
Günlük
Yaşamda Aleviler 6
Derya Kaya, 17'sinde
kaçtığı Sünni eşinin ailesinde baskı görmüş: Örtünmesi istenmiş, hakaretler
işitmiş. İki yıl sonra kızı Yağmur'u yanına alıp evliliğini bitirmiş. Elif Tan
da annesi gibi eşinden şiddet görmüş. Şimdi huzurlu bir yaşam sürse de şiddeti
unutmuyor. Gülseren Gerlevik ise Alevi kadınların, kendi evinde olduğu gibi
'demokrasi ve huzuru' yaşadığını düşünüyor. Sibel Karadoğan'ın ailesi onun bir
Sünni'yle ilişki yaşamasına karşı çıksa da "Bana en büyük değeri, eski Sünni
sevgilim verdi" diyor.
Yüksel Kaya, 30 yaşındaki kızı Derya ve 12 yaşındaki torunu Yağmur Akdeniz, yani
üç kuşak kadın, Göztepe'deki Şahkulu Sultan Dergâhı'nın avlusunda, içeriden
gelen semah seslerine kulak kesilerek geziniyorlar.
Derya Kaya'ya göre, 'huzur bulmak için' dergâha gelmişler.
Kaya ailesi, Tuncelili. Derya Kaya'nın, genç ve güzel yüzü, 13 yıl önce yaptığı
ve ancak iki yıl süren evliliğinden söz ettikçe gölgeleniyor.
'Liseyi bitirmiştim" diye anlatıyor Kaya, "Eski eşim mahalledendi. O,
Sivaslıydı, Alevi değildi. Kaçtım ona. Ailesiyle aynı evde yaşadık. Evliliğin
birinci ayında baskılar ve üstü kapalı hakaretler başladı. Örtünmem, uzun
giyinmem istendi. Bu baskıların hiçbirini evimde yaşamamıştım. Sonra, 'Alevinin
yaptığı yemek yenmez' diyorlardı. Evde hiç yemek yapmadım bu yüzden. O sırada
Yağmur doğdu. İki yıl sonra ben dayanamayıp ayrıldım..."
"Kızıma yakıştıramamıştım"
Anne Yüksel Kaya, kızı 13 yıl öncesini anımsattıkça öfkeleniyor. "Biz kızı
vermeyecektik" diyor, "Kendi kaçtı gitti. Böyle yapacağını hiç tahmin etmedim.
Bir gün gösterdiler bana oğlanı, kızıma hiç yakıştıramadım. Sünni oldukları için
değildi bu, bağnaz, yobaz oldukları içindi. Yoksa biz demokratız. Demokrat bir
insana neden vermeyelim?"
Derya Kaya, şimdi 12 yaşındaki kızı Yağmur Akdeniz ile birlikte annesinin evinde
yaşıyor. Kaya, Alevilerde kadına büyük önem verildiği görüşünde: "Bizde eşitlik
var. Herkes fikrini söylüyor, en doğrusu uygulanıyor." Annesinin yanından
ayrılmayan Yağmur, ilgiyle dinlediği sohbete, "Ben de Aleviyim" diye katılıyor.
"Ben de şiddet gördüm"
40 yaşındaki Elif Tan ve 18 yaşındaki kızı Gözde Tan ise, Alevi bir ailede de
kadın üzerinde şiddet uygulandığını belirtiyorlar. Elif Tan, yaşadıklarını şöyle
anlatıyor:
"Babam annemi sürekli baskı altında tutar, onu döver, tokatlardı. Annemin söz
hakkı pek yoktu. Ki hâlâ yok. Evliliğimin ilk ayında şiddet gördüm. Eşim birkaç
kez bana tokat attı. O günden beri şiddet ve baskı görmedim."
Elif Tan, arkadaşlık, flört ve evlilik konusunda mezhep ayrımı gözetilmemesinden
yana. Gözde de annesiyle hemfikir:
"Daha önce Sünni bir erkek arkadaşım oldu. Hiçbir sorun da yaşamadık. Bundan
sonra olması için de bir engel yok. Ancak Alevi olduğum için arkadaşlar arasında
sorunlar yaşadığım da oldu. Mesala, bir gün dershanede otururken, boynumdaki
zülfikâr kolyesini gören bir arkadaşım, 'Siz namaz kılmıyorsunuz, nasıl
insansınız' dedi. Çok kızdım."
Evdeki "demokrasi ve huzur"
Gülseren Gerlevik, 40'ında bir anne... Kendi deyişiyle, 'Demokrasi ve huzur
içinde' bir yuvası var. Gerlevik ailesi, Çorumlu.
Gülseren hanım, bundan 20 yıl önce yaptığı evliliğin, kadına yönelik herhangi
baskı hissetmeden sürdüğünü söylüyor:
"Çevremde çok örneğini görüyorum, kadınlar hiçe sayılıyor. Ama benim eşim öyle
değil ve hatta bu tutuma karşı. Eşit söz hakkına sahibiz. İkimiz de aynı
konumdayız."
Gerlevik, karma evliliğe de sıcak bakanlardan. "Önemli olan insaniyet" diyor
Gerlevik, "Elbette kötü örnekler var: Mesela, eşimin amcasının kızları
Sünnilerle evlenince boşanıp geri döndüler. Eşim bu yüzden karma evliliğe karşı
çıkıyor. Benim çocuklarım Sünni bir kızla evlenebilirler. Fakat kızım olsaydı
bir Sünniye verir miydim, bilmiyorum."
"Ailem karşı çıksa da..."
Sibel Karadoğan, 23 yaşında bir edebiyat öğretmeni. Karadoğan, üniversite
eğitimi için bulunduğu Çanakkale'de Sünni arkadaşlar edinmiş, hatta bir Sünni
erkekle de bir süre flört etmiş. Karadoğan, "Sevgililerim arasında bana en çok
değer veren o olmuştu. Gerek eski sevgilim gerekse Sünni arkadaşlarım, bakış
açımı değiştirdi; eski katılığımı yitirdim" diyor.
Karadoğan, ailesinin, bir Sünni ile evlenmesine çok karşı çıkacağını, fakat
'demokrat' olması koşuluyla kendisinin 'Evet' diyebileceğini kaydediyor.
Karadoğan, "Evin tek çocuğu benim. İtiraz ederler. Fakat aydın ve demokrat
birine olumlu bakabilirler" diyor.
----------------------------------------------------
Tüm önyargılar tanımakla
kırılır
Çoğu çalışanı Alevi olan radyonun Sünni personel müdürü Vahdet Aydın: Bence
tanıştıkça önyargılar kırılıyor. İşim gereği cemevlerine gidiyorum, bir arada
olmak çok hoş
Vahdet Aydın, Sünni kökenden geliyor, ama Alevi kültürüne yönelik yayın yapan
Radyo Barış'ta 'personel müdürü' olarak çalışıyor. Aydın, beş yıl önce Türk
Ticaret Bankası'nda kredilerden sorumlu müdürken, radyonunu sahibi Ali Rıza
Erkan ile tanışmış:
"Ali bey, geldi, kredi istedi. Karşılıklı oturduk. 'Alevi misin', diye sordum.
'Evet' dedi. 'Al krediyi git, Alevisin, nasıl olsa ödersin' dedim. Böyle
tanıştık, arkadaş olduk."
Aydın, Karslı bir Kürt. Türklerin, Azerilerin, Kürtlerin, sürgün Lazların,
Terekemelerin, Ermenilerin ve hatta Almanların iç içe yaşadığı Kars'ta,
Alevilerle komşu olmuş, arkadaşlıklık kurmuş, 'yoldaşlık' yapmış. O günden beri
Alevileri seviyor.
Sivas'tan sonra
Erkan, bankaya kredi istemek için girdiği yıllarda Radyo Barış'ı kurmuştu. Sivas
katliamının hemen ertesinde inançlı bir Sünni'den böyle bir sıcaklık bulması,
şaşırtıcıydı:
"Krediyi günü gününe ödedim. Bana olan inancın yıkılmasına izin vermedim. Bu
arada arkadaşlığımız sürdü. Banka kapatılınca Aydın'a, 'Benimle çalışır mısın'
dedim."
Aydın ve Erkan'ın iş arkadaşlığı dört yıldır sürüyor. Radyoda Aydın'la birlikte
iki Sünni daha çalışıyor. Öyle bir barış ortamı sağlanmış ki, Erkan çalışanları
arasında ne kadar Sünni olduğunu dahi bilmiyor, "Siz sormasaydınız, hiç aklıma
gelmezdi" diyor.
Radyoda, Ramazan ayında oruç tuttan üç Sünni'ye iftar yemeği veriliyor, Aydın ve
diğer Sünni çalışanlar, Alevi iş arkadaşlarının özel günlerine saygı gösteriyor.
Aydın, "İşim gereği sürekli cemevlerine gidiyorum, kurbanlara, adaklara, özel
yemeklere katılıyorum. Benim Alevi olduğumu sanıyorlar. Ben, 'Sünniyim' deyince
çok şaşırıyorlar. 'Sünniler, Alevi'nin kestiği yenmez' dermiş ya, onu
hatırlatıyorlar. Aralarında bulunmam hem onların hem de benim hoşumuza gidiyor."
Aydın'a göre, tanıştıkça önyargılar kırılıyor. "İki çocuğum var" diyor Aydın,
"onlara da anlattım. 'Biz önce insanız' dedim. Onlar da bunu biliyor."
------------------------------------------------
Küçük sözlük
HAC
1) İmam'ı ziyaret edip hizmetinde bulunma. 2) Tanrı makamı, kâbe olarak
algılanan insanın kalbini kazanmak için gönül ziyareti yapma. 3) Hakk'a ermek
için yapılan gönül yolculuğu; seyrü sülük yolculuğu.
4) Pirin, mürşidin yüzünü görme. 5) Kutsal yeri ya da yerleri ziyaret etme.
AŞURE
1) Muharrem ayının 10. günü.
2) Muharrem ayının 11. günü akşamı 12 çeşit gıda ile pişirilen ve 12. günü matem
orucu bitiminde yenilen kutsal yiyecek. Aşure günü: Muharrem ayının 12'si,
Kerbela şehitlerini ve Ehlibeyt soyunu anmak günü. Aşure bitişi gülbangı: Aşure
yendikten sonra mürşit tarafından okunan gülbank. Aşure erkânı: Aşure
pişirilirken uygulanan tören.
EHLİBEYT
Hz. Muhammed'in, damadı Hz. Ali, kızı Hz. Fatma ve torunları Hz. Hasan ile Hz.
Hüseyin'den oluşan ailesi.
(Esat Korkmaz'ın Kaynak Yayınları'ndan çıkan Alevilik-Bektaşilik Terimleri
Sözlüğü'nden alındı.)
-------------------------------------------------------
Hoşgörü dersi gerek!
Yatılı bir ilköğretim okulunda öğretmenlik yapıyorum. Üniversiteden mezun
oluncaya kadar Alevi olduğum için çok ciddi bir sorunla karşılaşmadım. Tabii
Sivas katliamı bunun dışında. Bu olay benim çevremdeki birçok Alevi yakınımın ve
arkadaşlarımın tepkilerine yol açtı. Zamanla insan acılarını unutur mu? Evet,
bazıları unutur, ama "Ben Aleviyim" diyen, diğer tanınmayan-önemsenmeyen
topluluklar gibi, acılarını asla unutmazlar (Kin beslemek anlamında değil bu).
Çalıştığım ilde halkın Alevilere karşı cahilce tutumları çocuklara kadar sirayet
etmiş durumda. Din dersi yerine artık 'hoşgörü' dersi koymanın zamanı gelmedi
mi? Vatandaşlık ve insan hakları dersi bu ihtiyacı karşılamıyor. Son olarak,
"Sevgi bizim dinimizdir; başka dine inanmayız" diyorum...
(İsmi bizde saklı)
"Aleviler açılmalı"
Sünniyim, Alevilerle ilk, ortaöğrenime devam ettiğim ilçede, yan dairemize
taşınan bir aileyle tanıştım. Ailemin Aleviliğe ilişkin olumsuz önyargıları
olmadığı için, değişik gelmemişti. Aleviliğin 'çok farklı bir yaşayış olduğu'na
ilişkin söylemleri ilk olarak üniversite yıllarımda duydum. Sünnilerde genel
olarak Alevilere karşı olumsuz bir tutum olduğunu öğrendim. Bence bunun bir
nedeni de Alevilerin kendi aralarına Sünni alma konusunda, Sünnilerden de daha
katı olmalarıdır. Kuzenlerimden birinin eşi de Alevidir. Şahsi görüşüm,
Alevilerin günümüz Türkiyesi'nde kayboluyor dediğimiz komşuluk, akrabalık,
dayanışma, yardım gibi değerleri, Sünnilere göre daha fazla sahip çıkıp
yaşattıklar yönünde.(Beren Aydın)
"Ülkemizin büyük zenginliği"
Sünniyim. Üniversitede folklor kulübünde semahlarla tanıştım.
O zamana kadar Aleviliğin ne olduğundan haberim yoktu. O yıl Hacı Bektaş
törenlerine katıldık. Tanıdığım insanlar, dinlediğim türküler, izlediğim
semahlardan çok etkilendim. Atmosfer beni büyüledi. Daha sonra da Alevi
dostlarım oldu. Bir daha gidemedim Hacı Bektaş'a, ama ilk fırsatta gitmek
isterim tekrar. Bence Aleviler kendilerini saklamamalı, kültürlerini, hayat
anlayışlarını herkesle paylaşmalılar. Onlar ülkemiz için büyük bir zenginlik.
(Zeynep Genceoğlu)
Demet Bilge Ergün, İsmail Saymaz
(Radikal gazetesi, 3.2.2006)