Zamanda geriye doğru yolculuk yapmanın en kısa yolu tarih okumaktır

 

 

Sayfa 11

önceki       sonraki

Bumbanın içinde kalan limanda on yedi kabasorto22, Tana’dan gelme üç kadırga, Venedik’ten gelme iki hafif kadırga ve Konstantinopl İmparatorunun beş kadırgası vardı; bu sonuncular silahsızdı; ayrıca (daha önce) yangın çıkmış ya da top ateşiyle yaralanmış birçok gemi, silahları sökülerek batırıldı.23

Denizde çok kuvvetli olduğumuzu, özellikle limanın ağzında boydan boya bumba gerili olduğunu ve ayrıca biri kent yani Konstantinopl yakasında, öteki Pera yakasında bulunan, savunma açısından çok yararlı iki kuleye sahip olduğumuzu düşünerek, kendimizi imansız Türklere karşı adamakıllı güvende hissediyorduk.

Nisanın on birinde Sultan, amacına çabucak ulaşmak için, toplarını, surlara yakın bir yerde, kentin en zayıf olduğu noktaya yerleştirdi. Toplar dört yerde mevzilenmişti: Üç top Haşmetmeap İmparatorun sarayı yakınına, üç top Pigi (Pegae) kapısı yakınına, iki top Cressu kapısına, dört top tüm kentin en zayıf yeri olan San Romano kapısına (Topkapı) konmuştu. San Romano kapısındaki bu dört toptan biri, yaklaşık 1200 poundluk24 gülle atıyordu, çapı on üç quartelikti.25 (tüm bunlar) güllenin düştüğü yerde yaptığı korkunç tahribatı göstermeye yeter. İkinci top 800 poundluk gülle atıyordu, çapı dokuz quarte idi. Bu iki top, Türk Han’ın sahip olduğu en büyük toplardı; öteki toplar, 500 pounddan 200 pounda kadar çeşitli büyüklükteydi ve daha küçüktü.

Nisanın on ikisinde gece yarısından sonra saat ikiyle üç arasında Türk Donanması Konstantinopl Limanına ulaştı; kürek çekerek geldi; kararlı görünüyordu: Türklerin elinde bulunan Anadolu yakasına gitti; eğer Konstantinopl tarafına gelselerdi; bizim Hıristiyan filomuz, onları epey sıkıntıya sokardı. O günün sabahı saat yedide, donanmanın tümü, Konstantinopl’un Karadeniz yönünde, iki mil uzakta, Sütunlar (Baltalimanı) denen yerde, bizim donanmamızı ve kent halkını korkuya salmak için, şiddetli gürültüler, çalpara ve tef sesleri arasında demir attı. Bu Türk donanması 145 gemiden, kadırgadan, fuste, parandarie ve bregantini’den oluşuyordu; bunlardan on ikisi tam donanımlı kadırgaydı, 72-80 kadarı büyük fuste, 20-25 kadarı parandarie, geri kalanı bregantini idi; bu Türk donanmasında ayrıca, top güllesi yapımı için gerekli taş, engelleyici çitler, kereste ve ordu için gerekli başka tür mühimmat yüklenmiş, Sinopolis’ten (Sinop) gelm, 200 bottelik bir gemi de vardı.

Türk Donanması Sütunlar denen yerde demir attıktan sonra, günün geri kalanında hiçbir şey yapmadı, herkes sakin ve hareketsizdi; ancak, düşmanımızın ne yapacağını bilmeyen biz Hıristiyanlar, gün ve gece boyunca silahı elden bırakmadık; denizde, bumbanın gerisindeki gemilerimiz ve kadırgalarımız da bir yandan onlar Sütunlar kesiminde demirliyken, üzerimize gelmelerini ve saldırmalarını bekledi.

Düşmanlarımızın gece ya da gündüz ani bir saldırıya kalkmalarını önlemek üzere bir düzenleme yapıldı; Türk filosu bize doğru harekete geçerse haber vermek üzere, Pera surlarında nöbetleşe iki gözcü bulundurulmasına karar verildi; bu gözcüler tek bir fusta’nın ya da kadırganın veya bregantino’nun harekete geçmek üzere olduğunu görürlerse, Tana’dan gelme kadırgaların kaptanına haber vereceklerdi; limandan sorumlu olan kaptan oydu. Herhangi bir geminin hareket ettiği haberi geldiği zaman kaptan derhal savaş borusunu çaldırıyor, herkes savaşmak üzere silaha sarılıyordu; bumbanın gerisindeki gemilerde bulunanlar da silah elde bekliyorlardı; biz hepimiz, Türk Donanmasının her an saldırmasını bekliyorduk. Bu yüzden de daha önce söylediğim gibi, gece-gündüz silah elde beklemekten ötürü, her gün, büyük bir sıkıntı ve korku içindeydik; ama onların donanması hiç hareket etmiyordu, ya da bir kadırga hareket ederse, Anadolu yönünde veya Boğazın Karadeniz ağzına doğru, yeni yaptıkları hisara doğru gidiyordu. Donanmaları bize hiç saldırmadı, ama nisanın on ikisinden mayısın yirmi dokuzuna kadar gece-gündüz demeden bizi, korku belası, hep silah elde tutmaya zorladı.

Nisanın on ikisinden on sekizine kadar, gece gündüz süren olağan topçu ateşi ve kent surlarındakilerle Türkler arasında görülen ufak tefek müfreze çatışmaları dışında, denizde ya da karada pek az hareket oldu. Surdakiler, Türklerin, özellikle de Sultanın askerleri yeniçerilerin, ta duvarın dibine kadar geldiklerini ve çatışma çıkarmaya çalıştıklarını gördüler, hiçbiri ölümden korkmuyordu; yaban hayvanlar gibi geliyorlardı, biri, ikisi öldürüldüğü zaman, hemen daha çok Türk geliyor, surlara ne kadar yakın olduklarını umursamaksızın, birinin sırtında bir domuzu taşıması gibi, yaralıları sırtlarına vurup gidiyorlardı. Bizimkiler silahlarla ve tataroklarıyla ölü vatandaşını taşıyan Türke nişan alarak ateş ediyordu (bazen) her ikisi birden cansız yere düşüyordu; ama (hemen) başka Türkler geliyor, onları alıp götürüyordu; hiçbiri ölümden korkmuyor, tam tersine, tek bir Türk ölüyü sur dibinde bırakma utancını duymaktansa, kendilerinden on kişinin ölmesine razı oluyorlardı.

önceki       sonraki

Dipnotlar :

1 Padişah 2.Murat (1404-1451)

2 Fetihten dolayı Fatih unvanını alan Sultan 2.Mehmet (1432-1481)

3 Rumeli Hisarı

4 Fuste (fustae) : Çift sıra kürekli eski kadırgalardan daha hafif ve daha hızlı olan ve teknenin her iki yanında, yelken direğinin önünde tek kürekçilerin, kıç tarafında ise çifte kürekçilerin bulunduğu çektiri türünde gemi;

Parandairae: Yük taşımakta kullanılan ağır mavna.

5 Barbaro’nun kastettiği şey; Yıldırım Bayezit’le birlikte Osmanlı Sarayının bir geleneği haline gelen devşirme içoğlanı yetiştirme düzeni olmalı.

6 Bailo sözcüğü aslında, Konstantinopl’da oturma hakkına ve ayrıcalığına sahip olan Venedikli ya da Cenevizli kişiler için kullanılan bir sözcük. Ancak kentteki Venediklilerle Cenevizliler kendi fiili devletlerini kurma olanağını elde ettikten sonra, Venedikli ya da Cenevizli koloni insanlarının yönetiminden sorumlu olan üst düzey yönetici için de kullanılmaya başlandı. Bailo’ya, vali anlamında, Podesta da deniyordu.

* Kenar notu : Sultan, Karadeniz’den Bogaza gelen tüm gemilerin yelkenlerini indirmelerini ve geçiş izni almak üzere görevli subaya bir tekne göndermeleri kuralını koymuştu; aksi halde batırılabilirlerdi.

Ek not: Her geminin bir geçiş vergisi ödemesi zorunluydu.

*2  Kenar notu: Çünkü yelken indirmemişti.

*3 Kenar notu: Denizcilerin bazılarını ise kestirdi.

7 O çağlarda İtalyan cumhuriyetlerinin, özellikle Venedik’in yönetim organı, Senyörlük.

8 O dönemde Akdenize kıyısı olan ülkelerde kullanılan ve kapsadığı yükün yaklaşık ağırlığı ülkeden ülkeye 35 kilo ile 230 kilo arasında değişen bir hacim/ağırlık ölçüsü, kantar. Osmanlı’daki 250 kiloluk çeki karşılığı.

9 O tarihlerde Girit, Venedik cumhuriyetinin kolonisiydi. 1669’da Osmanlı İmparatorluğuna geçti.

10 Kırım’ın Karadeniz kıyısında bulunan liman kenti Kaffa. Bir süre Osmanlı yönetimi altında kaldıktan sonra 1783’te Rus Çarlığı’nın egemenliğine girdi.

*4 Kenar notu: Ya da böyle yapmayı planlamıştı.

11 Cermen kabilelerinin bir kolu; Frank adını, ulusal silahları olan franca’dan (cirit) aldıkları söylenir. Sanırız yazar burada genel olarak Batı Avrupalı ulusları kastediyor.

12 Venedik ve Ceneviz cumhuriyetlerindeki baş majistra, lider.

*5 Kenar notu: Perşembe, 14 Aralık 1452.

*6 Kenar notu: Toplam 21.

13 Venedik Hukuk İşleri Dairesi.

14 Venedik Belediyesi.

15 Bu uzun bildiri çok çapraşık bir dille yazılmış, aşırı uzun cümlelerden oluşuyor. Anlaşılır olmasını sağlamak amacıyla, bildiriyi anlamı bozmaksızın kısa cümlelere ayırdık ve gerektikçe köşeli ayraç içinde birkaç sözcük ekleyerek daha açık hale getirdik. (çevirenin notu)

16 Bir tür tonilato ölçüsü, teknenin yük kapasitesi.

17 Yazar Pars Tuğlacı, “Osmanlı Şehirleri” başlıklı kitabında kaptanın adını Giovanni Giustiniani olarak, geliş tarihini de 26 Ocak olarak veriyor (Milliyet yayınları, 1985, s.153)

18 Bir ayak 30,5 santim.

19 Surların Haliç’e bakan yöresinde, bugün artık var olmayan Blakernai (Blachernae) Sarayı ile onun uzantısı olan ve kalıntıları günümüze kadar ulaşan Tekfur Sarayının Fener/Eyüp dolaylarında Haliç’teki kıyısı.

20 Gemilerin hareketine engel olmak amacıyla, set biçiminde yapılmış, birbirine zincirle bağlanmış tomruk dizisi.

21 İtalya’nın Adriyatik kıyısında bir liman kenti.

22 Seren yelkenleri dört köşe olan tekne.

23 Bu cümlenin İngilizcesi şöyle: “also many ships were disarmed and sunk, in case of fire or being hit by cannon fire.” Buradaki “in case of” terimini, sözlükteki anlamıyla alırsak, cümleyi “ayrıca, yangın çıkarsa ya da top ateşiyle vurulursa diye, birçok gemi silahları sökülerek batırıldı” şeklinde çevirmek gerekiyor ki, böyle bir çevirinin herhangi bir anlamı olabileceğini sanmıyoruz. İngilizce çevirideki “in case of” teriminin yanlışlıkla kullanıldığı inancındayız. (çevirenin notu.)

24 Yaklaşık 500 kiloluk.

25 Çeyreklik.

26 Bregantini (brigantino): Kadırga sınıfından, kürekli ve yelkenli çok hızlı küçük gemi, Birgende.

27 Gerçekte üç Ceneviz ve bir Bizans gemisi.

28 Pars Tuğlacı, andığımız kitabında Türk Donanmasının 18 gemiden oluştuğunu söylüyor.

29 Gerçekte çarpışma önce Yeşilköy açıklarında, sonra Yedikule önlerinde olmuştu.

30 Günce’nin yazarı Nicolò Barbaro, yaşadığı çağa yakın olan geçmişi yanlış anımsıyor. Gerçi Venedikli Loredàn Ailesi, ünlü birçok komutan yetiştirmişti ve Piero (Pietro) Loredàn Gelibolu Savaşı’nda 1416’da Çavlı Bey komutasındaki Türk Donanmasını yenmişti ama, bu olay Fatih Sultan Mehmet II.’nin babası Padişah 2.Murat zamanında değil, dedesi Çelebi 1.Mehmet’in saltanatı sırasında (1413-1421) olmuştu.

31 Azap askeri.

32  Külah biçiminde olan, genelde hayvan postundan yapılan başlık. Kırmızı kadife ya da çuhadan yapılan ve üzerine sarık sarılan türü de vardı.

*7 Kenar notu: Ne yapacağını ona bir Hıristiyan gösterdi.

33 Pera’da yerleşmiş Cenevizliler’in yönetiminden sorumlu vali.

34 Tılsım olarak okunan Rabbin Duası.

35 Yaklaşık doksan kiloluk.

36 Günce’nin yazarı Barbaro topların Pera tepelerinden kaldırıldığını daha önce söylemişti.

37 Bugün var olmayan İmparator Sarayı (Blachernae Sarayı) da Edirnekapı’nın güneydoğusunda, Eyüp/Fener dolayında, Haliç’e bakan sırtlardaydı. Lağımların çoğu sarayın bulunduğu bu semtte kazılmıştı.

38 4.yüzyılda Grek Kilisesi ikiye bölünmüştü: Hıristiyanların bir kısmı, İsa’nın Tanrı olduğuna, evreni onun yarattığına inanırdı. Karşıt görüştekiler de rahip Arius’un çevresinde toplanmıştı. Bizans İmparatoru Constantine, sorunu Nicaea (İznik) Piskoposlar Konseyi’ne havale etmiş, Konsey de İsa’nın tanrılığına karar vermişti. Bu farklılaşma uzun yüzyıllar, Hıristiyan Grekler arasında kanlı kavgalara, bir grup Hıristiyanın imansız suçlamalarına hedef olmasına yol açmıştı. Anlaşılan Günce yazarı Venedikli Barbaro da İsa’nın tanrı olduğuna inananlardandı.

39 Günce’deki özgün cümleyi olduğu gibi muhafaza ettik.

*8 Kenar notu: Çünkü okla yaralanmıştı.

*9 Kenar notu: İmparator önce, saray görevlilerinden, kendini öldürmelerini rica etti; sonra kılıcını kaparak öfkeyle çarpışmaya koştu; bir kez düştü, tekrar kalktı, sonra bir kez daha düştü ve böylece öldü.

40 Teknenin biraz uzağına atılan bir çapaya bağlı halatı (yomayı) sarmak suretiyle teknenin yönünü ve konumunu değiştirerek hareketini sağlamak.

41 Güncenin yazarı Barbaro, kendisinin de içinde bulunduğu bu olayı anlatırken bazen üçüncü çoğul kişi adılını kullanarak onlar diyor, bazen birinci çoğul kişi adılını kullanarak biz diyor, aynen bıraktık. (çevirenin notu.)

*10 Kenar notu: Altmış bin kişi tutsak alındı; ayrıca Türkler muhteşem bir zenginlik ele geçirdi. Hıristiyanların toplam kaybı 200 000 ducat’yı buldu; bunun 100 bin ducatsı, listede adı geçenlere aitti.

*11 Kenar Notu: Bailo’nun oğlu.