Kentleşen Alevilik 3

Kamil Fırat, araştırmasında, Alevilerin kentleşmesi sürecinde dedelik kurumuna
bakışın bu değişimden nasıl etkilendiğini de büyüteç altına alıyor.
Dedelik, modernleşme ve kentleşme sürecinde, kentsel alanlarda yeni tarihsel ve
toplumsal koşullarla karşı karşıya kaldı. Özellikle 1980'lerden bu yana
dedeliğin geleneksel işlevi tartışılmaya başlandı. Bu konu, kentleşen Alevi
topluluklarında aydınlatılması gereken önemli bir konu olarak belirdi.
Araştırma, kentleşme ve modernleşmenin dede ile talip arasındaki ilişkileri
zayıflattığını, ama Alevilerin büyük çoğunluğunun yine de bir dedeye bağlılığını
sürdürdüğünü ortaya koyuyor.
Araştırmaya katılan deneklerin yüzde 87'si bir dedeye bağlı olduğunu
belirtirken, yanıt veren deneklerden yalnızca yüzde 13'ü bir dedeye bağlı
olmadığını söylüyor.
Bir dedeye bağlı olmadığını söyleyenlerin büyük çoğunluğu, bunun nedenini
kentleşme ve modernleşme olarak göstererek, göçlerin dedelerle ilişkinin
kesilmesine yol açtığını belirtiyor.
Bir dedeye bağlı olmayanların yüzde 72'si, artık ayrı bölgelerde yaşadıkları
için dedelerle ilişkilerinin kesildiğini, yüzde 22'lik bir kesim ise dedelik
kurumunun çağdaş dünyayla bağdaşmadığını söylüyor. Geri kalanlar ise, bu kurumla
ilişkilerinin kesilmesini dedelerinin ölümüne bağlıyorlar.
DEDELİĞİN DİNSEL İŞLEVİ ZAYIFLIYOR
Dedelik kurumunun kentleşmiş Alevilerin gereksinimlerini karşılayıp
karşılamadığı bir başka tartışma konusunu oluşturuyor. Dedenin kırsal alanda
geleneksel olarak adalet, eğitim, siyaset gibi alanlarda üstlendikleri işlevleri
artık modern devlet kurumları yerine getiriyor.
Ayrıca, modernleşme, laikleşme ve kentleşme süreçleri, çağlardır belirli
toplumsal, kültürel ve dinsel geleneklerini sürdüren Alevi topluluklarının
çözülmelerine yol açıyor. Bu da dedeliğin en önemli işlevinin, dinsel işlevinin,
zayıflamasına neden oluyor.
Araştırma, Alevilerin dedelik kurumuna bakışında önemli değişikliklerin
oluştuğunu ortaya koymaktadır. Araştırmaya katılanların yalnızca yüzde 27,8'i,
dedelik kurumunun geçmişte olduğu gibi korunmasından, yüzde 34.6'sı kentsel
çevrenin gereksinimlerine göre yeniden tanımlanmasından yana.
İki küme de, bakış açılarındaki farklılıklara karşın, temelde dedeliğin
Aleviliğin vazgeçilmez bir öğesi olduğu konusunda görüş birliği içinde.
DEDELERİN YERİNİ ALEVİ AYDINLAR MI ALIYOR?
Üçüncü ve dördüncü kümelerin konuya yaklaşımları ise değişiklik gösteriyor.
Üçüncü kümede yer alanlar, kendilerini Alevi, Aleviliği de bir yaşam biçimi
olarak tanımlarken, dedenin toplum içindeki işlevini yadsımakta, bu işlevi
aydınların yapmasını uygun görmekteler.
Dördüncü kümede yer alanlar ise çağımızda dedelik gibi kurumlara hiç yer
olmadığını düşünenlerden oluşuyor. Bu denekler, dinsel kimliklerini "ateist"
diye tanımlamakta, Aleviliğe yalnızca kültürel bir kimlik olarak yakınlık
duyduklarını belirtmekteler.
Ayrıca, araştırmaya göre, eğitim düzeyi yükseldikçe, dedenin ayrıcalıklı konumu
yadsınıyor, eğitim düzeyi düştükçe dedenin geleneksel işlevinin korunması
gerektiği savunuluyor.

MUSAHİPLİK SİMGESEL BİR KAVRAMA DÖNÜŞÜYOR
Modernleşme ve kentleşmenin etkilerinden biri de musahiplik kurumuyla ilgili.
Kapalı bir toplumda din kardeşliği olarak beliren bu kurum, kentlerdeki açık
toplumda bir dizi sorunla karşılaşıyor.
Aleviliğin geleneksel koşullarının silinmesiyle birlikte, musahiplik de dedelik
gibi simgesel bir kavrama dönüşüyor. Kentlerde doğmuş yeni Alevi kuşakları,
musahiplik konusunda yeterli bilgi edinemeden yetişiyor.
Soruşturmaya katılanların yüzde 67,3'ü bir musahipleri olduğunu belirtiyorlar.
Bunların büyük çoğunluğu, musahipleriyle gerçekte hiçbir ilişkilerinin
olmadığını söylüyor. Bunların yüzde 68,7'si bunun nedenini göçe bağlaken, yüzde
17,9'u çağdaş yaşam içinde musahipliğe yer olmadığını belirtiyor. Yüzde 1,5'i
ise musahiplerinin öldüğünü belirtiyor.
Musahipleriyle ilişkilerinin tümüyle kesildiğini açıklayanların yüzde 87,5'i,
muhasipleriyle aralarındaki din kardeşliğinin göç ederek kente yerleşmeden önce
kurulduğunu söylüyor.
ÇOĞUNLUK MUSAHİPLİĞİN YİNE DE KORUNMASINDAN YANA
Buna karşın, büyük bir kesim (yüzde 81,7), paylaşma, dostluk gibi simgesel
kavramlar nedeniyle musahiplik kurumunun yine de korunmasını istiyor.
Kültürel içeriği bakımından musahipliğin korunmasını isteyenlerin oranı yüzde
63,7 oranında. Geri kalanlar, musahipliğin geleneksel bir Alevi kurumu olduğu
için sürdürülmesinden yana.
Musahiplik bağına inanmayanlar (yüzde 18,1), bu kurumun kapalı toplumların
koşullarından doğduğunu, geleneksel içeriğinin çağımıza uymadığını düşünüyor.
Dedelik nedir?
Aleviler arasında Hazreti Muhammed'in soyundan gelenler "dede" ya da "pir"
olarak adlandırılırlar. Dedelik, Bektaşilerde olduğu gibi, eğitimle elde
edilmez. Dedeler, soy olarak birbirlerine bağlıdırlar. Bu da, bilgilendirme,
örgütlenme ve paylaşma açılarından, geleneksel Alevi topluluklarının
birbirlerine bağlılığını sağlar.
Dede, kapalı Alevi topluluklarının sadece dinsel önderliğini yapmakla kalmaz,
bir bakıma öğretmenlik, arabuluculuk, hekimlik ve yargıçlık görevlerini de
üstlenir. Değişik topluluklar ya da kişiler arasında beliren görüş ayrılıkları
çoğu kere dedenin arabuluculuğuyla çözülür.
Dedenin dinsel işlevi, diğer işlevlerinin üstündedir. Dinsel törenleri o
yönetir, talipleri o eğitir, Alevi öğretisini onlara o aktarır, dinsel açıdan
sorunları olanları yine o aydınlatır.
Musahip nedir?
Alevi inancının önemli kurumlarından biri olan musahip, kelime itibariyle dünya
ve ahret (yol) kardeşliği anlamına gelmekte. Aleviler, bunu "malı mala, canı
cana katmak" olarak açıklıyor. Aleviler musahipliğin kökeni Hz. Ali'nin "Bütün
insanlar birbiriyle her halükârda kardeştir. Ya dinen ya da yaratılış
itibariyle'' sözüyle açıklıyor ve Bu yüzden Hz. Ali ve Hz. Muhammed arasındaki
ilişkiyi de bir tür musahiplik olarak değerlendiriyor.
Talip nedir?
Alevi dedesine mürit olanlardır. Bunlar kişi, köy ve sülale olabilir. Kişiler
veya köy kendileri taliplikten çıkamazlar, ancak Aleviliğin geleneklerine aykırı
bir şey yaparlarsa dede tarafından atılırlar ve düşkün olurlar. Alevilerde
dedelerin dışında kalan talip, hakkı talep eden anlamında kullanılır. Her
talibin, bulunduğu köyle birlikte bağlı olduğu bir ocak (dede kolu)
bulunmaktadır.
"Eski güçlerini zamanla yitirdiler"
Doç. Dr. Ali Yaman (Ahmet Yesevi Uluslararası Kazak Türk Üniversitesi Öğretim
Üyesi):
Dedelik bir güç makamıdır ve dedeler arasında rekabet de bulunmaktadır. Bu durum
gerek ocaklar gerekse dedeler arasında meşruiyet tartışmalarına ve üstünlük
mücadelelerine sahne olmaktadır. Ayrıca bugün Alevilik konusunda söz söyleme
gücü dedelerden daha çok dernek, vakıf başkanları ve bazı araştırmacı-yazarların
eline geçmiş durumdadır. Bütün bunlar gösteriyor ki, temsil konusunda hem
Türkiye'de hem de Avrupa'da bir dağınıklık bulunmaktadır.
Dedelerin günümüzdeki etki alanı daha çok dini ayinler (cem) üzerinde
yoğunlaşmaktadır. Bugün geldikleri aile, karizma, eğitim durumları, temsil
yetenekleri ve kurumsal güçleri nedeniyle Alevileri temsil edebilecek dede
soylular bulunmaktadır. Bunların özellikle kurumlarda yönetici ve dedelik
hizmeti yapanları daha çok tanınmaktadır. Bugün kentlerde tanınmış medyatik
denilebilecek dedelerin dışında dağınık şekillerde yaşayan Alevi gruplarının
bağlı oldukları geleneksel olarak nesiller boyu gelen dedeleri de bulunmaktadır.
Onlarla zaman zaman gerek evlerde gerekse cemevlerinde cemler
düzenlemektedirler. Dolayısıyla temsil konusu çok karmaşık ocak-talip
gruplarının tespiti ve onların içinden de aktif, sevilen dedelerin belirlenmesi
ile olanaklıdır.
Dedeler, cem ve cenazede...
Bugün ise dedelik kurumu bu işlevlerin pek çoğunu yerine getirmekten uzaktır.
Bugün geleneği hâlâ muhafaza eden sınırlı oranda talip grupları dedeleriyle
bağlantıyı sürdürmekte ve cem düzenlemenin yanı sıra, bazı geleneksel bilgiler
ve dini sorunlarla ilgili dedelerine başvurmaktadırlar. Bunun dışında daha çok
dernek, vakıf, cemevi şeklinde örgütlenmiş kurumlarda görevli dedeler sadece cem
ve cenaze hizmetleri konusunda işlevler görmektedirler.
(Kentleşen
Alevilik – 3, Sosyolog Kamil Fırat'ın araştırması, Yayına hazırlayan Belma
Akçura, Milliyet gazetesi, 6.7.2005)