Zamanda geriye doğru yolculuk yapmanın en kısa yolu tarih okumaktır

 

 

Sayfa 17

önceki       sonraki

Mayısın on dokuzunda, melanet kumkuması bu lanet Türkler, Pera yakınlarından Konstantinopl’a kadar limanı (Haliç’i) boydan boya kat eden bir köprü yapıp ortaya çıkardı. Bu, sağlam olsun diye birbirine sıkıca bağlanmış, uzun kalaslarla kaplı büyük varillerden oluşan bir köprüydü. Köprüyü, genel bir saldırıya girişildiğinde (Haliç’e) sermek üzere  hazır hale getirmişlerdi, ayrıca bizim adamlarımızı da kent çevresine yayılmak zorunda bırakarak, top ateşinin surlara zarar verdiği kara kesiminde başarı şanslarını böylece (bu köprü  sayesinde) artırıyorlardı. Genel bir saldırıdan önce köprü limana serilseydi, tek bir top güllesi köprüyü tahrip edebilir ve işe yaramaz hale getirebilirdi, ama dediğim gibi, köprüyle güdülen amaç, adamlarımızı, surlar boyunca yayılmaya zorlamaktı. Köprü Chinigo kapısının olduğu yere serilebilirdi, ama boydan boya asla yerleştirilmedi. Türkler bunu yapmaya asla gerek duymadı.

Bugün denizde ve karada olup biten şey işte buydu. Tabii gündüz ve gece boyunca topçu ateşi surları dövmeye ve yıkmaya, bizim adamlarımız da yıkılan yerleri varillerle ve toprakla güzelce onarıp eskisi kadar sağlam hale getirmeye devam ettiler. Türkler ayrıca sayısız ok ve silah attılar, bu ateşin, topçu bombardımanının ve savaş naralarının zararını görmediğimiz gün yoktu.

Mayısın yirmisinde, alışıldık topçu ateşi dışında, denizde ve karada, hemen hiçbir saldırı ya da küçük müfreze çatışmaları olmadı, topçu atışı surları sürekli olarak yerle bir ediyor ve biz Hıristiyanlar yıkılan surları varillerle, söğüt dallarıyla ve toprakla onararak eskisi kadar sağlam hale getiriyorduk. Surların sağlam olması gerektiği için onarım işi öncelik ve ivedilik gösteriyordu; bu nedenle de erkek olsun kadın olsun, genç, yaşlı herkes ve rahipler, bu işte çalışıyordu. Topçu ateşi, kentin tümünü, savunmasız bırakabilirdi; ama gülle atıldığı ve topraktan yapılan onarılmış yere isabet ettiği zaman toprağa gömülüyordu (ve zarar vermiyordu.) Toplar çok büyüktü, hele biri vardı ki aşırı ölçüde büyüktü, bin iki yüz pound ağırlığında gülle atıyordu ve bu top ateşlendiği zaman, patlama nedeniyle kentin bütün surları ve surların içindeki yer sallanıyordu, hatta limandaki  gemiler bile sarsıntıyı hissediyordu. Çıkardığı büyük gürültünün yarattığı şok nedeniyle birçok kadın baygınlık geçiriyordu. Tüm imansızlar dünyasında bundan daha büyük bir top gören olmamıştı; surların büyük bölümünü yıkan top da bu toptu. Bu gün daha fazla bir şey olmadı.

Mayısın yirmi birinde tan yeri ağarmadan iki saat önce, Sütunlar’da demirli olan Türk Donanması’nın tümü harekete geçti, kürek çekerek limandaki bumbaya kadar geldi, o arada bizi korkutmak için var güçleriyle çalpara ve tef çalarak gürültü yapıyorlardı. Limana çok yaklaştıkları bir sırada durdular, biz denizciler de donanmamıza saldırmalarını yiğitçe bekledik. Hepimiz çok iyi silahlanmıştık, donanımımız çok iyiydi, özellikle de bumbadaki on gemi hem çok iyi donatılmıştı, hem bir Türk saldırısına karşı çok iyi hazırlanmıştı, çok iyi durumdaydı. Bizim teknelerde çok sayıda silahlı asker bulunduğu halde sanki saldırıya girişecekler gibi görünüyordu. Gemileri bumbaya giderek yaklaşırken, bu gün genel bir saldırıya niyetlendikleri düşünülerek tüm kentte tehlike çanları çalmaya başladı. Çanlar çalar çalmaz tüm kent silaha sarıldı, herkes, Haşmetmeap İmparator Hazretleri tarafından görevlendirildiği yere gitti. Türk Donanması, bizimkinin çok hazırlıklı olduğunu görünce ve tüm kentte çalan tehlike çanlarını duyunca, durumu yeniden düşündü ve aniden geri dönüp, daha önce demirli oldukları Sütunlar’a (Baltalimanı’na) gitti. Böylece güneş çıktıktan iki saat sonra her iki tarafta da sanki denizde hiçbir şey olmamış gibilerden tam bir sükunet hasıl oldu.

Bugün öğle saatlerinde kentte Calegaria semtinde, Türklerin, bir gece kente dalma ve bize ani bir baskın verme niyetiyle, surların altından kazdıkları bir lağım (daha) ortaya çıkarıldı, ama bu, o kadar tehlikeli değildi. Bizimkiler bu lağımı keşfedince gidip içine taş attı, dışarıdaki Türkler lağımı yakma niyetinde olduğumuzu anlayınca, kendi taraflarında onlar da yangın çıkardılar, böylece lağım iki uçtan da yakıldı. Sonuçta, lağımı kazanma şerefi bizim olmuştu, artık orada fazla bir tehlike yoktu.

Bugün ayrıca Türkler surları (yine) top ateşine tuttu, büyük bir kısmını ve kulelerden birinin bir bölümünü yıktılar, biz de varillerle ve diğer şeylerle iyice ve çabucak onardık, denizde ve karada yapacak çok işimiz olmuştu, öyle ki akşam olduğunda bu sorunlar nedeniyle yorgunluktan bitap hale gelmiştik.

Mayısın yirmi ikisinde, akşam ayini saatinde Calegaria semtinde, bir gün önce keşfedilen lağımın yakınında bir lağım daha bulduk; Türkler, bunu da surların altından kentin içine aynı biçimde kazmışlardı; adamlarımız içine ateş atıp yaktı. O sırada lağımın içinde bulunan ve çabucak dışarı çıkamayan birçok Türk da orada yandı. Ayrıca yine bugün aynı yerde, gözetleme kulelerinin bulunmadığı Calegaria’da bir başka lağım daha ortaya çıktı. Bu, bulunması zor bir lağımdı. Ama Tanrı yardımcımız oldu, lağım kendi kendine çöktü ve içindeki bütün Türkler öldü. Bu lağımlar toprağın altında kazılıyor ve kentin temellerine gelinceye kadar, başlarının üstündeki toprak iyi bir ağaçtan yapılmış payandalarla destekleniyordu, sonra kazma işi temellerin altında yatıyor ve kentin içine giriliyordu, lağımları böyle kazıyorlardı.

Bu aynı gün, Mayısın yirmi ikisinde, gecenin ilk saatinde gökte, Konstantinopl’un değerli imparatoru Constantine’e gurur duyduğu imparatorluğunun sona ermek üzere olduğunu söyleyecek olan şaşılası bir işaret belirdi, İmparatorluk gerçekten de sona erecekti. Şöyle oldu: Güneş battıktan sonra ilk saat içinde ay doğdu; o sırada dolunay zamanıydı, bu nedenle tam bir daire olarak doğması gerekiyordu, ne var ki ay, sanki üç günlükten fazla değilmiş gibi, sadece pek az bir parçası görünerek doğdu. Oysa hava açıktı, bulutsuzdu, bir kristal kadar temizdi. Ay, dört saat kadar bir süre o biçimde kaldı ve sonra yavaş yavaş tam daire halini aldı, gecenin altıncı saatinde dolunaya dönüştü. Biz Hıristiyanlar da imansızlar da bu olağanüstü işareti gördüğümüzde imparator müthiş bir korku içindeydi, soyluları da öyle; çünkü Grekler, dolunay işaret verinceye kadar Konstantinopl’un asla düşmeyeceği kehanetine inanıyorlardı, doğrusu öyle de oldu.

önceki       sonraki

Dipnotlar :

1 Padişah 2.Murat (1404-1451)

2 Fetihten dolayı Fatih unvanını alan Sultan 2.Mehmet (1432-1481)

3 Rumeli Hisarı

4 Fuste (fustae) : Çift sıra kürekli eski kadırgalardan daha hafif ve daha hızlı olan ve teknenin her iki yanında, yelken direğinin önünde tek kürekçilerin, kıç tarafında ise çifte kürekçilerin bulunduğu çektiri türünde gemi;

Parandairae: Yük taşımakta kullanılan ağır mavna.

5 Barbaro’nun kastettiği şey; Yıldırım Bayezit’le birlikte Osmanlı Sarayının bir geleneği haline gelen devşirme içoğlanı yetiştirme düzeni olmalı.

6 Bailo sözcüğü aslında, Konstantinopl’da oturma hakkına ve ayrıcalığına sahip olan Venedikli ya da Cenevizli kişiler için kullanılan bir sözcük. Ancak kentteki Venediklilerle Cenevizliler kendi fiili devletlerini kurma olanağını elde ettikten sonra, Venedikli ya da Cenevizli koloni insanlarının yönetiminden sorumlu olan üst düzey yönetici için de kullanılmaya başlandı. Bailo’ya, vali anlamında, Podesta da deniyordu.

* Kenar notu : Sultan, Karadeniz’den Bogaza gelen tüm gemilerin yelkenlerini indirmelerini ve geçiş izni almak üzere görevli subaya bir tekne göndermeleri kuralını koymuştu; aksi halde batırılabilirlerdi.

Ek not: Her geminin bir geçiş vergisi ödemesi zorunluydu.

*2  Kenar notu: Çünkü yelken indirmemişti.

*3 Kenar notu: Denizcilerin bazılarını ise kestirdi.

7 O çağlarda İtalyan cumhuriyetlerinin, özellikle Venedik’in yönetim organı, Senyörlük.

8 O dönemde Akdenize kıyısı olan ülkelerde kullanılan ve kapsadığı yükün yaklaşık ağırlığı ülkeden ülkeye 35 kilo ile 230 kilo arasında değişen bir hacim/ağırlık ölçüsü, kantar. Osmanlı’daki 250 kiloluk çeki karşılığı.

9 O tarihlerde Girit, Venedik cumhuriyetinin kolonisiydi. 1669’da Osmanlı İmparatorluğuna geçti.

10 Kırım’ın Karadeniz kıyısında bulunan liman kenti Kaffa. Bir süre Osmanlı yönetimi altında kaldıktan sonra 1783’te Rus Çarlığı’nın egemenliğine girdi.

*4 Kenar notu: Ya da böyle yapmayı planlamıştı.

11 Cermen kabilelerinin bir kolu; Frank adını, ulusal silahları olan franca’dan (cirit) aldıkları söylenir. Sanırız yazar burada genel olarak Batı Avrupalı ulusları kastediyor.

12 Venedik ve Ceneviz cumhuriyetlerindeki baş majistra, lider.

*5 Kenar notu: Perşembe, 14 Aralık 1452.

*6 Kenar notu: Toplam 21.

13 Venedik Hukuk İşleri Dairesi.

14 Venedik Belediyesi.

15 Bu uzun bildiri çok çapraşık bir dille yazılmış, aşırı uzun cümlelerden oluşuyor. Anlaşılır olmasını sağlamak amacıyla, bildiriyi anlamı bozmaksızın kısa cümlelere ayırdık ve gerektikçe köşeli ayraç içinde birkaç sözcük ekleyerek daha açık hale getirdik. (çevirenin notu)

16 Bir tür tonilato ölçüsü, teknenin yük kapasitesi.

17 Yazar Pars Tuğlacı, “Osmanlı Şehirleri” başlıklı kitabında kaptanın adını Giovanni Giustiniani olarak, geliş tarihini de 26 Ocak olarak veriyor (Milliyet yayınları, 1985, s.153)

18 Bir ayak 30,5 santim.

19 Surların Haliç’e bakan yöresinde, bugün artık var olmayan Blakernai (Blachernae) Sarayı ile onun uzantısı olan ve kalıntıları günümüze kadar ulaşan Tekfur Sarayının Fener/Eyüp dolaylarında Haliç’teki kıyısı.

20 Gemilerin hareketine engel olmak amacıyla, set biçiminde yapılmış, birbirine zincirle bağlanmış tomruk dizisi.

21 İtalya’nın Adriyatik kıyısında bir liman kenti.

22 Seren yelkenleri dört köşe olan tekne.

23 Bu cümlenin İngilizcesi şöyle: “also many ships were disarmed and sunk, in case of fire or being hit by cannon fire.” Buradaki “in case of” terimini, sözlükteki anlamıyla alırsak, cümleyi “ayrıca, yangın çıkarsa ya da top ateşiyle vurulursa diye, birçok gemi silahları sökülerek batırıldı” şeklinde çevirmek gerekiyor ki, böyle bir çevirinin herhangi bir anlamı olabileceğini sanmıyoruz. İngilizce çevirideki “in case of” teriminin yanlışlıkla kullanıldığı inancındayız. (çevirenin notu.)

24 Yaklaşık 500 kiloluk.

25 Çeyreklik.

26 Bregantini (brigantino): Kadırga sınıfından, kürekli ve yelkenli çok hızlı küçük gemi, Birgende.

27 Gerçekte üç Ceneviz ve bir Bizans gemisi.

28 Pars Tuğlacı, andığımız kitabında Türk Donanmasının 18 gemiden oluştuğunu söylüyor.

29 Gerçekte çarpışma önce Yeşilköy açıklarında, sonra Yedikule önlerinde olmuştu.

30 Günce’nin yazarı Nicolò Barbaro, yaşadığı çağa yakın olan geçmişi yanlış anımsıyor. Gerçi Venedikli Loredàn Ailesi, ünlü birçok komutan yetiştirmişti ve Piero (Pietro) Loredàn Gelibolu Savaşı’nda 1416’da Çavlı Bey komutasındaki Türk Donanmasını yenmişti ama, bu olay Fatih Sultan Mehmet II.’nin babası Padişah 2.Murat zamanında değil, dedesi Çelebi 1.Mehmet’in saltanatı sırasında (1413-1421) olmuştu.

31 Azap askeri.

32  Külah biçiminde olan, genelde hayvan postundan yapılan başlık. Kırmızı kadife ya da çuhadan yapılan ve üzerine sarık sarılan türü de vardı.

*7 Kenar notu: Ne yapacağını ona bir Hıristiyan gösterdi.

33 Pera’da yerleşmiş Cenevizliler’in yönetiminden sorumlu vali.

34 Tılsım olarak okunan Rabbin Duası.

35 Yaklaşık doksan kiloluk.

36 Günce’nin yazarı Barbaro topların Pera tepelerinden kaldırıldığını daha önce söylemişti.

37 Bugün var olmayan İmparator Sarayı (Blachernae Sarayı) da Edirnekapı’nın güneydoğusunda, Eyüp/Fener dolayında, Haliç’e bakan sırtlardaydı. Lağımların çoğu sarayın bulunduğu bu semtte kazılmıştı.

38 4.yüzyılda Grek Kilisesi ikiye bölünmüştü: Hıristiyanların bir kısmı, İsa’nın Tanrı olduğuna, evreni onun yarattığına inanırdı. Karşıt görüştekiler de rahip Arius’un çevresinde toplanmıştı. Bizans İmparatoru Constantine, sorunu Nicaea (İznik) Piskoposlar Konseyi’ne havale etmiş, Konsey de İsa’nın tanrılığına karar vermişti. Bu farklılaşma uzun yüzyıllar, Hıristiyan Grekler arasında kanlı kavgalara, bir grup Hıristiyanın imansız suçlamalarına hedef olmasına yol açmıştı. Anlaşılan Günce yazarı Venedikli Barbaro da İsa’nın tanrı olduğuna inananlardandı.

39 Günce’deki özgün cümleyi olduğu gibi muhafaza ettik.

*8 Kenar notu: Çünkü okla yaralanmıştı.

*9 Kenar notu: İmparator önce, saray görevlilerinden, kendini öldürmelerini rica etti; sonra kılıcını kaparak öfkeyle çarpışmaya koştu; bir kez düştü, tekrar kalktı, sonra bir kez daha düştü ve böylece öldü.

40 Teknenin biraz uzağına atılan bir çapaya bağlı halatı (yomayı) sarmak suretiyle teknenin yönünü ve konumunu değiştirerek hareketini sağlamak.

41 Güncenin yazarı Barbaro, kendisinin de içinde bulunduğu bu olayı anlatırken bazen üçüncü çoğul kişi adılını kullanarak onlar diyor, bazen birinci çoğul kişi adılını kullanarak biz diyor, aynen bıraktık. (çevirenin notu.)

*10 Kenar notu: Altmış bin kişi tutsak alındı; ayrıca Türkler muhteşem bir zenginlik ele geçirdi. Hıristiyanların toplam kaybı 200 000 ducat’yı buldu; bunun 100 bin ducatsı, listede adı geçenlere aitti.

*11 Kenar Notu: Bailo’nun oğlu.