
Günlük
Yaşamda Aleviler 1
BAŞLARKEN
Aleviler bu coğrafyada hep vardı. Osmanlı ile yıldızları hiç barışmamıştı.
Cumhuriyet kurulduktan sonra da uzun yıllar birçok sorunla sessizce baş etmeye
çalıştılar. Çok partili dönemde 'oy deposu' olmanın dışında sorunlarıyla
yakından ilgilenen pek olmadı. 1970'lerdeki iç çatışma ortamında, Maraş
katliamıyla doruğa çıkan saldırıların hedefiydiler. Göç yıllarında aktıkları
kentlerde, 1980'lerin sonunda yavaş yavaş seslerini yükseltmeye başladılar.
1990'larda gizlenme geleneğini kırmaya yönelik ataklar ve taleplerle gündeme
oturdular. Şimdi AB süreciyle de desteklenen demokratikleşmede köklü sorunlarına
çözüm bekliyorlar. Radikal'in bu dizisinde amaç, kentte yaşayan Alevilerin
günlük yaşamda karşılaştığı sorunları yansıtabilmek. Dizide, dedeler de dahil
olmak üzere, her yaştan, her iş ve meslekten, her sosyal gruptan Alevilerin
anlattıkları yer alacak. Geleneklerinin şehirde aldığı durum, inanç ve
ibadetlerini yaşama konusundaki sıkıntılar, komşuları, iş ve okul arkadaşlarıyla
ilişkiler, Alevi-Sünni evlilikleri gibi sorunları dizi boyunca gözler önüne
serilecek.
Aleviliğin omurgası kabul edilen dedelik, köylerde toplumu düzenleyici bir
işleve sahipti. Dedeler, taliplerinin bulunduğu köyleri tek tek geziyor, cem
yapıyor, sorunları dinliyor, dargınları barıştırıyordu. 'Görgü cemleri'nde
kurulan 'mahkeme'de suç işleyen, hatası olan, eşini, ailesini, komşularını zorda
bırakan kişiler hakkında karar vermek de dedelerin görevleri arasındaydı.
Sarsılan otorite
Üryan Hızır Ocağı'nın dedesi Ali Büyükşahin, 61 yaşında bir inşaat mühendisi.
Memleketi Adıyaman'da yaşıyor. Ocağın Güneydoğu ve Doğu Anadolu'da Adıyaman ve
Malatya gibi kentlerde, Suriye'nin Muhabbet Köyü ile İstanbul, Mersin, Adana
gibi metropollerde yaklaşık 20 bin talibi var.
Büyükşahin, babası 'Hamo Dede' 1997 yılında ölünce yaşı, en büyük çocuk oluşu,
eğitimli olması dikkate alınıp dede olmuş: "Babam vefat edince taliplerimiz ve
dostlarımız bir araya gelip beni uygun gördü. Dedenin, halkın sevebileceği bir
kişi, tahsilli ve birikimli olması lazım. Kışın köyleri geziyor, taliplerle
görüşüyor, sorunlarını dinliyorum. Cem yapıyoruz."
Büyükşahin, göç olgusu ile birlikte Alevilik inancında bir 'gevşeme' yaşandığını
düşünüyor. Büyükşahin'e göre, Alevilerin ibadet için cemevi bulamaması da bu
gevşemede etkili olmuş: "Bir araya gelmek için olanak yoktu. Aleviler cemevine
kavuşamıyorsa bile eline, beline, diline sahip olur. Aşına ve eşine sahip olur.
Dürüst olur, hak yemez. Bunlar ibadetin parçası. Bazı yerlerde dedeliğe tam
anlamıyla hak verilmiyor. Ancak Aleviliğin yaşaması için dedelik önemli."
'Baba Mansur Ocağı'ndan dede Mehmet Özdurmaz ise kente göç süreci sonunda
Alevilerin çektiği sorunları, onlarla birlikte yaşayan isimlerden.
'Toplumdan korkuyoruz'
Gebze'de oturan Özdurmaz anlatıyor: "İnsanların okuldaki çekingenliklerini,
kendilerini Alevi olarak ifade edemediklerini herkes biliyor. Hâlâ bu durum
okullarda sürüyor. Zaman zaman okul yöneticileriyle de tartışıyoruz. İnsanların
iş hayatında da sürüyor. İşyerinde de kimliğini saklayanlar var. Bizzat kendim,
Alevi olduğum için çalıştığım fabrikadan çıkarıldım. Toplumun sosyal
yaşantısının her alanında insanları etkiliyor, sıkıntıya sokuyor. Gebze'de de
örneğin, cemevlerini kurduk. Ama Ehli Beyt içtihatlarını uygulayamıyoruz.
Toplumdan çekiniyoruz. Toplum bizim farklılığımızı kabullenemiyor. Böyle olunca
katılım olmuyor."
Özdurmaz şöyle devam ediyor: "Biz Sünni arkadaşımızın cenazesine katılıyoruz,
uyum sağlıyoruz. Bir sünni arkadaşımız bizim cenazemize katılınca yadırgıyor.
Devlet büyükleri televizyonlarda, ibadetlerimizi 'cümbüş' diye nitelerse bu bir
baskıdır. Belki toplumun ihtiyacından dolayı, pratik dede yetiştirme yöntemleri
başladı. Bu da zamanla bu kurumların çökmesine neden olacak. Çünkü sağlıklı bir
şekilde yetişmiyorlar. Bu işin ehli olan bu işi yürütür. Eğer bir dede kendisini
yetiştiremiyorsa devam edecek diye kural yok. Alevi-Sünni evlilikleri oluyor.
Zaman zaman benim de katılıp aileler arasında barış sağladığım evlilikler
oluyor. Kuran açısından baktığınızda, böyle bir evliliğe yasak getiren bir hüküm
yok. Alevi-Sünni evliliğinde nikâh kıydım. İnsanlar artık daha objektif bakıyor.
Zamanla bu tür tabuların yıkılacağına inanıyorum."
Genç bir aday
Yaşlı dedelerin kentte hızla değişen topluma uyum sağlayamaması, zaman içinde
dede ya da dede adayı gençleri ön plana çıkarmış. Bunlardan biri, 35 yaşındaki
Ali Kenanoğlu. Üniversite mezunu bir 'dede adayı' olan Kenanoğlu, 'Hubyar Sultan
Ocağı'na bağlı. İki ağabeyi arasında Alevi duyarlılığı en yüksek onda bulunduğu
için 'dede adayı' olmuş. Kentin özelliklerini yakından bilen Kenanoğlu
anlatıyor:
"Yaşadığımız dönem, 'kentleşen Aleviliğin oluştuğu' dönemdir. Aleviliğin değer
yargıları yeniden değişiyor, taşlar yerinden oynuyor. İbadetler şehirde
değişiyor. Köy ortamında herkes semahçıdır. Ama kentlerde bu işi cemevlerinde
öğrenen 'semahçı grubu' ortaya çıktı. Şu sıralar mesela cemde oturma düzeni
tartışılıyor. Dedelikte de bu değişim var. Köyde dede, hem sağlıkçı, hem savcı,
hem sosyal ve siyasal liderdi. Kente gelince tersi oldu. Genç kuşaklar rağbet
etmediği için orta yaşı üzerinde olanlar dedeliği devam ettirdi, ama bilgiyi
kendinde toplayamadı. Kentte bilgi el değiştirmişti. Cemevi yönetimleri çoğu
taliplerden oluşuyor. Aydın, bilgili talipler Aleviliğe yön vermeye başladı.
Ancak ne olursa olsun dedeye duyulan saygı ve önem devam ediyor. Aleviliğin
olmazsa olmaz kurumlardan biri dedeliktir. Şu an dedeler cemevinde ibadeti
yönlendiren kişi durumunda. Yani doğal noktasına döndüler. Kent Aleviliği
dedenin misyonunu belirliyor. Bundan sonra ne olacak? Dedeliğin kurumsallaşması,
kent ortamına uyarlanması konusunda kent kültürü almış insanlar ön plana
çıkacak. Ama bu insanların misyonu yaşlı dedelerin olduğu gibi sadece cemevi ile
sınırlı olmayacak. Toplumsal bir konumu da olacak."
---------------------------------------------------------------------
Mutluluğu farklı
mezheplerde buldular
Alevi ve Sünniler günün gelişen koşullarında artık daha sık bir araya geliyor.
İş yaşamı içinde yan yana çalışıyor, okulda, üniversitede aynı sırayı
paylaşıyor. Toplumsal, siyasal ve dinsel bakışları farklı olsa da şehir
hayatının sorunlarıyla birlikte boğuşuyor. Kimi zaman çıkış noktasını birlikte
arıyor. Toplumsal yaşamdaki birliktelik özellikle Alevilerin çok da onaylamadığı
bir başka birlikteliği birlikte getirdi: Alevi-sünni evliliğini.
Geçmişte yaşanan kötü tecrübelerin izleri sürse de Vahide ve Hikmet Sınnağ'ın 11
yıldır sürdürdükleri evlilikleri 'ortak yaşam adına' umut veriyor. Sınnağ çifti,
Bağcılar'da, kutu gibi bir evde, iki çocuklarıyla rahat ve huzurlu bir yaşam
sürüyor.
'Tam evlenirken söyledi: Aleviyim.'
Tam 11 yıl önce, Vahide hanımın işçi, Hikmet beyin servis şoforü olduğu
işyerinde tanışmışlar. "Tanıştık, altı ay 'konuştuk', sonra da evlendik" diyor
Vahide hanım. Evlenene değin eşi Hikmet'in Alevi olduğu bilmiyormuş. "Hiç sormak
aklıma gelmedi" diyor, "Bir gün tam evlenmek üzereyken, 'Aleviyim' dedi. Beni
vermeyeceklerinden korkuyormuş. 'Onlar ne karışır' dedim. Ve biz evlendik."
İki eş de 37 yaşında. Vahide hanım, Zonguldaklı. Önceki eşinden geçimsizlik
nedeniyle ayrılmış. Hikmet bey, Çorumlu. O da ikinci evliliğini Vahide hanımla
yapmış. Her ikisi de inançlarına uygun evliliklerini bitirip birbirleriyle
evlenmişler. Vahide hanım, "Anladık ki, aynı inançtan olmak, birlikteliğe
yetmiyormuş. Başka şeyler gerekiyormuş bunun için." Sınnağların iki çocuğu var:
Muzaffer, 15'inde. Vahide hanım ilk evliliğinden, Muzaffer. Beş yaşındaki Berdan,
çiftin ikinci çocukları.
Vahide hanım inançlı bir Sünni: Orucunu tutuyor, beş vakit namazını kılıyor,
perşembe akşamları Kuran okuyor. Hikmet bey, "Alevi kökenliyim fakat her inanca
aynı mesafedeyim" diyor. Hikmet bey, ramazanda oruç tutmuyor, ama Vahide hanım,
eşini kahvaltı hazırlamadan bırakmıyor. Hikmet bey de iftar sofrasında eşine
eşlik ediyor.
Anlamsız önyargılar
Vahide hanım oğlu Muzaffer'e dini inancını aktarmaya çalışıyor. Muzaffer mutlaka
cuma namazını kılıyor. Hikmet bey, "Muzaffer, iradesiyle hareket ediyor.
İstiyorsa, kılmalı tabii" diyor. Vahide hanım, cemevine de gitmiş. "Bizim
camilerden farklı" diyor, "Çok ilginç geldi bana." Sünniler arasındaki
'Alevilere' yönelik önyargılara Vahide hanım, anlam veremiyor: "Bir gün
toplanmış, Kuran okuyorduk. Kadın hoca, 'Alevilerin yemeğini yemeyin' dedi.
Duyduğuma inanamadım! Kavga ettik kadınla. Bir komşumuz bu söze inanıp Alevi
komşumuzun yemeğini dökmüş."
Salona küçük Berdan, giriyor. Hikmet Bey Berdan'ı kucağına alıp severken, "Bu
önyargıları biz kıramadık, belki çocuklarımız kırar" diyor...
-----------------------------------------
Alevi-Bektaşi terimleri
için küçük sözlük
SEYİT
Hz. Muhammed'in çocukları ve torunları; Hz. Ali'nin eşi Hz. Fatma'dan türeyen
bir soyu oluşturur. Başlangıçta, Hz. Hüseyin soyundan olanlara 'seyit', Hz.
Hasan soyundan olanlara 'şerif' denildi; zamanla bu ayrım ortadan kalktı ve her
iki imamın soyundan gelenlere 'seyit' adı verildi.
DEDE
Alevilik-Bektaşilik'te, mürşitlik aşamasına gelmiş, Babagan kolunda baba,
Çelebiyan kolunda çelebi adıyla anılan ve cemdeki 12 hizmet sıralamasında ilk
sırada gösterilen, cemi yönetme hizmetinin sahibi durumunda bulunan dini-ruhani
önder.
BABA
Bektaşiliğin Babagan kolunda mürşitlik aşamasına gelmiş, tekkede, dergâhta
düzenlenen törenleri ve tekkenin dergâhın içişlerini yöneten derviş.
SEMAH
Cemdeki 12 hizmet sıralamasında yer alan, cem ve muhabbet toplantılarında müzik
eşliğinde yapılan kutsal dans.
'Semah dar'ına durmak: Cemaatin ve dedenin önünde semah dönmeye hazır olduğunu
bildirmek için, niyaz ederek meydanın ortasına gelip, ayaklar mühürlenmiş,
kollar göğüste çapraz, baş öne eğik durmak.
Semah nefesi: Semah dönülürken okunan nefes.
CEM
Sözcük, Arapça 'toplama, biriktirme, topluluk, kalabalık' anlamlarına geliyor.
Alevilerin-Bektaşilerin cemaatle birlikte yaptığı, son derece ayrıntılı
kurallara bağlanmış ibadet. Cem, yalnızca dinsel nitelikli bir toplantı değil,
aynı zamanda hem ruhen yenilenme, yıkanma ve hem de toplumsal ve bireysel
sorgulanma yeridir.
Cem erenleri: Ceme katılan canlar.
Cem erkânı: Cem kurbanı.
NOT: Esat Korkmaz'ın Kaynak Yayınları'ndan çıkan
Alevilik-Bektaşilik Terimleri Sözlüğü'nden alınmıştır.
Demet Bilge Ergün, İsmail Saymaz
(Radikal gazetesi, 29.1.2006)