|
|
|
|
Sayfa 15 Bregantino ayın üçünde geceyarısı yola çıktı; limanın (Haliç’in) ağzını kapatan bumbanın dışına çıkar çıkmaz, teknedekilerin hepsi Türkler gibi giyindi, Türk Sultanın bayrağını direğe çektiler ve Tanrının inayetiyle, hiçbir güçlükle karşılaşmaksızın serbestçe gittiler, takımadalara kadar, olabileceği yerlerin hiçbirinde donanmadan hiçbir iz göremediler. Gripo’daki denizciler, ortada donanmamızdan hiçbir iz olmadığını görünce ne yapmaları gerektiğini görüştüler ve farklı görüşlerden yana oldular. Aralarından biri şöyle dedi: “Kardeşlerim, sizin de bildiğiniz gibi, biz Konstantinopl’dan ayrıldığımız sırada, Türklerin her an genel bir saldırıya girişmesi bekleniyordu; yine bildiğiniz gibi, imansız Türkler kenti bir baştan öteki uca tümüyle ele geçireceklerdir; çünkü biz oradan ayrıldığımızda kentteki kuvvetler çok zayıftı. Bu durumda, kardeşlerim, ben çarçabuk bir Hıristiyan ülkesine gitmemiz gerekir diyorum, çünkü, çok iyi biliyorum ki, Türkler şu sıralarda Konstantinopl’u zaptetmek üzeredirler.” Bregantino’daki arkadaşları, bu denizciye şöyle karşılık verdi: “Ama kardeş, senin de bildiğin gibi, İmparator bizi bu işi yapmak üzere gönderdi, biz görevimizi yaptık, bu durumda, ister Türlerin ister Hıristiyanların elinde olsun, ister ölüme gidelim, ister hayatta kalalım, Konstantinopl’a geri dönmek isteriz. Yolumuza gidelim.” Öyle de yaptılar, sağ salim Konstantinopl’a döndüler ve kentin hâlâ İmparatorun elinde olduğunu gördüler. Kente ulaşır ulaşmaz durumu İmparatora ilettiler, Venedik Donanması’nı bulamadıklarını söylediler. Bu noktada Haşmetmeap İmparator Venediklilerin yardım göndermemiş olmasından duyduğu üzüntüyle gözyaşlarını tutamadı; “Tüm Hıristiyan Dünyası, bu imansız Türke, bu Hıristiyanlık düşmanına karşı bana yardım etmediğine göre” dedi ve hem kendini, hem kentin korunmasını ruhani efendimiz Hazreti İsa’nın annesi Madonna Saint Mary’nin ve bu kentin Aziz Hamisi Saint Constantine’in ellerine emanet etmeye karar verdi. Mayısın beşinde iblis ve habis Türkler, Pera tepelerine gitti, oraya toplarını yerleştirdiler ve bu toplarla, Pera’nın üzerinden aşağıda (Haliç’te) bulunan, bumbanın içindeki donanmamıza ateş etmeye başladılar. Topçu ateşini günlerce sürdürdüler, her biri iki yüz poundluk35 taş gülleler atıyorlardı. Atılan üçüncü gülle, içinde on iki bin ducat değerinde ipek, balmumu ve başka mallar bulunan üç yüz bottelik bir Ceneviz gemisini denizin dibine gönderivermiş, ortada ne yelken direği kalmıştı, ne geminin gövdesi, gemideki bir sürü insan da boğulmuştu. Türkler, daha üçüncü atışta gemiyi batırıverdiklerini görünce, kendilerine daha da güven duymaya başlamışlardı, birkaç gün içinde tüm Hıristiyan donanmasını toplarıyla batıracaklarını düşünüyorlardı. Ama topların verdiği zarar donanmamızca açıkça görülünce bizler sadece gemileri oradan uzaklaştırmak üzere, limanın ağzındaki bumbayı çözmeye karar verdik, ve gemiler Pera Surlarının dibine çekildi, öyle ki hepsi hepsi on gemi olduğu için topçu ateşi (artık) onlara zarar veremeyecekti, kadırgalarımız da aynısını yaptı. Bu gemiler ve kadırgalar, Pera surlarına adeta yapışık gibi dururken, Türkler topçu ateşine devam etti. Çok büyük zarar verdiler, oradaki insanlar da yaşamlarından büyük endişe duyuyorlardı, çünkü her gülle kadırgalarımızda can kaybına neden oluyordu, bazı gülleler dört kişinin, bazıları iki kişinin ölümüne yol açıyordu, gülleler gemilere ve kadırgalara vurunca (parçalanıp) her yana dağıldığı için bir mağdur yakalamayı başaramayanı yok gibiydi. Topçu ateşi günlerce sürdü ve büyük zarar verdi. Daha sonra Türkler bu topları oradan aldı ve Konstantinopl’un Chinigo denen kısmının karşısında bir noktaya yerleştirdiler ve yoğun bir top atışına giriştiler, ama tanrıya şükür bu bir zarara neden olmadı. Bir süre sonra Sultan o topları oradan aldırttı ve kent surlarını top ateşine tutmak üzere, öteki toplarla bir araya getirtti. Mayısın altısında, ne gün içinde, ne gece yarısından sabaha kadar, sadece kent surlarının sürekli top ateşine tutulması, halkı korkutmak için malum savaş naraları atılması ve çalpara sesleri dışında, anmaya değer hiçbir olay olmadı. Mayısın yedisinde, akşam saat dört sularında, yaklaşık otuz bin kişilik çok düzenli Türk birlikleri, bizim saldırı beklemediğimiz bir sırada, sinsice kente girmek için, beraberlerindeki koç başları da taşıyarak surların dibine geldi. Ama Ebedi Tanrımız bize yardım etti, askerlerimize kuvvet verdi, lanetlenen, büyük kayıplar Türkler kahramanca geri püskürtüldü, gerçekte çok büyük bir kısmı öldürüldü. Aynı gece, bu lanet imansızların, biçare kentin surları çevresinde yaptıkları vahşi bağırma-çağırma seslerini, Türk ordugahından on iki mil uzakta ta Anadolu yakasından duyulan bu sesleri, gemilerdeki bizler de işittik, ve bu sesleri duyduğumuzda, nihayet genel bir saldırıya kalkıştıklarına kesinlikle inanır olduk; aslında bu, çalpara ve tef seslerini duyanlar hariç, inanılır bir şey değildi. Ve daha önce söylediğim gibi, biz gemidekiler, o gece bir saldırıya girişeceklerine inandığımız için, derhal silahımıza sarılıp gemilerdeki ve kadırgalardaki görev yerlerimize koştuk. Karadaki çarpışma saat yediye kadar sürdü, üç saati aşmadı. Ama Türk Donanması hareket geçme eğilimi göstermedi; çünkü bumbada onların karşısına dikilmeyi bekleyen bizim donanmamızdan korkuyorlardı, o yüzden o gün denizde hiçbir şey olmadı, karada da gece boyunca yeni bir gelişme görülmedi. Ama Türkler, çarpışmaların olduğu yerden uzaklaşır uzaklaşmaz ve bir şey yapamayacak olduklarını görür görmez, bir başka plan yaptılar, savaş naraları atarak saray kapısına yürüdüler ve yanıcı maddeler fırlatarak kapıyı çarçabuk ateşe verdiler. Kapı tutuşur tutuşmaz, adamlarımız oraya koştu, Türkleri geri püskürttü ve kapıyı tıkadılar. Aynı gün, daha önce (Pera tepelerinden açılan) topçu ateşi nedeniyle bumbadan ayrılarak Pera surlarının tam dibinde demirleyen gemiler de eski yerlerine geri döndü ve bumbayı daha önce olduğu gibi korumaya aldı. Mayısın sekizinde Onikiler Meclisi’ni topladık ve Tana’dan gelmiş olan gemilerdeki tüm malları Konstantinopl’a boşaltmaya, bu üç kadırgayı da imparatorun tophanesinde batırmaya karar verdik; gemileri boşaltma meselesi oya konduktan sonra, tam boşaltma işlemi başlamak üzereyken, mürettebat yalın kılıç rıhtıma atladı ve şöyle dediler: “Bu kadırgaların kargosunu alacak kişiyi görelim! Biz biliyoruz ki, malımız neredeyse evimiz de oradadır; ve yine biliyoruz ki, bu kadırgaları boşaltıp tophanede batırır batırmaz, Grekler bizi kendi kentlerinde kuvvet zoruyla köleleri olarak alıkoyacaklardır; oysa şimdi gitmekte ya da kalmakta özgürüz. Şu halde kadırgaları boşaltmaktan vazgeçmeli ve kendimizi tanrının insafına emanet etmeliyiz; bu meseleyi bırakalım o halletsin, her şey onun takdir ettiği gibi olsun, bizi nasıl istiyorsa öyle yapsın; biz biliyor ve çok iyi görüyoruz ki, bugünkü durumda kendini bu rezil kentte bulan hiçbir Hıristiyan, bu lanet imansızın öfkesinden kurtulmayı başaramayacaktır, hepimiz Türk kılıcının ucunda buluşacağız. Bu nedenledir ki, biz kadırgadakiler, evimiz olan bu kadırgalarda öleceğiz, karada ölmeyeceğiz.” Mürettebatın bu protestosu o kadar etkiliydi ki, kadırgalarında kaldılar, kadırgaların kaptanı da kendini orada güvende hissetti ve o da mürettebatıyla birlikte, Pera’nın dibinde kadırgada kaldı. Gün boyunca Türkler, San Romano kapısı çevresindeki surları, hem o büyük toplarıyla, hem öteki toplarla dövmeyi dur durak bilmeden sürdürdüler. Mayısın dokuzunda Onikiler Meclisini (tekrar) topladık ve o toplantıda, iki kadırganın kaptanı Cabriel Trivixan’ın, kent surlarında, kendi kadırgasından kırk adamıyla birlikte karaya çıkmasını, iki uzun kadırgasındaki silahları sökmesini ve o kadırgaları Tana’dan gelmiş olan kadırgaların kaptanı Aluvixe Diedo’nun emrine vermesini kararlaştırdık. Cabriel Trivixan, Onikiler Meclisi’nin emrine uydu, kadırgalarını silahsızlandırdı ve kadırgalarındaki dört yüz kişiyle beraber surların yakınında karaya çıktı; kadırgalar da dediğim gibi, Aluvixe Diedo’nun komutasına verildi. Mayısın onunda, Konstantinopl’daki Santa Maria Kilisesi’nde, aşağıdaki amaçla bir Onikiler Meclisi toplantısı daha yaptık: “Bugünkü tehlike çerçevesinde, bir deniz harekatı için gerekli önlemleri almanın değerli olacağını, imansız Türk donanmasının bizimkine göre çok kuvvetli ve etkin olduğunu herkesin görüp bildiğini, Konstantinopl ve Pera limanında çeşitli yerlerden gelmiş, çeşitli uluslara ait gemiler, kadırgalar ve diğer türden tekneler olduğunu dikkate alarak, denizde verilmesi gerekecek bir savaşta harekatın düzen içinde gerçekleştirilmesi, biz Hıristiyanların Türklere karşı onurumuzu koruyarak muzaffer olmamız için, Tana kadırgalarının kaptanı soylu Aluvixe Diedo’nun, halen limanda bulunan donanmanın genel kaptanlığına getirilmesi ve adı geçen kaptanın limandaki tüm gemilere komuta etmekte tam yetkili olması, Onikiler Meclisince oylanacaktır.” Dipnotlar : 1 Padişah 2.Murat (1404-1451) 2 Fetihten dolayı Fatih unvanını alan Sultan 2.Mehmet (1432-1481) 3 Rumeli Hisarı 4 Fuste (fustae) : Çift sıra kürekli eski kadırgalardan daha hafif ve daha hızlı olan ve teknenin her iki yanında, yelken direğinin önünde tek kürekçilerin, kıç tarafında ise çifte kürekçilerin bulunduğu çektiri türünde gemi; Parandairae: Yük taşımakta kullanılan ağır mavna. 5 Barbaro’nun kastettiği şey; Yıldırım Bayezit’le birlikte Osmanlı Sarayının bir geleneği haline gelen devşirme içoğlanı yetiştirme düzeni olmalı. 6 Bailo sözcüğü aslında, Konstantinopl’da oturma hakkına ve ayrıcalığına sahip olan Venedikli ya da Cenevizli kişiler için kullanılan bir sözcük. Ancak kentteki Venediklilerle Cenevizliler kendi fiili devletlerini kurma olanağını elde ettikten sonra, Venedikli ya da Cenevizli koloni insanlarının yönetiminden sorumlu olan üst düzey yönetici için de kullanılmaya başlandı. Bailo’ya, vali anlamında, Podesta da deniyordu. * Kenar notu : Sultan, Karadeniz’den Bogaza gelen tüm gemilerin yelkenlerini indirmelerini ve geçiş izni almak üzere görevli subaya bir tekne göndermeleri kuralını koymuştu; aksi halde batırılabilirlerdi. Ek not: Her geminin bir geçiş vergisi ödemesi zorunluydu. *2 Kenar notu: Çünkü yelken indirmemişti. *3 Kenar notu: Denizcilerin bazılarını ise kestirdi. 7 O çağlarda İtalyan cumhuriyetlerinin, özellikle Venedik’in yönetim organı, Senyörlük. 8 O dönemde Akdenize kıyısı olan ülkelerde kullanılan ve kapsadığı yükün yaklaşık ağırlığı ülkeden ülkeye 35 kilo ile 230 kilo arasında değişen bir hacim/ağırlık ölçüsü, kantar. Osmanlı’daki 250 kiloluk çeki karşılığı. 9 O tarihlerde Girit, Venedik cumhuriyetinin kolonisiydi. 1669’da Osmanlı İmparatorluğuna geçti. 10 Kırım’ın Karadeniz kıyısında bulunan liman kenti Kaffa. Bir süre Osmanlı yönetimi altında kaldıktan sonra 1783’te Rus Çarlığı’nın egemenliğine girdi. *4 Kenar notu: Ya da böyle yapmayı planlamıştı. 11 Cermen kabilelerinin bir kolu; Frank adını, ulusal silahları olan franca’dan (cirit) aldıkları söylenir. Sanırız yazar burada genel olarak Batı Avrupalı ulusları kastediyor. 12 Venedik ve Ceneviz cumhuriyetlerindeki baş majistra, lider. *5 Kenar notu: Perşembe, 14 Aralık 1452. *6 Kenar notu: Toplam 21. 13 Venedik Hukuk İşleri Dairesi. 14 Venedik Belediyesi. 15 Bu uzun bildiri çok çapraşık bir dille yazılmış, aşırı uzun cümlelerden oluşuyor. Anlaşılır olmasını sağlamak amacıyla, bildiriyi anlamı bozmaksızın kısa cümlelere ayırdık ve gerektikçe köşeli ayraç içinde birkaç sözcük ekleyerek daha açık hale getirdik. (çevirenin notu) 16 Bir tür tonilato ölçüsü, teknenin yük kapasitesi. 17 Yazar Pars Tuğlacı, “Osmanlı Şehirleri” başlıklı kitabında kaptanın adını Giovanni Giustiniani olarak, geliş tarihini de 26 Ocak olarak veriyor (Milliyet yayınları, 1985, s.153) 18 Bir ayak 30,5 santim. 19 Surların Haliç’e bakan yöresinde, bugün artık var olmayan Blakernai (Blachernae) Sarayı ile onun uzantısı olan ve kalıntıları günümüze kadar ulaşan Tekfur Sarayının Fener/Eyüp dolaylarında Haliç’teki kıyısı. 20 Gemilerin hareketine engel olmak amacıyla, set biçiminde yapılmış, birbirine zincirle bağlanmış tomruk dizisi. 21 İtalya’nın Adriyatik kıyısında bir liman kenti. 22 Seren yelkenleri dört köşe olan tekne. 23 Bu cümlenin İngilizcesi şöyle: “also many ships were disarmed and sunk, in case of fire or being hit by cannon fire.” Buradaki “in case of” terimini, sözlükteki anlamıyla alırsak, cümleyi “ayrıca, yangın çıkarsa ya da top ateşiyle vurulursa diye, birçok gemi silahları sökülerek batırıldı” şeklinde çevirmek gerekiyor ki, böyle bir çevirinin herhangi bir anlamı olabileceğini sanmıyoruz. İngilizce çevirideki “in case of” teriminin yanlışlıkla kullanıldığı inancındayız. (çevirenin notu.) 24 Yaklaşık 500 kiloluk. 25 Çeyreklik. 26 Bregantini (brigantino): Kadırga sınıfından, kürekli ve yelkenli çok hızlı küçük gemi, Birgende. 27 Gerçekte üç Ceneviz ve bir Bizans gemisi. 28 Pars Tuğlacı, andığımız kitabında Türk Donanmasının 18 gemiden oluştuğunu söylüyor. 29 Gerçekte çarpışma önce Yeşilköy açıklarında, sonra Yedikule önlerinde olmuştu. 30 Günce’nin yazarı Nicolò Barbaro, yaşadığı çağa yakın olan geçmişi yanlış anımsıyor. Gerçi Venedikli Loredàn Ailesi, ünlü birçok komutan yetiştirmişti ve Piero (Pietro) Loredàn Gelibolu Savaşı’nda 1416’da Çavlı Bey komutasındaki Türk Donanmasını yenmişti ama, bu olay Fatih Sultan Mehmet II.’nin babası Padişah 2.Murat zamanında değil, dedesi Çelebi 1.Mehmet’in saltanatı sırasında (1413-1421) olmuştu. 31 Azap askeri. 32 Külah biçiminde olan, genelde hayvan postundan yapılan başlık. Kırmızı kadife ya da çuhadan yapılan ve üzerine sarık sarılan türü de vardı. *7 Kenar notu: Ne yapacağını ona bir Hıristiyan gösterdi. 33 Pera’da yerleşmiş Cenevizliler’in yönetiminden sorumlu vali. 34 Tılsım olarak okunan Rabbin Duası. 35 Yaklaşık doksan kiloluk. 36 Günce’nin yazarı Barbaro topların Pera tepelerinden kaldırıldığını daha önce söylemişti. 37 Bugün var olmayan İmparator Sarayı (Blachernae Sarayı) da Edirnekapı’nın güneydoğusunda, Eyüp/Fener dolayında, Haliç’e bakan sırtlardaydı. Lağımların çoğu sarayın bulunduğu bu semtte kazılmıştı. 38 4.yüzyılda Grek Kilisesi ikiye bölünmüştü: Hıristiyanların bir kısmı, İsa’nın Tanrı olduğuna, evreni onun yarattığına inanırdı. Karşıt görüştekiler de rahip Arius’un çevresinde toplanmıştı. Bizans İmparatoru Constantine, sorunu Nicaea (İznik) Piskoposlar Konseyi’ne havale etmiş, Konsey de İsa’nın tanrılığına karar vermişti. Bu farklılaşma uzun yüzyıllar, Hıristiyan Grekler arasında kanlı kavgalara, bir grup Hıristiyanın imansız suçlamalarına hedef olmasına yol açmıştı. Anlaşılan Günce yazarı Venedikli Barbaro da İsa’nın tanrı olduğuna inananlardandı. 39 Günce’deki özgün cümleyi olduğu gibi muhafaza ettik. *8 Kenar notu: Çünkü okla yaralanmıştı. *9 Kenar notu: İmparator önce, saray görevlilerinden, kendini öldürmelerini rica etti; sonra kılıcını kaparak öfkeyle çarpışmaya koştu; bir kez düştü, tekrar kalktı, sonra bir kez daha düştü ve böylece öldü. 40 Teknenin biraz uzağına atılan bir çapaya bağlı halatı (yomayı) sarmak suretiyle teknenin yönünü ve konumunu değiştirerek hareketini sağlamak. 41 Güncenin yazarı Barbaro, kendisinin de içinde bulunduğu bu olayı anlatırken bazen üçüncü çoğul kişi adılını kullanarak onlar diyor, bazen birinci çoğul kişi adılını kullanarak biz diyor, aynen bıraktık. (çevirenin notu.) *10 Kenar notu: Altmış bin kişi tutsak alındı; ayrıca Türkler muhteşem bir zenginlik ele geçirdi. Hıristiyanların toplam kaybı 200 000 ducat’yı buldu; bunun 100 bin ducatsı, listede adı geçenlere aitti. *11 Kenar Notu: Bailo’nun oğlu. |