Hızlı erişim için tıklayabilirsiniz
Vi
Wad
Xa
Ya....Yec....Yunt
Za....Zül
V
Vad’ı
Haml: Doğum yapmak.
(kuranikerim.com)
Vâdi-yi Urene:
Arafât ovasında bulunan bir vâdi. (kuranikerim.com)
Vahy
(Vahiy): Allahü
teâlânın emirlerini ve yasaklarını, peygamberlerine melek vâsıtasıyla veya
vâsıtasız olarak bildirmesi. (kuranikerim.com)
Valens : Beşinci Bizans İmparatoru. (364
- 378) (G.Ostrogorsky)
Vallâhî: Allahü
teâlâya yemin ederim mânâsına, bir sözün, niyetin, bir işi yapmak veya yapmamak
arzûsunun kuvvetli olduğunu gösteren, söylendiği şeye aykırı hareket
edildiğinde, yemin kefâreti lâzım gelen sözlerden birisi. (kuranikerim.com)
Vanant
: Vega yıldızının meleği. (Ateşe Tapmayanlar: Zerdüştiler)
Var
veya Uar : Hionitler’in komşuları. Ogur grubuna dahil bir kabile.
(Gumilev)
Varappe
: Kayalar üzerine tırmanma hareketine verilen ad. (Dağlar, Popüler Bilim
Kitapları TÜBİTAK yayını)
Varvaliz
: Uar-Hunlar’ın bugünkü
Kunduz civarında, Kuzey Afganistan’daki başkentidir. (Czegledy)
Vasa
Yarışması : Her yıl İsveç'te 8000 yarışmacıyı bir araya getiren, tanınmış
yer kayağı yarışmasıdır. (Dağlar, Popüler Bilim Kitapları TÜBİTAK yayını)
Vedâ
Haccı: Hicretin
onuncu senesinde Peygamber efendimizin sallallahü aleyhi ve sellem yüz bin
kişiden fazla sahâbinin katılmasıyla yaptığı son haccı. (kuranikerim.com)
Vedîa:
Güvenilen kimseye
saklamak için verilen mal. Emânet. (kuranikerim.com)
Vehhâbîlik: Sapık
bir fırka. On sekizinci yüzyıl ortalarında Arabistan yarımadasında Necd
bölgesinde ortaya çıkan, Muhammed bin Abdülvehhâb tarafından kurulan dînî ve
siyâsî bir yol. Bu yolda olana Vehhâbî denir. Vehhâbîliğin kökü hicrî dördüncü
asırlara uzanır. Bu sırada, Hanbelî mezhebinden, dolayısıyla Ehl-i sünnetten
ayrılan bâzı kimseler, müteşâbih (mânâsı kapalı) âyet-i kerîme ve hadîs-i
şerîflere zâhirî (görünen) mânâlarına yapışarak, kendi akıllarına göre yanlış
mânâ verdiler. Teşbih ve tecsim (Allahü teâlâyı mahlûkuna benzetme)gibi bozuk
bir inanışın içine düştüler. Sözlerine inandırabilmek için selef-i sâlihînin (Eshâb-ı
kirâm ve Tâbiînin) yolunda olduklarını söyleyerek, kendilerine selefîler adını
verdiler. Hanbelî mezhebinde olan Ebül-Ferec İbn-ül-Cevzî ve diğer Ehl-i sünnet
âlimleri onların selef-i sâlihîn yolunda olmadıklarını, bozuk mücessime
fırkasından olduklarını bildirerek bu fitnenin yayılmasını önlediler. Hicrî
yedinci asırda İbn-i Teymiyye aynı fitneyi tekrar alevlendirdi. Bu bozuk yol,
İbn-i Teymiyye'nin talebesi İbn-i Kayyım el-Cevziyye ve başkaları ile devâm
etti. Nihâyet hicrî on ikinci asırda (mîlâdî on sekizinci yüzyıl ortalarında)
İbn-i Teymiyye'nin kitablarını okuy arak te'sirinde kalan ve İngilizlere aldanan
Muhammed bin Abdülvehhâb ile tekrar ortaya çıkarıldı. Muhammed bin Abdülvehhâb,
Vehhâbîlik denilen fikirlerini 1744 senesinde Necd bölgesinde yaymaya başladı.
Bu bölgenin ileri gelenlerinden Muhammed bin Suûd ona yardımcı oldu. Bu sırada
Ehl-i sünnet âlimleri Vehhâbîlik’in bozukluğuna dâir eserler yazdılar. Buna
rağmen vehhâbîler, Hicâz ve Irak taraflarını da hâkimiyetleri altına alınca,
Sultan İkinci Mahmûd Han zamânındaki Osmanlı Devleti'nin Mısır vâlisi olan
Kavalalı Mehmed Ali Paşa ve oğlu Ahmed Tosun Paşa tarafından mağlup edilerek,
Mekke ve Medîne'den çıkarıldılar ve büyük bir darbe yediler. Daha sonra Osmanlı
Devleti'nin zayıflaması üzerine yirminci yüzyılın başlarında tekrar ortaya çıkan
vehhâbîler, 1932'de Suûdi krallığını kurdular. Vehhâbî inanışını yaymak için
çalışmaktadırlar. (M. Sıddîk Gümüş)
Vehhâbîlik’in belli başlı husûsiyetleri şunlardır: Amel, ibâdet, îmânın
parçasıdır. Farzı yapmayan meselâ farz olduğuna inandığı hâlde bir namazı
kılmayan dinden çıkar. Allahü teâlânın Kur'ân-ı kerîmde bildirilen sıfatları ile
el, yüz v.b. ifâdeleri t e'vîl etmezler, zâhirî (görünen) mânâlariyle anlarlar.
Bunun için teşbih ve tecsîme (Allahü teâlâyı yarattıklarına benzetme inancına)
düşerler. Onlara göre Allahü teâlâdan başkasından şefâat (yardım) istemek
şirktir (Allahü teâlâya ortak koşmaktır). Peygamberlerin aleyhimüsselâm ve
evliyânın rûhlarından şefâat isteyen onların mezarlarını ziyâret edip, onların
hürmetine diye vesîle ederek duâ eden İslâmiyet'ten çıkar. Tasavvuf yoluna
girmek bid'attir, sapıklıktır. Kur'ân-ı kerîm ve sünnet-i seniyyeden başka
kaynak kabûl etmezler. İcmâ ve kıyâsı ve dört hak mezhebden birine bağlanmayı
red ederler. Peygamber efendimizin hırka ve sakal-ı şerîflerinin ziyâret
edilmesini şirk sayarlar. Amelde Hanbelî, îtikâdda selefî olduklarını söylerler.
(Ahmed Zeynî Dahlân, Ebû Hâmid bin Merzûk, Hamdullah Decvî.) (kuranikerim.com)
Vehm:
İnsanın kalbinde
bir şey hakkında iki ihtimâlden az, zayıf olanı. (kuranikerim.com)
Vekâhet:
Hayâsızlık, utanmazlık, edepsizlik, yüzsüzlük. (kuranikerim.com)
Veled-i
Zinâ: Nikâhsız
evlenmeden meydana gelen çocuk. (kuranikerim.com)
Velîme: Düğün
yemeği. (kuranikerim.com)
Vendidad
: Avesta ciltlerinden biri. (Ateşe Tapmayanlar: Zerdüştiler)
Verâ-ül-Verâ:
Ötelerin ötesi.
Nasıl ve ne şekilde olduğu bilinmeyen. Allahü teâlânın nasıl olduğunun
bilinemeyeceğini ve akıl ile anlaşılamayacağını, idrâk olunamayacağını ifâde
eden dînî bir terim. (kuranikerim.com)
Veseniyye:
Putperestlik, puta tapma inancı. Taştan yapılmış heykellere tapınma. Taştan
yapılmış heykele vesen, bu heykele tapana vesenî denir. (kuranikerim.com)
Vesk:
Bir deve yükü
miktârında bir hacim ölçeği. (kuranikerim.com)
Vicarius : Diocesis yöneticisi.
Viminacium : Kostolac.
Vinekh : Altıncı Bulgar Kralı. (756 -
762) (G.Ostrogorsky)
Vispa
Humata : İyi düşünce, iyi söz, iyi davranışı içeren Khorda Avesta'da küçük
bir dua. (Ateşe Tapmayanlar: Zerdüştiler)
Visperad : Avesta'nın ciltlerinden biri.
Ahura Mazda'ya adanan ayine ait dua.
(Ateşe Tapmayanlar: Zerdüştiler)
Viştasp
(Key Viştasp) : İran dînî geleneğinde ve İran Destanı’nda,
Zerdüşt taraftarı Keyani kralıdır. Oğullarından biri olan İsfendiyar İran
Destanı’nın büyük kahramanı idi, diğer oğlu Pişdadiyan Destan’da ve
İran dînî geleneğinde mesih tipindedir. (Bkz. Pişdadiyan). Viştasp adının
yeni Farsça kaynaklarındaki son şekli Guştasp’dır. (Czegledy)
Viştasp
: Bkz. Key Viştasp. (Ateşe Tapmayanlar: Zerdüştiler)
Vladimir : Yirminci Bulgar Kralı. (889 -
893) (G.Ostrogorsky)
Vlastimir : Birinci Sırp Kralı (9.yy.
ortalarında) (G.Ostrogorsky)
Vohuman
: İyi zihin, üstün ruhlardan biri, Zerdüşt dini takviminde ayın 2.gününün
adı. Ayrıca 11.ayın adı. (Ateşe Tapmayanlar: Zerdüştiler)
Vohu Menah : Bkz.
Vohuman.
Vomitorium : Seyircilerin tiyatroya giriş çıkışını
sağlayan üstü kapalı geçit. (G. Bean)
Vourukasha
: Birçok körfezin olduğu mitolojik okyanus. (Ateşe Tapmayanlar: Zerdüştiler)
Vukan : On ikinci Sırp Kralı. (yakl.1083
- yakl.1114) (G.Ostrogorsky)
Vukaşin : Yirmi dördüncü Sırp Kralı.
(1365 - 1371) (G.Ostrogorsky)
Vusun
: Önceleri
Tienşan’ın doğu uçlarında Barköl Gölü civarında yaşayan, Çin
kaynaklarında Tienşan’ın batı bölümünde, Kuça’nın kuzeyindeki
vadilerde yaşayan kavmin adıdır. Kaynaklarımız Vusunlar’ı M.Ö. 2yüzyıldaki
Tohar göçüyle ilişkili olarak da anmaktadır. Daha sonra Kangkü ve
Vusunlar’ın savaşlarını ve M.S.91’de Hiung-nu kökenli Yüepan boyunun
Vusun sahasının kuzey bölümünde yerleştiklerini duyuyoruz. (Czegledy)
W
Wad
: Rüzgar, rüzgarın üzerinde hakimiyeti olan meleğin adı. Zerdüşt dini
takviminde ayın 22. gününün adı. (Ateşe Tapmayanlar: Zerdüştiler)
Wahişt : Cennet.
(Ateşe Tapmayanlar: Zerdüştiler)
Wahiştohişt : Gatha'nın adı.
(Ateşe Tapmayanlar: Zerdüştiler)
Wang
:
Çince’dir. “Kral” anlamına gelir. Orta Asya’da ong olarak geçer.
(J.P.Roux)
Wang : Zhou hanedanı’ndan hükümdarın ünvanıydı;
sonradan bu ünvan feodal eyaletlerin hükümdarları tarafından kullanılmaya
başlanmış ve daha sonralarıysa prensler tarafından da kullanılmıştır.
(W. Eberhard)
Warasyo
: Kılları ayinlerde kullanılan kutsanmış beyaz boğa. (Ateşe Tapmayanlar:
Zerdüştiler)
Warharan : Zafer. Bir
meleğin adı. Zoroastrian dini takviminde ayın 20. gününün adı.
(Ateşe Tapmayanlar: Zerdüştiler)
Wašukanni : Mitanni Devleti’nin merkezi.
(S. Alp)
Waššizil : Hatti tanrılarından biri. (S.
Alp)
Wašu : Luwice “iyi” anlamına gelir. (S. Alp)
Waşu : Palaca “iyi” anlamına gelir. (S. Alp)
Wei
Liu : M.S. 253 civarındaki olayları kaydeden ve 4. yüzyıla ait bir tarih
yazarının eserinde alıntıların muhafaza edildiği kayıp Çince tarihi
eser. (Czegledy)
Wei
Shu : Kuzey Wei Hanedanı’nın tiribinden bahseden Çince dinastik tarihi
eserdir. Orijinal metni 6. yüzyılda hazırlanmıştır. Batıdaki ülkelerden
söz eden kayıp bölümünü daha sonra Bey-shih’den ikmal etmişlerdir. (Czegledy)
Wen
ch’eng : Kuzey Wei İmparatoru. (Czegledy)
Wete : Hititçe “inşa etmek” anlamına gelir. (S. Alp)
Wite : Palaca “inşa etmek” anlamına gelir. (S. Alp)
Wiyana : Hititçe’de şarap anlamına
gelir. (Latince vinum, İngilizce wine, Almanca wein, Fransızca vin, Yunanca
oinos.) (S. Alp)
Wohukhşathra
: Dördüncü Gatha'nın adı. (Ateşe Tapmayanlar: Zerdüştiler)
Wurumkatte : Hatti tanrılarından biri. (S.
Alp)
X
Xamıyax
: Sahalar’da “kaşık” anlamına gelir. (Saha Halk Edebiyatı)
Xallaan
: Sahalar’da “gökyüzü” anlamına gelir. (Saha Halk Edebiyatı)
Xallaan
Siige : Sahalar’da “Samanyolu” anlamına gelir. (Saha Halk
Edebiyatı)
Xappıısta
: Sahalar’da “lahana” anlamına gelir. (Saha Halk Edebiyatı)
Xarax
: Sahalar’da
“göz” anlamına gelir. (Saha Halk Edebiyatı)
Xaraxxan
Toyon : Sahalar’da “Kahramanın adı”dır. (Saha Halk
Edebiyatı)
Xatın
:
Sahalar’da “kayın ağacı” anlamına gelir. (Saha Halk Edebiyatı)
Xayıhar
:
Sahalar’da “kayak” anlamına gelir. (Saha Halk Edebiyatı)
Xomus
: sahalar’da
“flüt” anlamına gelir. (Saha Halk Edebiyatı)
Xotuuna
: Sahalar’da “kız adı”dır. (Saha Halk Edebiyatı)
Y
Yabgu
: Hakan
yardımcısı. (Gumilev)
Yabgu : İsim olarak da kullanılır. Bir rütbedir, hakan
vekili demektir. İş yapmak, himaye etmek, örtmek anlamlarına da gelir. (A.
Erol)
Yabgu:
Göktürkler'de kağan ailesine verilen unvanlardan biri. Yabgu hakan
yardımcısıdır. (Türklerin Dili, Fuat Bozkurt)
Yadık : Kazak hanlarından birinin adıdır. İsim olarak
da kullanılır. (A. Erol)
Yağmalar
: Telesa kabilesi, Çincesi Yan’an. (Gumilev)
Yahyâ
Alehhisselâm:
İsrâiloğullarına gönderilen peygamberlerden. Zekeriyyâ aleyhisselâmın oğludur.
Annesinin ismi Elîsa olup, hazret-i Meryem'in kız kardeşi ve İmrân'ın kızı idi.
Dâvûd aleyhisselâmın neslinden olan Yahyâ aleyhisselâm, hazret-i Meryem'in
teyzesinin oğludur. (kuranikerim.com)
Yâkub
Aleyhisselâm:
Ken'an diyârındaki (Fenike denilen Sayda, Sur ve Beyrut ile Filistin ve
Sûriye'nin bir kısmından ibâret olan eski bir memleket) insanlara gönderilmiş
olan peygamber. İshâk aleyhisselâmın oğlu, Yûsuf aleyhisselâmın babasıdır. Yâkûb,
İbrânice bir isim olup, "Allahü teâlânın saf ve temiz kıldığı kul" mânâsına
gelmektedir. İkiz kardeşi Iys ondan önce doğduğu için Arabça "tâkib etmek"
mânâsına Yâkûb denildiği de rivâyet edilir. Bir adı da İsrâil olup, onun on iki
oğlunun neslinden gelenlere İsrâiloğulları adı verilmiştir. (kuranikerim.com)
Yalavaçi
: Urunggeçili Hurumşi ailesinden müslüman bir Türk, sonraları Cung-du
valisi. (Moğollar'ın Gizli Tarihi)
Yalduz : Yaldız demektir. İsim olarak
da kullanılır. (A. Erol)
Yalgım, Yalgın : Serap, alev demektir. İsim
olarak da kullanılır. (A. Erol)
Yang-mo
:
Çinliler’in Yağmalar’a verdikleri isim. Dokuzoğuz kabilelerinin bir
koludur. (Özkan İzgi)
Yapança : 23 Ağustos 1552 tarihinde, Rus
askerleri Kazan’ı dört bir yandan sardığında, dışarıda düşmanı hırpalayan
kuvvetlerin başbuğunun adı: Yapança Bey.
İsim olarak da kullanılır. (A. Erol)
Yargan, Yarkan : Yüksek devlet mahkemesi
demektir. Cellat, hafiye anlamlarına da gelir. Etrafı sıldırımlı (yalçın,
sarp) derin ve büyük dere anlamını da içerir (Azerbaycan’da isim olarak
kullanılır.) (A. Erol)
Yarkın : Şimşek demektir. İsim olarak
da kullanılır. (A. Erol)
Yaruk : Işık demektir. İsim olarak da kullanılır. (A.
Erol)
Yasak
: Moğolca’dır.
“İzin olmayan” anlamına gelir. Cengiz Han tarafından kurulan Moğol yasası.
(J.P.Roux)
Yasavul : Koruyucu demektir. İsim olarak
da kullanılır. (A. Erol)
Yasna
: Avesta'nın ciltlerinden biri. (Ateşe Tapmayanlar: Zerdüştiler)
Yaşın : Çakın, şimşek demektir. İsim olarak da kullanılır.
(A. Erol)
Yaşt
: Çeşitli ruhani varlıkları onore etmek için okunan Avesta ilahilerinden
biri. (Ateşe Tapmayanlar: Zerdüştiler)
Yatha ahu vairyo :
Ahunwar duasının ilk dizesi.
(Ateşe Tapmayanlar: Zerdüştiler)
Yatuk
: "Oğuzlar'ın bir bölümü vardır ki, şehirden dışarı çıkmaz ve savaş yapmaz.
Onun için, bunlara yatuk denir. Bu söz, tembeller ve bir tarafa atılmışlar
demektir." (Türk
Kültür Tarihine Giriş cilt 1, Bahaeddin Ögel)
Yavsı : İğneli bir cins çekirge demektir. İsim olarak
da kullanılır. (A. Erol)
Yaylak : "Türkçe'de yaylak veya yayla denince ilk hatıra, hayvanların
otladığı yüksek yerler ve dağlar gelir. Aslında ise, yaylak sözü, kışlak
deyiminin bir karşılığıdır. Yani 'yazın oturulan yer' manasına gelir... Eski
Anadolu metinlerinde yay evi, yazla evi, yaz evi gibi aynı kökten gelen değişik
deyişlere rastlanır. Eski Orhun yazıtlarında da yaylag, yazla oturulan yer
masana gelirdi. Yayladım, yaylayur, yaylayurmen gibi 'yaylaya çıkmak, yazlığa
gitmek ve yazlamak' anlayışları ile ilgili eski fiil köklerine de rastlıyoruz."
(Türk Kültür Tarihine Giriş cilt 1,
Bahaeddin Ögel)
Yaz : "Yaz sözü hem yaz ayları hem de ilkbahar manasına geliyordu. Mesela
eski Türkçe'de 'Ol koyın yaylagda yazlattı' dendiği zaman, hem bahar ve hem de
yaz ayları söylenmek isteniyordu. 'Ol yaylagda küzedi' derken de 'o yaylada
güzledi, sonbaharı geçirdi' denmek isteniyordu.
(Türk Kültür Tarihine Giriş cilt 1,
Bahaeddin Ögel)
Yazad
: Yaratılmış ruhani varlık. Melek, övgüye ve onurlandırılmaya değer varlık.
(Ateşe Tapmayanlar: Zerdüştiler)
Yazdegird : Son Sasani
kıralı.
(Ateşe Tapmayanlar: Zerdüştiler)
Yazı : Peçenekler’in Keban uruğunun adı. (860 - 880).
İsim olarak da kullanılır. (A. Erol)
Yazır : 24 Oğuz boyundan birinin adıdır. Çok ülkeye hâkim
anlamına gelir. İsim olarak da kullanılır. (A. Erol)
Ye'cûc
ve Me'cûc: Kur'ân-ı
kerîmde adı geçen ve kıyâmete yakın, yeryüzüne yayılacak olan zararlı ve
bozguncu iki kötü kavim. (kuranikerim.com)
Yed:
Kelime mânâsı "el"
demek olup, Allahü teâlâ hakkında kudret, gücü yetmek mânâsı verilen lafız, söz.
(kuranikerim.com)
Yed-i
Beydâ: Parlak el.
Mûsâ aleyhisselâmın mûcize olarak gösterdiği ve koynundan çıkardığında gözleri
kamaştıran ve güneş ziyâsı saçan eli. (kuranikerim.com)
Yedi
: Kırgız reislerinden. (Moğollar'ın Gizli Tarihi)
Yehova
Şahitleri: Amerika
Birleşik Devletleri'nde Ch. Şarl Russel tarafından 1872'de kurulan, 1931
senesinden sonra kendilerini bu adla tanıtmaya çalışan mezheb ve misyoner
teşkîlâtına verilen ad. Yehova şâhidleri, Tevrât'ın, Yehova adını verdikleri
tanrının kelâmı olduğunu, kendilerinin hazret-i Âdem'in oğlu olan Hâbil'den,
hazret-i Îsâ'ya kadar süregelen uzun devredeki şâhidlerin son temsilcileri
olduklarını, Îsâ krallığının 144.000 uyruklu yeni bir dünyâ olacağını ileri
sürerler. Propagandalarını çeşitli yazılar, broşürler ve sloganlarla yaparlar.
Asker olmayı ve bayrağı selâmlamayı reddederler. Bunların hahamları yoktur.
Gezici vâizleri vardır. Toplanma yerleri New York'tadır. İstatistiklere göre
özellikle anglosakson olmak üzere sayıları 900.000'e varmaktadır. Mezheb
1945'ten beri Batı Avrupa'da yayılmıştır. (Yeni Rehber Ansiklopedisi) (kuranikerim.com)
Yemîn-i Gâmûs:
Günâha ve Cehennem'e sokan yemin. Geçmişteki bir şey için, bile bile yalan
söyleyerek, yemin etmek. (kuranikerim.com)
Yemîn-i Lağv: Boş
yere yemîn. Geçmiş bir şey için zan ile yanlış yemîn etmek. Bunda günah ve
keffâret yoktur. (kuranikerim.com)
Yen
: Emba
Nehri’nin yukarı akış bölgesinde, Ural Dağları’nın güney uzantısındaki
bir bozkır ülkesinin adıdır. Yen ülkesi ve onunla birlikte sözü edilen
Liao, M.Ö.1.yy.da ve daha sonra kürkleri ile ünlenmişti. (Czegledy)
Yeni
Farsça : Arap fetihleri (M.S.636) zamanından günümüze değin
kullanılan Fars dili. (Czegledy)
Yeni
Platonculuk : İskenderiyeli düşünür Plotinos (204-270) tarafından
kurulmuştur. Savlarına göre, bütün oluşumların en süt düzeyinde, tanımlanamayan,
son ilke "Bir" vardır. İnsanın ideali en alttaki madde düzeyinden
kurtulup "Bir"e erişmektir.
Yenghe
hatam : Zarathusthra dininin en kutsal dualarından biri. (Ateşe Tapmayanlar:
Zerdüştiler)
Yentsai
: M.Ö. 2. ve M.S. 3. yüzyıllar arasında Çin kaynaklarında geçen ve
Güney Kazakistan’da Sir Derya deltasında bulunan İranî göçebelerin ülkesidir.
Toprakları, batısında bulunan Yen ve Liao (Liu) ülkesinin topraklarıyla
beraber batıya doğru yayılıyordu ve Karadeniz civarındaki ülkelerle komşu
idi. Yunan-Latin kaynakları bu sahada önceleri Aors boy birliğinin bulunduğuna
işaret eder. M.S.50’den sonra her üç ülkenin toprakları yani Sir Derya
deltasından Don’a ve Kafkasya’ya kadar yayılan bozkır, Alan boylarının
hakimiyeti altına girmişti. (Czegledy)
Yerdeş : "Oğuzlar aynı yerde oturanlar, yani hemşehri için yerdeş
deyimini kullanırdı. Bu deyiş, yerleşik Anadolu'da da devam etmiştir. Bunun
yanında aynı deyiş Kırgız göçebelerinde de cerdeş şeklinde yaşamaktadır.
(Türk Kültür Tarihine Giriş
cilt 1, Bahaeddin Ögel)
Yerlemek: "Göktürk yazıtlarında yer alan ve 'yerledim' yani 'yerleştim, yer
tuttum' anlamına gelen bir söz."
(Türk Kültür Tarihine Giriş cilt 1,
Bahaeddin Ögel)
Yerlik : "Eski Türkçe'de 'yerli'ye, yani devamlı olarak bir yerde oturanlara
yerlik veya yerlig denirdi. Bunun Moğolca karşılığı gaçarlig deyişidir."
(Türk Kültür Tarihine Giriş cilt 1,
Bahaeddin Ögel)
Yersinmek : "Karahanlılar çağında yersinmek veya yirsinmek yani 'bir yeri
yurt edinmek'" anlamında kullanılan bir sözcük. Ancak bu sözcük yüzde yüz "bir
şehre veya köye yerleşmek" anlamına gelmez.
Yeti
: Himalaya'nın en ücra yüksekliklerinde yaşayan bir tür maymun adama Tibetli
ve Nepalliler'in verdiği addır. Fransızlar, onu "korkunç kar adamı" olarak
adlandırmışlardır. 1951'de, Eric Shipton, Nepal'de bir buzulda yeti izleri
olduğuna inandığı bir şeklin fotoğrafını çekti. Aslında, yeti denilen varlık
gerçekten de var mıdır? Her ne olursa olsun, yeti, Herge'nin "Tenten tibet'te"
yapıtındaki kişilerden biri olarak ününe ün kattı. (Dağlar, Popüler Bilim
Kitapları TÜBİTAK yayını)
Yevm-i
Nahr: Kurban kesme
günü. Zilhicce ayının onuncu yâni kurban bayramının birinci günü. On birinci ve
on ikinci günleri de kurban kesme günü olduğundan hepsine birden eyyâm-ı nahr
denildi. (kuranikerim.com)
Yevm-i
Şek: Şüpheli gün.
Havanın bulutlu olup, Ramazan ayı hilâlinin görülmemesi sebebiyle Şâbân ayının
otuzuncu günü mü, yoksa Ramazân-ı şerîfin ilk günü mü olduğu bilinmeyen,
Şâbân'ın yirmi dokuzundan sonra gelen gün. (kuranikerim.com)
Yezîdîler: Hazret-i
Ali'ye düşman olan ve şeytana tapan kimselerin mensûb olduğu bozuk fırka.
İbâdiyye fırkasının kurucusu Abdullah bin İbâd'ın adamlarından Yezîd bin
Enîse'ye uydukları için bu adı almışlardır. Emevî halîfelerinden Yezîd'in
bunlarla hiçbir ilgi si yoktur. Hâricîler yedi fırkadır. Bunlardan İbâdiyye
fırkası, Abdullah bin İbâd adındaki kimsenin adamlarıdır. İbâdiyye fırkası dörde
ayrıldı. Bunlardan Yezîd bin Enîse'nin adamlarına Yezîdî denildi. Yezîdîlere
göre; Acemden bir peygamber gelecek, kendisine g ökte yazılmış bir kitâb inecek,
Muhammed aleyhisselâmın dîninden çıkacak, Sâbiiyye olacak yâni yıldızlara
tapınacaktır. Küçük ve büyük her günâhı işleyen kimse kâfir olmaktadır. (Seyid
Şerîf Cürcânî)
İleri sürdükleri bozuk fikirlerden dolayı tâkibe uğrayan Yezîdîler, on ikinci
asırda Kuzey Irak'taki Lâdeş vâdisine sığındılar. Âdî adlı birinin etrâfında
toplanıp inanışlarını bölgedeki halk arasında yaydılar. Âdî'nin ölümünden sonra
yerine kardeşin in oğlu ikinci Âdî geçti ve daha sonra da oğlu Şeyh Hasan reis
oldu. Gün geçtikçe sayıları artan Yezîdîler üzerine Musul emiri İmâdüddîn Zengî
kuvvet göndererek onları dağıttı. Âdî ve Yezîd bin Enîse'nin insan üstü
varlıklar olduğunu kabûl eden ve müslümanlıkla hıristiyanlık karışımı bir inanca
sâhib olan Yezîdîler, Osmanlılar zamânında da tâkibâta uğradılar. Osmanlı
şeyhülislâmları, kendilerine müslüman adı verdikleri hâlde, helâle haram diyen,
güneşe tapınan, iblise (şeytana) tâzim gösteren ülü'l-emre yâni devlet başkanına
karşı isyân eden Yezîdîlerin bulundukları yerin dâr-ül-harb olduğuna ve İslâm
askerinin bunlarla harb edeceğine dâir fetvâ verdiler. Irak, Sûriye, Yemen,
Âzerbaycan, Türkiye ve Hindistan gibi yerlere dağılmış olan Yezîd îler bugün de
mevcûddurlar. (M. Sıddîk Gümüş, Abbâs Azzâvî)
Yezîdîler, Arabî ve kürtçe yazılmış olan Kitâb-ül-Celve adlı kitâba çok önem
verirler. Bu kitap, Maksimilyan Bütner tarafından Almanca'ya tercüme edilmiştir.
Yezîdîler, iblise melek ve tâvûs derler. Şeytana söğeni öldürürler. Derdleri,
belâları iblis yaratır derler. Lâdeş vâdisindeki Baadır köyünde bulunan
ölülerini gidip dolaşmaya hac derler. Her gün güneş doğarken ona karşı dururlar.
Sabah ilk ışık gelen toprağı öperler. Güneş batarken de ona yalvarırlar. Bu
yaptıklarına namaz kılmak, ibâdet etmek derler. Ocak ayında üç gün oruç tutan
Yezîdîlerin okuma-yazma öğrenmesi ve sakal bırakması büyük günahtır. (M. Sıddîk
Gümüş) (kuranikerim.com)
Yima
: Bkz. Cemşid.
(Ateşe Tapmayanlar: Zerdüştiler)
Yisun Buka : Çuçi Buka’nın en küçük oğlunun
adıdır. İsim olarak da kullanılır. (A. Erol)
Yog
: Türkçe’dir.
“Cenaze törenleri ve zamanla genişleyerek her tür toplantı” anlamlarını
kazandı. (J.P.Roux)
Yoga
: Hinduizm'de birlik anlamına gelir (L.Renou)
Yohannes Vladimir : Sekizinci Sırp Kralı.
(10.yy.sonu) (G.Ostrogorsky)
Yozdathregar
: Bareşnum arınma törenini yöneten din adamı. (Ateşe Tapmayanlar:
Zerdüştiler)
Yörük : Çabuk ve iyi yürüyen, iyi yol alan, bir yerde
durmayıp yürüyen halk, göçebe anlamlarına gelir. İsim olarak da kullanılır.
(A. Erol)
Yue : Çince “ay” anlamına gelir. (W.
Eberhard)
Yuhanna: 1. İsa
aleyhisselâma îmân eden on iki havârîden biri. İbrânî dilinde Yahyâ
demektir.Rumca'da Yohannes, İngilizce'de Can, Fransızca'da Jan denir. Dört
İncîl'i yazanlardan biridir. Îsâ aleyhisselâmın teyzesinin oğlu idi. Yüz
senesinde Efes'te öldü. Hıristiyanlar, on ikinci ayın yirmi yedisinde yortusunu
yaparlar.
2. Dört İncîl'den biri. Hıristiyanların dinlerinin esâsı olan ve İncîl dedikleri
dört kitâb, Allahü teâlânın Cebrâil aleyhisselâm ile gönderdiği asıl İncîl-i
şerîf değildir. Bu dört kitab, Îsâ aleyhisselâm semâya çıkarıldıktan sonra dört
kimse tarafından yazılmış birer târi h kitabıdırlar. Bunlardan birincisi Matta
olup, ahbablarının arzû ve ısrarları üzerine gördüklerini ve işittiklerini
bildirmek için Îsâ aleyhisselâm semâya çıkarıldıktan on iki sene sonra
yazmıştır. İkincisi Markos olup havârîlerden işittiklerini yirmi sekiz sene
sonra yazmıştır. Üçüncüsü Luka olup, otuz iki sene sonra işittiklerini bildirmek
için İskenderiyye'de bir târih yazmıştır. Dördüncüsü Yuhanna olup, Îsâ
aleyhisselâm semâya çıkarıldıktan kırk beş sene sonra yazmıştır. Bu dört İncîl
birbi rine uymayan ihtilaflarla doludur.Halbuki asıl İncîl, Îsâ aleyhisselâma
indirilmiş olup, tek bir kitab idi. İçinde birbirlerine uymayan, hâdiselere ters
düşen bir şey olmadığı muhakkak idi. Kur'ân-ı kerîmin bildirdiği Allah kelâmı
olan bu İncîl'in bu dört târih kitabından başka olduğu anlaşılmaktadır.
(Abdullah Abdi bin Destân Mustafa.) (kuranikerim.com)
Yula : Peçenekler’in üç asıl boyundan birinin adıdır.
İsim olarak da kullanılır. (A. Erol)
Yunan
dini :
Yunan dini ne Hıristiyanların kilisesi gibi hiyerarşik ve bütüncül bir
teşkilata, ne sıkı sıkıya tanımlanmış zorlayıcı bir inanca, ne de Kutsal Kitap
veya Kuran gibi temel bir kitaba sahiptir. Din görevlileri aslında, ayinleri
düzenlemek ve törenlerin geleneğe uygun olarak yapılmasını sağlamakla yükümlü
yüksek memurlardır. Yunanlar tanrılarının sayısını, oluşan düşünce değişikliğine
bağlı olarak birçok kez artırmışlardır. Ayinler, bayramlar zamana ve yöreye göre
değişir, ama başlıca tanrılar, mitler, tapınaklar ve kurbanlar hepsinde
ortaktır. Tanrılar her yerde hazırdır, her şeyi bilirler, kendilerini simgelerle
belli eder ve birçok işlevleri vardır. Çok
güçlüdürler. doğa olaylarından sorumludurlar, insanların eylemlerine yön
verirler. ne ki, doğrudan doğruya onlar da belirsiz, kaygılandırıcı Kader
karşısında boyun eğmek zorundadırlar.
Yunanlar özellikle kendi sitelerini ve oturdukları yeri koruyan tanrıya
bağlıdır. Aynı tanrı hesabına her biri şu ya da bu biçimde bir betimleme veya
işlevi kutsar. Tanrılar kişinin yaşamına karıştıkları gibi sitenin de yaşamına
karışır. Onlarla ayin ve dua ile ilişki kurulur, cevapları da rüya ve kehanetten
beklenir.
Felsefenin gelişmesi
ve bilimin ilerlemesi ile aydın insanlar giderek tanrıların varlığından
kuşkulanırlar. Kimileri mitolojik anlatımları uydurma ve usdışı sayarak alaya
alır. Büyücülük önemlidir, büyüden, bedduadan ve hortlaktan korkulur.
(Estin-Laporte)
Yunanistan:
Tarih öncesinin bitiminde, M.Ö. 3100 ile 2400 arasında Anadolu'dan gelen
istilacılar Yunanistan'a yerleşir. Beraberlerinde tuncu getiren ve Kikladlar'a
egemen olan bu insanlara Yunanlar Pelasglar der. M.Ö. 1950'lere doğru Tuna'dan
gelen Hint-Avrupalı yeni bir boylar dalgası kendini gösterir. Kimileri Küçük
Asya'dan geçer, bunlar İonyalılar'dır. Bu halklar ve bunlardan Teselya'ya
yerleşen Eolisliler, ki ilk Yunanlar'la bir tutulurlar, M.Ö. 8. yüzyıla doğru
kendilerine Helenler diyecekler. Grek sözcüğü daha sonraları Latinler tarafından
ortaya atılmıştır. Mykenai uygarlığı (M.Ö. 1600'lerden itibaren), Homeros'un
Akhalar dediği yeni istilacılara bağlanacaktır. M.Ö. 1220'lere doğru sıra başka
Hint Avrupalılar'a yani Dorlar'a gelir. Dorlar demiri getirir ve savaşçı bir
toplum oluştururlar. Başta Zeus ile Apollon, tanrılar tanrıçaların yerini alır.
Bir Yunan mitine göre bu halklar ilk insanların, Pyrrha ile Deukalion'un
soyundandır. (Estin-Laporte)
Yunt : Hergele ile gezen, terbiye görmemiş yarı yabani
kısrak anlamına gelir. Kuyruksalan kuşunun bir türüdür. İsim olarak da
kullanılır. (A. Erol)
Yûnus
Aleyhisselâm: Musul
yakınındaki Nineve (Ninova) ahâlisine gönderilen peygamber. Babasının ismi
Metâ'dır. Yûnus aleyhisselâm Âsûr Devleti'nin başşehri ve önemli bir ticâret
merkezi olan Nineve şehrinde doğdu. Allahü teâlâ Kur'ân-ı kerîmde meâlen buyurdu
ki: Muhakkak Yûnus (bin Metâ aleyhisselâm) da peygamberlerdendir. (Sâffât
sûresi: 139)
Biz Yûnus'un (aleyhisselâm) duâsına icâbet edip, onu gamdan (gecenin, denizin ve
balığın karnındaki karanlıktan) halâs eyledik (kurtardık) . Bunun gibi biz
mü'minleri halâs ederiz. (Enbiyâ sûresi: 88)
Balığın karnındayken Yûnus'un (aleyhisselâm) yaptığı duâ "Lâ ilâhe illâ ente
sübhâneke innî küntü minez-zâlimîn" idi. Müslüman kişi bu duâyı her ne şey için
okursa, Allahü teâlâ elbette kabûl eder. (Hadîs-i şerîf-Rûh-ul-Beyân)
Yûnus aleyhisselâmın babası olan Metâ sâlih bir kimseydi. Allahü teâlâdan sâlih
bir evlâd ihsân etmesi için duâ etti. Allahü teâlâ ona Yûnus'u (aleyhisselâm)
ihsân etti. Kavmi içinde emîn, yalan söylemeyen, yardımsever bir kişi olarak
meşhûr oldu. Ot uz yaşına gelince, Nineve ahâlisine peygamber olduğu bildirildi.
Yûnus aleyhisselâm senelerce kavmini îmâna dâvet etti. Putlara, heykellere tapan
Nineve ehli onu dinlemediler. Heykellere tapmaktan vazgeçmediler. Yûnus
aleyhisselâm üzüldü. Dicle nehri kenarına geldi. Gemiye bindi. Hâlbuki Allahü
teâlâ böyle emir vermemişti. Gemi yürümedi. Kur'a çektiler. Yûnus aleyhisselâma
isâbet etti. Suçlu benim buyurdu. Denize attılar. Balık yuttu. Tövbe etti. Balık
bunu bir kenâra çıkardı. Ölüm hâlinde idi. Tekrar kuvvet buldu. Yeniden
Nineve'ye gitmesi emrolundu. Yûnus aleyhisselâm gelmeden önce hava kararmış, her
yeri kara duman kaplamıştı. Kavmi korkup, tövbe etmiş, tövbeleri kabûl olup azâb
geri alınmıştı. Yûnus aleyhisselâm gelince, onun sözlerini dinlediler. Kavmi
mes'ûd ve iyilik üzere yıllarca yaşadı. Şarkta Midyalılar, Bâbil'de Keldânîler
meydana geldi. Yûnus aleyhisselâm seksen üç yaşında iken, Nineve'de vefât etti.
(Nişâbûrî, Nişancızâde, Taberî.) (kuranikerim.com)
Yurt
:
Türkçe’dir. “Ülke. Kampın kurulduğu yer” anlamlarına gelir. Yanlış
olarak Ruslar bunun yuvarlak planda kurulan ve çan biçimini andıran konutlar
olduğunu düşünmüşlerdir ve biz de onların izinden gitmişiz. (Aslında
gerçek adı ker/ger’dir.) (J.P.Roux)
Yurt : "Yurt sözünün manasında da sonradan epey değişiklikler olmuştur. Eski
Anadolu metinlerinde bu deyiş, 'yurt' ve 'oturulan yer' manasına gelir. Bunun
yanında yurtluk ise, ıkta yolu ile verilen bir arazi parçasını ifade ederdi.
Yurtluk hem bir otlak ve hem de ekilen bir ziraat bölgesi veya köyler
olabilirdi... Yurt sözü ile çadırların kurulmuş olduğu oba bölgesi de
kastedilmiştir. Mesela Dede Korkut'taki şu cümle bu anlayış üzerine
kullanılmıştır: 'Gördi kim uçarda kuzgun tazı tolaşmış, yurtda kalmış...yurdilen
haberleşmiş...' Kaşgarlı Mahmud'un verdiği bir şiirdeki son satır da şöyledir: 'Yurtı
kalıp ağlayu'. Brockelmann buradaki yurt deyişini 'vatan, heimat' olarak tercüme
etmiştir. Vatan denince hatıra büyük bir bölge, bir otlak veya bir yayla gelir.
Bunun yanında, çadırların bulunduğu obanın söz konusu edilmesi de
düşünülebilirdi. Eski Türkçe'de yurt sözü, harabe ve yıkıntıya da denirdi.
Görülüyor ki bu kelimeyi kesin olarak manalandırmak doğru değildir. Harezmşahlar
çağındaki sözlükler, Moğolca nutuk sözünü Türkçe yurt sözü ile karşılamışlardır.
Nutuk Moğol göçebelerinin gezindikleri b.elirli bir otlak veya bölgeyi gösteen
bir sözdür. Codex Comanicus'ta ise yurt sözü 'oturulan ev' karşılığı olarak
kullanılmıştır." (Türk
Kültür Tarihine Giriş cilt 1, Bahaeddin Ögel)
Yûsuf
Aleyhisselâm:
Kur'ân-ı kerîmde adı geçen peygamberlerden. Mısır ahâlisine gönderilen
peygamber. Yâkûb aleyhisselâmın oğludur. Yâkûb aleyhisselâmın neslinden gelen
ilk peygamberdir. Allahü teâlâ ona rüyâ tâbiri ilmini öğretti. Allahü teâlâ
Kur'ân-ı kerîmde meâlen buyurdu ki: Yûsuf (aleyhisselâm) ve kardeşlerinin
kıssasında, ondan suâl edenler (ve başkaları) için, Allahü teâlânın kudret ve
hikmetine (veya Muhammed aleyhisselâmın peygamberliğine) deliller vardır. (Yûsuf
sûresi: 7)
Yûsuf (aleyhisselâm) onların (kardeşlerinin) zahîre yüklerini hazırladı.
Uşaklarına da " (Zahîre için verdikleri) sermâyelerini yüklerinin içine
koyuverin. Olur ki, âilelerine döndükleri zaman bunun farkına varırlar da belki
yine (kardeşleri Bünyâmin ile berâber buraya) dönerler" dedi. (Yûsuf sûresi: 62)
Abdurrahîm Dehlevî şöyle anlattı: "Kardeşim Yûsuf benden sabîh (güzel) ben ise
ondan daha melihim (sevimliyim) " hadîs-i şerîfinin mânâsını kavrayamamıştım.
Bir gün rüyâmda Resûlullah efendimizi sallallahü aleyhi ve sellem gördüm. Bu
mes'eleyi arz ett im. Resûlullah efendimiz şöyle buyurdular: "Allahü teâlâ benim
cemâlimi (güzelliğimi) insanlardan gizledi. Şâyet insanlar benim cemâlimi
görselerdi, Yûsuf'u gördükleri zaman yaptıklarından daha fazlasını yaparlardı.
Ellerini değil, yüreklerini keserl erdi de haberleri olmazdı."
Yüzünün ve ahlâkının güzelliği ile meşhûr olan Yûsuf aleyhisselâmı, babası Yâkûb
aleyhisselâm diğer kardeşlerinden çok severdi. Babasının sevmesi, kardeşlerinin
onu kıskanmalarına sebeb oldu. Onu götürüp kuyuya attılar. Babalarına dönüp
kardeşimiz Yû suf'u kurt yedi dediler. Allahü teâlâ Yûsuf aleyhisselâmı korudu.
Kuyunun yanından geçen bir kervanda bulunan kimseler onu kuyudan çıkarıp Mısır'a
götürdüler ve köle diye sattılar. Mısır azîzi (mâliye nâzırı, bakanı) onu satın
aldı. Azîzin hanımı Zül eyhâ (Zelîha)nın iftirâsı netîcesinde zindana atıldı.
Uzun zaman zindanda kaldıktan sonra, suçsuzluğu anlaşılıp zindandan çıktı. Ölen
Mısır mâliye nâzırının yerine mâliye nâzırı oldu. Azîzin hanımı Züleyhâ ile
evlendi. Babasını ve kardeşlerini Mısır'a getirdi. Orada yıllarca berâber
yaşadılar. Babası Mısır'da vefât etti. Kardeşleri de orada yerleştiler. Kur'ân-ı
kerîmde kıssası ve başına gelen hâdiseler geniş olarak bildirilmiş olan Yûsuf
aleyhisselâm, Mısır ahâlisine peygamber gönderildi. İnsanları Allahü teâlânın
dînine uymaya dâvet etti. Yâkûb aleyhisselâmın vefâtından bir müddet sonra Yûsuf
aleyhisselâm da vefât etti. Mısır'da herkes Yûsuf aleyhisselâmı kendi
mahallesine defn etmek istiyordu. İş kavgaya kadar yaklaştı. Sonunda mermer bi r
sandukaya koyup Nil nehri kıyısına (veya Nil nehrinin ortasına) defn ettiler.
Bir rivâyete göre ondan dört yüz sene sonra gelen Mûsâ aleyhisselâm kabrini
bulup, mübârek cesedini oradan alarak, Yâkûb aleyhisselâmın da medfûn bulunduğu
Halîl-ur-rahmân'daki yere defn etti. (Kurtubî, Ahmed Nişâbûrî, Nişâncızâde.)
(kuranikerim.com)
Yûşâ
Aleyhisselâm:
İsrâiloğullarına, Mûsâ aleyhisselâmın vefâtından sonra gönderilen peygamber.
Mûsâ aleyhisselâmın yeğeni ve vekîli idi. İsmi Yeşû olup hıristiyanlar Yeşû
diyorlar. Annesi Mûsâ aleyhisselâmın kız kardeşidir. Allahü teâlâ Kur'ân-ı
kerîmde meâlen buyurdu ki: Allahü teâlâya îmân edip, O'ndan korkanlardan (Yûşâ
bin Nûn ve Kâlib bin Yuknâ adındaki) iki kimse, İsrâiloğullarına dediler ki: "Ey
İsrâiloğulları! Cebbârların (zâlimlerin) şehrinin kapısından hemen girin.
(Onların vücûdlarının büyüklüğünden korkmayın. Onların bedenleri büyük ve
kuvvetli fakat kalbleri zayıftır. Sizinle harb etmeye rûhî metânetleri yoktur.)
Bir defâ kapıdan girdiniz mi; Allahü teâlânın vâdettiği yardımın size gelmesiyle
elbette siz gâliblerden olursunuz. Siz gerçekten inanan, Allahü teâlânın vâdini
tasdîk eden kimseler iseniz, Allahü teâlâya tevekkül ediniz. (Mâide sûresi: 23)
Güneş, hiçbir kimse için batmaktan alıkonmaz. Ancak Beyt-i Makdîs'i feth etmek
için gittiği gecelerden birinde Yûşâ aleyhisselâm için batmaktan alıkondu.
(Hadîs-i şerîf-Müsned-i Ahmed bin Hanbel)
Yûşâ aleyhisselâm Mısır'da doğdu. Mûsâ aleyhisselâmın husûsî talebesi, hâlis
yardımcısı olarak yanında bulundu. Mûsâ aleyhisselâm Fir'avn'ın zulmü sebebiyle,
Allahü teâlânın emriyle kendine tâbi olanlarla birlikte Mısır'dan hicret edince,
o da birlik te hicret etti. Mûsâ aleyhisselâmın Hızır aleyhisselâmla buluşmak
üzere gittiği yolculuğunda, onun yanında bulundu. Allahü teâlânın emriyle, Mûsâ
aleyhisselâmın İsrâiloğullarını Arz-ı mev'ûd'a (Filistin ve Şam bölgesine)
götürmek üzere yola çıktığında Yûşâ aleyhisselâm ona yardımcı oldu. Cebbâr
(zâlim)Amâlika kavmiyle ilgili olarak bilgi toplamak üzere gönderilen
temsilciler arasında Yûşâ aleyhisselâm da bulundu. Diğer temsilciler dönüp
İsrâiloğullarını korkuttukları hâlde, Yûşâ bin Nûn aleyhisselâm ile Kâlib bin
Yuknâ aleyhisselâm onları harbe gitmek husûsunda teşvik ettiler. Mûsâ
aleyhisselâm vefât ederken yerine Yûşâ aleyhisselâmı halîfe bıraktı. Allahü
teâlâ Yûşâ aleyhisselâmı da İsrâiloğullarına peygamber olarak vazîfelendirdi.
Yûşâ aleyhisselâm İsrâiloğullarını toplayıp Eriha şehrini kuşattı. Kuşatma altı
ay sürdü. Nihâyet bir cumâ günü akşam üzeri mûcizeler göstererek şehri fethetti.
Daha sonra İlyâ (Kudüs) şehrini, bilâhare Belka şehrini kuşatıp fethetti. Yûşâ
aleyhisselâmın emrindeki İsrâiloğulları, Belka şehri hükümdârı Belâk'ı ve ism-i
a'zam duâsını bildiği hâlde doğru yoldan ayrılan Bel'am bin Baûra'yı öldürdüler.
Arz-ı mev'ûd diye bilinen Filistin ve Şam diyârı peyderpey İsrâiloğullarının
eline geçti. Fetihler yedi se ne devâm edip Kudüs şehri de Yûşâ aleyhisselâm ve
ona inananlar tarafından feth edildi. İsrâiloğullarını Arz-ı mev'ûd'a
yerleştiren Yûşâ aleyhisselâm, yirmi yıl daha İsrâiloğullarına Tevrât'ı okudu ve
hükümlerini açıkladı. Yûşâ aleyhisselâm yerine Kâlib bin Yuknâ'yı halîfe tâyin
ettikten sonra 127 yaşında vefât etti. Kabrinin Nablûs veya Haleb yakınındaki
Mearre şehrinde olduğu rivâyet edilir. Yûşâ aleyhisselâm İstanbul'a hiç gelmedi.
Beykoz tepelerinde ziyâret edilmekte olan kabrin Yûşâ peygambere âit olduğu
söyleniyorsa da târihî bilgilere uygun değildir. (Taberî, Nişâncızâde, İbn-ül-Esîr.)
(kuranikerim.com)
Yüğrük Bilge : Yüğrük (çevik, hızlı giden
koşan, koşucu, çok koşan, yollu) ile Bilge’den (çok bilgili, idarede ve
siyasette hâkim ve bir unvan).
Yülek : (Yelek) Okun arkasındaki tüy parçası anlamına
gelir. İsim olarak da kullanılır. (A. Erol)
Yü-lung
:
Bu kabilenin adı Ürüng diye okunur. Pelliot, Örön, Ürün diye okumuştur.
(Özkan İzgi)
Yüan
An : M.S.90 sıralarında yaşamış Çinli yüksek rütbeli bir memur.
Biyografisi, M.S.91 yılı olayları hakkında Hou Han Shu’daki Hiung-nular’a
ilişkin önemli bilgiler de içerir. (Czegledy)
Yüeçi
:
M.Ö. 2. yüzyılda Sarı Nehir yakınından Kuzey Afganistan’daki
Toharistan’a göç eden Toharlar’ın Çince’deki adıdır. (Czegledy)
Yüepan
: M.S.1.yüzyıl
sonunda Tienşan Dağları’nın batı bölümlerinde yerleşen Hiung-nu kökenli
bir boy grubudur. Kaynaklarımız henüz 5. yüzyıl boyunca da bu bölgede
onlara dair bilgi sahibidir. (Czegledy)
Yükseklik
dayanışması : (Dağcılık terimi) İçinde iki kişilik bir çadır, iki hava
yatağı, kuş tüyü iki uyku tulumu ve iki sefertaslı bir ispirto ocağı olan,
özenle sarılmış, su geçirmez bir özelliği bulunan bir paket. Taşıyıcılar
tarafından geçilecek yol boyunca bırakılan ya da helikopterden atılan bu paket,
gereksinim duyan kişilerin kendilerini korumalarını ya da daha az yük taşıyan
kurtarıcıların daha çabuk tırmanmalarını sağlar. (Dağlar, Popüler Bilim
Kitapları TÜBİTAK yayını)
Z
Za : Luwice “bu” anlamına gelir. (S. Alp)
Zabalam
: Umma’nın hemen kuzeyinde, İnanna’nın tapınağı bulunan bir
kent. (Kramer)
Zabu
: İran’ın
kuzeyinde, henüz tanımlanamamış bir yer. (Kramer)
Zacharias
(Pseudo-Zacharias Rhetor) : Bir Yunan kilise tarih yazarının ve onun eserinin
Süryani revizörü. Yunanca aslına eklediği hacimli, yeni malzemeler de yayımlar,
bundan başka Süryaniler’in misyonerlik faaliyetlerine dair veriler, ayrıca
göçebelerin 6. yüzyıl ortasında Bizans kaynaklarına dayanarak derlenmiş
bir isim listesini de verir. Süryanice revizyonun yazarı, misyonerlik
verilerini ve isim listesini İran’daki bir Süryani Hıristiyan kaynaktan almıştır.
Bu kaynak aslında orta Farsça olarak hazırlanmıştır. (Czegledy)
Zakharias Prvoslavyeviç : Altıncı
Sırp Kralı. (920-yakl.924) (G.Ostrogorsky)
Zam
: Yeryüzü üzerinde hakimiyeti olan meleğin adı. Zerdüşt dini takviminde ayın
28. gününün adı.
Zâmin:
Kefil, birisinden
belli bir veya birkaç kimsenin istedikleri bir şeyi, kendisinin de ödeyeceğine
söz veren kimse. Dâmin. (kuranikerim.com)
Zaothra : Tanrının
şerefine içilen içkinin bir kısmının yere dökülmesi.
(Ateşe Tapmayanlar: Zerdüştiler)
Zapetra : Malatya, Doğanşehir.
Zara : Dalmaçya’da liman ve kale.
Zavulistan
: Adını, Eftalitler’in burada oturan Zavul boyundan alan Güney
Afganistan’da bir eyalet. (Czegledy)
Zebânî: Cehennem
meleği, azâb yapıcı melek. Cehennem zebânîleri, günâh işleyen hâfızlara, puta
tapanlardan daha önce azâb yapacaklardır. Çünkü bilerek yapılan günâh,
bilmeyerek yapılandan daha kötüdür. (Hadîs-i şerîf-İhyâ-ul-Ulûm). Zebânîlere
Cehennem'deki vazîfeleri esnâsında, Cehennem ateşi zarar vermez. Denizin, balığa
zararlı olmaması gibidir. (Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî.) (kuranikerim.com)
Zebâyıh: Kesilecek
kurbanlık hayvanlar. Kurban edilmiş, kurban olarak kesilmiş hayvanlar. (kuranikerim.com)
Zebh:
Boğazlama, kesme.
Hayvanın boğazındaki yemek borusu, hava borusu, iki yandaki kan damarından üçünü
bir anda kesmek. (kuranikerim.com)
Zebûr:
Davud’a indirilen
dört büyük kitaptan biri. (kuranikerim.com)
Zekât:
İslâm'ın beş
şartından biri. Dînen zengin sayılan Müslümanın nisab miktârındaki zekat malının
belli zamanda belli miktârını zekat niyeti ile ayırıp emredilen Müslümanlara
vermesi. (kuranikerim.com)
Zekeriyyâ Aleyhisselâm:
İsrâiloğullarına gönderilen
peygamberlerden. Yahyâ aleyhisselâmın babasıdır. Soyu Süleymân aleyhisselâma
ulaşır. Mûsâ aleyhisselâmın dîninin emir ve yasaklarını insanlara tebliğ etti.
Yahûdîler tarafından şehîd edildi. Kabri Haleb'dedir. (kuranikerim.com)
Zelîl:
Aşağı, alçak, hor,
hakîr. Kıyâmet günü, dünyâdaki kibir sâhipleri, küçük karınca gibi zelîl ve
hakîr olarak kabirden çıkarılacaktır. (kuranikerim.com)
Zemarchos
: 569 ve 571 arasında Batı Göktürkleri’nin Tienşan’daki
prensinin sarayında bulunan, Bizans İmparatoru 2. Justinos’un (565-578) elçisidir.
Menandros onun seyahatnamesinden bölümler sunar, fakat Süryani kilise tarih
yazarı Efesli Johannes de kendisini anar. (Czegledy)
Zemherir:
Cehennem'deki soğuk yer, soğuk cehennem. (kuranikerim.com)
Zemm:
Kötüleme, yerme,
kınama. İnsana yakışan; başkalarını zemmetmekten utanıp kendi kusurlarını
düzeltmekle meşgûl olmasıdır. Bilmiş ol ki! İnsanların çoğu methedilmeyi sevdiği
ve zemmedilmekten korktukları için, helâk olmuşlardır. Çünkü methedilmeyi
sevmeleri ve zemden korkmalar ı sebebiyle bütün tavır ve davranışlarında
insanların rızâlarını almayı ve gönüllerini hoş etmeyi istemektedirler. (İmâm-ı
Gazâlî) (kuranikerim.com)
Zemzem: Kâbe-i
muazzamanın Hacer-ül-esved köşesi karşısındaki kuyudan çıkan mübârek su. İbrâhim
aleyhisselâmın zevcesi (hanımı) , İsmâil aleyhisselâmın annesi olan Hâcer, su
aramak üzere Safâ ve Merve tepeleri arasında gidip gelirken, Zemzem kuyusunun
bulunduğu yerde, Cibrîl (Cebrâil) aleyhisselâm göründü. Topuğu ile (veya
kanadıyla) toprağı kazıp suyu (Zemzem'i) meydana çıkardı. Hâcer (bu durumu
görünce) zâyi olmasın diye hemen suyun etrâfını çevirip, havuz hâline getirdi.
Bir taraftan da testisini doldurmaya çalışıyordu. Su ise avuç avuç alındıkça
tekrar fışkırıyordu. Allahü teâlâ İsmâil'in anasına rahmet etsin! O, Zemzem'i
kendi hâline bırakmış olsaydı, yâhut suyu avuçlamasa idi, muhakkak Zemzem akar
bir ırmak olurdu. (Hadîs-i şerîf-Buhârî) (kuranikerim.com)
Zend
: Çeviri ve yorum. Yorumlu Avesta metinleri. (Zend-Avesta, Zand-Avesta.)
(Ateşe Tapmayanlar: Zerdüştiler)
Zenon : On ikinci ve on dördüncü Bizans İmparatoru.
(474 - 475) ve (476 - 491) (G.Ostrogorsky)
Zerdüşt
: Doğu İran’da, Achaimenidalar çağından önce, belki M.Ö. 7-6. yüzyılda
faaliyet göstermiş, İslamiyet’ten önceki İran dini olan Zerdüştlük’ün
(Mazdeizm, ateşperestlik) peygamberidir. (Czegledy)
Zerdüşt
: Zoroastrizm de denilen Zerdüştçülüğün kurucusu. M.Ö. 7.yüzyılda
yaşadığı sanılan bir İranlı'dır. Bir Mazdeizm reformcusu olduğu söylenir.
(L.Renou)
Zerdüşt
: Dinin kurucusu, peygamber. (Ateşe Tapmayanlar: Zerdüştiler)
Zertoşt : Bkz. Zerdüşt.
(Ateşe Tapmayanlar: Zerdüştiler)
Zerdüştilik : Zerdüşt Peygamber tarafından
kurulmuş olan din. Büyük peygamberli dinlerin en eskisi.
(Ateşe Tapmayanlar: Zerdüştiler)
Zend-Avesta : Bkz. Zand.
(Ateşe Tapmayanlar: Zerdüştiler)
Zeus
: Hükümdar ve babadır. Göğe ve bütün atmosfer olaylarına hükmeder. Diğer
bütün tanrıların topundan daha güçlüdür. Simgeleri: Kalkan, asa, taht, yıldırım,
meşe, kartal. Zeus adı gün ışığı anlamına gelen Hint Avrupalı bir kökene
bağlanır. O, Gök'ü (başının bir hareketi Olimpos'u sarsar) ve hava olaylarını
yönetir. Kendisine bazen Ombrios (fırtına getiren) ya da Akraios (en yüksekteki)
denmiştir. Nitekim, tapınakları çoğunlukla yükseklerdedir.
Arkadia'da insan kurban etmenin
ya da kurda dönüşen insanların anısına, garip ayinlerle Zeus Lykaios kurtla
bağlantılı sayılmıştır. Eski Yunan'da
Zeus, Erkeios niteliğiyle yani çevrili yerlerin, şu halde evlerin de koruyucusu
olarak ortaya çıkar. Koloniler edinme döneminde Zeus, Mısır tanrısı Ammon ile
bir tutulmuştur.
Sınırsız güçlü Zeus, Policus yani otoritenin ve polis'in (site) koruyucusudur.
Yüz yıllar geçtikçe diğer bütün tanrıların üstü olan Zeus, filozofların gözünde,
dünya düzenini yönlendiren düşünceyi temsil etmiştir.
(Estin-Laporte)
Zeus : Yunan mitolojisinde tanrıların
tanrısı olarak geçen Zeus, Olimpos'ta otururdu. 2917 metre yüksekliğindeki bu
dağ, Makedonya sınırında bulunmaktadır.
(Dağlar, Popüler Bilim Kitapları TÜBİTAK yayını)
Zeydiyye Fırkası:
Hazret-i Ali'yi sevdiğini söyleyip, diğer Eshâb-ı kirâma düşmanlık besleyen,
onlar hakkında kötü sözler söyleyen şîanın kollarından. On iki imâmın dördüncüsü
olan Zeynelâbidîn'in oğlu Zeyd'e tâbi olan ve hazret-i Ali, Eshâbın en efdalidir
(üstünüdür) ; bununla berâber Ebû Bekr, Ömer, Osman'ın (r.anhüm) hilâfetleri
(halîfelikleri) de câizdir diyen fırka. İmâmetin (halîfeliğin), Zeynelâbidîn'den
sonra oğlu Zeyd'e ve onun soyundan gelen kimselere âit olduğunu söylemelerinden
dolayı Zeydiyye adı verilmiştir. (kuranikerim.com)
Zıhâr:
Erkeğin, hanımını
veya onun yüz, baş, ferc gibi bir uzvunu, kendisine nikâhı ebedî haram olan bir
kadına veya onun bakılması harâm yerine; "Sen anam gibisin" veya "Senin sırtın
anamın sırtı gibidir" gibi sözlerle benzetmesi. Hanımına "Senin başın anamın
sırtı gibidir" diyen bir erkeğin, keffâret vermedikçe hanımına sarılması, öpmesi
ve cimâ etmesi harâm olur. Zıhâr keffâreti, oruç keffâreti gibidir. (İbn-i
Nüceym) (kuranikerim.com)
Zıll:
Gölge, görünüş.
(kuranikerim.com)
Zımmî:
İslâm devletindeki
gayr-i müslim vatandaş. Zımmîlerden cizye alınmasından maksat, kâfirliğin
aşağılığını, müslümanlığın ise, izzet ve şerefini göstermektir. Bu hakâret o
derece te'sirlidir ki, cizye vermek korkusundan kıymetli elbise giyemezler,
süslenemezler, hakîr, sefîl yaşarlar. Diğer tar aftan cizye ile zımmîlerin
müslümanlar arasında bulunarak zamanla İslâm'ın güzelliğini, hak din olduğunu
görerek müslüman olmaları ümidi ile onlara mühlet tanımaktır. Bu bakımdan cizye,
güzel bir İslâm'a dâvet yoludur. (Râzî)
Zımmîler, cizye vermekle onlar için iki hak ortaya çıkar. Onlara dokunulmaz.
Himâye edilirler. Dokunulmazlıkları ile emniyet ve güven içinde yaşarlar, himâye
edilmeleri ile tehlike ve zarardan korunmuş olurlar. (İbn-i Hümâm) (kuranikerim.com)
Zındık: Hiçbir
dinde olmadığı ve Allahü teâlâya inanmadığı hâlde, müslüman görünüp müslümanlığı
değiştirmeye, îmânı bozmaya, dinsizliği müslümanlık olarak yaymaya çalışan ve
İslâmiyet'i içerden yıkmaya uğraşan sinsi İslâm düşmanı, azılı kâfir, münâfık.
Kâdıy ânîler ve Behâîler böyledir.
Zındık, Allahü teâlâya ve Muhammed aleyhisselâmın peygamber olduğuna inandığını,
Kur'ân'a ve hadîslere uyduğunu söyler. Fakat, Kur'ân-ı kerîmi ve hadîs-i
şerîfleri kendi câhil kafasına ve kısa görüşüne göre mânâlandırır. Bu bozuk
anladıklarını, sapık düşüncelerini, müslümanlık olarak yazmaya uğraşır. Ehl-i
sünnet âlimlerinin doğru sözlerini beğenmez. İslâm âlimlerine câhil der.
Kendilerini müctehîd, aydın din adamı olarak tanıtırlar. (İbn-i Âbidîn,
Abdülhakîm Arvâsî)
Fıkıh öğrenmeyip tasavvufla uğraşan dinden çıkar, zındık olur. Fıkıh öğrenip
tasavvuftan haberi olmayan ise, bid'at sâhibi yâni sapık olur. Her ikisini
edinen hakîkate varır. (İmâm-ı Mâlik) (kuranikerim.com)
Ziggurat
: Sümer mimarisinin simgesi haline gelen, basamaklı piramit biçiminde
tapınak kulesi. (Kramer)
Zik : Hititçe “sen” anlamına gelir. (S. Alp)
Zilhicce: Kamerî
senenin ayları olan Arabî ayların sonuncusu. (kuranikerim.com)
Zillet: Aşağılık,
horluk, hakîrlik. (kuranikerim.com)
Zinâ:
Âkıl ve bâliğ olan
(akıllı, ergenlik çağına ulaşmış) kadın ve erkeğin aralarında nikâh olmadan
gayr-i meşrû münâsebette bulunmaları. (kuranikerim.com)
Zinda-rawan
: Yaşayan ruh. Yaşayan kişinin adına melek Srosh'u onurlandırma töreni.
(Ateşe Tapmayanlar: Zerdüştiler)
Zinnûreyn: İki nûr
sâhibi. Peygamber efendimizin sallallahü aleyhi ve sellem iki kızıyla evlendiği
için hazret-i Osman'a verilen lakab. (kuranikerim.com)
Zintuki : Hatti tanrılarından biri. (S.
Alp)
Ziusudra
: Sümer Tufan kahramanı. (Kramer)
Zoe ve Theodora : Elli dokuzuncu Bizans İmparatorları.
(1042) (G.Ostrogorsky)
Zohak
: Mitolojik zorba bir hükümdar. (Zahhak, Azi-Dahaka) (Ateşe Tapmayanlar:
Zerdüştiler)
Zonaras
: 12. yüzyılın ilk yarısında
çalışmış Bizanslı tarih yazarıdır. Tarihi el kitabı dünyanın yaratılışından
M.S.1118’e kadar uzanan dönemi inceler. (Czegledy)
Zoroaster : Bkz. Zerdüşt. (Ateşe Tapmayanlar: Zerdüştiler)
Zot : Başkanlık eden din adamı. (Ateşe Tapmayanlar: Zerdüştiler)
Zrâ (Zirâ):
Kırk sekiz santimetrelik bir
ölçü birimi. Misâfirin; bir milden yâni 1920 metreden az uzakta su bulacağını
alâmetlerle veya âkıl bâliğ ve âdil bir müslümanın haber vermesi ile çok
zannettiği zaman her tarafa doğru, dört bin zirâ'a (bir mil) giderek veya birini
göndererek ve mümkün ise yalnız bakarak, suyu araması farz olur. (İbn-i Âbidîn)
(kuranikerim.com)
Zülkarneyn Aleyhisselâm:
Peygamber veya velî. Kur'ân-ı
kerîmde kıssası, doğuya ve batıya düzenlediği seferleri zikr edilmiştir. Asıl
ismi, İskender olup, doğuya ve batıya gittiği için İskender-i Zülkarneyn nâmıyla
anılmıştır. Yemen'de yaşayan Münzir İskender ile, Aristo'nun talebesi olan
Makedonyalı İskender'den daha önce yaşamıştır.
Allahü teâlâ Kur'ân-ı kerîmde meâlen buyurdu ki: Senden Zülkarneyn'i sorarlar.
Sen; "Ben size onun hâlinden haber vereyim" de. Biz onu yeryüzünde bir kudrete
erdirdik ve ona her (istediği) şeyden bir sebeb verdik. O da (batıya doğru) bir
yol tuttu. Nihâyet güneşin battığı yere ulaştı. Onu (güneşi) sanki kızgın, siyâh
çamurlu bir pınar içinde batarken buldu. Ve onun yanında bir kavim buldu. Ey
Zülkarneyn (o insanlar îmâna gelmezlerse dilersen öldürmek sûretiyle bu kavme)
azâb et. Yâhut onların hakkında hüsn-i muâmele edersin dedik. ... Sonra o (Zülkarneyn
aleyhisselâm) bir yol tuttu (doğuya gitti) . Nihâyet üstüne güneşin (ilk önce)
doğduğu yere ulaştığı zaman onu bir kavmin üzerine doğuyor buldu ki, biz onlar
için buna karşı (korunacak) hiçbir siper yapmamıştık. İşte (Zülkarneyn'in işi)
böyle idi... (Kehf sûresi: 83...) İsmini duyduğunuz kimselerden, yeryüzüne dört
kişi mâlik oldu. İkisi mü'min, ikisi de kâfir idi. Mü'min olan ikisi, Zülkarneyn
ile Süleymân (aleyhisselâm) idi. Kâfir olan ikisi de Nemrûd ile Buhtunnasar idi.
Beşinci olarak yeryüzüne benim evlâdımdan biri yâni Mehdî mâlik olacaktır.
(Hadîs-i şerîf-Alâmet-ül-Mehdî)
İbrâhim aleyhisselâm zamânında yaşayan Zülkarneyn aleyhisselâm, onunla birlikte
haccetti ve elini öpüp duâsını aldı. Teyzesinin oğlu olan Hızır'ı aleyhisselâm
ordusuna kumandan tâyin etti. Ye'cûc ve Me'cûc kavminin insanlara zarar
vermelerine mâni ol mak için taş ve demirden bir set yaptı. Bu şimdiki Çin seddi
değildir. Asya ve Avrupa kıtalarına hâkim oldu. Her tarafa Allahü teâlânın emir
ve yasaklarını yaydı. Kâfirlerle savaşıp, mü'minlere güzel muâmelede bulundu.
Vazîfesini bitirip, ömrünü tamamlayınca, Medîne ile Şam arasında, Şam'a beş
günlük mesâfedeki Dûmet-ül Cendel denilen yerde vefât etti. Mekk e'de veya yine
o civârda Tehame dağlarında defn edildi. (Kurtubî-Taberî-İbn-ül-Esîr) (kuranikerim.com)
Zülkifl Aleyhisselâm: İsrâiloğullarına gönderilen peygamberlerden. Asıl
ismi Bişr'dir. Elyesâ aleyhisselâmdan sonra; kızmadan, sabır göstererek Allahü
teâlânın emir ve yasaklarını bildirmeyi üzerine aldığı, kefil olduğu için
kefâlet sâhibi mânâsına Zülkifl denilmiştir. (kuranikerim.com)
Zünnâr:
Papazların
bellerine bağladıkları ipten veya kıldan örme kaba sert ve uçları öne sarkık
kuşak. (kuranikerim.com)
Züyûf:
Altın ve gümüş
oranı yarıdan az olan paralar. (kuranikerim.com)