL. aylık ücretten kurtulmak için olduğunu sandığım nedenle kurucu ortaklardan Mimar Mustafa ALİKİŞİOĞLU’nu fabrikada görev yapmaya tayin etmişlerdi. Aradan geçen kısa bir süreden sonra bir fabrikada iki sorumlu genel müdür olmasını uygun görmediğim için Hereke’den ayrılmak istediğimi ortaklara bildirmiştim. Uzun tartışmalardan sonra ben fabrikadan ayrılarak Ankara’ya döndüm. Murakabe heyetinde ve Ankara Çimento Fabrikası’nda görev alma teklifleriyle karşılaştım. İki ay süreyle görev almadım. Bu müddet sonunda Ankara Çimento Fabrikası genel müdürlüğünü tercih ederek göreve başladım. Ankara Çimento Fabrikası Ankara’nın başkent olmasından sonra artan su ihtiyacını karşılamak üzere Çubuk Barajı’nın yapımında lüzumlu çimentonun karşılanması için kurulmuştu. Başlangıçta bugünün modern çimento teknolojisi ile mukayese edildiğinde yapılması düşünülmeyecek derecede basit bir şakuli sistemde kurulmuş olan fabrika daha sonra yaş sistemde çalışan bir çimento fabrikasına dönüştürülmüştü. Benim görev aldığım tarihte bu sistem dahi ekonomik rantabilitesini kaybetmiş ve çimento üretiminde kuru sisteme geçilmişti. Bir taraftan fabrikada eksik olan tesislerin kurulması ve kuru sisteme geçilmesi için gerekli ön çalışmaları yapmaktayken, diğer taraftan Hereke’de kurduğum Nuh Çimento fabrikasına geri dönmem için de değişik kanallardan davetler başlamıştı. Ankara Çimento Fabrikası’nın bahçe içinde müdür evi vardı. Bahçe çalışmalarından zevk alan bir kişi olarak burada oturmaktan çok rahat ve mutluydum. Ayrıca kızım Neşe de Ankara’da yüksek okula başlamıştı. Diğer taraftan ailece bir arada yaşama imkanı da olmuştu. Ancak bir resmi kuruluş olan çimento fabrikasında tarafıma yapılmakta olan aylık ödeme en yüksek devlet memuru maaşı seviyesinde olmasına rağmen özel sektörde aldığım aylık ücretle mukayese edilmeyecek seviyedeydi. Ankara Çimento Fabrikası’nın ıslah ve modernleştirme çalışmalarına devam ederken Nuh Çimento Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet ESKİYAPAN Hereke’ye dönmem için ısrarlı talepte bulunuyordu. Bu durum karşısında hangi işyerini tercih etmem için vereceğim kararın alınmasında tereddüt içindeydim. Uzun süre devlet memuriyetinde çalıştığım için, bu süreye özel sektörde çalıştığım zamanın da eklenmesi suretiyle devlet memuriyetinden emekli olup olamayacağım konusunu incelettim. Sevindirici bir netice olarak baremin 1. derecesinin 4. kademesinden olmak ve 500 TL. genel müdür tazminatıyla emekli olabileceğim saptandı. Bunun üzerine emekli sandığına müracaatta bulundum ve Hereke’ye dönmeye karar verdim. Bu arada Ahmet ESKİYAPAN, kurucu ortaklardan Burhan DİNÇBAL bana yazdıkları bir mektupla Hereke’de görev almamı ve ayrılmama neden olan 2. Genel Müdür Mustafa ALİKİŞİOĞLU’nu görevden alacaklarını, genel müdür olarak benim tek başıma görev yapacağımı bildirmişlerdi. Böylece Hereke’de Nuh Çimento Sanayi A.Ş. genel müdürü olarak tekrar göreve başladım. Beni tekrar Hereke’ye ısrarla geri dönmem için istemelerinin ana nedenlerinden yalnız birine değineceğim. Benim yokluğumda çimento öğütülmesini artırmak için çimento değirmenlerine yüklenmesi gereken bilya, silpeps gibi şarj malzemelerinin değirmen kapasitesinin en çok 130 ton ile sınırlandırılmasına rağmen 50 ton fazlası ile 180 tona çıkarılması neticesinde değirmenin redüktör dişlileri ile fener dişlilerinde kırılmalar olması ve üretimin uzun süre aksamasına sebep olması gibi. Hereke’de görevime başlamamdan sonra çimento fırınlarında klinker üretimini artırıcı imkanlar sağlayan yeni bir sistemin geliştirilmiş olduğunu ilgili literatürden okumuştum. Bu gelişmenin uygulandığı Avrupa’da kurulu çimento fabrikalarında yaptığım inceleme sonunda yerinde görerek şirketimizde de çimento fabrikasında bu sistemin uygulanmasına karar verdim. Yönetim kurulundan aldığım yetkiyle gerekli çalışmalara başladım. Bu sistemin adı Pasec Metodu idi. Döner fırın ve klinker soğutucuda herhangi bir değişiklik yapmadan ön ısıtıcı sisteminde Pasec sisteminin uygulanması yoluyla günlük klinker üretim kapasitesi 1.200 ton’dan 3.000 ton’a yükselmiş, dolayısıyla çimento üretim maliyeti büyük ölçüde düşmüştür. Böylece Nuh Çimento dış ülkelerde rekabet gücü kazanmış ve yıllık üretim kapasitesinin yüzde 100’ünün dahi uygun fiyatla ihraç edilme olanağı dolayısıyla iç piyasa satış dalgalanmalarının etkisiz hale gelmesi sağlanmıştır. Satış problemi olmadan üretim yapan ve ortaklarına önemli ölçüde kar dağıtan bir kuruluş olan Nuh Çimento Fabrikası yeniden değerlendirme yoluyla elde edilmiş olan ihtiyatların kullanılması suretiyle ortaklardan herhangi bir ödeme talebi olmaksızın fabrika kapasitesinin yüzde yüz artırılması yoluna gidilmiştir. Kısa bir süre içerisinde çalışan sistemin aynı olan 2. Döner fırın sistemi kurularak kapasite yüzde yüz artırılmıştır. Bugünkü durumu ile Nuh Çimento Fabrikası dış literatürde yer alan açıklamalara göre rekabet gücü en yüksek olan iki çimento fabrikasından biri (diğeri Norveç’te) olarak üretimine devam etmektedir. Bu durumu göz önünde tutan yönetim kurulu, genel kurulu da onayı alınmak suretiyle mevcut kapasitesini yüzde yüz artırma yoluna gitmiş ve 2004 yılı sonuna doğru günlük klinker üretim kapasitesini 6.000 ton’dan 12.000 ton’a yükseltme imkanına kavuşacağı yatırıma başlamıştır. Nuh Çimento Sanayi A.Ş.’de görev aldığım tarihten 1991 yılı Temmuz ayına kadar şirket genel müdürü ve yönetim kurulu üyesi olarak devam eden hizmetim bahsi geçen tarihten itibaren de yönetim kurulu üyesi olarak devam etmektedir. Seyit A. ULUBAY Kozyatağı-26 Mayıs 2004 |