
Günlük
Yaşamda Aleviler 5
Okul
hayatı, hemen hemen her Alevinin benliğinde derin izler bırakan ayrımcılık
öykülerinin yoğunlaştığı yerlerin başında geliyor. Anlatılanlara bakılırsa,
çocuğun nispeten korunaklı olan aile hayatından çıkarak toplumsallaşmaya ve
bilgilenmeye başladığı yer olan okullar, bir Alevi çocuğu için aynı zamanda
'farklı' olduğunu keşfettiği yer anlamına da geliyor. Ancak bu keşif hemen her
zaman üzücü biçimde gerçekleşiyor.
Öykülerin ezici çoğunluğu, özellikle din derslerinin hem içerik hem de uygulama
olarak bu 'farklılığı' olumsuz vurgularla ortaya çıkmasına yol açtığına işaret
ediyor. Bu nedenle konuştuğumuz kişilerin bir kısmı derslerin kaldırılmasını,
bir kısmı zorunlu olmaktan çıkarılmasını, bir kısmı da içeriğinin ve
uygulamasının değiştirilmesini, Aleviliğin de gereği gibi anlatılmasını istiyor.
Yaşananlar, bazı ailelerin din derslerini yargıya taşımasına yol açmış durumda.
Dizinin bu bölümünde, dava için iki kişinin görüşlerini aktarıyoruz.
"Nar gibi kızardı"
"Benim dönemimde de din dersleri zorunluydu. Din öğretmeni yedinci sınıta iki
sırayı birleştirip namaz kıldırmıştı. Beceremedim. 'Dua bilmezsiniz, namaz
bilmezsiniz siz nesiniz' diye bağırmıştı arkadaşlarımın arasında utançtan nar
gibi kızardığımı hiç unutamam. Annem bize daima, 'Alevi olduğunuzu, Tuncelili
olduğunuzu sakın kimseye söylemeyin' diye telkinlerde bulunurdu. Annemle
hastaneye gidişlerimizi sıra beklerken kadınlar arasında sohbet başlardı, 'Bacım
nerelisin' diye sorarlardı. Annem 'Elazığlıyız' derdi. Elazığ'da Alevi-Sünni
karışık olduğundan Alevi olduğumuz anlaşılmasın diye söylediğini ben çok
sonraları anladım. Bir Alevi öğretmenimin başımı okşamasını, yalnız olmadığımı
söylemesini de asla unutamam..."
Küçüklükten beri yaşadıklarını yukarıdaki sözlerle anlatıyor Hatice Köse ve
kendi deyimiyle 'benliğine kazınanların' kendisini duyarlı hale getirdiğini dile
getiriyor.
Alevi gençleri için okullarda Sünni İslam anlayışını temel alarak verilen ve
zorunlu tutulan 'din kültür ve ahlak bilgisi' dersinin yarattığı etkiler
çoğunlukla benzer biçimde dile getiriliyor ve en büyük sorunlardan biri olarak
görülüyor.
Sıkıntıdan hukuki itiraza
Kapı komşusundan Alevi olduğunu saklayan ailesinden aldığı bilgilerle, okulda
öğretilenler tamamen farklıydı. Buna karşı çıkmak 'fişlenmek' demekti. Büyük
şehirlerdeki yaşam, bu 'baskı'nın da sorgulanması ve reddedilmesi anlamına
geliyordu. Anne babalar buna karşı çıkmakla kalmadı, konuyu mahkemelere taşıdı.
Hatice Köse, oğlunun 'zorunlu din derslerinden muaf olması' için dava açan ilk
kişi.
Köse anlatmaya devam ediyor:
"Oğlum altıncı sınıfa başladı. Din dersinde işledikleri konuları gelip
anlatıyordu. 'Anne biz gâvur muyuz? Niye namaz kılmıyoruz, oruç tutmuyoruz' diye
sorular soruyordu. Binlerce Alevi çocuğu okuyor okullarda ve inançları
istismara, asimilasyonauğruyor. Ancak yine de ben aslında dava açmayı
düşünmemiştim. Ta ki ramazan ayı gelip de din hocası her Müslümanın oruç tutması
gerektiğini anlatıp onları oruca ikna edinceye kadar. Oğlum sınıftaki herkesin
oruç tutacağını onun için oruç tutacağını söyledi. Ona Alevi olduğumuzu ve
inancımızda ramazan orucu olmadığını anlattım ikna oldu. 2004-2005 eğitim
yılında yine ramazan orucu dönemi geldi. Din hocası oruç konusunda yine
çocukları telkinlerde bulunmuştu. Oğlum oruç tutacağını, sınıfta hemen hemen
herkesin oruçlu olacağını ve yemekhaneye inince arkadaşlarının kendisiyle dalga
geçeceklerini söyledi. Bu benim için son damla oldu."
Talep uygun görülmedi
"Yıllar önce benim yaşadıklarımı oğlum da yaşıyordu. Anadolu Alevi Bektaşi
inancıma sahip çıkarak, çocuğuma bunları yaşatmama, Anayasa'nın ve uluslararası
hukukun bana verdiği haklarımızı almak için hukuk mücadelesi kararı verdik. 16
Şubat 2005'te valiliğe oğlumun zorunlu din derslerinden muaf tutulması için
dilekçeyle başvuruda bulundum. Martta talebimizin uygun görülmediği yanıtı
geldi. Mayısta da idare mahkemesine dava açtık."
"Resim ve müzik 1 olur mu?"
Öykünün devamı ise daha da sarsıcı, söz yine Hatice Köse'nin:
"Resim ve müzik dersi 'bir' olan kaç öğrenciye rastladınız? Oğlum şu an
sekizinci sınıf öğrencisi bugüne kadar 5 olan bu dersler bu yıl 1 geldi. Baskıyı
bazen de böyle hissedersiniz. Anadolu Alevi Bektaşi inancı hoşgörü ve sevgi
temalarıyla işlenmiştir, başkalarının inançları bizim için kendi inancımız kadar
kutsaldır. Kendi inacımızada aynı hoşgörüyü, insani bakışı talep etmenin
hakkımız olduğunu düşünüyorum. "
Davalardan birini de Çengelköy'de yaşayan Ali Kenanoğlu açtı.
Hubyar Sultan Ocağı'na bağlı, üniversite mezunu bir 'dede adayı' olan Kenanoğlu,
12 Haziran 2005'te İl Milli Eğitim Müdürlüğü'ne başvurarak, dördüncü sınıfta
okuyan oğlunun 'zorunlu din dersi almasını istemediğini' belirtti. Bu başvuruya
yanıt verilmeyince o da mahkemeye başvurdu.
Dilekçede şu görüşlere yer verildi:
"Oğlum, iradem dışında zorunlu olarak dini eğitime tabi tutulmakta, davayı
kazansam dahi ülkemizde mahkemelerin iş yoğunluğu nedeniyle davayların uzun
sürmesi sebebiyle istediğim amaca ulaşmam ortadan kalkacak ve oğlum eğitim
süresince zorunlu olarak dini eğitim almış olacaktır. Bu uygulamanın oğlumda
yaratacağı sorunları sonradan ortadan kaldırmak olanaklı olmayacaktır.
Mağduruyitemizin giderilmesi için yürütmeyi durdurma kararı verilmesini talep
ediyoruz."
Bir dava da AİHM'de
Zorunlu din dersleriyle ilgili bir dava da AİHM'ye taşınmış durumda. İstanbul'da
yaşayan H.Z., kızının 'zorunlu din dersi' almaması için önce İstanbul Milli
Eğitim'e başvurdu. Olumsuz yanıt gelince dava açıldı. Mahkeme, Anayasa'nın
24'üncü maddesine dayanarak davayı reddetti. Danıştay kararı onayladı.
Türkiye'de iç hukuk yolları tükenince H.Z.'nin avukatı Kazım Genç dosyayı
2004'te AİHM'ye götürdü.
Aynı zamanda Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Başkanı olan avukat Genç, "AİHM'ye
dosyayla birlikte din kültürü ve ahlak bilgisi kitaplarını gönderdik. Mahkeme
kitaplarda Alevilik'ten tek satır bahsedilmediğini saptadı. AİHM dosyayı karar
vermek üzere incelemeye aldı" dedi. AİHM ya uygulamayı Avrupa İnsan Hakları
Sözleşmesi'nin inanç özgürlüğü ve eğitimle ilgili hükümlerine aykırı bularak bu
aykırılığın giderilmesini isteyecek, ya da sözleşmeye uygun bulacak. AİHM'nin
kararı Türkiye'de bu konuda açılmış davaları etkileyebilecek.
---------------------------------------------------------
"Sevdim, evlenemedim"
Nevruz Gündüz: 32 yaşındayım. Evliydim, ayrıldım.
Eşim Aleviydi yine de çok sorun yaşadık. Alevi-Sünnilik bence hiç önemli değil.
Aileme bunu anlatmaya çalışıyorum. 'Eşim Aleviydi, bakın ne oldu, önemli olan
insanların anlaması' diyorum. Bütün arkadaşlarım Sünnidir. Çok iyi anlaşırım.
Ancak ailelerde dedelerin baskıları var. Dedeler bu konuda sert davranabiliyor.
Genç dedeler daha yumuşak davranmaya çalışıyor. Ama bence önleri fazla açık
değil. Çok fazla soyutlanmamak için büyük dedelere uymaya çalışıyorlar.
Kevser Ağgül: Bilgisayar sektöründe çalışıyorum. 32 yaşındayım. Alevi
olduğum için bir sorunla karşılaşmıyorum ama, geçmişte yaşananlar var,
önyargılar var. Alevi-Sünni evliliğine karşı değilim. Ailemizde böyle evlilikler
var. Önce kuzenim bir Sünniyle kaçıp evlendi. Aile büyükleri tepki gösterdi. Biz
gençler olarak daha duyarlıydık. Sonra aileler sakinleşti. Sünni damatlarımız,
gelinlerimiz oldu. Sorun yaşamıyoruz. Zaten insanlar birbirini tanıyınca ayrım
ya da sorun kalmıyor. Sünni bir arkadaşım vardı. Aynı apartmanda oturuyorduk.
Alevi olduğumuzu bilmiyordu. Bu konu hiç açılmamıştı. Ancak bir gün evdeki Hz.
Ali resmini gördü. Şaşkınlıkla döndü ve 'Alevi misiniz' diye sordu. Alevi
olduğumuzu söyledim. O da 'Ben Alevileri böyle bilmiyordum. Sizinle bizim
aramızda fark yokmuş' dedi. Onlardan farklı olmadığımızı görmüş, önyargılarının
esiri olmamıştı.
Erdal Çalış (28): Annem Sünni, babamsa Alevi. Anne tarafına yakın
hissediyorum kendimi. Büyük çelişki yaşamadım. Alevilerin "Sünnilerden kız
almayız" gibi tavırlarını sevmiyorum. Evli değilim. İleride kızım veya kız
kardeşim seviyorsa gözüm kapalı Sünniye de, Aleviye de veririm. Bir ömür
yaşayacak olan o.
Bülent Çevik (35): Serbest meslekle uğraşıyorum. Kız kardeşim bir Sünni
ile evlenmek isterse karşı çıkmam. Bir zamanlar bir kız sevmiştim,
Alevi olduğum için vermediler. Cemlere giderim, elimden geldiğince ibadet
yaparım. Alevi televizyonlarını bir arkadaşımın evinde uydu yayını var, oraya
gidip izliyorum.
------------------------------------------------------
"Gençler uzaklaşıyor"
Müslüm Olkan, Kartal'daki 187 üyeli Erzincan Yardere Köyü Derneği'nin başkanı,
mühendis. Olkan şunları anlayor:
"Çoğumuz burada fabrika işçisi. Birlikteliğimizi yitirmemek için toplandık.
Derneğimizde kır gezileri ve piknik düzenleniyor, cenazelerimize sahip
çıkıyolerin. Burada bir baskı ya da ayrımcılık gördüğümüzü söyleyemem. Kemah'ta
etrafımız Sünni köylerle çevriliyken de rahattık. En büyük sorunumuz,
gençlerimizin kültürlerinden uzaklaşması. Düğünlere, derneklere gençler de
gelsin istiyoruz. Hatta ailelere bu konuda baskı yapıyoruz."
--------------------------------------------------------
Küçük sözlük
GÖRGÜ
Görgüden geçmekle kazanılan deneyim. 'Görgü ayini'ne görgü cemi deniliyor. Bu
da, ikrar tazelemek, bu yolla tövbe etmek, ruhsal açıdan temizlenmek için
yapılan cemi ifade ediyor. Görgü cemi genellikle musahipler, daha önce görülmüş
olanlar ve görülmeye talip olanlar için yapılır. Her Alevi, yılda bir kez
görgüden geçer; hal ve durumunun sorgulamasını yapar; ikrarını tazeler ve
topluma hesap verir. Cemde şikâyet edilenle şikâyet eden, sonuçta birbirini razı
etmek zorundadır. Kimse kimseyle küs, dargın ve kavgalı kalamaz.
Görgüden geçen talipler, daha önce yaptıkları hataları tekrarlamamaya da söz
verirler.
GÖNÜL
1) İnsanın marifete erişme gücü. 2) 'Tanrı evi' anlamında, Tanrı'nın tecelli
ettiği, görünüş alanına çıktığı ve Tanrı ile ilgili bilgilerin geldiği yer;
insanın, Tanrı yoluna açılan kapısı olarak algılanan ve kutsal sayılan iç
varlığı.
AŞK
1) Tanrısal varlığı, içten gelen bir eğilimle sevme. 2) Tanrısal sevginin insanı
bütünüyle egemenliği altına almasıyla belirmesi; sevenin sevilende kendini yok
etmesi, sevenin yok yalnızca sevilenin var olması, sevenle sevilenin bir olması
durumunu sağlayan sevginin son aşaması. Aşk-ı hakiki: İlahi aşk. Aşk-ı manevi:
Tanrı aşkı. Aşk-ı mecazi: İnsanın insanı ya da diğer yaratıkları sevmesi.
(Esat Korkmaz'ın Kaynak Yayınları'ndan çıkan Alevilik-Bektaşilik Terimleri
Sözlüğü'nden alındı.)
Okurdan Radikal'e gelenler
Bunları artık aşmalıyız
22 yaşında bir üniversite öğrencisiyim. Eğitimim boyunca mezhebimi açıklamak
zorunda kalmadım, üniversitede ise sınıfımızın mail grubuna gelen, 'Aleviler
sapıktır' mail'i üzerine birkaç kişinin bildiği gerçeği söyledim ve bir cevap
mail'i yazdım. Konu sınıftaki Alevileri çok üzmüştü. Genel tepki, "Artık
susmayacağız" şeklindeydi. Sünni baskın zihniyetten öğrencilerden selamını
kesenler oldu ama cevaben yazdığımız mail'i destekleyen Sünni arkadaşlarımız da
oldu.
Benim buradan çıkardığım ders, kimliğimizin bilinmemesine üzülmek değil,
21.yüzyılda hem de mühendislik okuyan aklı başında öğrenciler tarafından
bilinmemesine tepki gösterebilmekti.
Bunları artık aşmalıyız ve böylece demokratikleşme mücadelesine köstek
olmamalıyız. (Özgür Celbiş)
Bir gün herkes bizden^" olabilmeli
Sünniyim.Uzun süre karantina gerektiren bir durum için hastanede yattım.Yaşlı
bir teyze vardı ve kendi kızları hastalığından dolayı korktukları için yardım
etmiyor, ihmal ediyorlardı. Durumuna üzüldüğüm için elimden geldiğince
ilgileniyor, şahsi temizliğine yardımcı oluyordum. Bir gün bir hastabakıcımız
yaşlı teyzeye ben yardım ederken, "Bizden misin?" diye sordu. Şaşırmıştım.Teyze,
"Elbette bizden, hem de bizden daha çok bizden" dedi. Düşüncem, Aleviler hep
kendi içlerindeler, bizi fazla aralarına almıyorlar.Çalıştığım işyerinde de çok
arkadaşım var ve gördüğüm birbirlerine aşırı bağlı olmaları, kollamaları. Sırf
Alevi olmaları, birbirlerine bağlı olmaları için yeterli.Gene de değişimler de
oluyor. Bir çok Sünni-Alevi evlenmesine şahit oluyorum. Umarım herkesin 'bizden'
olacağı günler yakındır. (Ayşe Yılmaz)
Devletin işi mi?
Alevi olduğum için yaşadığım en acı deneyim, lisedeki din hocamızın bir
defasında sınıfa kızdığında, "Alevi misiniz be!" diyerek bağırması oldu. Buna
neden tepki vermedim diye kendime sonradan çok kızdım. Bir diğeri de yine lisede
başka bir hocanın derse her gelişinde kimlerin oruç olup olmadığını sormasıydı.
Sınıfın tamamına yakını parmak kaldırırdı. Burada amaç, oruç tutmayanları baskı
altına almaktır. Alevi bir ailede doğmama rağmen henüz cemevine gitme fırsatım
olmadı, fakat hükümet ve devlet görevlilerinin, cemevlerinin ibadet yeri
olmadığını söylemesini anlayamıyorum. Bu konuda yorum yapmak devletin mi işidir?
Eğer Aleviler cemevlerinin ibadet yeri olduğunu söylüyorsa orası bir ibadet
yeridir. (Doğan Zer)
Demet Bilge Ergün, İsmail Saymaz
(Radikal gazetesi, 2.2.2006)