Zamanda geriye doğru yolculuk yapmanın en kısa yolu tarih okumaktır

 

 

Üç bin yıllık iskeleti akrabanız çıksa ne yapardınız?

Kazı işçileri buldukları üç bin yıllık iskelet akrabaları çıkınca ne yapacaklarını şaşırdı. Olay Türkiye’nin güneyinde, Antalya’dan 110 km. uzakta gerçekleşti.

Antalya’dan 110 km. önce Burdur’un Ağlasun İlçesi’nin 7 km. kuzeyinde bir antik kent Sagalassos. Batı Toroslar’ın bir parçasını oluşturan Ağlasun Dağı’nın güney eteklerinde, yaklaşık 1500 metre yükseklikte meyilli bir arazi üzerinde kurulmuş zamanında. Doğudan batıya 2,5 km., kuzeyden güneye 1,5 km.lik bir alanı kaplıyor. Başköy’den Dereköy’e kadar uzanan geniş vadide Ağlasun Çayı akıyor. Aksu Nehri’nin, antik adıyla Kestros’un bir kolu.

Eski çağlarda bu vadide daha çok akarsu varmış ve bu yüzden toprakları günümüzden çok daha verimliymiş, araştırmalara göre. İklimi daha ılımanmış. Yamaçları meşe,çam, sedir ve ardıç ağaçlarıyla kaplıymış. O zamanlar sedir çok kıymetli çünkü gemi yapımında en kıymetli ağaç o. Zeytincilik de antik kentin gelir kaynaklarından biri. Öyle tahmin ediliyor.

Verimli toprakları ve yüksek dağlık arazideki güvenli konumuyla Helenistik çağda ve Roma dönemindeki önemli bir yerleşim merkezi Sagalassos.

Burdur’daki antik Sagalassos kenti kazıları 10 yıldır (1989’dan beri –B.Z.-bizim notumuz) sürüyor, Belçika Leuven Katolik Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Marc Waelkens başkanlığında.

1996 yılında antik kentin agora (çarşı) bölümünün kazıları sırasında, işçiler bir iskelet buluyor. Bölgede rastlanan ilk insan izlerinin 12 bin yıl öncesine uzandığı biliniyordu. Ne var ki, kazı işçilerinin bulduğu iskeletin 3 bin yıl öncesine ait olduğu anlaşılıyor.

“Bu bizim atamız, atamızı bulduk” diye tarihi bir kazı sırasındaki buluşlarıyla keyiflenmiş, kendi aralarında eğlenirken kazı heyetinin Başkanı Waelkens, beklenmedik bir şekilde bu şakayı ciddiye alıp, iskeletten kemik, kazı işçilerinden de saç teli örnekleri alıyor. Ülkesine, Belçika’ya incelenmesi, DNA testi yapılması için gönderiyor.

Belçika’da, laboratuvarda karbon testi yapıldıktan sonra sonuç Türkiye’ye postalanıyor. Ve ilginçtir, 3 bin yıllık iskeletin DNA yapısıyla, kazı işçilerinin DNA’sında yapı benzerliği ortaya çıkıyor.

Sagalassos kenti kazı işçilerinden Ali Toprak, Ahmet Şimşek, Recep Dolutaş, Cafer Savaş, Gürsel Coşkun, Mehmet Kurt,  Ramazan Ohaç, Ömer Ot, Mustafa Kavak, İbrahim Altınok, Osman Aynalı, Ömer Akınca ile kazı bekçisi Şeref Bozkurt’un üç bin yıllık iskeletle yakın ya da uzak akraba oldukları kesinleşiyor.

Ağlasunlu işçilerin 3 bin yıl önce yörede yaşamış bir antik insanla akraba çıkması, ilginç bir tartışmanın da başlangıcı oluyor.

Şimdi Ağlasunlular “Sagalassos Kenti’ni kuranlar meğer bizim atalarımızmış” diyor. Diyorlar ama bir hayli de şaşkınlar.

İlçe halkından bazıları, duruma milliyet açısından yaklaşıp “Biz Yunanlı mıyız, Türk değil miyiz” diyerek tepki gösteriyor.

Bazıları ise daha pragmatik bakıyor meseleye. Bu yeni buluş sayesinde antik Sagalassos Kenti’nin daha iyi tanınacağını. Öblgede turizmin gelişeceğini, konunun bu yönüyle ele alınmasının kendi yararlarına olduğunu düşünüyorlar. Antalya Kültür Müdürü Musa Seyirci de, yeni ortaya çıkan bu gerçeğin, Türk tarihine de ışık tutabileceğini söylüyor.

Ağlasun’daki kazının önemli bir merkez olduğunu kaydediyor önce, sonra da karbon testi ile isabetli sonuca ulaşılabildiğini hatırlatıyor. Anadolu’da birçok yerleşim biriminin Türkleştiğini anlatıyor Seyirci, bu olayın Türkler için yeni bir tarih sayfası açacağını söylüyor.

Bu olayın, “Anadolu Türkleri’nin Anadolu halkı ile kaynaştığının ve Anadolu halkının Türkleştiğinin belgesi” olduğunu vurguluyor. Bir başka iddiası daha var: Seyirci “Bunun yanı sıra bu olay, Türkler’in de Anadolululaştığını ortaya koyar. Yani bu aynı zamanda, Anadolu’daki Türkler’in, Orta Asya’daki Türkler’den farklı olduğunu da belgeler” diyor.

Sagalassos antik kenti

Kuruluşu Helenistik dönemin öncelerine gider. M.Ö. 334 ‘de Büyük İskender’in hakimiyetine geçti. Daha sonra Selecuid ve Bergama Krallığı’nın hakimiyeti altına girdi. M.Ö. 133’te Roma İmparatorluğu’na bağlanan kent, M.S. 395’den itibaren Bizans hakimiyetine geçti. M.S. 514 ve 518 yıllarındaki iki büyük depremden sonra 542 yılındaki veba salgınından etkilendi ve kent bir daha iskana açılmadı.

(Yayımlanan yer: Hürriyet gazetesi, 30.6.1999, s.26)