Zamanda geriye doğru yolculuk yapmanın en kısa yolu tarih okumaktır

 

 

Sayfa 19

önceki       sonraki

Gün boyunca kentte herkesin görevine gitmesini sağlamak üzere tehlike çanları çalındı; kadınlar ve çocuklar, mazgallara yığılacak ve Türklerin başına yağdırılacak taşları surlara taşıdılar, herkes Türklerden çok korkuyor ve ağlıyordu.

Hava karardıktan bir saat sonra, Türkler bir kez daha, ordugahlarında, insanı ürkütecek kadar çok sayıda ateş yaktı. Bu ateşler, önceki iki gece yakılanlardan çok daha büyüktü; ama daha da kötüsü, naralar ve haykırışlarıydı; bu, biz Hıristiyanların dayanabileceğinden çok ötedeydi. Haykırışlarının yanı sıra çok sayıda top ve silah attılar, sayısız taş fırlattılar; bu bizim için tam bir cehennemdi. Kutlama ve şenlikler gece yarısına kadar sürdü; sonra ateşler yavaş yavaş söndü.

Gün ve gece boyunca bu imansızlar, kendilerini zafere erdirmesi ve Konstantinopl kentini ele geçirmelerine yardım etmesi için, Hazreti Muhammed’e dua ettiler. Biz Hıristiyanlar da gün ve gece boyu, zaferi bize vermeleri ve bu iblis imansızların gazabından korumaları için Tanrıya (Hazreti İsa kastediliyor)38, annesi Madonna Mary’ye ve cennetteki tüm azizlere gözyaşları arasında dua ettik. Taraflardan her biri zafer için kendi tanrısına. Onlar kendi tanrılarına biz kendi tanrımıza yakardığımız zaman, çok şiddetli geçecek ve ertesi gün sonuçlandırılacak olan bu savaşta kimin başarılı olması gerektiğine, bizim Yücelerdeki Tanrımız Annesiyle birlikte karar verdi.

Mayısın yirmi dokuzunda, kuşatmanın son günü, bizim Efendimiz (Hazreti İsa), Grekler için keder verici olsa da kentin, aşağıda anlatacağımız biçimde, Murat’ın oğlu Mehmet Bey’in eline geçmesini arzulamakta karar kıldı.39 Efendimiz, tüm eski kehanetlerin, özellikle de Aya Sofya’nın yanındaki bir sütun üzerinde at sırtında duran Saint Constantine’in ilk kehanetinin, yani eliyle Anadolu’yu, Türkiye’yi göstererek “Benim yaptığımı iptal edecek olan kişi bu yönden gelecektir” kehanetinin gerçek olmasını arzuluyordu. Onun bir başka kehaneti, Konstantinopl’un, Helen’den doğma Costantine adlı İmparator tarafından yönetildiği zaman kaybedileceğiydi; bir başka kehanet de gökteki ay işaret verdiği zaman Türklerin Constantinopl’u birkaç gün içinde zaptedeceği şeklindeydi. Tüm bu kehanetler bir bir vaki olmuştu; Türkler Grek toprağına geçmişti; başta Helen’den doğma Constantine adlı İmparator vardı, ve gökteki ay işaret vermişti. Bu durumda Efendimiz, size anlatacağım gibi, Hıristiyanlara karşı ve özellikle Konstantinopl İmparatorluğu’na karşı bu karara varmıştı.

1453 Mayısının yirmi dokuzunda, gün ışımadan üç saat önce, Türk Murat’ın oğlu Mehmet Bey, kendisine kenti kazandıracak olan genel saldırıya başlamak üzere, Konstantinopl surlarına bizzat geldi. Sultan askerlerini, her biri elli bin kişilik üç gruba böldü: Gruplardan biri Sultanın ordugahında kendi iradesine rağmen tutulan Hıristiyanlardı; ikinci grup, köylü ve benzeri avamdan oluşan, alt tabaka mensubu askerlerdi; üçüncü grupsa, Sultanın, ücretleri gündelik olarak ödenen, hepsi iyi silahlı, savaşta dayanıklı, beyaz sarıklı yeniçerilerdi. Yeniçerilerin gerisinde subaylar, onların da gerisinde Türk Sultan vardı.

Hıristiyanlardan oluşan ilk grubun görevi, merdivenleri surlara taşımaktı; merdivenleri kaldırmaya çalışıyorlar, biz de o merdivenleri, dikmeye çalışanlarla birlikte yere düşürüyorduk. Bunların hepsi hemen öldürüldü; mazgallardan onların üstüne büyük taşlar atıyorduk; pek az canlı kurtulabildi; gerçekte surların altına kim yaklaştıysa öldürüldü.

Merdivenleri kaldırıp dikmeye çalışanlar, çok sayıda ölü olduğunu görünce, taşla öldürülmemek için ordugaha doğru geri çekilmeye çalıştılar. Gerideki Türkler, bunların kaçtığını görünce, kimi tutarlarsa palalarıyla kılıçtan geçirmeye başladı ve surlara doğru yönelmelerini sağladılar; böylece bunlar ya o yanda ya bu yanda ölmek arasında bir seçim yapmak zorundaydılar.

Böylece ilk grup öldürülünce ya da kılıçtan geçirilince, ikinci grup canını dişine takıp saldırıya girişti. İlk grup iki nedenle öne sürülmüştü; birincisi, Türklerin ölmesindense Hıristiyanların ölmesini yeğ tutmuşlardı, ikincisi, biz kenttekileri yormaktı. Ve, daha önce söylediğim gibi, birinci grup öldükten ya da yaralandıktan sonra, ikinci grup San Romano kapısı dolayındaki surlara, zincirinden boşanmış aslanlar gibi yöneldi; ve bizler, bu korku verici durumu görünce, tüm kentte surlardaki her görev yerinde tahlike çanları çalmaya koyulduk, herkes yardım isteyerek sağa sola kaçışmaya başladı. Ve Ebedi Tanrı, bu Türklere karşı bize merhamet etti; böylece herkes imansızların saldırısını savuşturmak üzere koşup geldi ve Türkler kulelerin dışında geri çekilmeye başladı. Ama surlara gelen ve kenttekileri, saldırıları ile yoran bu ikinci grup cesur askerlerden oluşuyordu. Bu askerler ayrıca, merdivenleri kaldırıp surlara dikmek için çok büyük çaba harcadılar, ama surlardaki askerler onları tekrar cesaretle yere düşürdü; birçok Türk öldürüldü. Ayrıca bizim okçularımız ve toplarımız da bu sırada onların ordugahına ateşe devam etti ve inanılmaz sayıda Türkü öldürdüler.

İkinci grup öne çıktıktan ve kente girmeye boş yere çabaladıktan sonra üçüncü grup, kendilerine ücret ödenen askerler, yeniçeriler, onların subayları ve belli başlı komutanları, hepsi çok cesur olan tüm bu insanlar ve gerilerinde Türk Sultan surlara yaklaştı. Bu üçüncü, grup, zavallı kentin surlarına, on iki mil uzaktaki Anadolu yakasından bile duyulan, dünyada eşi görülmedik dehşetli savaş naraları, çalpara ve tef sesleri arasında Türkler gibi değil, ama aslanlar gibi saldırdı. Hepsi iyi savaşçılar olan bu üçüncü grup Türkler, surların üstündekileri, birinci ve ikinci gruptakilerle çarpışmaktan bitap düşmüş buldular, buna karşılık bu imansızlar savaşa arzuluydu ve taze kuvvetti; ve savaş alanında attıkları naralarla tüm kentte korku yarattılar, bizde cesaret bırakmadılar.

Kentteki zavallı halk, kendisini çoktan teslim alınmış hissetti; kentin tümünde ve surlardaki görev yerlerinde tehlike çanları çalmaya başladı; herkes avazı çıktığı kadar “Merhamet et yarabbi! Merhamet et yarabbi! Tanrım, şu Constantine İmparatorluğu’na göklerden yardım ihsan et ki, bu imansız halk İmpataroluğa hakim olamasın” diye haykırıyordu.

Kentin her yanında tüm kadınlar ve tüm erkekler diz çökmüş, yürekten ve tam bir huşu içinde, kadiri mutlak Tanrıya (Hazreti İsa’ya), annesi Madonna Saint Mary’e ve kilisenin kadın erkek tüm azizlerine, bu imansız ırk, bu iblis Türkler, bu Hıristiyanlık düşmanları karşısında bize zafer ihsan etmesi için dua ediyordu.

Bir yandan bu yakarışlar sürerken, bir yandan Türkler kara tarafında, San Romano kapısı çevresinde, Haşmetmeap İmparatorun ve onun yanında yer alarak kahramanca savaşan soylularının, belli başlı şövalyelerinin ve en kahraman adamlarının karargahı dolayındaki saldırılarını sürdürüyorlardı. Türkler, daha önce söylediğim gibi, kara tarafında San Romano kapısı çevresinde toplarını tekrar tekrar ateşleyerek, çok sayıda başka silah kullanarak, sayısız ok fırlatarak ve havayı yırtan savaş naraları atarak kente girmeye kararlı görünüyordu. Bin iki yüz poundluk gülle atan büyük top ve ordugahlarının bulunduğu tarafta, altı millik surlar boyunca ok atışı devam ediyordu; öyle ki gözetleme kulelerinde en azından seksen deve yükü ok toplanmıştı, yirmi deve yükü ok da surların dibindeki hendeklere düşmüştü. Bu şiddetli savaş şafak sökünceye dek sürdü.

Bizim Venedikliler Türklerin saldırılarını yoğunlaştırdıkları kalenin olduğu kesimde savunma mucizeleri yarattılar; ama her şey boşunaydı; zira Ebedi Tanrımız, kentin Türklere düşmesi gerektiğine karar vermişti; ve Tanrı bu kadar kesin kararlı olunca, sadece böyle bir zamanda bu biçare kentte bulunan biz tüm Hıristiyanların, kendimizi rahim Efendimiz Hazreti İsa’nın ve annesi Madonna Saint Mary’nin eline emanet etmekten, bu gün savaşta ölenlerin ruhu için de şefaat dilemekten başka yapacak bir şey kalmıyordu.

Şafaktan bir saat önce, Sultan büyük topu ateşletti ve gülle, bizim onarmış olduğumuz sur bölümüne düşüp yerle bir etti. Top ateşinin çıkardığı dumandan ötürü hiçbir şey görünmüyordu. Türkler bu duman perdesinin gerisinde geldi ve üç yüz kadarı gözetleme kulelerine girdi. Greklerle Venedikliler, çok şiddetli bir savaş verdiler ve Türkleri kulelerden sürüp çıkardılar; kulelere girenlerin hemen hepsi de aralarında olmak üzere çok kişi öldü. Grekler bu savaşı verdikten sonra, imansızlara karşı zaferi gerçekten kazandıklarını düşünüyorlardı; biz Hıristiyanlar rahat bir nefes almıştık.

Ama gözetleme kulelerinden sürülüp çıkarıldıktan sonra Türkler büyük topu yeniden ateşledi ve imansızlar, dumanın gerisinden ateş püskürerek ve birbirlerini iterek yeniden geldiler, öyle ki, çeyrek saatin içinde kulelerde, Anadolu yakasından duyulan savaş naraları haykıran otuz binden fazla Türk vardı; tam bir cehennemdi. Türkler kulelere girer girmez ilk sıradakileri çarçabuk ele geçirdiler; ama bunu başarmadan önce de onlardan daha yukarıda, surlarda bulunanların rast gele attığı taşlarla birçoğu öldürüldü. İlk sırayı ele geçirdikten sonra, azap askerlerinin de desteğiyle orada kendilerini sağlama aldılar ve kulelerin iç kesimine bu kez en azından yetmiş bin Türk daha girdi ve kısa sürede kuleler, bir uçtan öteki uca altı millik bir bölge boyunca Türklerle doluverdi.

Daha önce söylediğim gibi, surların üstünde bulunanlar, yukarıdan aşağı dursuz duraksız attıkları taşlarla çok sayıda Türkü öldürdüler; kente girmeden önce o kadar çok Türk ölmüştü ki, ölen Türkleri taşımaya kırk araba yetmedi.

önceki       sonraki

Dipnotlar :

1 Padişah 2.Murat (1404-1451)

2 Fetihten dolayı Fatih unvanını alan Sultan 2.Mehmet (1432-1481)

3 Rumeli Hisarı

4 Fuste (fustae) : Çift sıra kürekli eski kadırgalardan daha hafif ve daha hızlı olan ve teknenin her iki yanında, yelken direğinin önünde tek kürekçilerin, kıç tarafında ise çifte kürekçilerin bulunduğu çektiri türünde gemi;

Parandairae: Yük taşımakta kullanılan ağır mavna.

5 Barbaro’nun kastettiği şey; Yıldırım Bayezit’le birlikte Osmanlı Sarayının bir geleneği haline gelen devşirme içoğlanı yetiştirme düzeni olmalı.

6 Bailo sözcüğü aslında, Konstantinopl’da oturma hakkına ve ayrıcalığına sahip olan Venedikli ya da Cenevizli kişiler için kullanılan bir sözcük. Ancak kentteki Venediklilerle Cenevizliler kendi fiili devletlerini kurma olanağını elde ettikten sonra, Venedikli ya da Cenevizli koloni insanlarının yönetiminden sorumlu olan üst düzey yönetici için de kullanılmaya başlandı. Bailo’ya, vali anlamında, Podesta da deniyordu.

* Kenar notu : Sultan, Karadeniz’den Bogaza gelen tüm gemilerin yelkenlerini indirmelerini ve geçiş izni almak üzere görevli subaya bir tekne göndermeleri kuralını koymuştu; aksi halde batırılabilirlerdi.

Ek not: Her geminin bir geçiş vergisi ödemesi zorunluydu.

*2  Kenar notu: Çünkü yelken indirmemişti.

*3 Kenar notu: Denizcilerin bazılarını ise kestirdi.

7 O çağlarda İtalyan cumhuriyetlerinin, özellikle Venedik’in yönetim organı, Senyörlük.

8 O dönemde Akdenize kıyısı olan ülkelerde kullanılan ve kapsadığı yükün yaklaşık ağırlığı ülkeden ülkeye 35 kilo ile 230 kilo arasında değişen bir hacim/ağırlık ölçüsü, kantar. Osmanlı’daki 250 kiloluk çeki karşılığı.

9 O tarihlerde Girit, Venedik cumhuriyetinin kolonisiydi. 1669’da Osmanlı İmparatorluğuna geçti.

10 Kırım’ın Karadeniz kıyısında bulunan liman kenti Kaffa. Bir süre Osmanlı yönetimi altında kaldıktan sonra 1783’te Rus Çarlığı’nın egemenliğine girdi.

*4 Kenar notu: Ya da böyle yapmayı planlamıştı.

11 Cermen kabilelerinin bir kolu; Frank adını, ulusal silahları olan franca’dan (cirit) aldıkları söylenir. Sanırız yazar burada genel olarak Batı Avrupalı ulusları kastediyor.

12 Venedik ve Ceneviz cumhuriyetlerindeki baş majistra, lider.

*5 Kenar notu: Perşembe, 14 Aralık 1452.

*6 Kenar notu: Toplam 21.

13 Venedik Hukuk İşleri Dairesi.

14 Venedik Belediyesi.

15 Bu uzun bildiri çok çapraşık bir dille yazılmış, aşırı uzun cümlelerden oluşuyor. Anlaşılır olmasını sağlamak amacıyla, bildiriyi anlamı bozmaksızın kısa cümlelere ayırdık ve gerektikçe köşeli ayraç içinde birkaç sözcük ekleyerek daha açık hale getirdik. (çevirenin notu)

16 Bir tür tonilato ölçüsü, teknenin yük kapasitesi.

17 Yazar Pars Tuğlacı, “Osmanlı Şehirleri” başlıklı kitabında kaptanın adını Giovanni Giustiniani olarak, geliş tarihini de 26 Ocak olarak veriyor (Milliyet yayınları, 1985, s.153)

18 Bir ayak 30,5 santim.

19 Surların Haliç’e bakan yöresinde, bugün artık var olmayan Blakernai (Blachernae) Sarayı ile onun uzantısı olan ve kalıntıları günümüze kadar ulaşan Tekfur Sarayının Fener/Eyüp dolaylarında Haliç’teki kıyısı.

20 Gemilerin hareketine engel olmak amacıyla, set biçiminde yapılmış, birbirine zincirle bağlanmış tomruk dizisi.

21 İtalya’nın Adriyatik kıyısında bir liman kenti.

22 Seren yelkenleri dört köşe olan tekne.

23 Bu cümlenin İngilizcesi şöyle: “also many ships were disarmed and sunk, in case of fire or being hit by cannon fire.” Buradaki “in case of” terimini, sözlükteki anlamıyla alırsak, cümleyi “ayrıca, yangın çıkarsa ya da top ateşiyle vurulursa diye, birçok gemi silahları sökülerek batırıldı” şeklinde çevirmek gerekiyor ki, böyle bir çevirinin herhangi bir anlamı olabileceğini sanmıyoruz. İngilizce çevirideki “in case of” teriminin yanlışlıkla kullanıldığı inancındayız. (çevirenin notu.)

24 Yaklaşık 500 kiloluk.

25 Çeyreklik.

26 Bregantini (brigantino): Kadırga sınıfından, kürekli ve yelkenli çok hızlı küçük gemi, Birgende.

27 Gerçekte üç Ceneviz ve bir Bizans gemisi.

28 Pars Tuğlacı, andığımız kitabında Türk Donanmasının 18 gemiden oluştuğunu söylüyor.

29 Gerçekte çarpışma önce Yeşilköy açıklarında, sonra Yedikule önlerinde olmuştu.

30 Günce’nin yazarı Nicolò Barbaro, yaşadığı çağa yakın olan geçmişi yanlış anımsıyor. Gerçi Venedikli Loredàn Ailesi, ünlü birçok komutan yetiştirmişti ve Piero (Pietro) Loredàn Gelibolu Savaşı’nda 1416’da Çavlı Bey komutasındaki Türk Donanmasını yenmişti ama, bu olay Fatih Sultan Mehmet II.’nin babası Padişah 2.Murat zamanında değil, dedesi Çelebi 1.Mehmet’in saltanatı sırasında (1413-1421) olmuştu.

31 Azap askeri.

32  Külah biçiminde olan, genelde hayvan postundan yapılan başlık. Kırmızı kadife ya da çuhadan yapılan ve üzerine sarık sarılan türü de vardı.

*7 Kenar notu: Ne yapacağını ona bir Hıristiyan gösterdi.

33 Pera’da yerleşmiş Cenevizliler’in yönetiminden sorumlu vali.

34 Tılsım olarak okunan Rabbin Duası.

35 Yaklaşık doksan kiloluk.

36 Günce’nin yazarı Barbaro topların Pera tepelerinden kaldırıldığını daha önce söylemişti.

37 Bugün var olmayan İmparator Sarayı (Blachernae Sarayı) da Edirnekapı’nın güneydoğusunda, Eyüp/Fener dolayında, Haliç’e bakan sırtlardaydı. Lağımların çoğu sarayın bulunduğu bu semtte kazılmıştı.

38 4.yüzyılda Grek Kilisesi ikiye bölünmüştü: Hıristiyanların bir kısmı, İsa’nın Tanrı olduğuna, evreni onun yarattığına inanırdı. Karşıt görüştekiler de rahip Arius’un çevresinde toplanmıştı. Bizans İmparatoru Constantine, sorunu Nicaea (İznik) Piskoposlar Konseyi’ne havale etmiş, Konsey de İsa’nın tanrılığına karar vermişti. Bu farklılaşma uzun yüzyıllar, Hıristiyan Grekler arasında kanlı kavgalara, bir grup Hıristiyanın imansız suçlamalarına hedef olmasına yol açmıştı. Anlaşılan Günce yazarı Venedikli Barbaro da İsa’nın tanrı olduğuna inananlardandı.

39 Günce’deki özgün cümleyi olduğu gibi muhafaza ettik.

*8 Kenar notu: Çünkü okla yaralanmıştı.

*9 Kenar notu: İmparator önce, saray görevlilerinden, kendini öldürmelerini rica etti; sonra kılıcını kaparak öfkeyle çarpışmaya koştu; bir kez düştü, tekrar kalktı, sonra bir kez daha düştü ve böylece öldü.

40 Teknenin biraz uzağına atılan bir çapaya bağlı halatı (yomayı) sarmak suretiyle teknenin yönünü ve konumunu değiştirerek hareketini sağlamak.

41 Güncenin yazarı Barbaro, kendisinin de içinde bulunduğu bu olayı anlatırken bazen üçüncü çoğul kişi adılını kullanarak onlar diyor, bazen birinci çoğul kişi adılını kullanarak biz diyor, aynen bıraktık. (çevirenin notu.)

*10 Kenar notu: Altmış bin kişi tutsak alındı; ayrıca Türkler muhteşem bir zenginlik ele geçirdi. Hıristiyanların toplam kaybı 200 000 ducat’yı buldu; bunun 100 bin ducatsı, listede adı geçenlere aitti.

*11 Kenar Notu: Bailo’nun oğlu.