Kentleşen
Alevilik 4

Sosyolog
Kamil Fırat, Alevilerin büyük çoğunluğunun, Sünnilikle bağdaştırdıkları için
ramazan ayında oruç tutmadığını, buna karşılık Muharrem'den sonra 11 gün oruç
tutma geleneklerine (aşurenin pişirildiği oruç) çoğunlukla bağlı olduklarını
belirtiyor. Ramazan'da oruç tutanların büyük bölümünü ise Orta Anadolu kökenli
Aleviler oluşturuyor.
Araştırma, oruç ile Alevilerin toplumsal ve kültürel konumları arasındaki
ilişkiyi de saptıyor. Okuryazar olmayanlar ile ilkokul ve ortaokulu bitirenlerin
neredeyse tamamı geleneksel oruçlarını tutuyor. Bu oran lise mezunlarında yüzde
47'ye, üniversite mezunlarında ise yüzde 34'e düşüyor.
Yaşlıların da genç kuşaklara göre oruç tutmaya daha eğilimli oldukları
görülüyor. 1964'ten önce doğanların yüzde 85'i oruç tutarken, bu oran 1964'ten
sonra doğanlarda yüzde 32'ye düşüyor. Ev kadınları ile emekliler arasında da
oruç tutma oranının daha yüksek olduğu anlaşılıyor.
Araştırma sonuçlarına göre, kentli Aleviler arasında, ramazanı oruç ayı olarak
görmeyenlerin oranı yüzde 88. Yüzde 12'lik bir kesim ise ramazanda oruç tutuyor.
Alevilerin yüzde 61'i kendi geleneklerine bağlı olarak oruç tuttuklarını, geri
kalanlar ise hiç oruç tutmadıklarını belirtiyor.
YÜZDE 69,4 FARKLI MEZHEPLE EVLİLİĞE SICAK BAKIYOR
Kamil Fırat'a göre, Alevi soyundan gelmek, Alevi inancını benimsemek ve o
inancın gereklerini yerine getirmek, Alevi olmayı sağlayan en önemli unsurlar...
Aleviler kendi inançlarından kişilerle evlilik yapmaya da bu nedenlerle özen
gösteriyorlar. Fırat'a göre bu, onları dış dünyadan koruyor. Alevilerin yüzde
69.4'ü, başka bir din ya da mezhebi benimsemiş birisiyle yapılacak evliliklere
olumlu yaklaşıyor.
Bu yüzde, kızlar söz konusu olduğunda yüzde 55,3'e düşüyor. Alevi olmayan
biriyle yapılacak evliliklerde, o kişinin dinsel kökeni değil, ılımlı, zeki ve
çağdaş olup olmadığı göz önüne alınıyor
Kamil Fırat'a göre, Alevilerle Alevi olmayanlar arasında yapılacak evliliklere
olumsuz bakılmasının nedeni, bu evliliklerin kültürel ve geleneksel açılardan
uyumsuzluk yaratacağının düşünülmesi... Alevilerin yüzde 76,8'i akrabalarından
birinin bir Sünni ile evlendiğini belirtiyor. Bir arkadaş seçerken önce neyin
göz önüne alındığı sorulduğunda ise, deneklerin sadece üçte biri "Alevi olup
olmadığı"na bakıyor.

Nasıl oruç tutuyorlar?
Muharrem orucu ramazan orucu bittikten 20 gün sonra başlar. 12 gün sürer.
Kerbela'da öldürülen Hz. Hüseyin'in acısını paylaşmak için tutulan Muharrem
orucuna, aynı zamanda "matem orucu" da denir. 12 imam için tutulur. Tutulan oruç
hergün bir imama adanır. Muharrem orucunda ilk gün en geç 12'den önce niyet
tutulur ve yatılır. Sahura kalkılmaz. Oruç gün batımına (güneş batıncaya) kadar
sürer. Orucu bozarken 12 gün boyunca su çizilmez, et yenmez, aynaya bakılmaz,
tıraş olunmaz, bir yakınını kaybeden insanın yaşadığına benzer bir duygu taşınır
ve eğlenilmez.
Alevilik tanımı, dernek üyeliğine göre değişiyor
Sosyolog Kamil Fırat, "Kentleşen Alevilik" başlıklı alan araştırmasında,
herhangi bir Alevi örgütüne üye olma ya da olmama durumunu Alevilik tanımını
farklılaştıran unsurlardan biri olarak değerlendiriyor.
Araştırma sonuçlarına göre, herhangi bir Alevi örgütüne üye olanlar, Aleviliği
temelde bir "inanç" biçimi olarak görüyor. Alevi örgütlerine üye olmayanlar ise
Aleviliği bir "etnik kimlik" olarak algılama eğilimindeler. Bir kesimi Alevi
kurumlarının kimi etkinliklerine katılsa da, Alevilik onlar için bir "kültür" ve
"yaşam" biçimi oluyor.
Araştırmada, bir Alevi örgütüne üye olanlar, 3 grup altında ele alınıyor:
1. grup: Dinsel kimliklerini, "hem Alevi, hem Müslüman" olarak açıklayanlar,
çoğunluk Hacı Bektaş Veli Vakfı'na üye...
2. grup: Aleviliği "yaşam biçimi" olarak açıklayanlar, Pir Sultan ve Hacı Bektaş
Veli dernekleri arasında dağılıyorlar. Ancak Pir Sultan'la ilişkili olan
üyelerin çoğunluğu, dinsel kimliğini "ateist" olarak tanımlıyor.
3. grup: Cem Evleri'nin etkinliklerine katılan üyeler ise Aleviliği, "Gerçek
İslam" olarak görüyor. Dinsel kimliklerini ise "Müslüman" ya da "hem Müslüman
hem Alevi" olarak açıklıyor.
Herhangi bir Alevi örgütüne üye olanların yüzde 69.8'i Aleviliği, "gerçek İslam"
ya da "İslam içinde dinsel bir yorum" olarak görüyor. Dinsel kimliklerini,
"Alevi", "Müslüman" ya da "hem Müslüman hem Alevi" olarak açıklıyorlar. Bunu
29.3 ile Aleviliğin "bir kültür ve yaşam biçimi" olarak görülmesi izliyor.
Üye olmayanların yüzde 60.6'sı Aleviliği bir "kültür" ve "yaşam" biçimi olarak
görüyor. Dinsel kimliklerini ise "Alevi" ya da "ateist" olarak açıklıyor.
Herhangi bir Alevi örgütüne üye olmayan ve Aleviliği "gerçek İslam" olarak
algılayanların oranı yüzde 36.6.
Aleviliği, "İslam dışı" görenlerin oranı ise her iki kategori için de son derece
düşük olmasına karşın, herhangi bir Alevi örgütüne üye olmayanlar arasında bu
eğilimi taşıyanlar daha çok.

Prof. Dr.
Nilüfer Narlı: Önyargı, yalnızca gettolarda sürüyor
Aleviler ile Sünniler arasındaki gerginlik ve karşılıklı önyargılar geçmişe
dayanıyor. Osmanlı'dan bu yana karşılıklı önyargılar sürüyor. Gerginlik de tam
olarak çözülemedi. Bu gerginlik zaman zaman kültürel boyutun dışına taşarak,
siyasi gerginliklere ve çatışmalara da yol açtı. Alevilerin büyük bir bölümü
1970'li yıllara kadar kırsal alanlara yaşıyordu. 1980 ve 90'lı yıllarda kentlere
göçün zirve yapmasıyla çok sayıda Alevi kentlere yerleşti.
Orta ve üst sınıfa entegre olan Aleviler, kentlerde yerleşim açısından gettolar
oluşturmadılar, mevcut gettolarda da yaşamadılar. Dolayısıyla bu Alevilerin
Sünnilerle iletişimi ve etkileşimi, evlilikler gibi konularda daha az sorun
çıkardı. Gettolaşmayanlarda önyargılar biraz daha önemini kaybetti.
Fakat kültürel, mekânsal getto alanlarında yaşayan Alevilerin kimliklerini
vurgulamak konusunda daha ısrarlı oldukları ve önyargılarından da
kurtulamadıkları görülüyor.
Kentleşme, insanların önyargılarından kurtulması için ortam yaratabiliyor.
Fakat, kentlerde sosyal ilişkilerini hemşehrilik ve dini dayanışma üstünden
yürütenlerde, mezheplerin birbirlerine karşı olan ön yargıları da sürüyor.
Dr. Mustafa
Şen (ODTÜ Sosyoloji Bölümü): Madımak ve Gazi'yle örgütlenme hızlandı

Kamil Fırat'ın Alevilerin Aleviliği ve dinsel kimliklerini algılamaları ile
ilgili alan çalışmasının tez hocası Dr. Şen, kentli Alevilerin örgütlenmesi
üzerine sorularımızı yanıtladı:
Kentleşen Alevilik, örgütlenmelerini nasıl etkiledi?
Alevilerin örgütlenmesinin hızlanmasında, Sivas Madımak katliamı ve İstanbul
Gazi mahallesi olayları önemli bir rol oynadı. Fakat, sadece bunlara değil, uzun
dönemli etmenlere de dikkat etmemiz gerekiyor. Bunların başında Alevilerin dert
yandığı, yıllardır süren doğrudan ve dolaylı baskı, ayrımcılık ve eritmeye
yönelik sistemli politikaların etkisi geliyor. Aleviler, bu tür politikaların,
12 Eylül Askeri rejimiyle hızlandığı ve daha sonraki hükümetlerce de
sürdürüldüğü görüşündeler.
Şikâyet ettikleri "Sünnileştirme politikaları", geleneğin devamını etkiledi
mi?
Evet. Büyük çoğunlu yarı-kapalı kırsal yerleşim birimlerinde yaşayan Aleviler,
1950 sonrası kırdan kente ve Avrupa'ya göç ederek kentlileşti. Aleviliğin
kurumsal-örgütsel yapısının çözülmesi ve Sünnileştirme politikaları, geleneğin
devamını zora soktu. Hem bu gelişme, hem de köktendinci örgütlü Sünniliğin
yükselmesiyle kendilerini artan bir tehdit altında gören Aleviler, kent
ortamında örgütlenmeye başladı. Geleneğin ve öğretinin devamının yeni yollarını
bulmak, kentsel Aleviliğin birincil sorunu haline geldi.
Aleviliğin algılanmasında kendi aralarında da farklılıklar var...
Alevilik tanımında farklılıklar olsa da, Alevilerin taleplerinde ortaklık daha
çok öne çıkıyor. Bu nedenle, farklı fikirleri savunanlar, farklı etnik ve
bölgesel kökenden gelenler, farklı ocaklara bağlı olanlar bir arada
örgütlenebiliyor. "72 milleti bir nazarda gören" düsturun, Alevilerin kendi iç
çeşitliliğini korumasında önemli bir rolü var.
Alevi örgütlerini nasıl tanımlayabiliriz?
Bu örgütlerin tüm organları seçimle gelip seçimle gidiyor. Bu anlamda, kentsel
Alevilik, Cumhuriyet değerlerine sonuna kadar bağlı, sivil ve demokratik bir
örgütlenme yaratmıştır. Bir anlamda Cumhuriyet'in en büyük sivil toplum
örgütlerinden biri, Aleviliğin kentleşmesiyle doğdu diyebiliriz.
Kurban kesmek yorumda farklı
Alevilerin kurban geleneğinin temelinde, Hazreti İbrahim ile oğlunun öyküsü
yatmakta. Kamil Fırat'a göre, Sünnilerle Aleviler arasında kurban kesme
konusunda yaşanan farklılıklar bu öykünün değişik biçimlerde yorumlanmasından
değil, uygulamasından kaynaklanıyor.
Alevilerin yüzde 68,8 Kurban Bayramı'nda kurban kestiklerini belirtirken, geri
kalanlar 3 nedenle kurban kesmediklerini belirtiyor: Yüzde 55,3'ü ekonomik
nedenlerle, yüzde 31,9'u kurban kesmeye inanmadıkları için, yüzde 12,8'i ise
inandıkları halde uygulamadıkları için kurban kesmiyor.
(Kentleşen
Alevilik – 4, Sosyolog Kamil Fırat'ın araştırması, Yayına hazırlayan Belma
Akçura, Milliyet gazetesi, 7.7.2005)