
Günlük
Yaşamda Aleviler 7
Bingöllü Kürt Alevi
Asiye ile Rizeli Sünni Osman Baş'ın 15 yıllık evliliği, bir yanıyla klasik
ayrımcılık manzaralarını, diğer yanıyla ayrımcılıkla mücadelede başarının
sırlarını içeriyor. 14 yaşında ve 20 aylık iki çocukları olan Baş çifti, 1991
yılında üniversite ortamında tanışmış. "Biz o dönemlerde devrimci demokrat bir
ortamın içinde yer alıyorduk. Ailelerimizin fikirlerini aşacağımızı düşünmüştük.
Ama..."
'Ama'dan sonrası Baş çifti için hayli zorlu bir süreç olmuş. Asiye Baş
anlatıyor:
"1989'da üniversite ortamında tanıştık. Ben Marmara Üniversitesi Eczacılık
Fakültesi'nde, Osman ise İstanbul Üniversitesi Jeofizik Mühendisliği'nde
okuyordu. O dönem devrimci, demokrat faaliyet içindeydik. Ailelerimizin
fikirlerini aştığımızı düşünüyorduk. Ne var ki başlangıç öyle olmadı, özellikle
eşimin ailesinden büyük bir tepki aldık. Sünni, Karadenizli, Rizeli bir aile.
Annesi hacıydı. Ben ise hem Alevi hem de Kürt'tüm. Benimseyemediler. Çünkü
Alevileri çok farklı görüyorlardı. Aleviliğe tamamen din dışı bakıyorlardı.
Benim ailem de ciddi biçimde karşı çıktı. Karşı çıkmalarının nedeni karşımızda,
'değişik bir aile, değişik bir ortam' olmasıydı. Sonradan öğrendiğime göre
babam, amcamlardan, tanıdıklardan çok fazla tepki baskı görmüş. Ama bunlara
göğüs germiş. Eşimin ailesi nikâha gelmemişti."
Köyde kapanmam istendi
"İkimiz de dini duyguları ön planda olan insanlar olmadığımız için kendi
içimizde bu sorunları aşacağımızı biliyorduk" diye devam ediyor sözlerine Asiye
Baş:
"Köye gittiğimizde başımı örtmen, uzun etek giymem gibi istekleri oldu.
Beklentiler farklıydı. Ben de karşı çıkmadım. Bir eşarp bağladım. Pantolonumun
üzerine bir etek giydim. 'Burada olduğum süreçte sizi mutlu edecekse bağlarım'
dedim. Ama pantolonumu da giydim zaman zaman. Yavaş yavaş alıştırdım. Zamanla bu
tür sorunlar aşıldı. Bu yaşananlar eşimle aramızda hiçbir zaman böyle sorun
olmadı. Çünkü bu durumu ben ve ailesinin düzenlemesi gereken bir ilişki olarak
gördü. Ben de o insanları anlamaya çalıştım. Eşimin ailesiyle benim aramda
gerginlik olarak kaldı, ailemize yansımadı. Uzlaşmacı tavırlarımızla sorunu
aştık. Ben hiçbir zaman tepkisel kavga olayına girmedim. Ama eğer tepkisel
yaklaşsam aile içi soruna da çok kolay yol açabilecek bir durum olurdu. Şimdi
kimse kimseyle ilgilenmiyor, karışmıyor. Arada bir kayınvalidem 'Çocuğa doğru
dürüst bir şey öğretmiyorsunuz. Dua bilmiyor' diyor. Ama asla kırıcı değil.
Oğlum eşimin ailesine gittiğinde, herkesin namaz kıldığını görüyor. Hepsi
türbanlı. Bunları yaşayarak, görerek büyüdü. Ama çok fazla etkilenmedi.
Babaannesi onu camiye, Kuran'a göndermek istedi. Oğlum çok fazla o yana
yönelmedi. Ama tepki de duymuyor."
Sınırlar ihlal edilmiyor
Mühendis Osman Baş ise eşinin ailede şimdi çok sevildiğini anlatıyor:
"Annem Asiye'nin Alevi ve bir de Kürt olduğunu öğrenince hemen tepki gösterdi.
Ben 'Kesin evleneceğiz' deyince başlı başına büyük bir sorun oldu. Evlenirken
hiç unutmam annem 'Bizden kimseye davetiye veremezsin' demişti. Ama biz onların
üzerine fazla gitmedik. Onlar da zaman için anlamaya başladılar. Anladıkça da
Asiye'yi daha fazla sevdiler. Şimdi herkesin sınırları vardır. O sınırlar ihlal
edilmez. önceden birbirlerine gelip gitmeyen aileler, şimdi görüşüyor. Bizim
sülalede ilk kez ben böyle bir evlilik yaptım. Benden sonra birçok kişi benzer
evlilikler yaptı. Ama kimse böyle bir süreç yaşamadı. Şimdi dininden,
milliyetinden ziyade nasıl bir insan, birbirlerini seviyorlar mı kriterleri ön
plana çıkıyor."
-------------------------------------------------
"Aileler beş yıl sonra
barıştı"
Rüştü Durna (Terzi): "Tokat Turhal Ulutepe Köyü'ndeniz. Babam Sarıkamış'ta
askerdeyken Sünni bir arkadaşı varmış. İkisine bir gün mektup gelmiş. Eşlerinin
hamile olduğunu öğrenince, 'beşik kertmesine' karar vermişler. Ben büyüyünce
evlenmedim. 19 yaşındayken çalışmak için İstanbul'a geldim. İşyerimin olduğu
semtte şimdiki eşimle tanıştım. 'Alevi' olduğumu öğrenince ailesinin evliliğe
izin vermeyeceğini söyledi. Ben de kaçırdım. Ailesi beş yıl görüşmedi bizimle.
Sonra aracılar girdi. Barışıldı. Şimdi iki oğlum, bir kızım, üç tane torunum
var. Eşimle mezhep konusunda hiçbir sorunumuz olmadı. Aleviliği çok iyi anladı,
benimsedi. Ben kızımı bir Sünni'ye verir miydim? Bir kere görücüler gelmişti.
Ama kızımı alsalarda türban takacaklardı. Kızım da istememişti, ben de vermedim.
Belki normal aile olsaydı ve kızım isteseydi verebilirdim. 'Sünni'yle evlenen
kız ilerki yıllarda rahat edemez, din konusu sorun olur' diye aileler sıcak
bakmıyor. Ancak Sünni kızlar, Alevilerde böyle bir sorun yaşamıyor."
---------------------------------------------------
Kent şartları musahipliği
zora sokuyor
Hıdır Elmas, İstanbul'da, Gazi Mahallesi'ndeki Cemevi Vakfı'nın başkanı...
Sivas'ın Zara ilçesinden göç ederek 1967 yılında, o tarihlerde sadece 112 evin
bulunduğu mahalleye yerleşmiş.
Hıdır Elmas'ın 'musahibi' Yusuf Yıldırım da aynı mahallede oturuyor. 56
yaşındaki Elmas ile kendisinden iki yaş küçük Yıldırım'ın tanışıklığı, Zara
Ortaokulu'nda birlikte okudukları yıllardaki arkadaşlıklarına dayanıyor.
"Çocuğu çocuğun, kazancı
kazancın"
Daha sonra okul arkadaşlıkları 'dede huzurunda' verilen ikrar ile musahipliğe
dönüşmüş. Elmas, musahipliğin Aleviler içinde hâlâ gücünü koruduğunu belirterek,
şöyle diyor:
"Bizim inancımızda, musahipler öz kardeşten de ileridir. Çocuğu senin çocuğun,
hanımı kızı senin kardeşindir. Kazancınız ortaktır. Çocukları da kardeş
sayıldığı için, onları birbirleriyle evlendiren musahipler 'yol düşkünü'
sayılır, erkâna, ceme alınmaz. Tam yedi göbek geçmeli musahip çocuklarının
evlenebilmeleri için."
"Dört can bir gömlekte"
Elmas, musahipler arası ilişkilerin kent koşulları nedeniyle zorunlu olarak
gevşediğini anlatıyor: "Köyde her zaman görüşüyor, konuşuyor, oturuyorduk. Hele
kışın köy odalarında toplaşırdık. Sürekli yüz yüzeydik. İstanbul'da araya geçim
sıkıntısı, zaman kısıtlılığı geriyor. Şehirde herkes çoluk çocuğun nafakası için
mücadele veriyor. Bu yüzden musahibimizle görüşemiyoruz. Sağ olsun, benim
musahibim bayramlarda arar, hatırımı sorar."
Ancak Elmas, yeni yetişen gençlerin musahiplik geleneğini sürdürme eğiliminden
de memnun:
"Yeni nesil yola, erkâna bağlılığını koruyor. Bu yüzden de musahiplik geleneğine
gittikçe daha çok sahip çıkılıyor. Büyük oğlumun musahibi var. Bu ikrarı
verdiler, 'dört can bir gömleğe' girdiler."
Küçük sözlük
GÜLBANK
Tarikat, yol törenlerinde, yüksek sesle okunan özel dua, yakarış.
NİKÂH
Arapça, evlilik işlemi ve bu işlem nedeniyle yapılan tören. Alevilikte özel
anlamları da var: 1) Şeriat kapısının 5. makamında açıklanan; bir canın
tarikata, yola kabul edilmesi; ikrar vererek tarikata, yola girmesi. 2) Bu
sırada yapılan tören; ikrar töreni. 3) Tarikatta, yolda, şeytan olarak algılanan
nefse uymama.
NEVRUZ
İlkbaharın başlangıcı sayılan, güneşin balık burcundan çıkıp koç burcuna girdiği
21 Mart, inançta şöyle algılanıyor: Hz. Muhammet'in peygamberliğini ilan ettiği,
Hz. Ali'nin doğduğu ve evlendiği gün. Nevruz cemi: 21 Mart gecesi nevruz anısına
tutulan cem.
Nevruz semahı: Ege Bölgesi Tahtacılarının ve Bektaşilerinin nevruzda döndükleri,
kendine özgü hareketlerle belirginleşen bir semah.
(Esat Korkmaz'ın Kaynak Yayınları'ndan çıkan Alevilik-Bektaşilik Terimleri
Sözlüğü'nden alındı.)
Okurdan Radikal'e gelenler
"Ben
seviyorum kardeşim"
Malatyalıyım. Sünni'yim, bir Alevi kızı seviyorum ve ikimiz de bu durumu
ailelerimize nasıl açıklayacağımızı bilmiyoruz. Ben bu toplumdaki Alevi-Sünni
çatışmasına bir anlam veremiyorum. İnsanları inançlarından dolayı
yargılayamazsınız. Bizimle aynı durumda binlerce insan var.
Bir insan için önemli olan sevgidir bence.
Yüce kitap, Müslüman olmayanla evlenmeyi iyi görmemiştir, fakat Alevi demek
Müslüman demek değil diye bir şey yoktur. Alevilere
atıp-tutan Sünnilerin kaçı gerçekten kulluk yapıyor, buna da bakmak lazım. Ben
seviyorum kardeşim. Sevgim için gerekirse herkesi karşıma almaya razıyım. Benim
durumumda olan herkese destekde veriyorum. Yıkmamız gerekiyor artık bu boş
düşünceleri. Ne olursa olsun hepimiz önce insanız.yaradana karşı herkes
kendinden sorumludur. (G. K.)
"İnancımızı öğrenemedik"
"Alevi olduğum öğrenildiğinde acaba dışlanır mıyım? Çocuğum okulda zayıf not
alır mı? Komşum adımı çıkarır mı ya da polis oğlumu karakolda kaybeder mi?"
sorularının sorulduğu bir kuşağın Alevi kızıyım. Ailelerimiz bizden bile Alevi
olduğumuzu gizledi. Çocuk aklı belki bir yerlerde ağzımızdan kaçırırız diye.
Bize Aleviliğin gereklerini bile öğretemediler. Ben seneler sonra öğrendim Alevi
olduğumu. Aleviliğin gereklerini, neyi neden yaptığımızı ise kitaplardan.
Öğrendikten sonra da herkese anlattım bıkmadan sıkılmadan. Ama öğrenemeyen bir
nesil var. Bizim ne kadar güzel bir inanca sahip olduğumuzu bilmiyorlar ve hiç
inanmamayı tercih ediyorlar. Maalesef ki bu yüzden pek çok Sünni'nin gözünde
Aleviler ateist. (Songül Acar)
"Dedelerimizden şanslıyız"
Bir Alevi olarak herkesin yaşadığı gündelik sorunları yaşadım. Aslında yaşımız
itibarıyla bizler annelerimizin, babalarımızın ve özellikle dedelerimizin
döneminin zorluklarını görmedik. Daha şanslıyız. Birçok Sünni arkadaşım oldu
hemlisede hem üniversitede. Özellikle liseden sonra Alevi olduğumu hiç
gizlemedim. Çünkü bizler belirttiğim gibi daha şanslıyız. Ben de evlilik
konusunda açık fikirliyim, bir Sünni ile bir Alevi evlenebilir. Ama bunun için
en önemli şart, Sünni ailenin modern, açık fikirli ve aydın olması gereğidir.
Zira tutucu ve aşırı dinci bir Sünni ailenin ferdi ile bir Alevi ailenin ferdi
(aralarında ne kadar anlaşsalar da) bir arada olamayacaktır. Bizim farklı
olduğumuzu devletimizin öncelikle kabul etmesi ve bize bu açıdan yaklaşması
gerekli. (Metin Mert)
"Sorun aslında devletle"
Biz Alevilerin aslında Sünni vatandaşlarımızla aramızda bariz sorunlar yok.
Sorun devletle Aleviler arasındadır. Ayrımcılık devletin bizzat kendisinden
kaynaklanıyor. Okur mektuplarından din dersi ve hocaları ile sorunları okudukça
öfkemden yerimde duramıyorum. Devlet bunun böyle olmasını istiyordur mutlaka,
yoksa o din çapulcuları çocuklarımıza böyle davranamazdı. Yani suçlu devletin ta
kendisi. Benim zamanımda din dersi zorunlu değildi o yüzden sorun yaşamadım,
ancak çalıştığım devlet kurumlarında ayrımcılık sürdürülüyor. Ben Alevi olduğumu
söylüyorum ki insanlar bilsinler ve benim bulunduğum ortamlarda inançlarımıza
aleni küfür ya da incitici laflar duymayayım. Yazı dizinizden dolayı teşekkür
ederim, saygılar. (İsmail Ögeyik)
Demet Bilge Ergün, İsmail Saymaz
(Radikal gazetesi, 4.2.2006)