|
|
|
|
Sayfa 16 Teklif oya kondu ve bu aynı gün, Aluvixe Diedo, (genel) kaptanlığı kendi (özgür) iradesiyle kabul etti ve limandaki gemilerle kadırgaları, özellikle de donanmamızın güvenliğinin bağlı olduğu (Haliç ağzındaki) bumbayı bir çeki düzene soktu. Liman böylece düzene konduktan sonra, denizi aklımıza getirmek zorunda kalmaksızın, kendimizi daha bir güven içinde hissettik. Mayısın on birinde, kara tarafında surlara karşı açılan yoğun topçu ateşi dışında, denizde ve karada hiçbir şey olmadı, kayda değer başka hiçbir şey görülmedi. Mayısın on ikisinde gece yarısı, Saray duvarlarının önüne elli bin kişilik çok düzenli Türk (birlikleri) geldi; bir yandan alışıldık naralar atarak, çalpara ve tef çalarak şiddetli sesler çıkarırken, bir yandan da sarayın tümünü kuşattılar, sarayın duvarlarına kuvvetle saldırdılar, öyle ki, kenttekiler o gece kentin düştüğünü düşündü. Ama rahim Efendimiz Hazreti İsa, kentin o gece bu kadar ucuza gitmesine rıza göstermedi; Allah da kehanetin gerçeğe dönüşmesini arzu etti. Kehanette bulunan, Konstantionpl’u elde tutan ilk imparator Saint Costantine idi. Saint Constantine, dolunay kararmadıkça, yani yarısı görünmez olmadıkça Konstantinopl’un düşmeyeceği kehanetinde bulunmuştu. Gerçi imparatorluğun yıkımı ve ortadan kaldırılması günü yaklaşıyordu ama, bugünkü gün, kentin düşeceği gün değildi. Mayısın on üçünde, hafif kadırgaların kaptanı Cabriel Trivixan, liman kaptanının verdiği görev nedeniyle kadırgalarını bıraktı ve topçu ateşinden zarar gördükten sonra onarılan kent surlarını korumak üzere, adamlarıyla birlikte surlara gitti; Türkler kenti zaptedinceye kadar orada kaldı. Yine bu aynı gün, bir grup Türk, surların dibine giderek çatışmaya girdilerse de tüm gün ve gece boyunca, surları döven topçu ateşi dışında, dukkate değer bir şey olmadı. Mayısın on dördünde (yukarıda anlatılan olaylar ayın on üçünde olmuştu) saat üçte, Türk Sultanı, Pera tepelerinde bulunan ve o zamana kadar donanmamıza ateş açan topları, oradan kaldırttı36, bu topların donanmamıza fırlattığı güllelerin sayısı iki yüz on iki idi; her biri en azından iki yüz pound ağırlığındaydı. Sultan, Pera tepelerinden kaldırttığı bu topları, Haşmetmeap İmparator Hazretlerinin sarayı yakınındaki Chinigo kapısını dövebileceği bir noktaya koydurttu. Türkler bu toplarla epey ateş açtılarsa da herhangi bir zarar veremediler, bu nedenle topları o noktadan kaldırarak, kenti San Romano (kapısı) tarafından, en zayıf olduğu yerde ateş altına almak üzere, öteki toplara yakın (bir yere) getirdiler. Bu toplar gece gündüz surlara ateş açmaktan bir an olsun geri durmadı; surların büyük bölümlerini yıktı; biz kenttekiler de yıkılan bu surları gece gündüz demeden, varillerle çalı çırpıyla, toprakla ve her ne gerekiyorsa onunla onararak, eskisi kadar sağlam hale getirdik; Türklerin bu surları yerle bir edeceğinden hiç korkmadık. Ötekilere bakışla daha çok zarar gören bu kapıyı daha emin hale getirmek için, oraya tam teçhizatlı üç yüz asker yerleştirdik; hepsi yabancıydı, aralarında hiçbir Grek yoktu; çünkü Grekler tabansızdı. Bu üç yüz kişinin bir miktar topu, iyi silahları, çok sayıda tataroku ve öetik donanımı vardı. Mayısın on beşinde, surları sürekli döven topçunun ateşi dışında karada ve denizde herhangi bir hareket olmadı. Duvarlar yıkılır yıkılmaz, hemen harekete geçiyor ve daha önce söylediğim gibi, iç hendekler de dahil olmak üzere onarıyorduk. Bugün boyunca Türkler kendi ordugahlarında kaldı, alışılan türden herhangi bir müfreze çatışması olmadı. Mayısın on altısında, gece saat yirmi iki sularında, bazı Türk bregantinileri, Sütunlar’da demirli olan Türk Donanması’ndan ayrıldı. Bu bregantiniler tam hızla, limanın ağzındaki bumbaya doğru gelmeye başladı, bumbanın bu yakasındaki biz Hıristiyanlar onları büyük bir keyifle bekliyorduk; Türk Donanması’ndan kaçan ve daha güven içinde olmak üzere bize gelen Hıristiyanlar olduklarını düşünüyorduk; ama bumbaya yaklaştıkları zaman, bumbadaki gemilere ve gemilerdeki bizlere ateş açtılar; bunun bilerek yapıldığını gören bizler kendi bregantinilerimizle karşı saldırıya girişmeye karar verdik. Türkler bizim karşı saldırıya kalktığımızı görünce kaçmaya başladı, adamlarımız onları kovalıyordu ve neredeyse yakalamak üzereydiler; Türklerin üzerine saldırmamıza ramak kala, onlar küreklere asılmış ve donanmalarına sığınmışlardı, bunun üzerine bizim teknelerimiz de bumbanın içine döndü, bu gün içinde denizde başka bir şey olmadı. Bugün, mayısın on altısında, karada aşağıdaki olaylar oldu. Türkler, kente girmek için surların altından lağım kazmışlar, lağım bugün ortaya çıkarıldı. Türkler lağımı kent surlarından yarım mil uzaktan kazmaya başlıyorlar ve sur temellerinin altından geçiyorlar, kentteki askerlerimiz, lağım kazmak için çalışan Türklerin sesini geceleyin duyuyor. Bu sesler duyulur duyulmaz Arşidük, derhal Haşmetmeap İmparator Hazretlerini haberdar ediyor, imparatora lağımın ulaştığı yer anlatılıyor. İmparator bu işe şaşıp kalıyor vöe lağıma karşı gereken önlemlerin çabucak alınmasını buyuruyor. Kentte hemen lağım işinde deneyimli olanlar aranıp bulunuyor; Arşidük kendilerini çağırtıyor ve Türklerin kazdığı lağımla buluşacak bir lağımı kent içinde kazmalarını istiyor. Bizimkiler (bu buluşmaya) hazır oldukları için onların kazdığı lağımı çabucak ateşe veriyorlar; lağımın tavanını tutan tüm payandalar yandığı için toprak Türklerin başına çöküyor ve ya boğuluyorlar ya çıkan yangında yanıyorlar. Bu lağım Calegaria (Edirnekapı) semtindeydi37,Türkler lağımı orada kazıyor, çünük o kesimde gözetleme kuleleri yok. Bu lağım kamza işi kentte büyük korku yaratti; çünkü Türkler, her ne kadar bu kez hezimete uğratıldılarsa da kazdıkları lağımlar yoluyla herhangi bir gece saldırıya girişebilecekleri düşünülüyordu. Bugün bunun dışında başka bir şey olmadı, sadece malum top ateşi ve öyle bir gürültü ki sanırsınız hava yırtılacak. Mayısın on yedisinde, güneşin batışından bir saat önce, donanmamızın ne durumda ve hangi nizamda olduğunu, kendilerinden korkup korkmadığımızı görmek üzere beş fuste limanın ağzındaki bumbaya yaklaştı. Bu beş fustenin bumbaya yaklaştığını görür görmez, gemilerdeki adamlarımız topları ateşledi. Gemilerdekiler, Konstantinopl’dakiler ve kadırgadakiler toplam yetmişten fazla gülle attı, ama ne yazık ki, hiçbiri isabet etmedi ve Türk fusteleri bu top ateşini görünce, Sütunlar’da demirli bulunan kendi donanmalarına geri çekilmeye karar verdi. Ve orada kendi kaptanlarına, donanmamız hakkında gördüklerini bildirdi, o zamandan sonra Türkler denizde bize karşı büyük bir korku duyar oldu. Bugün denizde başka bir şey olmadı, ama karada çok sayıda topçu ateşi ve ufak bir müfreze çatışması vardı, ancak kayda değer şeyler değil, ne var ki, karadaki herkes, büyük bir korku içindeydi; her an, Türklerin herkesi tutsak alacağı bir genel saldırı bekleniyordu. Gerçekten de öyle oldu. Mayısın on sekizinde geceleyin Türkler harikulade bir kule inşa etti. Gece boyunca çok sayıda Türk çalıştı ve bir gecenin içinde hendeğin hemen önünde, Cresca denilen yerde nöbetçi kulelerinin duvarlarından daha yüksek bir kule ortaya çıkardılar. Bu kule öyle bir tarzda yapıldı ki, kimse onun öyle yapılabileceğine inanmazdı, daha önce imansızlar, ne bu türden bir çalışma ortaya koymuşlar, ne de bu kadar iyi inşa etmişlerdi. Gerçekte söylemeliyim ki, Konstantinopl’daki Hıristiyanların tümü, bu çapta bir şey inşa etmek isteselerdi, bunu bir ayda dahi yapamazlardı; oysa Türkler bunu bir gece içinde yaptı. Bu dikkate değer kule, kentin ana surlarından on adım mesafedeydi ve oradaki surlarda çok sayıda silahlı insan toplanmıştı; hepsi kuleye hayran hayran bakıyorlardı ve gerçi ben bir gece içinde inşa edildi dedim ama, aslında kule sadece dört saatten az bir süre içinde yapıldı. Öylesine çabuk inşa ettiler ki, surların tepesinde orayı koruyanlar kulenin yapılmakta olduğunu idrak edemedi, sadece sabahleyin, bitmiş olduğunu gördüler ve ne yapıldığını görünce büyük bir korkuya kapıldılar. Bu dikkate değer eseri inceleyince de kulenin inşa edilmiş olduğunu bildirmek üzere Haşmetmeap İmparatora koştular. İmparator soylularıyla birlikte derhal, bu harikulade şeyi görmeye geldi, hepsi kuleyi görünce, korkudan düşüp ölecek gibi oldu, bu kulenin nöbetçi kulelerine tepeden baktığını görünce, kentin düşmesine neden olabileceği korkusuna kapıldılar. Kule şu şekilde inşa edildi: Her şeyden önce, sağlam kirişlerden yapılma bir iskeleti vardı, çepeçevre deve derisiyle kaplanmıştı, öyle korunuyordu, içi yarı yarıya toprak doluydu, dış çevresinde de yarı yere kadar toprak vardı, bu yüzden top ya da silah veya tataroku, kuleye zarar veremezdi, ayrıca çevresine parmaklık koymuşlar ve hepsinin üstünü de deve derisiyle kaplamışlardı. Bunun ötesinde kuleden kendi ordugahlarına en azından yarım mil uzunluğunda bir de yol açmışlardı, yolun hem iki yakasında, hem üstünde çift kat parmaklık vardı, o da dev derisiyle kaplanmıştı; böylece, kuleden ordugaha, silahlara, oklara, mızraklara ya da ufak çaplı top ateşine karşı herhangi bir tehlike içinde olmaksızın gidebilirlerdi; ve kulenin içindeki Türkler toprağı kazıp hendeğe dolduruyorlar, böylece bir toprak yığını meydana getiriyorlardı. O kadar çok toprak yığdılar ki, nöbetçi kulelerinin duvarlarına tepeden bakmaya başladılar. Bu kule kenti ele geçirmekte onlara büyük yardımcıydı. Ordugahtaki Türkler bu dikkate değer kuleyi yapıp ve gereken yerlerdeki hendekleri toprakla doldurdukları zaman büyük bir ilerleme sağlamış olduklarını gördüler; bu gün karada ve denizde gece ya da gündüz başka bir şey olmadı. Ama tabii bugün kulenin olduğu yerden kente Türkler çok sayıda ok attı, bunu sırf keyiften yaptıkları anlaşılıyordu, bizimkilerse çok üzgündü ve korku içindeydi. Dipnotlar : 1 Padişah 2.Murat (1404-1451) 2 Fetihten dolayı Fatih unvanını alan Sultan 2.Mehmet (1432-1481) 3 Rumeli Hisarı 4 Fuste (fustae) : Çift sıra kürekli eski kadırgalardan daha hafif ve daha hızlı olan ve teknenin her iki yanında, yelken direğinin önünde tek kürekçilerin, kıç tarafında ise çifte kürekçilerin bulunduğu çektiri türünde gemi; Parandairae: Yük taşımakta kullanılan ağır mavna. 5 Barbaro’nun kastettiği şey; Yıldırım Bayezit’le birlikte Osmanlı Sarayının bir geleneği haline gelen devşirme içoğlanı yetiştirme düzeni olmalı. 6 Bailo sözcüğü aslında, Konstantinopl’da oturma hakkına ve ayrıcalığına sahip olan Venedikli ya da Cenevizli kişiler için kullanılan bir sözcük. Ancak kentteki Venediklilerle Cenevizliler kendi fiili devletlerini kurma olanağını elde ettikten sonra, Venedikli ya da Cenevizli koloni insanlarının yönetiminden sorumlu olan üst düzey yönetici için de kullanılmaya başlandı. Bailo’ya, vali anlamında, Podesta da deniyordu. * Kenar notu : Sultan, Karadeniz’den Bogaza gelen tüm gemilerin yelkenlerini indirmelerini ve geçiş izni almak üzere görevli subaya bir tekne göndermeleri kuralını koymuştu; aksi halde batırılabilirlerdi. Ek not: Her geminin bir geçiş vergisi ödemesi zorunluydu. *2 Kenar notu: Çünkü yelken indirmemişti. *3 Kenar notu: Denizcilerin bazılarını ise kestirdi. 7 O çağlarda İtalyan cumhuriyetlerinin, özellikle Venedik’in yönetim organı, Senyörlük. 8 O dönemde Akdenize kıyısı olan ülkelerde kullanılan ve kapsadığı yükün yaklaşık ağırlığı ülkeden ülkeye 35 kilo ile 230 kilo arasında değişen bir hacim/ağırlık ölçüsü, kantar. Osmanlı’daki 250 kiloluk çeki karşılığı. 9 O tarihlerde Girit, Venedik cumhuriyetinin kolonisiydi. 1669’da Osmanlı İmparatorluğuna geçti. 10 Kırım’ın Karadeniz kıyısında bulunan liman kenti Kaffa. Bir süre Osmanlı yönetimi altında kaldıktan sonra 1783’te Rus Çarlığı’nın egemenliğine girdi. *4 Kenar notu: Ya da böyle yapmayı planlamıştı. 11 Cermen kabilelerinin bir kolu; Frank adını, ulusal silahları olan franca’dan (cirit) aldıkları söylenir. Sanırız yazar burada genel olarak Batı Avrupalı ulusları kastediyor. 12 Venedik ve Ceneviz cumhuriyetlerindeki baş majistra, lider. *5 Kenar notu: Perşembe, 14 Aralık 1452. *6 Kenar notu: Toplam 21. 13 Venedik Hukuk İşleri Dairesi. 14 Venedik Belediyesi. 15 Bu uzun bildiri çok çapraşık bir dille yazılmış, aşırı uzun cümlelerden oluşuyor. Anlaşılır olmasını sağlamak amacıyla, bildiriyi anlamı bozmaksızın kısa cümlelere ayırdık ve gerektikçe köşeli ayraç içinde birkaç sözcük ekleyerek daha açık hale getirdik. (çevirenin notu) 16 Bir tür tonilato ölçüsü, teknenin yük kapasitesi. 17 Yazar Pars Tuğlacı, “Osmanlı Şehirleri” başlıklı kitabında kaptanın adını Giovanni Giustiniani olarak, geliş tarihini de 26 Ocak olarak veriyor (Milliyet yayınları, 1985, s.153) 18 Bir ayak 30,5 santim. 19 Surların Haliç’e bakan yöresinde, bugün artık var olmayan Blakernai (Blachernae) Sarayı ile onun uzantısı olan ve kalıntıları günümüze kadar ulaşan Tekfur Sarayının Fener/Eyüp dolaylarında Haliç’teki kıyısı. 20 Gemilerin hareketine engel olmak amacıyla, set biçiminde yapılmış, birbirine zincirle bağlanmış tomruk dizisi. 21 İtalya’nın Adriyatik kıyısında bir liman kenti. 22 Seren yelkenleri dört köşe olan tekne. 23 Bu cümlenin İngilizcesi şöyle: “also many ships were disarmed and sunk, in case of fire or being hit by cannon fire.” Buradaki “in case of” terimini, sözlükteki anlamıyla alırsak, cümleyi “ayrıca, yangın çıkarsa ya da top ateşiyle vurulursa diye, birçok gemi silahları sökülerek batırıldı” şeklinde çevirmek gerekiyor ki, böyle bir çevirinin herhangi bir anlamı olabileceğini sanmıyoruz. İngilizce çevirideki “in case of” teriminin yanlışlıkla kullanıldığı inancındayız. (çevirenin notu.) 24 Yaklaşık 500 kiloluk. 25 Çeyreklik. 26 Bregantini (brigantino): Kadırga sınıfından, kürekli ve yelkenli çok hızlı küçük gemi, Birgende. 27 Gerçekte üç Ceneviz ve bir Bizans gemisi. 28 Pars Tuğlacı, andığımız kitabında Türk Donanmasının 18 gemiden oluştuğunu söylüyor. 29 Gerçekte çarpışma önce Yeşilköy açıklarında, sonra Yedikule önlerinde olmuştu. 30 Günce’nin yazarı Nicolò Barbaro, yaşadığı çağa yakın olan geçmişi yanlış anımsıyor. Gerçi Venedikli Loredàn Ailesi, ünlü birçok komutan yetiştirmişti ve Piero (Pietro) Loredàn Gelibolu Savaşı’nda 1416’da Çavlı Bey komutasındaki Türk Donanmasını yenmişti ama, bu olay Fatih Sultan Mehmet II.’nin babası Padişah 2.Murat zamanında değil, dedesi Çelebi 1.Mehmet’in saltanatı sırasında (1413-1421) olmuştu. 31 Azap askeri. 32 Külah biçiminde olan, genelde hayvan postundan yapılan başlık. Kırmızı kadife ya da çuhadan yapılan ve üzerine sarık sarılan türü de vardı. *7 Kenar notu: Ne yapacağını ona bir Hıristiyan gösterdi. 33 Pera’da yerleşmiş Cenevizliler’in yönetiminden sorumlu vali. 34 Tılsım olarak okunan Rabbin Duası. 35 Yaklaşık doksan kiloluk. 36 Günce’nin yazarı Barbaro topların Pera tepelerinden kaldırıldığını daha önce söylemişti. 37 Bugün var olmayan İmparator Sarayı (Blachernae Sarayı) da Edirnekapı’nın güneydoğusunda, Eyüp/Fener dolayında, Haliç’e bakan sırtlardaydı. Lağımların çoğu sarayın bulunduğu bu semtte kazılmıştı. 38 4.yüzyılda Grek Kilisesi ikiye bölünmüştü: Hıristiyanların bir kısmı, İsa’nın Tanrı olduğuna, evreni onun yarattığına inanırdı. Karşıt görüştekiler de rahip Arius’un çevresinde toplanmıştı. Bizans İmparatoru Constantine, sorunu Nicaea (İznik) Piskoposlar Konseyi’ne havale etmiş, Konsey de İsa’nın tanrılığına karar vermişti. Bu farklılaşma uzun yüzyıllar, Hıristiyan Grekler arasında kanlı kavgalara, bir grup Hıristiyanın imansız suçlamalarına hedef olmasına yol açmıştı. Anlaşılan Günce yazarı Venedikli Barbaro da İsa’nın tanrı olduğuna inananlardandı. 39 Günce’deki özgün cümleyi olduğu gibi muhafaza ettik. *8 Kenar notu: Çünkü okla yaralanmıştı. *9 Kenar notu: İmparator önce, saray görevlilerinden, kendini öldürmelerini rica etti; sonra kılıcını kaparak öfkeyle çarpışmaya koştu; bir kez düştü, tekrar kalktı, sonra bir kez daha düştü ve böylece öldü. 40 Teknenin biraz uzağına atılan bir çapaya bağlı halatı (yomayı) sarmak suretiyle teknenin yönünü ve konumunu değiştirerek hareketini sağlamak. 41 Güncenin yazarı Barbaro, kendisinin de içinde bulunduğu bu olayı anlatırken bazen üçüncü çoğul kişi adılını kullanarak onlar diyor, bazen birinci çoğul kişi adılını kullanarak biz diyor, aynen bıraktık. (çevirenin notu.) *10 Kenar notu: Altmış bin kişi tutsak alındı; ayrıca Türkler muhteşem bir zenginlik ele geçirdi. Hıristiyanların toplam kaybı 200 000 ducat’yı buldu; bunun 100 bin ducatsı, listede adı geçenlere aitti. *11 Kenar Notu: Bailo’nun oğlu. |