|
|
|
|
Bağımızın meyveleri Bağlarımızda üzümden başka kiraz ağaçları vardı. Kiraz zamanı, beyaz kiraz, altıparmak kirazı, vişne toplar eşeğin semerinin sağına-soluna birer küfe bağlar, çarşıya, kabzımala götürürdük. Eve de götürür bol bol yerdik. Bağların etrafına ayva, muşmula ağaçları dikilir, bunlar meyve verme zamanı toplanıp satışa sunulur, evde yenilir, reçel yapılır, kışlık nevale hazırlanırdı. Ayrıca aralarda elma, şeftali, erik, dut, kayısı, üvez ve çeşitli ağaçlar olur, meyvelerini toplardık. Daha sonraları, bağ miktarı elli dönüme çıkınca babam eşeği sattı, at ve talika (yaylı araba) aldı. Arabanın zevki ve yararı daha fazlaydı. Üzüm zamanı, alpehlivan, pamitçavuş üzümleri, sabuncubeyazı, muratağa üzümü (Komşu Murat Ağanın getirdiği çubuktan ürediği için onun ismi verildi), keçimemesi, Hamburg (kokulu, iri, siyah üzüm) ve diğer çeşitli üzümler toplanır, küfe sepetlerine doldurulur. Sepet dolduktan sonra, sepetteki üzüm kadar da üste doldurulup doruk yapılır, asma çubukları ile desteklenir, otlarla kapak yapılıp o şekilde sevk edilirdi. Sepete yapılan bu kapak, beceri ister. Herkes yapamaz. Kızkardeşim İhsan’ın büyük oğlu, yeğenim Engin Yazıcıoğlu (şimdi İstanbul Üniversitesi Çapa Tıp Fakültesi’nde KBB profesörü), çocukluğunda yaz tatillerinde Edirne’ye geldiklerinde bağa beraber gider, üzüm toplardık. Her zaman o günlerden sitayişle bahseder, o günleri anar. Yaz günleri sıcaktan bunalarak, kuyulardan su çekip el-yüz yıkayarak, su içerek çalışmamızı kolaylaştırırdık. Bazan da sular kuyulardan çekilir, susuz kalıp sıcakta bunalırdık. Kimi zaman sağanak yağmur altında kalırdık. Toprak yollar çamur olur; sırılsıklam ıslanarak, çamurlara batarak yola çıkar âdeta “Volga Günleri” yaşardık. Fırında olsun, bağlarda olsun, ücretli adam tutulup çalıştırılırdı. Arada bir arkadaşları davet ederdim. Bisikletlerle gider, bağ sefası yapardık. Azığımızı ağaçlar altında yer, meyve toplar, eğlenirdik. Bir gün altı arkadaş, bisikletlerle bağa gittik. Bağ dönüşü ayrı bir yola girdik. Hızla yokuş aşağı giderken, aniden önümüze 4-5 metre derinlikte küçük bir gölet çıktı. Beş kişi kıl payı kurtardık. Arkadaşın biri bisikletle yardan uçtu ve suya düştü. Bereket, su derin değildi. Sırılsıklam ıslanan arkadaşı soyup elbiselerini güneşe serdik, pantolon-gömlek kuruyuncaya kadar orada kaldık ve oğlanı tiye alıp hayli güldük. |