Hızlı erişim için tıklayabilirsiniz
Om....Ot
Öb.....Öz
Pa.....Pe....Pi....Pr....Pu
Qa
Ra
O
Oba
: "Anadolu'daki oba deyimi hem köy ve hem de soy anlamına geliyordu.
(Türk Kültür Tarihine Giriş cilt 1,
Bahaeddin Ögel)
Obo
: Türkçe’dir.
“Taş, kutsal bir yere ya da aşılması zor bir geçişe konulan taş yığınları”
anlamına gelir. (J.P.Roux)
Obur
: Cadı.
(Nart Boyu Türkleri Hun
Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)
Odeion : Müzik icra edilen, üstü örtülü
tiyatro biçimli küçük yapı. (E. Akurgal)
Odeon : Antik mimarlıkta içinde müzik
dinlemek, resmi toplantılar yapmak için kullanılan küçük tiyatro biçimindeki
yapı. (G. Bean)
Ogan Oğan, Ugan : İsim olarak kullanılır. Tanrı,
Çalap, Huda (Doğrusu Ugan) anlamlarına gelir. (A. Erol)
Ogur : Ogur terimi “hısım olan kabileler topluluğu,
boylar birliği” anlamına gelir. (P.Golden)
Ogur
veya Ugır yahut Ugor : Macarlar’ın ataları. 6.yüzyılda Başkırd bölgesinde
ve Volga ile Urallar arasındaki
steplerde yaşadılar. Rubruk, Başkırdlar’ın 8.yüzyılda Macarlar’ın da
anladıkları dillerini muhafaza ettiklerini kaydeder. (Gumilev)
Ogurlar
: Bazı grupları M.S.
463’de Avrupa’ya gelen ve birçok boydan oluşan göçebe bir kavimdir.
Kaynaklar, Onogurları ikili adlarıyla yani Onogur-Bulgar adıyla da anar. Çin
kaynaklarından yola çıkarak, Ogurlar’ın Tielö denen büyük bir boy
grubuna dahil olduklarına hükmediyoruz. Bu boy ittifakının doğu boyları
Orhon Türk İmparatorluğu’nun kuzeyinde, Altay Dağları’ndan Baykal Gölü’ne
ve Mançurya’ya kadar yerleşmişlerdi. Tielöler’in merkezî grupları, M.S.
600 dolayında hazırlanan Çince bir boy kütüğüne göre, Sogdia’nın
kuzeyinde, şu halde Sir Derya yakınında, batı grupları ise Bizans İmparatorluğu’nun
Karadeniz eyaletlerinin doğu havalisinde, Kafkasya’nın kuzeyinde yer alıyorlardı.
Doğu Tielö gruplarından en önemli rolü Tokuz-oguz ve dokuz boydan oluşan
Uygur boy ittifakı oynamıştır. Çin ve Bizans kaynaklarının karşılaştırılması
yoluyla Tielöler’in batı boy grupları Ogur boylarıyla aynileştirilebilir.
Buna göre Oguz ve Ogur boyları çok eski ve çok büyük bir sahaya yayılan
bir boy grubunun doğu ve batı kolunu oluşturuyorladı. (Czegledy)
Oğarı
cannur : Kışın kuzey rüzgarlarıyla gelen soğuk yağmur.
(Nart Boyu Türkleri Hun
Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)
Oğarı cel :
Kuzey rüzgarı.
(Nart Boyu Türkleri Hun
Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)
Oğuz : İsim olarak kullanılır. Ahlamları: Ok (boy,
uruk)’tan; Oklar, sonundaki –z çokluk ekidir: Omuz, göz, biz ve siz’deki
gibi. 2. Türkiye’nin birçok yerinde “Hile bilmez, kötülük yapmaz”
anlamında kullanılır. 3. Sağlam, gürbüz, güçlü (delikanlı). 4. Temiz
kalpli, dost, iyi arkadaş. 5. Köylü, basit, saf, tecrübesiz kimse. 6. Mübarek,
pâk yaradılışlı. (A. Erol)
Ohdevük
: Hep of diye içini çekip duran karamsar kişi.
(Nart Boyu Türkleri Hun
Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)
Ohori
: Megrel Ç'anca Dili'nde ev anlamına gelir.
(Gürcüstan Tarihi, Nikoloz
Berdzenişvili, Simon Canaşia, İvane Cavahişvili)
Ohox
uota : Sahalar’da “alev” anlamına gelir. (Saha Halk Edebiyatı)
Ohromazd
:
Tanrı, ulu varlık, Zerdüşt dini takviminde ayın ilk günü. (Ateşe Tapmayanlar:
Zerdüştiler)
Oibars: Attila'nın amcalarından biri.
Türkçe ay ve pars sözlerinden geldiği savunulur.
(Türkler'in
Dili, Fuat Bozkurt, Kapı Yayınları)
Oineus:
Kalydon kıralı. Yunanistan'da dikilen ilk asma çubuğunu Dionysos'tan o alır. (Aenologie
yani şarapçılık bilgisi buradan gelir.) (Estin-Laporte)
Oka :
Altın ipinden yapılmış dantel.
(Nart Boyu Türkleri Hun
Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)
Okhrida : Ohri.
Oktar : İsim olarak kullanılır. Hun beylerinden Rua’nın
kardeşinin adıdır. (Attila’nın amcası, b.n.) (A. Erol)
Olakçı Han : İsim olarak kullanılır. Batu
Han’ın kardeşinin adıdır. (A. Erol)
Olca : İsim olarak kullanılır. Kadın esir, ganimet,
bolluk anlamlarına gelir. (A. Erol)
Olcay : İsim olarak kullanılır. Mutlu, bahtiyar anlamına
gelir. (A. Erol)
Olgaç : İsim olarak kullanılır. Olgun erkek anlamına
gelir. (A. Erol)
Olimpiyat
Oyunları: Yedi gün sürer. Birincisi tanrılara sunulan kurbanlar ile
atletlerin dürüstlük antlarına ait gündür. Bunu izleyen beş gün içinde
yarışların şu on türü yapılır: Koşu, silahlı koşu, çıplak elle savaşma,
yumruklaşma (metalle pekiştirilmiş deri eldiven kullanılan boks), pankras (her
vuruş serbesttir), pentatlon (atlama, disk ve cirit atma, güreş), at ve araba
yarışları. Çocuklar için koşu, güreş, yumruklaşma. Son gün dinsel alaylar ve
şölenler yapılır. (Estin-Laporte)
Olun : (Ho’elun) İsim olarak kullanılır. Çengiz
Han’ın anasının adıdır. (A. Erol)
Oltan
: Ayakkabının yere basan veya iç tarafına dikilen parça.
(Nart Boyu Türkleri Hun
Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)
Olymos
: Olymos şehrinin yeri her ne kadar şu anda görünürde bir kanıt olmasa
da yüzeyin hemen altında ele geçen malzeme ve birçok yazıt yardımıyla
kesin olarak belirlenmiştir. Milas'tan 8 km. kuzey-kuzeybatıda , Euromos'un
karşısındaki tepelerden 4.8 km. doğuda ve Kafkaca (Kafcı) Köyü'nün yanındadır.
Baş tanrıları aynı tapınağı paylaşan Apollon ve Artemis'tir. Onlara
Olymoslu insanların tanrıları adı altında tapıyorlardı. Tapınağın yeri
alçak bir tepenin üzerinde belirlenmiş fakat henüz kazı çalışması yapılmamıştır.
Burada ele geçen, kenetlerde sıkıca birleştirilmiş bloklar tapınağın
Helenistik Dönem'den bir tarihe ait olduğunu gösterir. (Bean)
Omphale:
Lydia Kıraliçesi. Herakles'i üç yıl köle olarak tutmuştur. Herakles bir entari
giymiş, onun ayakları dibinde keten eğirirken gösterilir. (Estin-Laporte)
Omurtag :
On altıncı Bulgar Kralı. (814
- 831) (G.Ostrogorsky)
Omurtak, Omurtag : İsim olarak kullanılır.
Bulgar Türkçesi’nde; Omurt: Kartal, -ak: küçültme eki: Küçük kartal.
(Talat Tekin). Omurtag (Kartalag) : Bulgar Hanı (814 - 831). Kurum Han’ın oğlunun
da adıdır. (A. Erol)
On
: Maddi, manevi hiçbir eksiği olmayan, sağ.
(Nart Boyu Türkleri Hun
Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)
Onavlan :
On kişi.
(Nart Boyu Türkleri Hun
Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)
Ongan : İsim olarak kullanılır.
Bahtiyar, mesut, mutlu anlamlarına gelir. (A. Erol)
Ongun : İsim olarak kullanılır. Totem anlamına gelir.
(A. Erol)
Ongon : Türkçe-Moğolca’dır. Putlar
daha doğrusu “ruhların bulunduğuna” inanılan tasvirler anlamına gelir.
Çeşitli malzemelerden yapılır ve pek çok şeyi betimlerler, kavim tapıncının
büyük bir bölümünü temsil ederler. (Roux-O.Asya)
Ongon
: Türkçe-Moğolca’dır.
“Ateş prensi; özellikle hükümdarların ailelerinde baba ocağını ve ülkeyi
koruyan en küçük oğlan” anlamına gelir. (J.P.Roux)
Onnalay
: Şanslı.
(Nart Boyu Türkleri Hun
Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)
Onnur : Solmaya yüz tutmuş.
(Nart Boyu Türkleri Hun
Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)
Onnuv : Solmak.
(Nart Boyu Türkleri Hun
Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)
Onogurlar
: Macarlar’ın ve Ugor
kavimlerinin (Vogullar’ın ve Ostyaklar’ın) de adını taşıdıkları Ogur
kavimlerinin boy gruplarından biridir. Macarlar’ın Onogur adı Slav dili
aracılığıyla batıda da yayılmıştır. (Ongri, Ugri, Hongrois, Ungar vb.;
Ugor kavimlerinin Rusça adı Yugri’dir). Onogur Bulgarları’nın üç
kolundan biri Kafkasya’nın ön cephesinde, Kuban bölgesinde, diğeri
Volga’nın orta akışının doğusunda, Kazan civarında, üçüncüsü de
Tuna’nın güneyinde yani bugünkü Bulgaristan arazisinde yerleşmişti.
Volga Onogur Bulgarları, çoğunlukla Fin-Ugor olan komşu kavimlere de
hakimiyetlerini yaymışlardı. (Czegledy)
Onogurlar : Onogurlar’ın ilk dönemleri
hakkında ayrıntılı bilgi sahibi değiliz. Batıya göçlerinin başladığı
yer, kuzeydeki Kazak bozkırları olmalıdır. Bir depremde yıkılan şehirleri
Bakath’ın Sogdca olan adı ve bağlantıları, Orta Asya ile ilişkileri olduğunu
gösterir. Bunlar 460’lardan sonra Kuzey Kafkasya bozkırları ile Kuban Irmağı
yakınında birikmişlerdi. Göçebe oldukları halde, görece gelişmiş sayılabilecek
bir tarım bilgileri vardı. Ticaretle özellikle de samur derisi ticaretiyle uğraşırlardı
ki, bu da onların orman bölgesindeki halklarla bağları olduğunu gösterir.
(P. Golden)
Onsuz
: Gariban, arkasız, güçsüz.
(Nart Boyu Türkleri Hun
Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)
Ontoloji
: Duyularla kavranamayan varlığın, maddesiz yapısını inceleyen bilim
dalı; varlıkbilim.
Onuk : İsim olarak kullanılır. Usule uygun, özenli bir
hâlde olan, yararlı, dürüst, iyi karakterli anlamlarına gelir. (A. Erol)
Opisthodomos : Yunan tapınaklarında tapınağın
arkasında sunuların konulduğu oda. (G. Bean)
Orayda
: Hunlar'dan kalma çok sesli söylenen Ejüv cır (şarkı).
(Nart Boyu Türkleri Hun
Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)
Oraz : İsim olarak kullanılır. Kut anlamına gelir. (A.
Erol)
Orbuk : (Türkmenler) Dağların üzerinde düşey
ve doğal mağaralara bu adı verir. Bunların içinde yağ, peynir saklarlar.
(A.Rıza.Yalman)
Orcus:
Ölüm şeytanı. Romalılar onu Ölüler Ülkesi'yle karıştırırlar. (Estin-Laporte)
Ordovisyen Dönemi :
495-440 myö arası. Ordovisyen, Paleozoik dönemin geri kalanında okyanusları
dolduracak olan faunanın kurulduğu dönemdir. Kambriyen döneminde ortaya çıkan
hayvanların pek çoğu aynı dönem içinde gerçekleşen yok oluşlar sonucunda tamamen
ortadan kalktı. Bu yok oluşlardan yara almadan ya da hafif bir zararla
kurtulabilenler ise gidenlerden kalan yerleri işgal ederek oldukça çeşitlendi.
Deniz omurgasızlarında görülen bu büyük çeşitlenme “Ordovisyen uyumsal açılımı”
olarak bilinir. Kabuklu deniz canlılarına ait fosillerden takip edebildiğimiz
kadarıyla, Kambriyen sonunda bu canlılara ait aile sayısı 150 iken uyumsal
açılımın ardından Erken Ordovisyende bu sayı 400'e çıktı. Ordovisyen uyumsal
açılımı Paleozoiğin geri kalanına da damgasını vuran, bildiğimiz en büyük
uyumsal açılım olayıdır. Bu olay sonucu kurulan fauna Paleozoiğin sonuna kadar
varlığını sürdürecek oldukça karmaşık bir ekosistem oluşturdu. Ordovisyenin en
önemli olayı, çok hücreli yaşamın karaya ayak basmasıydı.Bu olay bizim açımızdan
oldukça önemli olsa da dönemin yaşamı üzerinde büyük izler bırakmadı.
Ordovisyenin ilgi çekici olaylarından biri de süzerek beslenen canlılarda
görülen dikkat çekici artıştı. Ordovisyen uyumsal açılımıyla, Kambriyende
önemsiz olan bazı grupların önemli hale geldikleri ve daha önce görülmeyen yeni
grupların birden bire ortaya çıktıkları görülür. Bu dönemde ortaya çıkan yeni
grupların başlıcaları, midyeler, yosun hayvancıkları, Stromatoporoidler,
mercanlarla derisi dikenlilerden denizlaleleri, deniz kestaneleri, ve
denizyıldızlarıdır. Bu dönemde önemi artan grupların başında artikulat
dallıbacaklılar gelir. Kambriyende gösterişsiz bir başlangıç yapan artikulat
dallıbacaklılar bu dönemde sayıca ve çeşitlilikçe bir patlama yaşadılar.
Kambriyende ortaya çıkan nautiloid kafadanbacaklılar, ostrakodlar, salyangozlar,
graptolitler Ordovisyende önem kazanan gruplardandır. (biltek.tubitak.gov.tr)
Organel: Hücrede,
belli bir işlevi olan, özelleşmiş yapılara verilen ad: Hücre çekirdeği,
mitokondri ve ribozom gibi. (www.biltek.tubitak.gov.tr)
Orkestra : Önceleri Dionysos şenliklerindeki
dansların yapıldığı, daha sonra Klâsik ve Hellenistik Dönem Hellen
tiyatrolarında koro ve oyuncuların yer aldığı bölümü. (E. Akurgal)
Orkun, Orhun, Orhon : İsim olarak kullanılır. Or (= Müstahkem mevki, kale
burcu. 2. Hendek) ile Kun ( = Hun)’dan. (A. Erol)
Orosius
: M.S.418’den sonra, İspanya
kökenli, Latince yazan kilise mensubu bir yazar. Diğer eserlerin yanı sıra
çok kullanılan bir dünya kroniği özetinin yazarıdır. (Czegledy)
Orta
Asya Hunları : Yedisu’da Yueban hükümdarlığını kurdular.
Bernchtam, Çui, Çum ve Çumugun
kabileleriyle akraba olan Çubanlar’la aynı kabile olduğunu varsaymaktadır.
Çünkü hepsi de Hunlar’ın torunlarıdır. Türkler’le kaynaşan Çuiler Güney
Cungarya’da Barköl’ün batısında yaşayan Şa-toları meydana getirmişlerdir.
(Gumilev)
Orta
Farsça : İran tarihinin Erşekler ve Sâsâniler zamanına
rastlayan döneminde kullanılan Fars dili. (Czegledy)
Orta
İran Dilleri : Bilhassa Erşekler
ve Sâsâniler zamanına rastlayan dönemde İran dil ailesine mensup,
birbiriyle yakın akraba olan diller: Orta Farsça, Part, Sogd, Harezm, Baktria
dilleri. (Czegledy)
Ortak
Yaşam: İki canlı
arasında, karşılıklı yararlanmaya dayalı beraberlik. Simbiyoz olarak da
adlandırılır. (www.biltek.tubitak.gov.tr)
Orthostat : Alt duvar sıralarını oluşturan
büyük taş bloklar. (E. Akurgal)
Orun : İsim olarak kullanılır. Makam, mevki, mekân,
menzil, yer anlamlarına gelir. (A. Erol)
Orun
: Yer.
Orun aluv :
Değerine göre saygı kazanmak, göreve atanmak.
(Nart Boyu Türkleri Hun
Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)
Osaluk : İsim olarak kullanılır. Uzluk
anlamına gelir. Kuman başbuğlarından birinin adı da Osaluk’tur. (A. Erol)
Osetler
: Kafkasya boğazının orta bölümünde, buranın kuzey ve güneyinde
yaşayan ve eski Alanlar’a yakın İranî bir dil konuşan Kafkasya kavmidir.
Ülkelerinin Gürcüce adı Ovs-ethi, anlamı “Os’ların ülkesidir”. (Bkz
As, Asi) (Czegledy)
Oskay : İsim olarak kullanılır. İşgüzar, hamarat
anlamına gelir. (A. Erol)
Osroene : Helen, Latin kaynaklarında Urfa
yöresine verilen ad.
Osta
:
Mürit, Havari, Din adamlığına aday. (Ateşe Tapmayanlar: Zerdüştiler)
Osti : Din adamının kadını.
(Ateşe Tapmayanlar: Zerdüştiler)
Ostrakon:
Bir çömlek parçasıdır, üzerinde ostrakismos yani bir kişi hakkında on yıllığına
sürgün cezası kararı yazılıdır. (Estin-Laporte)
Ostuol
:
Sahalar’da “masa” anlamına gelir. (Saha Halk Edebiyatı)
Ot
: Şor
Türkçesi’nde “elektrik” anlamına gelir. (Ş.H.Akalın)
Ot
: Ateş.
Ot tamızıruv : Ateş yakmak.
(Nart Boyu Türkleri Hun
Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)
Otamış : İsim olarak kullanılır. Otamak
(halk dilinde hastayı ilaç vererek iyileştirmeye çalışmak, tedavi etmek,
zehirlemek anlamlarını taşır. Batı Türkistan’daki Türkmen boylarından
birinin de adıdır. Kelimenin sonraki şekli Ödemiş’tir. (A. Erol)
Otcanmaz
: Huzursuz. Sıcaklığı, çekiciliği olmayan aile, yürek.
(Nart Boyu Türkleri Hun
Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)
Otçigin : İsim olarak kullanılır. Moğolca’dır.
Ateş, ocak prensi anlamlarına gelir. (A. Erol)
Otmar : İsim olarak kullanılır. Hun hükümdarı
Atila’nın (yazar Attila’yı tek –t ile yazıyor, b.n.) dedelerinden
birinin adı. (A. Erol)
Otrar
: Bkz.
Kangü-Tarban
Otşigin : Türkçe-Moğolca’dır. Ateş
prensi; özellikle hükümdarların ailelerinde baba ocağını ve ülkeyi
koruyan en küçük oğlan anlamına gelir. (Roux-O.Asya)
Oturmak : Otlağa meraya girmek...
(Türk Kültür Tarihine Giriş cilt 1,
Bahaeddin Ögel)
Ou!
şau! : Çok kötü durumu, kişiyi anlatan sesleniş.
(Nart Boyu Türkleri Hun
Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)
Ox
saanan ıtıı : Sahalar’da “ok ve yay” anlamına gelir. (Saha Halk
Edebiyatı)
Oxus
: Amu
Derya’nın Yunanca-Latince adı. Bu nehrin yukarı akış bölgesinin İranî
adının (Vahs) karşılığıdır. (Czegledy)
Oy
: 1. Eski söz, bela. 2. Ünlem.
(Nart Boyu Türkleri Hun
Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)
Oy
duoraana : Sahalar’da “yankı” anlamına gelir. (Saha Halk
Edebiyatı)
Oydam
boluv : Ünlenmek, dile düşmek.
(Nart Boyu Türkleri Hun
Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)
Oyla :
Dikkatini uyandır, kafana sok.
(Nart Boyu Türkleri Hun
Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)
Oyma
: Ağaç, taş, metal üzeri oyularak yapılan resim veya süs.
(Nart Boyu Türkleri Hun
Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)
Oymok : İsim olarak kullanılır. Yüksek
anlamına gelir. (A. Erol)
Oytun : İsim
olarak kullanılır. Kutlu, mübarek anlamına gelir. (A. Erol)
Oyum kıydıruv :
Fikri netleştirmek, geleceğe
dönük planlarını yola koymaya yardımcı olmak.
(Nart Boyu Türkleri Hun
Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)
Oyumlav : Defalarca düşünmek.
(Nart Boyu Türkleri Hun
Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)
Oyumlavuk
: Düşünmeye ve ortama göre hareket etmeye başlayan çocuk.
(Nart Boyu Türkleri Hun
Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)
Oyumsuz : Derin
düşünmeden başını belaya sokan kişi. (Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların
Atasözleri, Soufilia Semenova)
Oyuvlav : Resim
yapmak. (Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)
Ö
Öbke
: Akciğer. (Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)
Öç
boluv : Hep hazır
olmak, yapmak, alışkın olmak. (Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların Atasözleri,
Soufilia Semenova)
Öç
: 1. Yarış kazanınca alınan ödül., 2. Rakibi yenip onun yaşattığı hakareti
yüzüne vurmak ve içini rahatlatmak. (Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların
Atasözleri, Soufilia Semenova)
Öçlü
: 1. Galip, 2. Öcünü almış. (Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların Atasözleri,
Soufilia Semenova)
Öçükgen : İntikam
duygusu bekleyen kişi. (Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların Atasözleri,
Soufilia Semenova)
Öge : İsim olarak kullanılır. Çok akıllı, yaşlı
kimse, ulusun büyüğü anlamlarına gelir. (A. Erol)
Ögedey : İsim olarak kullanılır. Oktay
anlamına gelir. (A. Erol)
Ögedey Kağan : İsim olarak da kullanılır.
(1299-1241) Çengiz Kağan’ın oğlu. (A. Erol)
Öhdem
: Gururlu. (Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)
Öke : İsim olarak da kullanılır. Dâhi anlamına gelir.
(A. Erol)
Ökmen : İsim olarak da kullanılır. Akıllı, uslu anlamına
gelir. (A. Erol)
Ökte : İsim olarak da kullanılır. Faik, isabet eden,
yanılmayan, doğru hedefine veya maksadına varan anlamlarına gelir. (A. Erol)
Öktem : İsim olarak da kullanılır. Meşhur, ünlü, sanlı,
kuvvetli anlamlarına gelir. (A. Erol)
Ökten : İsim olarak da kullanılır. Kahraman, kuvvetli
anlamına gelir. (A. Erol)
Ölbözök : Ölmezcik (Oyratlar’da isim
olarak kullanılır.) (A. Erol)
Ölecek
: Karamsar, hep hastalıklarından söz ederek kendini zayıf gösteren kişi. (Nart
Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)
Öndeş : İsim olarak da kullanılır. Rehber anlamına
gelir. (A. Erol)
Önemli
tarihler :
M.Ö.3200-2000 Kikladlar, M.Ö.3100 Sumer'de çivi yazısı, M.Ö.3000-2000
Britanya'da Megalitler. Britanya Adaları'nda sanki bir İskandinavya (Stonehenge),
M.Ö.2750 İndüs Uygarlığı, M.Ö.2600-2550 Gize Piramidi, M.Ö.2100 Mısır'da Osiris
Kültü, M.Ö.2000 Girit Uygarlığı'nın başlangıcı, M.Ö.1800 İbrahim, M.Ö. 1750
Hammurabi Babil İmparatorluğu'nu kuruyor, M.Ö.1600 Mykenai Arilerin
Hindistan'daki işgalleri, M.Ö.1500-1400 Kuzey Avrupa'da Tunç Çağı, M.Ö. 1450
Vedalar, M.Ö. 1450-1180 Hititler dorukta, M.Ö.1375 Knossos Sarayı (Girit) tahrip
ediliyor, M.Ö. 1370 Mısır'da Güneş kültü, (Tektanrıcılık), M.Ö. 1350 Musa, M.Ö.
1270-1183 Troya Savaşı, M.Ö. 1250 Mykenai'nin çöküşü, M.Ö.1150 Akdeniz'de demir
uygarlığı, M.Ö.1000-850 Etrüskler İtalya'da, M.Ö.969-959 Süleyman Tapınağı'nın
yapılışı, M.Ö.850-750 Homeros (İlyada ve Odysseia), M.Ö.800-700 Yunan dünyasında
yazı, M.Ö.776 Yunanistan'da ilk Olimpiyat Oyunları, M.Ö. 753 Roma'nın masalsı
kuruluşu, M.Ö. 750 Akdeniz'de Yunanlar'ın ilk kolonileri, M.Ö.650-600 Paranın
icadı (Lidya ve Yunanistan), M.Ö.558 Budha'nın doğumu, M.Ö. 551 Konfüçyüs'ün
doğumu, M.Ö.509 Roma Cumhuriyeti, M.Ö.507 Atina demokrasisinin başlangıcı, M.Ö.490
Yunanistan'ın Maraton Zaferi, M.Ö.479-338 Eski Yunan kültürünün altın çağı, M.Ö.431-404
Atina ile Sparta arasında Peloponisos Savaşları, Sparta'nın zaferi, M.Ö.429
Perikles'in ölümü, 400 Çin Seddi, M.Ö.399 Sokrates'in ölümü, M.Ö.347 Platon'un
ölümü, M.Ö.336-323 Büyük İskender. İmparatorluğu MısırDan Hint'e uzanır, M.Ö.264
Birinci Pön Savaşı, M.Ö.145 Yunanistan Roma'nın eyaleti oluyor, M.Ö.59-49 Cesar
Galya'da, M.Ö.27 Augustus Roma İmparatoru, M.Ö.4 Nasıralı İsa'nın doğumu, M.S.64
Roma yangını (Neron), Hıristiyanlara zulüm, 79 Vezüv'ün püskürüşü, 212 Bütün
uyruklar Roma vatandaşı.
Öneş : İsim olarak da kullanılır. Rehber, kılavuz,
inet (öndeşmek: İnat etmek) anlamına da gelir. (A. Erol)
Örek : İsim olarak da kullanılır. Yapı, bina, mimarlıkla
ilgili iş ve süs anlamlarına gelir. (A. Erol)
Örek
: Şapka üretiminde kullanılan alet. (Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların
Atasözleri, Soufilia Semenova)
Öröbül
:
Sahalar’da “pazar günü” anlamına gelir. (Saha Halk Edebiyatı)
Ört:
Sahalar’da
“yangın” anlamına gelir. (Saha Halk Edebiyatı)
Örün : İsim olarak da kullanılır. Gökyüzünün açık,
beyaz hâli, çadırın tepesinde aydınlık için bırakılan açıklık, baca,
pencere anlamlarına gelir. (A. Erol)
Örüs
: Sahalar’da
“nehir” anlamına gelir. (Saha Halk Edebiyatı)
Öşün
: Göğüs. (Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)
Öz : (Türkmenler) Nehirlerin etrafında bulunan eğimli
araziye bu adı verir. (A.Rıza.Yalman)
Öz
: 1. Öz, 2.Dönüşlülük zamiri. (Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların Atasözleri,
Soufilia Semenova)
Özcan:
(Türkçe+Farsça). Öz-can. (tdk.gov.tr)
Özen
: Özengi. (Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova).
Özek
: Ağacın özü. (Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia
Semenova)
Özge : İsim olarak da kullanılır. Başka, diğer, gayrı,
bambaşka, bilinen gibi değil, yabancı anlamlarına gelir. (A. Erol)
P
Pabani : Urartuca “dağ” anlamına
gelir. (S. Alp)
Pabani : Hurrice “dağ” anlamına
gelir. (S. Alp)
Padan
: Tören sırasında nefesin ateşle temasını önlemek amacıyla din adamının
taktığı peçe. (Ateşe Tapmayanlar: Zerdüştiler)
Padişah
: Farsça’dır. “İmparator” anlamına gelir. (J.P.Roux)
Padyab
: Vücudun açıkta kalan bölümlerinin törensel yıkanışı, aptes. (Ateşe
Tapmayanlar: Zerdüştiler)
Padyab-ı kutsi :
Kusti'yi çözme ve tekrar bağlama töreniyle devam eden ayinsel aptes.
(Ateşe Tapmayanlar: Zerdüştiler)
Paewand : Ayinsel
birleşim. Yakın temas ve dokunuş, iki kişinin bir iş yapmak için birarada
olduklarını ya da bağlandıklarını göstermek amacıyla tutulan bez parçası.
(Ateşe Tapmayanlar: Zerdüştiler)
Pagan : On birinci Bulgar Kralı. (772) (G.Ostrogorsky)
Pairika
: Cadı, büyücü kadın, göktaşı. (Ateşe Tapmayanlar: Zerdüştiler)
Paitişahem : Hasat
mevsimi festivali.
(Ateşe Tapmayanlar: Zerdüştiler)
Pal : Hurrice “bilmek” anlamına gelir. (S. Alp)
Pala : Hurrice “kanal” anlamına gelir. (S. Alp)
Pala
: İnanna’nın
giydiği bir kraliçelik giysisi. (Kramer)
Palaestra : Güreş okulu. Ancak çoğunlukla
her türlü sporun öğrenildiği okul anlamındadır. (E. Akurgal)
Palaestra : 1. Gymnasionların güreş ve
beden eğitimi yapılan bölümü. 2. Antik Roma hamamlarında bedensel eğitim
etkinliklerine ayrılmış açık alan. (G. Bean)
Palah
: Kötü haber, bela. (Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia
Semenova)
Palalılar : Hint Avrupa dili konuşan bir
halk. Pala sözcüğüne ilk kez M.Ö. ikinci binin ilk çeyreğine ait eski
Asur metinlerinde rastlanmaktadır. Yakın akraba olan Hititler ve Luwiyalılar
ile aynı çağlarda Anadolu’ya gelmiş ve yerleşmiş olmalıdırlar.(S. Alp)
Palamedes:
Odysseus'un haksız olarak ihanetle suçlaması üzerine Yunanlar tarafından taşa
tutularak öldürülmüştür. Odysseus, Helena'nın kocasına yapılan hakaretin öcünü
almak için edilen yeminden kendisini kurtarmaya kalkışmış ama Palamedes onun
oyununu bozmuştur. (Estin-Laporte)
Palaş :
Parth kıralı (M.S. 51-80)
(Ateşe Tapmayanlar: Zerdüştiler)
Palav : Pilav. (Karapapaklar’da isim olarak kullanılır.)
(A. Erol)
Paleozoik Zaman :
545 myö-251,4 myö. 294 milyon yıl sürdü. Yaklaşık üç yüz milyon yıl süren
Paleozoik, Fanerozoiğin ilk ve en uzun zamanıdır. Bu zaman çok hücreli
canlıların ortaya çıktığı, gelişip yaygınlaştığı ve ekosistemin baskın yaşam
biçimi haline geldiği zaman dilimidir. Paleozoik boyunca iklim genel olarak
nemli ve ılımandı. Zaman zaman güney kıtası Gondvana'nın kutup bölgesinden
geçmesiyle ya da başka biçimlerde buzul çağları yaşanmıştır. Kambriyenden hemen
önce süper kıta Rodinia'nın parçalanmasıyla daha küçük kıtalar doğar. Bu
kıtalardan en büyüğü olan Gondvana, Paleozoik kıtalarının ana kitlesini
oluşturur. Paleozoiğin sonuna doğru kıtalar yeniden bir araya gelerek yeni bir
süper kıta olan Pangea'yı oluşturur. (biltek.tubitak.gov.tr)
Palmyra : Tedmür; Palmira devletinin başkenti.
Pamphylia : Güney Anadolu’da, Akdeniz kıyısında
Lykia, Kilikia ve Pysdia arasındaki bölge.
Pandeizm:
Panteizmin deistik formudur; Deizmin panteistik formudur. Deizm (tanrıcılık),
17'inci ve 18'inci yüzyılda İngiltere, Fransa ve Amerika Birleşik Devletleri'nde
belirginleşmiş dini bir felsefedir. Panteizm ya da Tümtanrıcılık (Doğatanrıcılık
Kamutanrıcılık) Evrenin bütününü Tanrı olarak kabul eden felsefî görüştür.
Panteizm'de, pan-enteizm'den (kamusaltanrıcılık) farklı olarak herşeyi tanrının
bir parçası olarak kabul edilir, tanrı her şeydir ve her şey tanrıdır. Panteizme
göre Tanrı'nın evrenden ayrı ve bağımsız bir varlığı yoktur. Tanrı doğada,
nesnelerde, insan dünyasında vardır. Her şey Tanrı'dır. Deistler genelde
doğaüstü olayları (kehanet veyahut da mucizeler), yaratanın dinlerle olan
bağını, kutsal metinleri ve ortaya çıkmış tüm dinleri reddederler. Bunun yerine;
deistler doğru dini inanışların insan mantığında ve doğal dünyanın kanunlarında
görmeyi tercih ederler. Bu doğrultuda da; varolan tek bir tanrının ya da üstün
varlığı kabul ederler. Deizm kelime anlamı olarak; "tanrı"'dan gelmiştir;
Latince "deus" kelimesini kullanır; tam Türkçesi ile "Tanrıcılık"tır.
Johannes Scottus Erigena, düşünce ve eserleriyle Antik Yunan felsefesini ve Yeni
Platoncu felsefeyi Hıristiyan inancıyla bağdaştırmaya çalışmış olan İskoç
Ortaçağ düşünürü. (wikipedia.org)
Panenteizm: İlk
devindirici olan tanrının evren ve tüm varlıkları özünden yarattığı ve evrene
aşkın, evrenin bilincinde mutlak ve değişmez bir varlık olarak egemen olduğu
inancıdır. Somut anlamda tanrının bütünleştiği evrenin ve varlıkların, evrim ile
diyalektik olarak değiştiği ve geliştiği, gelişimini tamamladıktan sonra dönüşün
yine ezeli ve ebedi olan tanrıya olacağı bu geri dönüşte tekamülünü tamamlayan
ruhlarında tanrıya kavuşacağına inanılır. Platon-Yeni Platoncular-Hegel-Muhyiddin-ibn
Arabi-Bruno-White Head-Spinoza-Hartshorne-Hallac-ı Mansur-Mevlana'nı
fikirlerinden destek alır. (wikipedia.org)
Pannonia : Tuna, Noricum, Illyricum ve
Moesia tarafından çevrelenen bölge.
Panteizm ya da Tümtanrıcılık
(Doğatanrıcılık Kamutanrıcılık): Evrenin bütününü Tanrı olarak kabul eden
felsefî görüştür. Panteizm'de, pan-enteizm'den (kamusaltanrıcılık) farklı olarak
her şeyi tanrının bir parçası olarak kabul edilir, tanrı her şeydir ve her şey
tanrıdır. Panteizme göre Tanrı'nın evrenden ayrı ve bağımsız bir varlığı yoktur.
Tanrı doğada, nesnelerde, insan dünyasında vardır. Her şey Tanrı'dır.
PANTEİZM (Kamutanrıcılık - Tümtanrıcılık) Tanrı ile evreni bir, aynı ve özdeş
kabul eden görüştür. Panteizm, anlam olarak tümtanrıcılık demektir. Panteizme
göre Tanrı'nın evrenden ayrı ve bağımsız bir varlığı yoktur. Tanrı doğada,
nesnelerde, insan dünyasında vardır. Her şey Tanrı'dır. Bu algılamada Tanrı’nın,
evrenin kendisi olduğunu savunulur.
Panteistler evrende var olan her şeyin (atom, hareket, insan, doğa, fizik
kanunları, yıldızlar...) aslında bir bütün olarak Tanrı’yı oluşturduğunu
söylerler. Bu bakımdan evrende vuku bulan her olay, her hareket aslında doğrudan
Tanrı’nın hareketidir. Bu görüşün ilginç ve çarpıcı bir sonucu, insanın da
Tanrı’nın bir parçası olduğudur. Panteizme göre; Tanrı her şeydir ve her şey
Tanrıdır. Tanrı – Evren - İnsan ayırımı yoktur. Böyle bir ayrım aklın
yanılsamasıdır. Aşkın bir Tanrı var olmadığı gibi, her hangi bir yaratmadan da
söz edilemez. Evreni algılayış biçimi olarak Panteizm, Hindu, Buda dinlerinde
hayal gücü geleneğine uygun bir anlayıştır. Felsefî bir tasarım olarak Panteizm
ise, eski Yunan felsefesinde Plotinos (205-270), Rönesans'tan sonra Giordano
Bruno (1548-1600) ve Spinoza (1632-1677) tarafından temsil edilmiştir. Düşünsel
kökü Antik Çağ Yunan Stoacılığına dayanan Panteizmin ileri sürdüğü “Evrenin Ruhu
Anlayışı”, Hegelciliği ve Spinozacılığı doğurmuştur. Tek Tanrı’lı Dinlerdeki
Tanrı-Alem ayrılığı, Yaratan-Yaratılan diye bir ikilem, Panteizmde yoktur.
Doğayla Tanrı bir ve aynı şeydir. Tanrı yaradan değil, var olandır ve evrenin
tümüdür. Evrende görülen şeylerden gayri bir Tanrı yoktur. Tanrı, evrendeki
bütün varlıkların toplamıdır. Evrenin başlangıcı ve sonu yoktur. Evrendeki
mevcut canlı cansız her şeyin bütünlüğü Tanrı’dır. Önsüz ve sonsuz olan Tanrı,
hem makro kozmosta (evrende), hem de mikro kozmosta (insanda) bulunur. Antikçağ
Grek Stoacıları, Yeni Platoncular ve Doğunun Vahdet-i vücut anlayışı,
Yahudilerin Kabalası gibi çeşitli felsefî biçimlere bürünen bu inanç, çağımıza
kadar süregelmiştir. Panteist olarak adlandırılan bazı Yahudi, Hıristiyan ve
Müslüman düşünürler vardır. Ancak, Panteizmi üç semavi din genelde
reddetmektedir. Panteizm, Arapça’da karşılığı “Vücudiyye” sözcüğüdür. Tanrı
anlayışı olarak “her şeyi Tanrı tanımak, varlığı, ancak ona vermek” olarak
özetlenebilir. Bunu, “sonsuzluk, sonsuz olan varlık; Tanrı, tabiat” olarak tarif
edenler de olmuştur. Bu, Vahdet-i Vücut, yani varlığın değil, Vahdet-i Mevcut,
yani fiziki evrenin, tabiatın birliği inancına varır ve tabiatın Tanrı oluşuna,
tabiattan başka bir varlık, bir Tanrı, bir gerçek bulunmayışına inanmaktır.
Özetle, Vahdet-i Mevcut, son tahlilde Ateizmden, Tanrı tanımamaktan başka bir
şey değildir. Vahdet-i Vücut yaklaşımında, Tanrı yaratılmışların hiçbirine
benzemez ve bu inanç eşyanın hakikatini Tanrı’da görür oysa, Panteizmde fiziki
evrenin kendisi Tanrı’dır. Panteizme göre evrenin toplamı Tanrı’dır ve evrenin
dışında gizemcilerin savundukları gibi bir Tanrı yoktur. Açıkçası her zerre onun
kendisidir. Gizemciliğe göre de, her zerre İlahi güzelliği yansıtan bir ayna ve
araçtır. Evrenin yaratılış nedeni, Tanrı’nın güzelliğini yansıtmak ve göstermek
içindir. Panteizm üç Türdür; 1. Tabiatçı Panteizm: Tek realite tabiattır. Tanrı
da tabiatın içinde var olandır. (Dideron, Boron d’Holbach) 2. İdealist Panteizm:
Tek realite ruhtur. Tanrı da ruhun özünde var olandır. (Hegel, Fichte,
Brunschvicg) 3. Teolojik Panteizm: Felsefî anlamda asıl Panteizm budur. Evrende
tek realite Tanrı’dır. Diğer bütün varlıklar, evren, dünya, tabiat, insan,
ruhlar vs. her şey Tanrı’nın varlığında oluşmuştur. Hiçbir şey onun dışında
değildir, her şey odur. Bruno, Boehme, Spinoza gibi filozofların ileri sürdüğü
Tek-ilkeci (monist) Panteist görüş, giderek Tasavvuf içinde de benimsenmiştir.
Tasavvuf düşüncesi de özünde bir panteist anlam taşımaktadır. Anadolu
mutasavvıflarından Hallac-ı Mansur ve Mevlâna bu düşüncededir. Pan-Enteizm (Çift
kutuplu Kamu-Tanrıcılık ya da Diyalektik Tanrıcılık ) Spinoza ağırlıklı Panteizm
algılayışına göre, Tanrı her şeydir ve her şey Tanrı’dır. Tanrı-Evren-İnsan
ayırımı yoktur, böyle bir ayrım aklın yanılsamasıdır. tanrıbilimsel olarak
Tanrı, Evren, İnsan bir ve aynıdır. Aşkın bir Tanrı var olmadığı gibi, her hangi
bir yaratmadan da söz edilemez. Spinoza’nın bu görüşü, ailesinin göç ederek
ayrıldığı Endülüs İspanya’sındaki ünlü mutasavvıf Muhiddin-i Arabî’nin etkisiyle
oluşmuştur. Bilindiği gibi Arabî’nin görüşü "Vahdet-i Vücut" olarak ileri
sürülmüştü. Ancak bir çoklarının sandığının aksine, Spinoza’nın Panteizmi ile
Arabî’nin Vahdet-i Vücut anlayışı birbirinin aynı değildir. Spinoza’da Tanrı
evrendedir ve evren kadardır. Arabî’de ise Evren Tanrı’dadır ve bu durum
Tanrı’yı sınırlamamaktadır. İngiliz düşünürü White Head’e göre, Tanrı’nın her
türlü değişmenin ötesinde değişmez bir niteliği ve bunun yanında bir de değişen
ve oluşan bir niteliği vardır. Tanrı değişmeyen yanıyla devinimi başlatmıştır ve
Evrenin bilincindedir. Ancak Tanrı bu konumda kalmış olsaydı, ilk devindirici,
özgür, öncesiz ve yetkin olarak kalacak ama var oluşa katılmamış olacaktı. Diğer
niteliği ile ise Tanrı, değişme ve oluşma sürecinin içinde ve bilincindedir. Bu
nedenle Tanrı’nın evrende içkin (evrenin maddesine karışmış-içinde bulunan)
olduğunu söylemek de doğrudur. Evrenin Tanrı’da içkin olduğunu söylemek,
Tanrı-Evren ilişkisinin karşılıklı olduğunun farkına varışın göstergesidir.
Süreç felsefesi olarak da ifade edilen ve White Head’le başlayan bu akıma Pan-enteizm
ya da Diyalektik teizm denir. Pan-enteizme göre Tanrı, hem değişmeyen (mutlak),
hem de değişen (göreli) dir. Hem zamanın içinde, hem dışında, hem sonlu, hem de
sonsuzdur. Aynı zamanda hem tikel hem tümel, hem neden hem sonuçtur. Hartshorne
Tanrı’nın bir soyut bir de somut iki yüzü olduğunu söyler.
Soyut niteliğiyle Tanrı, mutlak, etkilenmez, erişilmez ve değişmezdir. Somut
yanıyla ise etkilenir ve değişir. Tanrı bu iki niteliğinde de yetkindir. Ancak
bu yetkinlik klâsik Teizmdeki gibi değildir. Oradaki yetkinlik değişmeyen donmuş
bir yetkinliktir. Buradaki yetkinlik değişir, ancak bu değişme tanrısal bir
değişmedir. Yani yetkinliğe doğru değil, yetkinlik içinde bir değişmedir. Bu
tanımla Pan-enteizm, hem Deizmden hem de Panteizmden ayrılır. Özet olarak;
Panteizm ile Pan-enteizm arasında önemli bir fark vardır. Panteizmde her şey
tanrıdır. Pan-enteizimde ise, her şey Tanrı’dan sudur etmiştir (oluşmuştur).
Ruhun tek amacı, oluştuğu Tanrı’ya dönmektir. Bunun da yolu tek evrensel yasa
olan evrim/tekâmül’den geçmektir. (wikipedia.org)
Panteon
: Bir ulusun bütün tanrıları.
Panthak
: Yargılama yetkisi olan din adamı. (Ateşe Tapmayanlar: Zerdüştiler)
Paoiryo-tkaeşa :
Zerdüşt dininin müjdecisi olan ilk din.
(Ateşe Tapmayanlar: Zerdüştiler)
Papa :
Palaca “baba” anlamına gelir. (S. Alp)
Paphos : Baf / Kıbrıs.
Parados : Antik tiyatrolarda sahne ile
oturma bölümünün (cavea) arasında yer alan simetrik konumlanmış yan girişler.
(G. Bean)
Pariy
: Soysuz, avlu köpeği. (Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların Atasözleri,
Soufilia Semenova)
Parkalar:
Roma Moiraları'dır. (Estin-Laporte)
Parkui : Palaca “temizlemek” anlamına
gelir. (S. Alp)
Parkui : Hititçe “temiz” anlamına
gelir. (S. Alp)
Parodos : Tiyatrolarda auditoryum ile sahne
arasında yanlarda bulunan giriş. (E. Akurgal)
Parsil
: Kaspi
Denizi’nin kuzeybatı sahillerinde yaşayan Bulgar kabilesi Barsil. (Gumilev)
Parsiler
: Hindistan'da yaşayan Zerdüştiler. (Ateşe Tapmayanlar: Zerdüştiler)
Parthlar
: M.Ö. 250'den M.S. 226'ya kadar İran'da hüküm sürmüş bir hanedanlık. (Ateşe
Tapmayanlar: Zerdüştiler)
Partlar
: Kuzeydoğu İran boyu,
dilleri İranlılarınkine yakındı. (bkz. Orta İran Dilleri). Yönetici
aileleri M.Ö.3. yüzyıl ortasından itibaren Erşekler idi. (Bkz.Aparn). (Czegledy)
Pasiani
: Pasianlar, Strabon’un coğrafya eserinde Sogdia’yı işgal eden göçebe
bir kavmin adıdır. Daha doğru şekli Asiani’dir. (Czegledy)
Patet
: Kefaret duası, tövbe duası. (Ateşe Tapmayanlar: Zerdüştiler)
Patricius : Soylu Roma yurttaşı.
Patrikios : Bkz.Patricius.
Patronicium : Korumacılık; patronluk.
Patronus : Koruyuculuğunda pleb’ler olan
patrici.
Pavel Branoviç : Beşinci Sırp Kralı. (917 -
920) (G.Ostrogorsky)
Pazend
:
Pehlevi tekstlerindeki Arami dili unsurlarının Avesta yazılarından kopya
edilmiş olan Pers eşanlamlarıyla değiştirilmiş biçimi. (Ateşe Tapmayanlar:
Zerdüştiler)
Pedasa:
Bodrum'un kuzeyine, yürüyerek yaklaşık bir buçuk saatlik uzaklıkta
olan bu şehir, dar bir geçidin önündedir ve çam ağaçlarıyla kaplıdır...
Pedasa, az da olsa kendine ait bir tarihe sahiptir. Hatta görünüşe göre, M.Ö.
6 ve 5. yüzyıllarda komşusu Halikarnassos'tan daha önemlidir. Kendisi de
Halikarnassoslu olan olan Herodotos, Pedasalılar'ın M.Ö. 546 yılında
Sardes'i ele geçirdikten sonra, Karia üzerine yayılan Pers generali
Harpagos'a bir süre için direndiklerini ve Lide Dağı'nda bir istihkam
kurarak çok sorun yarattıklarını anlatır... M.Ö. 499 yılından sonraki İon
ayaklanması sırasında, diğer bir Pers ordusu da güneye Karialıları bastırmaya
gelir. Onları Labraunda'da bozguna uğratan Persler daha sonra bir gece Pedasa
yolunda tuzağa düşerler ve yok edilirler. (Menderes'in Ötesi-Bean)
Pehlevi
: M.S. 300 ile M.S. 950 yılları arasında İran'da konuşulan dil. (Ateşe
Tapmayanlar: Zerdüştiler)
Pei
T’u-chüeh : Çince Kuzey Türkleri, Göktürkleri demektir. (Özkan İzgi)
Pelops:
Olimpiyat Oyunları'nı başlatmıştır. (Estin-Laporte)
Pelusium : Mısır’daki Tel Farame.
Penchayat
: Zerdüştiler'in yerel birliği. (Ateşe Tapmayanlar: Zerdüştiler)
Penc tay : Beş telle
icra edilen tören, günlük ayinlerin en gerekli malzemelerinden biri.
(Ateşe Tapmayanlar: Zerdüştiler)
Perdan
: Uzun basit silah. (Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia
Semenova)
Pergamos : Bergama.
Peribolos : Çevre duvarı. (E. Akurgal)
Perikles:
M.Ö. 459'dan 432'ye dek Atina olağanüstü bir refah dönemi yaşar. Orada Perikles,
iktidarı Strategos (Başkomutan) niteliğiyle kullanmaktadır. Yaşlılar Meclisi'ne
ve mahkemeye girmiş olan fakirlerle arkhon (yüksek dereceli memur) olabilecek
fakirleri kayırır. Çok iyi yetişmiş biri olan Perikles siteyi. parlak düşünce
adamları merkezi ve Yunan dünyası için bir model haline getirdi. O dönemde
Atina'da şair Sophokles ile Euripides, heykelci Pheidias,, tarihçi Herodotos,
filozof Anaksagoras yaşamıştır. Perikles, Pers Savaşları sırasında harap olan
Akropol'ü onartır. Propileler inşa edilir, aynı şekilde Pheidias'ın yönetiminde
Parthenon Tapınağı ve krizelefantin (altın ve fildişi kakma) tekniğiyle Athena
Parthenos heykeli yapılır. Barışı güvenceye almak için Perikles, donanmayı ve
Pire Limanı'nı geliştirir, Atina emperyalizmini pekiştirir. (Estin-Laporte)
Peripteros : Bir sıra sütunla çevrili tapınak.
(E. Akurgal)
Peristasis : Tapınağı çevreleyen sütun sırası.
(E. Akurgal)
Peristyl : Kolonadlarla çevrili avlu. (E.
Akurgal)
Peristyl : Sütunlarla çevrilmiş avlu. (G.
Bean)
Permiyen :
Paleozoiğin Son Dönemi.
292 myö-251,4 myö. Kurak karasal iklim ve Pangea'nın oluşumunun tamamlanması.
Bataklık Ormanlarının Yok olması, Açık Tohumluların Yaygınlaşması. Sürüngenlerin
Baskın Omurgalı grubu olması. Büyük Yokoluş. Permiyen’in başları, Karbonifer’den
çok da farklı değildi. Karbonifer’in sonunda kitlesel bir yok oluş yaşanmamış ve
tüm ekosistemler Karbonifer’de gösterdikleri eğilimlerini sürdürüyordu.
Denizlerde, temelleri Devoniyende atılan ve Karbonifer’in başında geçirilen
değişimden beri fazlaca bir değişim olmamıştı. Karbonifer buzullarının yol
açtığı deniz seviyesi değişimleri, Permiye’nin başında da devam ediyor; deniz
yaşamı bulduğu her fırsatta yeniden serpiliyordu. Karbonifer bataklık ormanları,
ekvatoral kuşakta azalmış da olsa varlığını sürdürdü. Karbonifer’in sonlarına
doğru başlayan, kibrit otu ve at kuyruklarından eğrelti ve tohumlu bitkilere
olan kayış devam eder. Kara omurgalıları da kuraklıktan etkilenir. Karbonifer’in
çeşitli ve yaygın iki yaşamlı faunası, azalan sulak alanlarla birlikte geri
çekilip yerini sürüngenlere bırakır. Bataklık ormanları Permiyen’in ortalarına
gelindiğinde artan kuraklığa daha fazla dayanamaz ve yok olur. Karbonifer’in
mevsimsiz, nemli ve ılıman ikliminden geriye hiçbir şey kalmamış, Permiyen
sürüngenlerinin yaşamları, onlara yolu açmış olan gece-gündüz sıcaklık
farklılıklarının aşırı uçlarda seyrettiği, kurak ve karasal bir iklimde
geçiyordu. Pangea'nın oluşum süreci deniz yaşamını da etkilemeye devam ediyordu.
Azalan deniz kıyı şeridi ve çekilen sularla, deniz canlılarının yaşama alanları
gittikçe azaldı. Kısacası Paleozoik yaşamı zor günler geçiriyordu. Ancak her şey
bir uyum süreciyle halledilebilir ve Paleozoik yaşamı aralarından en uygun
olanların devam etmesiyle yeniden parıldayabilirdi. Ne var ki, üç yüz milyon
yıldır yeryüzünü kaplayan ve onu biçimlendiren Paleozoik yaşamı için, günlerin
sonu çok yakındı. Permiyen’in sonu Paleozoik yaşamının da sonu oldu. Büyük yok
oluş tüm türlerin %90-95'ini yok etti. Bilim adamları böylesi bir katliama neyin
yol açmış olabileceği üzerinde yıllardır tartışıyor. Pek çok kuram arasından öne
çıkan, yine bir gök cisminin yolunun yeryüzününkiyle kesişmesi... Anlaşılan o ki
dinozorların sonunu getiren de yollarını açan da bir gök cismi olmuş. (biltek.tubitak.gov.tr)
Permiyen Dünyası :
Karboniferin jeolojik eğilimleri Permiyen dünyasında da devam eder. Kıta
çarpışmalarıyla birlikte dağ oluşum hareketleri de etkindir. Sibirya-Kazakistan
ve Çin levhalarının Lavrasya ile çarpışmasıyla, Pangea'nın oluşum süreci
tamamlanır. Kıtalar bir araya gelirken bir yandan da yükselmeye devam eder. Geç
Proterozoik kıtası Rodinia'nın parçalanmasından bu yana, tüm kara parçaları
Fanerozoikte ilk kez yeniden bir araya gelir. Yeryüzünün geri kalanı Panthalassa
adı verilen tek bir okyanusla kaplıydı. Ekvatoral konumda ki Tetis, Pangea'nın
içlerine uzanan bir iç denizi andırıyordu. Asya'nın bazı parçaları Tetis'in
doğusunda, kuzey güney doğrultusunda uzanıyordu. Pangea'nın oluşumuyla birlikte
deniz seviyeleri düştü, sıcak sığ denizler büyük oranda azaldı. Bu durum yok
oluşu açıklamak üzere ileri sürülen kuramlardan biridir. Permiyenin sonlarında
Sibirya'da oldukça büyük volkanik aktivitelere görülür. Bir milyon yıl süren bu
yaygın volkanik aktivite sırasında, yeryüzünün tamamını üç metre kalınlığında
bir lav tabakasıyla kaplayacak kadar lav çıkışı olur. Bu volkanik aktivitenin de
Permiyen yok oluşunun nedeni olabileceği düşünülüyor. (biltek.tubitak.gov.tr)
Permiyen İklimi :
Permiyenin başlarında dünya, Karboniferde başlayan buzul çağının etkisindeydi.
Gondvana'nın önemli bir kısmı buzulların altında, tropikler bataklık
ormanlarıyla kaplıydı. Dönem ilerledikçe sıcaklıklar yükseldi, kıtalar bir araya
geldikçe kuraklık da arttı. Kuraklaşma eğilimi Permiyenin sonuna kadar devam
eder. Pangea'nın iç kesimlerinde iklimsel değişimlerin, kurak ve yağışlı
dönemler şeklinde oldukça belirgin, gece-gündüz sıcaklık farklarının da çok
büyük olduğu düşünülüyor. Permiyen ikliminin çoğunlukla sıcak ve kurak olduğu
söylenebilirse de küresel soğumalarının yaşandığı dönemlerde oldu. (biltek.tubitak.gov.tr)
Permiyen Kitlesel Yok
Oluşu:
Büyük Yokoluş. Permiyen
sonunda görülen ve tüm türlerin %90-95'inin ortadan kalktığı yok oluş
Fanerozoik’in en büyük yok oluşudur.Bu yok oluşta pek çok aile, takım hatta
sınıf yok olur. Yok oluş etkisini en çok deniz yaşamı üzerinde gösterdi. Deniz
omurgasızı ailelerinin % 53'ünü ortadan kalkarken, pek çok büyük grup da tamamen
ortadan kalktı. Paleozoiğin tipik hayvan gruplarından olan üç loblular, bir daha
dönmemek üzere ortadan kalktı. Goniatitler, fusulinid foramiferler, rügoz ve
tabulat mercanlar, blastoidler, Acanthodianlar ve Plakodermler de Permiyen yok
oluşunda tamamen ortadan kalktı. Yosun hayvancıkları, dallı bacaklılar,
ammonitler, köpek balıkları, kemikli balıklar, deniz laleleri, deniz akrepleri,
ve derisi dikenliler tamamen yok olmasa da yok oluştan ciddi biçimde etkilendi.
Karasal yaşamın görece daha az etkilendiği yok oluşta, omurgalı, böcek ve
bitkilerin dahil olduğu karasal türlerin %70'i ortadan kalktı. Bitkiler de yok
oluştan ciddi biçimde etkilendi; ancak, büyük bitki grupları hayvanlar gibi
tamamen yok olmadı. Yok oluş tüm yaşam küreyi etkiledi ve onu yeni bir yola
soktu. Yok oluştan kurtulabilen Paleozoiğin yaygın grupları bile sayıca ve
çeşitlilikçe önemli ölçüde azalıp, eski ekolojik baskınlıklarının bir daha asla
kazanamadı. Paleozoiği kapatan yok oluş, farklı canlıların baş rolü oynayacağı
yeni bir zamanı, Mezozoiği başlattı. (biltek.tubitak.gov.tr)
Permiyen Yok Oluşunun Nedenleri :
Permiyen yok oluşuna neyin neden olduğu yakın zaman kadar oldukça tartışmalı bir
konuydu. Günümüzdeyse daha önceleri pek dile getirilmemiş bir aday oldukça
yaygın bir şekilde kabul görmüş durumda. Yine yeryüzüne çarpan bir gök cismi...
Bilim adamları Permiyenin sonunda 6-12 km genişliğinde bir asteroitin ya da
kometin okyanusa çarpmasının yok oluşa neden olduğunu düşünüyor. Çarpışma sonucu
mantodan okyanus-atmosfer sistemine hızla çok büyük miktarlarda salınan sülfür,
büyük miktarda oksijeni kendine bağlamış, asit yağmuru şeklinde yeryüzüne inmiş
olabilir. Bilim adamları çarpışma sonucu büyük çapta bir volkanik etkinliğin de
gerçekleştiğini düşünüyor. Her ne kadar şu an için "gök cismi çarpması" yok
oluşu açıklayan en güçlü kuram olsa da; başka olasılıkları öne süren bilim
adamları da var. Deniz yaşamının %90'ının yok olduğu Permiyen yok oluşundan,
kara sürüngenlerinin üçte ikisinin kurtulmuş olması, bazı bilim adamlarınca yok
oluşun nedeninin gök cisminden başka bir şey olduğunun kanıtı. Bu bilim adamları
bir gök cismi çarpmasının, karasal ekosistemler üzerinde çok daha büyük etkileri
olması gerektiğini düşünüyor. Deniz seviyesindeki değişimler, küresel soğuma ya
da yaygın volkanik aktivite, bu yok oluşu açıklamak üzere önerilen görüşlerden
birkaçı. Gondvana kıtası üzerindeki buzullaşmanın Ordovisyen ve Devoniyende
olduğu gibi yok oluşa neden olmuş olabileceğini ileri süren bilim adamları da
var. Yaygın buzullaşma, deniz seviyesinde bir düşüşe, küresel soğumaya ve
iklimsel değişimlere yol açarak yok oluşa neden olmuş olabilir. Pangea'nın
oluşumu bir diğer aday, kıtaların tek bir kıta oluşturmak üzere bir araya
gelmesi, sığ deniz kıyı şeridinde azaltıp, sığ deniz ortamlarında bir ekolojik
mücadeleye ve sonunda yok oluşa neden olmuş olabilir. Ancak Pangea'nın
oluşumunun Erken ve Orta Permiyen’de tamamlanmış olması, bu kuramın zayıf
noktasını oluşturuyor. Permiyen’in sonlarında, yeryüzünün gördüğü en büyük
volkanik aktivitelerden biri gerçekleşti. Bu püskürmelerinin, atmosfere fazlaca
sülfat gönderdiği ve büyük kül bulutları oluşturduğu düşünülüyor. Sülfat ve kül
bulutlarının bileşimi küresel boyutta soğumalara yol açmış ve asit yağmurlarına
neden olmuş olabilir. Ancak Sibirya'daki volkanik etkinliğin yüz binlerce yıl
sürmesi; yok oluşun ise çok kısa zamanda gerçekleşmiş olması bu kuramın zayıf
yanı. Permiyen sonunda gerçekleştiği düşünülen çarpışmaya ait bir krater
bulunmasa da yok oluşun, bazı tahminlere göre sekiz bin yıldan daha kısa sürede
gerçekleşmiş olması --bu jeolojik kayıtlarda inilebilecek en küçük zaman
dilimine oldukça yakın- ve yok oluşun gerçekleştiği zamana ait jeokimyasal
kanıtlar, yine de gök cismi olasılığı şu an için, yok oluşun en olası nedeni
yapıyor. (biltek.tubitak.gov.tr)
Pessinonte : Pessinus.
Peşdadiler
: Antik İran'ın ilk hanedanlığı. (Ateşe Tapmayanlar: Zerdüştiler)
Peşotan : Zerdüşt
dininin ilk kahramanlarından biri. Key Viştasp'ın oğlu.
(Ateşe Tapmayanlar: Zerdüştiler)
Peşo-tanu : Ölümcül
günah işleyen kişi.
(Ateşe Tapmayanlar: Zerdüştiler)
Petra : Ürdün; Nabati Krallığı’nın
başkenti.
Petro : Yirmi ikinci Bulgar Kralı. (927
- 969) (G.Ostrogorsky)
Petro : Yirmi beşinci Bulgar Kralı.
(1196 - 1197) (G.Ostrogorsky)
Petro Goynikoviç : Dördüncü Sırp Kralı. (892 -
917) (G.Ostrogorsky)
Peynirler
:
(Dağcılar için peynir). Dağda çok sayıda peynir yapılır. İçlerinde en
bilinenleri şunlardır: Cantal (Auvergne), emmental (İsviçre ve Fransa),
roblochon (Savıie), tomme (Savoie ve İsviçre), roquefort (Rouergue), Saint-Marcellin
(Dauphiné), Saint-Claude (Jura), Fribourg
(İsviçre), Beaufort (Savoie), gravyer (İsviçre), vacherin (Savoie), Munster (Vosges).
(Dağlar, Popüler Bilim Kitapları TÜBİTAK yayını)
Peywand
:
Kirlenmeye karşı kalkan görevi gören kişiler arasındaki ayinsel temas. (Ateşe
Tapmayanlar: Zerdüştiler)
Phaethon:
Güneş'in oğlu. Babasından onun arabasını sürmek iznini alır. Yeri yakmasına
ramak kala Zeus onu yıldırımla vurur. (Fayton sözcüğü Phaethon'dan gelir.)
(Estin-Laporte)
Philemon ile Baukis : Günün
birinde Zeus ile Hermes iki yolcu görünümünde Frigya'yı dolaşmaya karar verir.
Dinlenmek istediklerinde karşılaştıkları şey sadece kapalı kapılar olur. Ama bir
ev onları kabul eder: Gerçekten küçük, saman sapı ve bataklık sazıyla örtülü bir
evdir bu. Bu kulübede Baukis ile kocası Philemon birlikte kocamışlardır. Kocamış
adam kendilerine oturacak bir yer gösterene kadar tanrılar bu basit barınağın
eşiğini geçmek için başlarını eğmeyi pek istemezler. Baukis oturacak yere hemen
kabasaba bir çul seriverir. Ardından Baukis ayakları çarpık masada konuklarına
bir yoksul yemeği sunar. Bu arada karı koca sık sık boşalan şarap testisinin
kendiliğinden dolduğunu fark eder, korkuya kapılırlar. Ellerini kaldırıp çekine
çekine dua ederler; bu hazırlıksız yemek için bağışlanmalarını dilerler. Bir
kazları, evet, bir tek kazları vardır, onu kutsal konuklarına kurban etmeye
kalkışırlar. Konuklar buna izin vermez. Bir de görürler ki su, yalnız onların
kulübesini esirgeyerek bütün bölgeyi kaplamıştır. Kulübe, gözleri önünde bir
tapınağa dönüşür. Çatıdaki saman sapının yerini altın alır, kapı oymalarla
bezenip donanır, yer mermer döşenir. Zeus dileklerini sorar: "Rahipleriniz
olmak, tapınağınıza hizmet etmek. Ayrıca da ecel her ikimize birlikte erişsin".
Tapınağın bakıcısı olurlar. Nihayet, günün birinde ömürleri sona erince Baukis,
Philemon'un yaprakla donandığını görür, kocamış Philemon da Bakis'i örten
yaprakları örür. Bugün hâlâ insanlar onların yan yana duran ağaç gövdelerini
gösteriyorlar. (Estin-Laporte)
Phriskos: Boiotia Kıralı
Athamas'ın oğludur. Kıralın ikinci karısı İno, ondan ve kız kardeşi Helle'den
nefret etmektedir. Ama Zeus onlara altın postlu bir koç gönderir, koç ikisini
alıp havalanır. Phriksos esenlikle Kolkhis'e varır ve koçun postunu Aietes'e
sunar.
(Estin-Laporte)
Pire
: Mazdeistlerin
kutsal ateşi koydukları yer. Ateş tapınağı. (J.P.Roux)
Pirithoos:
Theseus'un arkadaşı. Persephone'yi kaçırmak için onunla Ölüler Ülkesi'ne gider
ama kendisi oradan çıkamaz. (Estin-Laporte)
Pis
çok pajabalaar : Şor Türkçesi’nde “Biz olmadan başlamayınız”
anlamına gelir. (Ş.H.Akalın)
Pis
çok paraar : Şor Türkçesi’nde “Biz olmadan gidiniz” anlamına
gelir. (Ş.H.Akalın)
Pişdadiyan
: İranîler’in inancına göre mesihler arasındaki sırasını
beklerken Kang’ın başkentinde hüküm süren ve orada da gizli bir yerde
oturan ateşperestlerin “ölümsüz” prenslerinden biridir. (Czegledy)
Philadelphia : Alaşehir.
Philippikos : Otuz birinci Bizans İmparatoru.
(711 - 713) (G.Ostrogorsky)
Phokas : Yirmi birinci Bizans İmparatoru.
(602 - 610) (G.Ostrogorsky)
Phrygia : Kabaca, Sakarya ile Büyük
Menderes nehirlerinin yukarı çığırındaki yayla merkez olmak üzere,
Ankara’nın güneybatısını, Eskişehir, Kütahya, Afyon illerinin tümünü,
Denizli’nin kuzeyini, Uşak’ın doğusunu kapsayan bölge. 360’da ikiye
ayrılarak, Phrygia Salutaris ve Phrygia Pacatiana adlarıyla anıldı.
Pırh-çırha
tuşuv : Komik
duruma düşmek. (Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia
Semenova)
Picenum : İtalya’da, Apeninler ile
Adriyatik Denizi arasındaki tarihi bölge.
Pilastr : Dikdörtgen biçimli ve duvara bağlı
yarım sütun. (G. Bean)
Pili : Urartuca “kanal” anlamına gelir. (S.
Alp)
Pire : Mazdeistler’in kutsal ateşi koyduğu yer. Ateş
tapınağı. (Roux-O.Asya)
Pitagorasçılık
: Yunanlı düşünür Pitagoras'ın (M.Ö. 580-504) öğretisi. Buna göre,
ruh ölümsüzdür ve bedenden ayrılabilir; tüm yaratıkların döngüsünü
tamamlayana kadar çeşitli hayvanların bedenlerinde yeniden dirilir.
Pityonte : Pitsunda.
Pleb : Patricius’lar kategorisinin karşısında yer
alan toplumun en kalabalık kategorisi.
Plinthos : İon kaidesinin alt bölümünü
oluşturan kare biçimli blok. (E. Akurgal)
Podyum : Sütunların, lahitlerin,
heykellerin ya da tapınakların üserine yerleştirildiği yüksek kaide. (E.
Akurgal)
Pontos : Kuzey Karadeniz kıyılarında
tarihi bölge.
Pontos Eukseinos : Karadeniz.
Pontus
(Euxinus) : Karadeniz’in Yunanca-Latince adıdır. (Czegledy)
Porseh
: Anma töreni. (Ateşe Tapmayanlar: Zerdüştiler)
Portiko : Stoa ya da kolonad. (E. Akurgal)
Portunus:
Romalılar'ın limanlar tanrısıdır. (Estin-Laporte)
Poseidon :
Zeus'un kardeşi, deniz tanrısı. Pınarları fışkırtan, atları ve boğaları
evcilleştiren odur. Simgeleri: Üç dişli yaba, at, balık.
(Colette Estin, Helene Laporte, Yunan ve Roma Mitolojisi)
Possessoris : Bir mal üstünde zilyetlik
kuran kişi.
Postament : Roma mimarlığında, sütun
kaidesinin altında yer alan yüksekçe bir prizma biçimindeki altlık. (G.
Bean)
Postülat
: Bir tanıtlamada kabul edilmesi gereken ön gerçek; konut.
Pouruşasp
: Zerdüşt'ün babasının adı. (Ateşe Tapmayanlar: Zerdüştiler)
Praefectura : Roma İmparatorluğu’nda en büyük
yönetim birimi.
Praefectus praetorio: Praefectus yöneticisi,
imparator vekili, genel vali.
Praesidialis : Başkan, yönetici.
Praetor : İktidarı kullanma yetkisine
sahip, yargıç ya da bir eyaleti yöneten en yüksek memur.
Presian : (Belki On yedinci kral Malomir
ile aynı kişi) On sekizinci Bulgar Kralı. (836 - 852) (G.Ostrogorsky)
Priskos
: Maximinos’un elçilik heyetiyle birlikte, katip sıfatıyla
Attila’nın sarayında da bulunmuş Bizanslı tarih yazarı. Günümüze ancak
fragmanları kalan eserini, muhtemelen M.S 472 yılıyla bitirmiştir. Barbar
kavimlerin tasvirinde diğer birçok Bizanslı yazar gibi Priskos da
Herodotos’tan kaynaklanan eski şablonları kullanmıştır. (Czegledy)
Proconsul : Roma İmparatorluğu’nda eyalet
valisi. (G. Bean)
Prokopios : Birçok tarihi eserin yazarı
olan (M.S. 6 yy.’ın ilk yarısında) Bizanslı tarih yazarıdır.
Kuzey göçebeleri (Bulgarlar, Eftalitler, Savirler, Hunlar) hakkında
sayısız tasvir sunar. O da bu tasvirlerde bazan eski şablonları tekrarlar. (Czegledy)
Pronaos : Hellen tapınağında cellanın
önündeki giriş bölümü. (E. Akurgal)
Pronaos : Tapınaklarda cellanın önünde
ante duvarları arasında yer alan ön oda, giriş bölümü. Genellikle doğudadır.
(G. Bean)
Pronoetes : Pronoia sahibi.
Propylon : Tapınak ya da kutsal alana giriş
kapısı. Ancak giriş Atina Akropolü ve Eleusis’de olduğu üzere arka
arkaya iki kapılı ise ona Propyleia (propylon’un çoğulu) denir. (E.
Akurgal)
Proskenion :
Roma çağında oyuncuların üzerinde
oynadığı sahne binasının önünde yer alan yüksek platform. (E. Akurgal)
Prostylos : Önünde sütunlu bir sundurması
bulunan tapınak. (E. Akurgal)
Protein: Genetik
kodla belirlenmiş belli bir sıraya göre düzenlenmiş aminoasitlerden oluşan bir
molekül. Yaşamsal süreçlerin tümü, proteinlere dayanır. (www.biltek.tubitak.gov.tr)
Proterozoik :
2.500 myö - 545 myö arası. Arkeyan ile Kambriyen arasında oksijenli atmosferin
oluşumu. Bakterilerin yaygınlaşması. Ökaryotların ve çok hücrelilerin ortaya
çıkması. Kıta hareketleri normal seyrine girerken, dev kıta Rodinia oluştu.
Arkeyan dönemde ortaya çıkan stromatolitler yaygınlaştı. Arkeyandan beri
okyanuslara salınan oksijen, artık serbest halde okyanuslarda ve atmosferde bol
miktarda bulunmaya başladı. Bu Proterozoik okyanuslarının çekirdeksiz -prokaryotik-
canlıları için bir felaket oldu. Bildiğimiz bu ilk, belki de tüm zamanların en
büyük çevresel felaketi Arkeyan canlılarının büyük bir kısmını yok etti.
Arkealar azalıp, oksijensiz ortamlara çekilmek zorunda kalırken; bakteriler
üstünlüğü ele geçirdi. Oksijenin artması ve canlılarca kullanılmaya
başlamasıyla, ilk çekirdekli -ökaryotik- canlılar ortaya çıktı. Proterozoiğin
sonlarına doğru ilk çok hücreli -algler ve ilkin hayvanlar-canlılar ortaya
çıktı. Proterozoik boyunca birkaç kez yeryüzünün gördüğü en büyük buzul çağları
yaşandı. "Kartopu dünya" olarak adlandırılan bu buzul çağlarında yeryüzünün
tamamı birkaç kilometre kalınlığında bir buz tabakasıyla kaplandı. Bu buzul
çağlarının sonuncusundan hemen sonra ilkin hayvanlar ortaya çıktı. (biltek.tubitak.gov.tr)
Protogeometrik : M.Ö. 1050-900 yılları arasında
kalan dönem. Geometrik sanatın başlangıç dönemi. Bu dönemin karakteristik
vazo bezemesi, geniş rezerve alanlarla geometrik motiflerin arasında kullanılan
yatay sade bantlardır. (G. Bean)
Provincia : İtalya Yarımadası dışındaki
fethedilmiş toprakların yönetimi için saptanmış birim, eyalet.
Prvoslav : Üçüncü Sırp Kralı. (891 -
917) (G.Ostrogorsky)
Prytaneion : Hellen kentlerinde içinde sürekli
ateş yanan devlet yönetim binası. (E. Akurgal)
Pseudo-Avar
: Bkz. Sahte Avarlar.
Pseudo-Dipteros : İçteki sütun sırası olmayan
dipteros tapınak. (E. Akurgal)
Psydia : Göller Yöresi’ni kapsayan
tarihi bölge.
Psykhe
: Bakınız (A harfindeki) Amor ve Psykhe.
Pteron : Kanadın Hellencesi. Hellen tapınağının
herhangi bir yanındaki sütun sırası. (E. Akurgal)
Ptolemaios
: Büyük İskender’in seferlerinden sonra hızla çoğalan antik coğrafi
malzemeyi astronomik temellere
dayanan, küresel izdüşümün hesaplandığı, boylam ve enlem çizgileriyle
tasnif edilen bir haritada canlandırmış olan ve M.S. 2.yüzyılda yaşamış
İskenderiyeli Yunan matematikçisidir. (Czegledy)
Puding : Çakılları yuvarlak olan bir çeşit
tortul kayaç. Pudingler, değişik şekilli ve renkli çakıllarla doğal çimentolardan
oluştuğundan inşaat işlerinde masif ya da cilalanarak kaplama taşı olarak
kullanılır. (G. Bean)
Pukku
:
Mikku gibi Ölüler Diyarı’na düşen, tanımlanamamış bir nesne. (Kramer)
Pu-lo : "Eski Türk devletlerinde bir birlik meydana getiren türk boylarına,
yaylalar bir ıkta (fief) olarak verilirdi. Yani her boyun, sınırlarla
belirlenmiş bir otlağı bulunurdu. Çin kaynakları bu sosyal kaideyi, Pu-lo diye
adlandırıyordu. Pu Çince'de bölüm, kısım demektir. Pu-lo sözünde ise, mana
değişiyordu: Belirli bir toprak parçasında oturan, belirli bir halk kitlesi'
hatıra geliyordu. Bu sebeple Çin tarih(çi)leri Uygur boylarından söz açarken,
yalnızca boy demezler, onların arazilerini de belirten Pu-lo deyimini
kullanırlardı. Bu Moğol çağındaki nutum ve Türkçe yurt'tan başka bir şey
değildi. Dede Korkut'ta da sık sık hanların etrafındakilere 'yaylak vermek'
işlerinden söz açılırdı. Bu bir otlak, ikta, yani (fief of pasture) olmalıdır.
Pulut
çok : Şor Türkçesi’nde “bulutsuz” anlamında kullanılır. (Ş.H.Akalın)
Pulut
çok kün : Şor Türkçesi’nde “bulutsuz gün” anlamında kullanılır.
(Ş.H.Akalın)
Pura : Urartuca “hizmetkâr” anlamına gelir. (S. Alp)
Purame : Hurrice “hizmetkâr anlamına
gelir. (S. Alp)
Purum-rum
: Göktürkler’in Bizans İmparatorluğu’na verdikleri ad. (Gumilev)
Püren
: (Türkmenler) çalılık ve ormanlık yerlere bu adı verir.
Pygmalion:
Kıbrıs Kıralı. Bir kadın heykeline aşık olur. Afrodit heykele can verir ve
kıral onunla evlenir.
(Estin-Laporte)
Pylades:
Arkadaşı Arestes'in tız kardeşi Elektra ile evlenir.
(Estin-Laporte)
Pyriphlegethon: Ateş ırmağıdır, Ölüler Ülkesi'nde akıyor.
(Estin-Laporte)
Q
Qadimi
: Zerdüşt dininde değişik dini takvimleri araştıran üç değişik akımdan biri.
(Diğerleri; Fasli ve Şahenşahi.) (Ateşe Tapmayanlar: Zerdüştiler)
Qarqarani : Urartuca “zırh” anlamına
gelir. (S. Alp)
Quaestor : Eski Roma’da hazine yöneticisi;
imparatorluk döneminde imparatora doğrudan bağlı memur, Constantinus döneminde
mühürdar.
Queyras
: Avrupa'nın en yüksek köyü Saint-Véran'ın
(1990-2049 metre arasında) bulunduğu Fransa Alpler (Briançon'a yakın) bölgesi.
(Dağlar, Popüler Bilim Kitapları TÜBİTAK yayını)
R
Raclette
: İsviçreli bağcıların peynir ve külde pişmiş patatesten oluşan bir
yemeğidir. Peynir korda pişmeye bırakılır; eriyen peynir hemen yenmek için
"kazınır." (Dağlar, Popüler Bilim Kitapları TÜBİTAK yayını)
Ram
: Neşe, bir meleğin adı. Zerdüşt dini takviminde ayın 21. günü. (Ateşe
Tapmayanlar: Zerdüştiler)
Rapithwin : İkindi
vakti yapılan ibadet. Bu ibadet üzerinde hakimiyeti olan melek.
(Ateşe Tapmayanlar: Zerdüştiler)
Raspi : Yardımcı din
adamı.
(Ateşe Tapmayanlar: Zerdüştiler)
Raşn : Doğruluk,
adalet, bir meleğin adı. Zerdüşt dini takviminde ayın 18. günü.
(Ateşe Tapmayanlar: Zerdüştiler)
Raşnu : Bkz. raşn.
(Ateşe Tapmayanlar: Zerdüştiler)
Ratiara : Artsar.
Ratu
: Yargıç, çoğu zaman ruhani lider ile birlikte hareket eden yargıç. (Ateşe
Tapmayanlar: Zerdüştiler)
Rawan : Ruh.
(Ateşe Tapmayanlar: Zerdüştiler)
Remziye : (Ar.)
İşaretle, simgeyle
ilgili, simgeli, simgesel. (tdk.gov.tr)
Rhaetia : Ren, İnn ve Adige’nin yukarı
vadileri çevresinde uzanan Orta Alpler bölgesi.
Rhyndakos : Orhaneli Çayı.
Ri : Çince’de güneş anlamına gelir. (W. Eberhard)
Ribat
:
Arapça’dır. “Güçlü manastır” anlamına gelir. (J.P.Roux)
Rim-Sin:
İsin
Hanedanlığı’ını sona erdiren Larsa hükümdarı. (Kramer)
Riman
: Ölü ile temas sonucu kirlenmiş, Parsiler tarafından halktan kişilerin
arınmaları için Bareşnum'un yerine yapılan arınma töreni. (Ateşe Tapmayanlar:
Zerdüştiler)
Rit
: Dinsel tören ve kuralları
Ritüel
: Dinsel tören ve kurallara değgin.
RNA: (Ribonükleik
asit) Riboz şekeri içeren ve tek iplikten oluşan nükleik asit. RNA'nın, elçi
RNA, taşıyıcı RNA ve ribozomal RNA gibi farklı biçimleri vardır ve bunlar
protein sentezinde rol oynar. İşlevleri henüz tam anlaşılamamış küçük RNA'lar da
vardır. Bazı virüsler de, genetik malzeme olarak DNA yerine RNA bulunur. (biltek.tubitak.gov.tr)
Romanos 1. Lakapenos :
Ellinci Bizans İmparatoru.
(920 - 944) (G.Ostrogorsky)
Romanos 2 : Elli birinci Bizans İmparatoru.
(959 - 963) (G.Ostrogorsky)
Romanos 3. Argyros : Elli altıncı Bizans İmparatoru.
(1028 - 1034) (G.Ostrogorsky)
Romanos 4.Diogenes : Altmış beşinci Bizans İmparatoru.
(1068 - 1071) (G.Ostrogorsky)
Romus
ve Romulus: Amulius ak arazi Alba'da çoban bir halk üzerinde hükümdardır;
Aineias'ın soyundan gelen kardeşi Numitor'u tahttan indirmiştir. Ayrıca yeğeni
Rhea Silvia'yı çocuk doğurmasını önlemek amacıyla, Vesta rahebise olmaya zorlar.
Oysa o ikiz doğurur. Çocukların babası olarak tanrı Mars'ı gösterir. Kıral,
çocukları sorgun dallarından bir sepet içinde sel halindeki Tiber Nehri'ne
bırakır. Sular alçalınca beşik karaya oturur. Bir dişi kurt çocukları görür ve
onlara meme verir. Faustulus adında bir çoban onları büyütür. Bir zaman sonra
Romus ve Romulus, silhasız oldukları bir sırada haydutlar tarafından kaçırılır.
Götürüldükleri Alba'da, tahtını yeniden elde etmiş olan ataları Kıral Numitor'u
bulurlar. ve Romus kurtarılmış oldukları yer üzerinde bir şehir kurmak ister.
Kehaneti alabilmek için Romulus, Palatinus tepesini, Romus ise Aventinus'u
seçer. Romus'a altı akbaba, Romulus'a on iki akbaba görünür ve Komulus kıral
ilan edilir. Bunun üzerine Romulus iki beyaz öküz koşulmuş bir sabanla şehrin
ilk surunun yerini çizer. Kapı yerlerinde sabanı kaldırır. Kutsal çukuru geçecek
olan kimsenin cezası ölüm olacaktır. Düş kırıklığı içinde olan Romus bu simgesel
suru geçer ve Romulus onu hemen öldürür. Böylece iktidarın tek sahibi olur.
Barışçı nice saltanat yıllarından sonra