Hızlı erişim için
tıklayabilirsiniz
Hat....Hei....Hil....Ho....Hu
Ia....İl....Io
İa....İm
H
Haçi'un
: Temuçin'in ikinci kardeşi. (Moğollar'ın Gizli Tarihi)
Hades
: Zeus'un kardeşi. Ölülerin zindancısı, toprağın derinliğindeki zenginliğin
sahibi. Simgeleri: Bolluk boynuzu, görünmez miğfer. (Colette Estin, Helene
Laporte, Yunan ve Roma Mitolojisi)
Hadeyan :
Yaklaşık olarak 4.500 myö – 3.600 myö arası. Dünyanın göksel cisim olarak
belirdiği zamandan, Arkeyana kadar geçen süre arasında kesin bir sınır yoktur.
Hadeyanda ilkin atmosfer, ve okyanuslar oluştu. Bu zamanda oldukça bol olan
meteorlar, yeryüzünü sürekli bombardıman ediyordu. Hadeyanın ilk dönemlerinde
Mars boyutlarındaki bir gök cisminin Dünya ile çarpışmasıyla, Dünyadan kopan
parçalar Ay'ı oluşturdu. Volkanik etkinlik oldukça yüksekti, ilkin kıtalar da bu
zamanda oluştu. (biltek.tubitak.gov.tr)
Hadis
:
Arapça’dır.
Kuran-ı Kerim’le İslamiyet’in kurallarını, geleneklerini ve Sünni
mezhebini belirleyen Hz. Muhammed’in sözleri ve eylemleri. (J.P.Roux)
Haddulatar :
Hititçe “sağlık” anlamındadır.
(S. Alp)
Haemimontus :
Balkan dağları.
Hagiografya
: Hıristiyan azizlerinin ve şehitlerinin hayatıyla meşgul olan epik
edebi bir türdür. (Czegledy)
Hagok
: Pahalı ama zevksiz giyinen kişi.
(Nart Boyu Türkleri Hun
Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)
Hakan:
(Far.) 1. Türk, Moğol ve Tatar hanları için “hükümdarlar hükümdarı) anlamında
kullanılan bir unvan, 2. Osmanlı padişahlarına verilen unvan. (tdk.gov.tr)
Hak degen : Doğruyu haykıran.
(Nart Boyu Türkleri Hun
Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)
Halahosta : Zevksiz, kirli giyinen, kendine bakmayan adam.
(Nart Boyu Türkleri Hun
Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)
Hali
:
Türkçe böri kelimesinin Çince fonetiğinin bozulmuş şekli Fuli yani Türk
hanlarının hassa ordusu. (Gumilev)
Halikarnassos
: Halikarnassos'taki Mausoleion, çok azı ayakta olmasına rağmen diğerlerine
(diğer altı harikaya, b.n.) göre daha iyi durumdadır. Mausoleion'un yeri,
1856 yılında Sir Charles Newton tarafından belirlenmiştir; bulduğu
heykeller bugün British Museum'dadır. Ayrıca bir deprem sonucu yıkılan yapıya
ait mimari elemanlar, Bodrum'daki Şövalyelerin Kalesinde yapıtaşı olarak
kullanılmıştır. Böylece Mausoleion'dan geriye görülecek çok az şey kalmıştır.
Bununla beraber, bu ünlü yapı Halikarnassos'un adını, diğer Karia şehirlerinden
daha bilinir hale getirmiştir. Herodotos ve Strabon, Halikarnassos'un bir Dor
yerleşimi olduğunu ve kolonicilerin Anthes ya da onun soyundan biri önderliğinde
Peleponnessos'un doğu kıyısındaki Troizen'den geldiklerini anlatırlar. M.S.
26 yılında Halikarnassoslu elçiler, imparator Tiberius'a bir tapınak inşa
etme hakkını, kazanabilmek için düzenlenen yarıymaya katılmaya Roma'ya
geldiklerinde, ısrarla kendi şehirlerinde 1200 yıldan beri deprem sarsıntılarını
hissetmediklerini belirttiler. Buna göre şehrin kuruluşu en geç Troia Savaşı'ndan
hemen sonra olmalıdır; fakat yaklaşık M.Ö. 1100 civarındaki Dor İstilası'ndan
da daha erken olması muhtemel değildir. Gerçekten Strabon'da Atina'nın son
kralı Kodros'un ölümünden sonra, yani yaklaşık 11. yüzyılın ilk çeyreğinde,
Knidos ve Halikarnassos'un henüz mevcut olmadığır-nı söyler. Bu açıklamaya
göre biz de kuruluşun Anthes himayesinde, M.Ö. 1000 yılından sonraki bir
tarihte olduğunu kabul ediyoruz. Şehir önceleri, Dor Heksapolisi'nin bir üyesiydi;
fakat daha sonra bir vatandaşının kötü davranışı yüzünden üyelikten
çıkarıldı... Her halükarda şehir M.Ö. 5. yüzyılda tanınmaya başladığında,
tamamen Ionialı gibi görünüyordu. Halikarnassoslu Herodotos da, destan şairi
olan amcası Panyasis gibi, yazılarını Ion dilinde yazmıştır... Persler'in
M.Ö. 546 yılında Sardes'i ele geçirdikten sonra kıyıya ilerleyerek işgal
ettiği Yunan şehirlerinin içinde doğal olarak Halikarnassos da bulunuyordu.
Altmış yıl sonra, Pers Savaşları sırasında şehir bir Karia hanedanının
üyesi olan kraliçe Artemisia tarafından Persler'in adına yönetiliyordu.aliçenin
adı Yunanca'dır; fakat adı Lygdamis olan babası Karialı, annesi Giritli'dir.
Kserkses, M.Ö. 440 yılında Yunanistan'a saldırmaya hazırlanırken bu cesur
kadın sadece Kserkses'in donanmasıyla birleşmekle kalmayıp, Herodotos'un da
dediği gibi gerek olmadığı halde bizzat savaşa katıldı. Bu hareketi,
Kserkses ve adamları tarafından taktirle karşılandı....Birkaç yıl sonra,
Delos Birliği kurulduğunda, Halikarnassos da hemen ya da kısa bir süre sonra
birliğe üye oldu. Ödediği vergi miktarının normalliği, şehrin o dönemde
oldukça mütevazı olduğunu gösterir. Dikdörtgen planlı bir yapı olan
Mausoleon, dört kısımdan oluşur: En altta yüksek bir kaide ya da podyum yer
alır; üzerinde uzun kenarda 11, kısa kenarda 9 olmak üzere 36 sütunun çevrelediği
bir oda vardır. Onun da üzerinde 24 basamaktan oluşan bir piramit; ve en
tepede Mausolos ve Artemisia'nın (büyük olasılıkla) heykellerini taşıyan
dört atlı araba (quadriga) yer alır. Plinius'a göre toplam yükseklik
140 Ion ayağı, yani 41 metredir. Yapının dört kenarı da o dönemin
birinci sınıf heykeltraşları olan Leokhares, Bryaksis, Scopas ve Timotheos
tarafından yapılan kabartma firizlerle süslenmiştir. Her biri bir
kenarı süslemiştir. Heykeltraşların üçü muhtemelen Yunanistan'dan
getirilmiştir; fakat Bryaksis, Kraia ismidir. Mausoleon'un dünyanın yedi
harikasından biri sayılmasının en büyük sebebi, bu heykeltraşların eseri
olan frizlerdir. Şimdi British Museum'da olan bu kabartmalardan sadece
bir parçası şövalyelerin kalesinde sergilenmektedir... Mausoleon 1500 yıl
ayakta kalmıştır; Piskopos Eustathius 12. yüzyılda Homeros hakkındaki düşüncelerini
anlatırken Mausoleon'a da değinmiş ve şöyle demiştir: "O zaman da
harikaymış, şimdi de harika!". Fakat 1402 yılında Şövalyeler
geldiklerinde bir harabeyle karşılaşmışlardı; muhtemelen bu elçilerin İmparator
Tiberius'a çok nadir olduğunu iddia ettikleri depremlerden birinin sonucuydu.
Şövalyeler inşaat taşı ve sönmemiş kireç için malzeme ararken burada
her ikisinden de ihtiyacı karşılayacak kadar çok buldular. Sağlam kaidenin
hemen hemen tamamını kaleye taşıdılar. İçerideki güzel süslenmiş mezar
odasını bulup tahrip ettiler. Newton yaptığı çalışmalar sırasında,
kaidenin sadece en alt sırasını bulmuş ve bunun, kalenin yapımında büyük
ölçüde kullanılan yeşil granitle aynı olduğunu görmüştür. Ayrıca batı
kenarda, kaidenin en alt sırasına çıkan taş merdiveni ve bu merdivenden az
bir mesafe uzaklıkta, büyük bir olasılıkla mezar odasının girişini
kapatmakta kullandıkları iki ton ağırlığındaki muazzam kapı taşını da
bulmuştur. Fakat odadan ele geçen hiçbir kalıntı yoktur. (Bean)
Halpama :
Arpa ve mısır unu karışımıyla yapılan hamur topaklarından pişirilmiş ekmek.
(Nart Boyu Türkleri Hun
Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)
Hamadryadesler:
Ağaçları koruyan Nymphelerdir. Her biri on palmiye ömrü yaşar ki bu da 9720 yıl
eder. (Estin-Laporte)
Hamaspathmaidyem : Zerdüştiler'de herkesin katıldığı ziyafet yemeği.
(Ateşe Tapmayanlar)
Hamazi
:
bkz.Şubur-Hamazi.
Hamazor
: Zerdüşt dini törenindeki selamlama.
(Ateşe Tapmayanlar)
Hamistagan :
Zerdüştiler'de azap çekme yeri.
(Ateşe Tapmayanlar)
Hamkar :
Zerdüştiler'de birlikte çalışanlar,
yardımcı, gün üzerinde hakimiyeti olan melekler.
Hammurabi
:
Yasasıyla ünlü Babil hükümdarı.
(Kramer)
Han
:
Türkçe’dir. “Hükümdar” anlamına gelir. Kağan’ın bir türevidir.
Genelde kağandan daha alt düzeydeki prens için kullanılır. Bugün yalnızca
bir soyluluk ünvanıdır. (J.P.Roux)
Han : İsim olarak kullanılır. Devlet teşkilatında
Hakan’a bağlı ikinci derecedeki devlet başkanı veya bağımsız küçük
bir beyliğin başkanı. (A. Erol)
Han : Türkçe’dir. Hükümdar anlamına gelir. Kağan’ın
bir türevidir. Genelde kağandan daha alt düzeydeki prens için kullanılır.
Bugün yalnızca bir soyluluk ünvanıdır. (Roux-O.Asya)
Han
Shu :
Han Hanedanı tarihinin ilk devresini (M.Ö. 206-M.S.25) inceleyen, M.S.1.
yüzyıla ait dinastik tarihi eserdir. (Czegledy)
Han bala : Şehzade, veliaht
prens. Eskiden Han Balâttu denirdi.
(Nart Boyu Türkleri Hun
Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)
Han kalası : Han sarayı.
(Nart Boyu Türkleri Hun
Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)
Handar : Han soyundan gelen
kişi.
(Nart Boyu Türkleri Hun
Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)
Hannibal
: (M.Ö. yaklaşık 217) Kartaca (bugünkü Tunus) Cumhuriyeti'nin ordularına
komutanlık yaptığı sırada, ordusu ve filleriyle, Alpler'i geçmesiyle tanındı; bu
da ona, Roma Ordusu'nu şaşırtarak yenilgiye uğratmasını sağladı. (Dağlar,
Popüler Bilim Kitapları TÜBİTAK yayını)
Hans : Ot.
(Nart Boyu Türkleri Hun
Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)
Hanturun : Han ve onun
idari başkanlığı. Hanedanlık anlamını kısıtlı yansıtır.
(Nart Boyu Türkleri Hun
Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)
Haoma
: Zerdüştiler'de ilaç olarak kullanılan bitkinin adı, ruhanî tabiat, Haoma
bitkisi üzerinde hakimiyeti olan meleğin adı.
(Ateşe Tapmayanlar)
Hapa :
Hititçe “nehir, ırmak” anlamına gelir. (S.
Alp)
Hapa sapa etüv :
Altüst etmek.
(Nart Boyu Türkleri Hun
Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)
(Hapa sapa eterge : Altüst etmek için, karıştırmak için.)
Hapar :
Haber, anlatı.
(Nart Boyu Türkleri Hun
Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)
(Toğay
hapar: Bitmek bilmeyen uzun konuşma
Dolay hapar : Fantezi ürünü gülünç hikaye.
Harh hapar : Fıkra dolu konuşmalar.
Çuv hapar : Gezginler haberi.
Bolmaz hapar : Masalsı haber veya yazı.
Hay hapar : Kötü haber.
Hapdemez :
1. Ses çıkarmayan köpek. 2. İşini, özel hayatını başarısız
sürdüren, kendini kanıtlayamayan kişi. Genellikle köpek için kullanılır.
(Nart Boyu Türkleri Hun
Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)
Hapna :
Palaca “nehir, ırmak” anlamına
gelir. (S. Alp)
Har : Dantel.
(Nart Boyu Türkleri Hun
Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)
Haram : 1. İçine kapanık, hep "kendim"
diyen, bencil ve kıskanç kişi, 2. Yenmesi günah olan şey.
(Nart Boyu Türkleri Hun
Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)
Harezm
(Horezm) :
Eski İran hükümdarları yani Erşekler ve Sâsâniler çağında,
Amu Derya deltasında, Aral Gölü’nün güneyinde İranî bir dil konuşan
kavmin ülkesidir. (Czegledy)
Harib : Garip.
(Nart Boyu Türkleri Hun
Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)
Harmal
:
Bağdat’ın
doğusunda bulunan, Eşnunna Yasa Kitabesi de dahil pek çok tabletin çıkarıldığı
görece küçük bir yerleşim yeri. (Kramer)
Hars :
Alkış.
(Nart Boyu Türkleri Hun
Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)
Haš :
Hurrice “işitmek” anlamına gelir. (S. Alp)
Haš :
Palaca “doyasıya içmek” anlamına gelir. (S.
Alp)
Haš :
Urartuca “işitmek” anlamına gelir. (S. Alp)
Hasar
: Temuçin'in küçük kardeşi. (Moğollar'ın Gizli Tarihi)
Hašša :
Luwice “kemik” anlamındadır.
(S. Alp)
Haššik : Hititçe “içmeye doymak”
anlamına gelir. (S. Alp)
Haštai : Hititçe “kemik” anlamındadır.
(S. Alp)
Haşur
:
Bir
tür sedir ağacı. (Kramer)
Hater : Dostça
davranış.
(Nart Boyu Türkleri Hun
Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)
Hathra
: 700 metre uzunluğundaki ölçü birimi.
(Ateşe Tapmayanlar)
Hathu : Göğüs.
(Nart Boyu Türkleri Hun
Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)
Hattulahi :
Luwice “sağlık” anlamındadır.
(S. Alp)
Haurvatat
: Bkz. Hordal.
Hava sathan :
Dolandırıcı. (Nart Boyu Türkleri Hun
Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)
Havva:
(Ar.) 1. Kutsal kitaplara göre yaratılan ilk kadın. 2. Esmer kadın. (tdk.gov.tr)
Hawan :
Zerdüştiler'de gün içinde yapılan
ibadetlerden ikincisi.
(Ateşe Tapmayanlar)
Haya
:
Sümer’de
tanrıça Nidaba’nın kocası. (Kramer)
Hayati:
(Ar.) 1. Yaşamla ilgili, yaşamsal, 2. Büyük önem taşıyan, önemli. (tdk.gov.tr)
Hayğa çabaruv : Kötü
haber duyarak halkın akın ettiği yere koşmak.
(Nart Boyu Türkleri Hun
Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)
Hayır sölemez : Her
şeyi kötüle yoran insan.
(Nart Boyu Türkleri Hun
Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)
Haylı hal : Felaket
durum.
(Nart Boyu Türkleri Hun
Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)
Hawurni :
Hurrice “yer” anlamına
gelir. (S. Alp)
Hazna :
Bir kişinin veya soyun hazinesi.
(Nart Boyu Türkleri Hun
Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)
Hei :
Çince’de siyah anlamına gelir. (W. Eberhard)
Hekate
: Yunan Panteonu'nu oluşturan tanrıların arasında en az adı geçenlerden
biridir. Her ne kadar doğruluğu ispatlanmamışsa da Karia kökenli olması mümkün
olan Hekate, Yunan mitolojisinde Zeus'un ya da bir Titan'ın kızı olarak görülür.
Diğer tanrıçalarla, özellikle Artemis ve Demeter'le bağdaştırılır;
hatta bir tutulur. Bir yazıtta Ompnia adıyla hitap edilmiştir ki bu Demeter'e
özgü bir sıfattır. Hekate, ölümün ve Hades'in kapısının anahtarını
tutan bir yer altı tanrıçası olarak düşünülür. Kötü rüyaların ve
hayaletlerin göndericisi olduğu gibi, onlara karşı koruyucu da gönderebilir.
Tanrıçaya çoğunlukla köpekler eşlik eder, aynı zamanda köpeklerin ona,
kurban olarak da sunuldukları bilinir. Gerçekten de Karialılar'ın Kurbanı
olarak adlandırılan köpek, yer altı dünyasının da bir parçası olarak görülüyordu.
Buna örnek olarak Hades'in köpeği Kerberosu gösterebiliriz. Aynı zamanda Ay
tanrıçası olan Hekate, geceleri ana yollarda ve yol ayrımlarında gezerdi.
Bu yerlerde tanrıçaya, ay son evresinde olduğu geceler çörek, balık,
yumurta ve peynir sunularak tapınılırdı. Tapınağı bu sebepten Lagina'da
olduğu gibi biraz sıradışıdır. Hekate bazen tek bir vücut olarak (Lagina'daki
en erken tasviri gibi) bazen de üç vücutlu ya da tek vücutlu, üç başlı
olarak tasvir edilir. Başlıca sembolleri meşale, hançer, kırbaç, yılan ve
anahtardır. Lagina'da, sol elinde meşale, sağ elinde bir tabak taşır
vaziyette, başında polos olarak adlandırılan şapkasıyla birlikte hilal ay
ve ayaklarının dibinde bir köpekle tasvir edilir. Ayinlerin de düzenlendiği
Lagina'daki bu tapınakta ara sıra tanrıçaların kehanette bulunmuş olduğu
da görülür. (Bean)
Helenos:
Kassandra'nın ikiz erkek kardeşi olup o da kahindir. Odysseus tarafından
kaçırılır ve Troya'nın nasıl alınabileceğini ona açıklar. (Estin-Laporte)
Helle:
Phriksos'un kız kardeşidir; denize düşer. Hellespontos (Marmara Denizi) onun
adını taşır.
(Estin-Laporte)
Hellenistik Dönem :
Büyük İskender’in
augustus zamanına kadar süren dönem. (M.Ö. 330-30) (G. Bean)
Hellespontos :
Çanakkale Boğazı.
Hendursag
:
Sümer’de tanrıça Nanşe’nin veziri. Bkz.Nanşe. (Kramer)
Henoteizm:
Din ve felsefede, Max Müller tarafından çıkarılmış, bir tanrıya bağlanırken
diğer tanrıların varlığını da kabullenmeyi tanımlar. Yunanca heis theos, "bir
tanrı". Müller'e göre bu, "prensipte monoteizm, gerçekte (uygulamada) ise
politeizm"dir. Terimdeki varyasyonlar içlemci monoteizm ve monarşil politeizm,
fenomenin farklı formlarını ayrıştırmak için ortaya atılmıştır. İlgili terimler
ise monolatrizm ve katenoteizmdir ki bunlar genellikle henoteizmin alt tipleri
olarak anlaşılmıştır. (wikipedia.org)
Hephaistos:
(Eski Yunan'da) Hera ile Zeus'un oğlu. Ateş ve volkanların efendisi.
Demirci ve büyücü. Simgesi örs'tür. (Estin-Laporte)
Hera
: Zeus'un karısı. Evlilik ve doğum tanrıçası. Simgeleri: Zambak, inek,
tavus. (Colette Estin, Helene Laporte, Yunan ve Roma Mitolojisi)
Herakleios :
Yirmi ikinci Bizans İmparatoru.
(610-641) (G.Ostrogorsky)
Herakles
: Yunan mitolojisinde olağanüstü gücü ve yürekliliği ile ün yapmış
kahraman.
Heraklonas :
Yirmi dördüncü Bizans İmparatoru.
(641) (G.Ostrogorsky)
Herbad
: Bkz. Ervad.
(Ateşe Tapmayanlar)
Hermaphroditos
. Hermes ile Afrodit'in oğludur. Adı, erkeklikle dişiliği birlikte içeren
bütün canlıları ifade eder. (Estin-Laporte)
Hermes: (Eski Yunan'da) Zeus'un oğlu, hatiplerin, tüccarların ve
hırsızların tanrısı. Ölenlerin ruhlarının elçisi ve yol gösteenidir. Simgesi
yılanlı, kanatlı âsâ.
(Estin-Laporte)
Herodotos
:
(M.Ö.yak 484-425) Tarihin Babası. Eserlerinde eski edebi kaynakları,
epik hikayeleri (Hekataios) ve kendi seyahatleri aracılığıyla topladığı
değişik malzemeleri kullanmıştır. Sadece tarihi bilgiler yayımlamakla
kalmaz, aralarında bozkır İskitleri’nin de bulunduğu, daha doğrusu halen
mensup bulunduğu birçok kavmin ve boyun folklorik tasvirini de sunar. Eseri,
benzer konulu geç Yunan-Latin ve Bizans edebiyatına da fevkalâde etkide
bulunmuştur. (Czegledy)
Heroon :
Tanrılaştırılmış ya da yarı
tanrılaştırılmış olan ölülerin adına dikilmiş mezar yapısı. (E.
Akurgal)
Hesiodos:
Hesiodos M.Ö. 7.yüzyılda yaşamıştır. Babası fazla kalabalık olan İonya'yı
bırakarak Boiotia'nın küçük bir köyüne yerleşir. İşte Hesiodos o dönemin fakir
köylülerinin yaşam koşullarını anımsatan İşler ve Günler'i, ayrıca tanrıların
doğumu ve soyağacı hakkında bir anlatı olan Theogonia'yı burada yazmıştır.
Hesiodos Evrenin Tarihi'ni de başlangıcından, Zeus'un diğer tanrılara egemen
olduğu döneme kadar anlatır. Hesiodos, Yakındoğu'da öteden beri var olan
mitoloji ile ilgili çeşitli öğeleri ele alır, fakat aralarında her zaman tutarlı
bir bütünlük oluşmuyor. Örneğin, Deukalion ile Pyrrha öyküsü beş soyun şemasına
bağlanmamıştır; zaten şema bu apaçık miti de içermiyor. Karanlık ve olağanüstü
bir çatlak biçimindeki Kaos görüşü ise herhalde onun kişisel görüşüdür. M.Ö. 6
yüzyılda, solo veya koro halinde müzikle söylenen ve lirin adından dolayı
lirik deen bir şiir türü gelişir. Bunun ritmi Homeros türü destan ritminden daha
zengindir, ama mitlerin sunuluş biçimi iki yüz yıl boyunca hiç değişmemiştir.
Thebaili aristokrat Pindaros da (M.Ö. 518-438) koro için özellikle büyük dinsel
oyunlardaki zaferleri öven lirik şiirler yazmıştır. Eserleri mit öğeleriyle
doludur. Fakat, bunlar aceleci göndermelerden ibarettir. Betimlemeleri çoğu kez
ender güzelliktedir. İşte, İason'u anlatımı: "Zamanı geldi, elinde iki
mızrakla harika bir adam yetişti. Bedenini çifte bir giysi örtüyordu: Magnesia
dağlılarının gömleği güzel kollarını iyi sarıyor ve bir panter derisi de
onu yağmur ürpertilerinden koruyordu. Saçının parıltılı bukleleri kesilmemişti.
Bukleler sırtını kızıla boyuyordu." Pindaros için mitler güncel olandan daha
değerli bir geçmişi, neredeyse bir altın çağı temsil ediyorlar. (Estin-Laporte)
Hešmi :
Hurrice “parlak” anlamına
gelir. (S. Alp)
Hev
:
Svaneti'de,
birkaç Tem (oymak)ın
birleşmesinden ‘Hev’ler, ya da ‘Heoba’lar (derebeylikler) oluşurdu. Svaneti’de
bu tür derebeyliklere ‘Svanetis Ertobili Hevi’ ya da ‘Svanetis Bednieri Hevi’
yani (Svaneti Derebeyliği) ya da (Svaneti mutluluk vadisi) adı verilirdi.
(Gürcüstan Tarihi,
Nikoloz Berdzenişvili, Simon Canaşia, İvane Cavahişvili).
Heyari :
Hurrice “altın” anlamına
gelir. (S. Alp)
Hıçın :
Hamur, peynir ve patatesten yapılan pide.
(Nart Boyu Türkleri Hun
Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)
Hınç :
Ağır karakter, ağır ruh.
(Nart Boyu Türkleri Hun
Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)
Hırt :
Azarlama, çakışma.
(Nart Boyu Türkleri Hun
Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)
Hırtdavuk :
Herkesi eleştirip duran kişi.
(Nart Boyu Türkleri Hun
Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)
Hırtlanuv :
Azarlanmak.
(Nart Boyu Türkleri Hun
Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)
(Hırtlanırğa : Azarlanmak için.)
Hıruv :
Bataklık suyu üzerinde toplanan ve kurbağa salyası olarak bilinen
yeşil çamur.
(Nart Boyu Türkleri Hun
Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)
Hıyanat :
İhanet.
(Nart Boyu Türkleri Hun
Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)
Hieron :
Tapınak ya da kutsal alan.
Hil(l) :
Hurrice “konuşmak” anlamına
gelir. (S. Alp)
Hilev : Dirençsiz, güçsüz.
(Nart Boyu Türkleri Hun
Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)
Hinayana
: Sanskritçe’dir. “Küçük taşıt ya da Theravada” anlamına
gelir. M.S. ilk yıllarda Mahayana’yı oluşturan Budist gelenek. (J.P.Roux)
Hint-Avrupa
Dilleri :
Hintçe,
Hititçe, Ermenice, Arnavutça, Yunanca, İtalyanca, Keltçe, Trak, Frig ve
Cermen dillerinin dışında İranî dillerin eskiden bağlı bulunduğu, daha
doğrusu halen mensup bulunduğu en büyük dil ailelerinden biridir. (Czegledy)
Hionitler
: Sarmat-Alan kabilesinin Sırderya’nın aşağı akımındaki bataklıklarda
göçebe olarak hayat süren bölümü. (Gumilev)
Hippodamia:
Kıral Dinomaos'un kızıdır. Kızını evlendirmemek için kıral, onun taliplerini
araba yarışı yapmaya çağırır; kendisinin atları çok hızlıdır ve de yenilenin
boynunu vurdurur. Ne ki, Hippodameia taliplerden Pelepos'a aşık olur; babasının
arabasına balmumundan cıvatalar koydurur ki, bunlar kırılacaktır. (Estin-Laporte)
Hippokrene (At pınarı):
Helikon Dağı toprağından Pegasos'un ayağının dokunmasıyla fışkırmıştır. Müzler
şarkı söylemek, dans etmek için bunun çevresinde toplanır.
(Estin-Laporte)
Hippolytos: Thesus ile bir
Amazon'un oğlu ve ve büyük avcıdır. Artemis'i kutsar, Afrodit'i horlar. Afrodit,
Thesus'un ikinci karısı Phaidra'yı genç adama delice aşık eder ve onun yok
olmasını sağlar: Hippolytos'u bir deniz canavarı götürür.
(Estin-Laporte)
Hirkania
:
İranlılar’ın daha
sonra Gurgan diye adlandıracağı ve Hazar Denizi’nin güneydoğu çıkıntısında
bulunan sahanın adıdır. Kaynaklarımızda Hirkania en fazla, Part İmparatorluğu’ndan
ayrıldığı ve bağımsız bir ülke olarak Roma İmparatorluğu ile ilişki
kurduğu sırada M.S.58’den sonra geçer. Bağımsızlığı yaklaşık 100 yıl
sürmüştür. Yunan-Latin kaynaklarından da tanınan Hirkania hükümdarları
(Giv, Guderz) İran Destanı’nda çok önemli rol oynarlar. (Czegledy)
Hitaylar :
Çinliler’in 5. yüzyıl başlarında
sözünü ettiği bir Türk Moğol halkıdır. 696’da Çinliler’e karşı
onlara pahalıya mâlolan bir saldırı girişiminde bulunmaları dışında
Orta Asya tarihinde çok önemli bir rol oynamamışlardır. Tu-kiu’lu
imparatorluklar ve sonra da Kırgızlar bu halkı kendi ülkelerinde, Jehol ve
Batı Mançurya’da tutmuştur. Kırgızlar zayıflayınca bu halka kendini gösterme
fırsatı doğmuştur. 907’de şeflerinden biri Ye-liu A-pao-ki halkını oluşturan
kavimlere hakim olmayı başarır. Böylece başka ülkeleri fethe kalkışabilir.
Hitaylar Kırgızlar’ı yok etmekle işe başlar. 924 yılında Kırgızlar’a
saldırıp Kuzey Moğolistan’ı işgal eder ve Ordu Balık’a (Karabalsagun)
girerler. Serbest kalınca Çin’e yönelip Kuzey Kore’yi işgal ederler,
Tunguz halklarından Cücenler’i bozguna uğratıp boyundurukları altına alırlar.
(Roux, Orta Asya)
Hiung-nular
:
Hunlar’ın Asya boy gruplarının Çince adıdır. Bu ad, aslında
hyono şeklinde söyleniyor olmalıydı. Batı kaynaklarının Hun formu da aynı
adın bir diğer versiyonudur, fakat Hiung-nu menşeli değişik grupların adının,
aynı temel formu yansıtan Chon ve Hyon versiyonlarıyla da karşılaşıyoruz.
(Czegledy)
Ho'a-ucin
: Ho'e-lun, Temuçin'in annesi. (Moğollar'ın Gizli Tarihi)
Hoca
:
Farsça’dır. “Efendi” anlamına gelir. Bu sözcük Orta Asya’da 15.
yy.dan sonra genelde dinsel anlamda kullanılır olmuştur. (J.P.Roux)
Hocin-beki
: Prenses, Cengiz Han'ın kızı. (Moğollar'ın Gizli Tarihi)
Hodaynameler:
Bkz. İran Destanı.
Hom
: Bkz. Haoma.
(Ateşe Tapmayanlar)
Homeopati
: "Benzer, benzeri iyileştirir" ilkesinden hareket eden tedavi yöntemi.
Homeros:
Eski Çağ'a uzanan bir rivayete bakılırsa iki büyük destanın yazarı Homeros kör
bir ozandır. On beş bin dizeyi aşan İlyada ile on iki bin dizeyi aşan Odysseia.
Küçük Asya'nın birçok şehri ile yakınındaki adalar onun doğum ya da ölümüne
sahip çıkar. Ama, yaklaşık üç yüz yıldan beridir kendisinin varlığı bile
tartışma konusudur; şiirlerinde sözü edilen uygarlık sorgulanıyor. Yüzyıllar
boyu, belki de M.Ö. 16.yüzyıldan itibaren birtakım ozanlar (aedler) bayramlarda
ve zengin evlerinde mitolojik öyküleri dile getiren şarkılarını söylemek için
siteden siteye gider. M.Ö. 550'lere doğru Atina'da tiran Peisistratos, Homeros
türü şiirlerin yazı ile tespit edilmesini emreder, böylece şiirler artık
rapsodlar tarafından okunacak ve bütün genç Yunanlar'ın eğitimine bunlar temel
oluşturacaktır. Günümüzde tarihçiler, M.Ö. 9.yüzyıl ile 8.yüzyıl sonları
arasında, deha sahibi bir (ya da iki) ozanın Troya Savaşı'nın öykülerini şahane
bir eser halinde toplamış olduğunu düşünmekten yanadırlar. İlyada açıkça
Odysseia'dan önce yazılmıştır. Her iki destanda bazı öğeler Homeros'la
çağdaştır, ama diğerleri önceki yüzyıllara uzanır. Efsaneye göre, Troya Savaşı
on yıl sürmüş olmalıdır; ne ki, İlyada (bu ad Troya'nın eski adı olan İlion'dan
geliyor) iki buçuk ay kadar süren olayları anlatıyor, ve şiir Troya'nın
düşmesinden önce bitiyor. Odyssaia, adını kahraman Odysseus'tan (Latince'de
Ulysse) alıyor. Odysseus savaşın bitiminden sonra on yıl süreyle denizlerde
dolanıp duracaktır. (Estin-Laporte)
Honça : Şakak.
(Nart Boyu Türkleri Hun
Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)
Horatialar ile Curiatuslar : Köylülerin kavgası üzerine Roma ile Alba
arasında savaş patlak verir. Hangi halk diğerine egemen olacaktır? Adam
esirgemek için Alba Kıralı şampiyonların çarpışmasını önler. Ne rastlantı ki,
her iki ordunun her birinde gerek yaşları, gerek kuvvetleriyle biri diğerinden
ayırt edilemeyen üçüz kardeşler bulunuyordu. Romalılar tarafından Horatialar,
Albalılar tarafından Curiatuslar! Gençler silahlarını çekerek öne atılırlar.
(......) Onlar kendilerinde iki büyük ordunun tüm cesaretini görüyorlar;
kendilerine yönelik tehlike umurlarında değil, vatanlarının geleceğinden başka
bir düşündükleri yok.
Kısa sürede iki Romalı ölür, her üç Albalı da yaralanır. Bunun üzerine Horatia
kaçar, sonra dönüp hücum eder ve en yakındakini öldürür. Romalılar'ın coşkun
alkışlarından cesaret alarak ikinci Cruiatus'a yönelir, hemen oradaki üçüncüsünü
yetişmeden çarpışmayı bitirir ve artık üçüncüyü kolayca alt eder. Romalılar
yiğidi alkışlar. Kız kardeşi onları karşılamaya Capena Kapısı'na gelir ve
kardeşinin omzunda Curiatuslar'dan biri olan nişanlısının pelerinini görür.
Olanı anlar ve matem işareti olarak saçlarını dağıtır. Genel sevinç içinde bu
ağlayıp yakınmalar coşku içindeki genç adamın öfkesine yol açar. Genç adam
kılıcını çekerek kızcağıza saplar ve şöyle haykırır: Düşmanıma ağlayacak her
Romalı kız işte böyle ölmeli!" (Titus Livius'tan alıntılarla, Estin-Laporte)
Hordad : Mükemmellik, sağlık, Zerdüşt dini takviminde ayın 6. günü,
3.ayın adı.
(Ateşe Tapmayanlar)
Horlam : Zafer.
(Nart Boyu Türkleri Hun
Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)
Hormazd :
Part ve Sasanî hanedanlıklarında
bazı kıralların adı.
(Ateşe Tapmayanlar)
Hormon:
Bedendeki iç salgı bezlerince salgılanan, kanla bedenin belli bölgelerine
taşınarak buradaki hücreleri ya da kas gruplarını uyaran birincil haberci
maddeler. Hormonlar, kimyasal yapılarına ve etki biçimlerine göre farklı
gruplara ayrılırlar. (www.biltek.tubitak.gov.tr)
Hoş köllü : Hoşgörülü.
(Nart Boyu Türkleri Hun
Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)
Hoynuh : Küre.
(Nart Boyu Türkleri Hun
Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)
Hrozny B. :
Hititçe’yi 1915 yılında ilk
kez çözen Çek bilim insanı. (S. Alp)
Hsiao
Chung-yü : Küçük Çigiller’e Çinliler’in verdikleri ad. (Özkan
İzgi)
Hsin
Tang Shu :
T’ang Hanedanı (618-906) yıllıklarının 11. yüzyıldan
kalma ikinci neşri. (Czegledy)
Hsüan
Chang :
M.S. 628’de Çin’in başkentinden Orta Asya’dan geçerek
Hindistan’a giden ve M.S. 645’de geri dönen geri dönen ünlü Çinli
Budist hacı. Dönüşte çok sayıda Budist kutsal kitabını ve kutsal eşyayı
Çin’e götürmüştür. Orta Asya’daki ülkeleri de ayrıntılı biçimde
inceleyen seyahatnamesi Çinli okuryazarların uzun süre gözde kitabı olmuştu,
fakat tarihi coğrafya açısından da önemli bir kaynak eserdir. (Czegledy)
Hu :
Çince’de kaplan anlamına gelir. Kaplan vahşi
hayvanların kralıdır. Eski zamanlarda kaplana kurban adanmasının nedeni,
tarlaları mahveden yabani domuzları yemesiydi. (W. Eberhard)
Hu
:
Çince’dir.
“Kuzeyli barbarları ve Sogdları belirten sözcük”tür. Çinliler bu adı
Çinli olmayan herkes için kullanmışlardır. (J.P.Roux)
Hu
Han Shu :
M.S. 5. yy.’ın ilk yarısında hazırlanmış, Han
hanedanı tarihinin geç devresini (M.S.25-220) inceleyen dinastik tarihi
eserdir. (Czegledy)
Hualar
:
Orjinal
bir uar sesini veren, yani aslında Eftalit Uar-Hunları’nın bir boy grubuna
işaret eden, Eftalitler’in 6. yüzyıla ait kaynaklardaki Çince adlarından
biridir. (Czegledy)
Huang-di : Çince’de imparator anlamına
gelir. Çin imparatorlarının, göklerin hükümdarı, efsanevî varlık
Shang-di’den geldiklerine inanılırdı. İmparator cennet/gökyüzü
ve yeryüzü arasındaki uyumu korumakla görevlendirilen Göğün Oğlu idi.
(W. Eberhard)
Huascaran
: Peru'daki tepe (6768 metre). Kadın dağcı Annie Peek'in 1908'de "ilk büyük
çıkışını" yaptığı yerdir. (Dağlar, Popüler Bilim Kitapları TÜBİTAK yayını)
Hubbegi : Yoğurttan
çıkan limon rengi svı.
(Nart Boyu Türkleri Hun
Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)
Hubidi :
Hurrice “dana” anlamına
gelir. (S. Alp)
Hubrušhi :
Hurrice “tabak” anlamına
gelir. (S. Alp)
Hukairya
: Bkz. Hara.
(Ateşe Tapmayanlar)
Hukie
(Vukie) :
Han-şu’nun kayıtlarında
Hiung-nu başbuğu Çiçi’nin batı seferleri tarihinde Cungarya Kapısı
ve Tarbagatay Dağları civarında sözü geçen bir kavmin adıdır. (Czegledy)
Hulm
:
Bugünkü
Balh ve Kunduz arasında, Kuzey Afganistan’da eski bir şehrin adıdır. (Czegledy)
Huluppu
:
Sümer’de henüz tanımlanamamış bir ağaç. (Kramer)
Hun
:
Bkz.Hiung-nu.
Huo
:
Bugünkü
Kunduz yakınında, Eftalit Uar-Hunları’nın Kuzey Afganistan’daki başkentidir.
Çince Huo adı orjinal bir Uuar’ın karşılığı idi. Şu halde
Eftalitler’in bir ana boyunun adıyla Eftalit başkentinin adı aynı idi. (Czegledy)
Huradi :
Hurrice “asker” anlamına
gelir. (S. Alp)
Huradie :
Urartuca “asker” anlamına
gelir. (S. Alp)
Huriye : Moğolca “kamp” demektir. (Roux)
Hurrice : “Boğazkoy kaynaklarında Hititçe’ye
komşu diller arasında Hurrice metinler en geniş yeri tutmaktadır. Hitit
metinlerinde Hurrice için Hurlili sözü kullanılıyordu. Hurrice M.Ö. II.
binde D. Anadolu’da ve K. Mezopotamya’da en çok konuşulan dil idi.” (S.
Alp)
Hurrililer :
“M.Ö. üçüncü binde Doğu
Anadolu dağlarında ve Kuzey Mezopotamya’da yerleşmişlerdir. Kısa zaman önce
elde edilen kaynaklarda Akkad Kralı Naram-Suen zamanında Asur bölgesinde ve
Yukarı Mezopotamya’da Hurrice olarak açıklanan kent ve kişi adlarına
rastlanmıştır.” (S. Alp)
Huruldavuk :
Horul horul uyumayı
seven.
(Nart Boyu Türkleri Hun
Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)
Hursag
:
Dağlık
ülke, Sümer’in doğusundaki dağlık bölge, tanrı Ninurta tarafından böyle
adlandırılmıştır. (Kramer)
Huşeng
: Antik İran'da Peşdedian Hanedanlığı'nın kurucusu mitolojik kahraman.
(Ateşe Tapmayanlar)
Hut : Nart efsanelerinin bir kahramanı.
(Nart Boyu Türkleri Hun
Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)
Hutbe
:
Arapça’dır. Hükümdar ya da tanınan yetkili adına cuma günleri okutulan
selâ. (J.P.Roux)
Huvava
: Yaşayanlar
Ülkesi’nin sedir ağaçlarını koruyan canavar; Gılgamış ve Enkidu tarafından
öldürülmüştür. (Kramer)
Huyu :
Kuyu.
(Nart Boyu Türkleri Hun
Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)
Hyades(ler):
Yıldızlara dönüştürülmüş Nympheler olup ilkbahar yağmurlarıyla görünürler.
(Estin-Laporte)
Hydae
: Delos Birliği'nde adı Kydae olarak kaydedilen bu şehir daha sonra
sympolity anlaşmasıyla Mylasa'ya dahil olmuştur. Bu küçük şehrin
bundan başka bir tarihi de yoktur. 1933'e kadar yeri bilinmeyen Hydae, Damlıboğaz
Köyü'ndeki Sodra Dağı'nın batısında Sarıçay Vadisi'ndedir. İsmi
kesinlikle Anadolu kökenlidir. Şehrin işgali Damlıboğaz'da ele geçen küçük
kaplardan anlaşıldığına göre en erken kayıttan çok daha erkendir. M.Ö.
üçüncü bine tarihlenir. Ele geçen malzeme şimdi Milas'taki müzenin
deposundadır. Olymos'ta olduğu gibi burada da şehrin tanrıları aynı tapınağı
paylaşan Apollon ve Artemis'tir. Atadan kalma tanrılar olarak adlandırılırlar.
Bu durum eski Karia tanrılarının Yunan tanrılarıyla bağdaştırıldıklarını
gösteriyor olabilir. Eski adı Kybersos olan Sarıçay Nehri tanrılaştırılmış
ve paraların üzerinde nehir tanrısı şeklinde tesvir edilmiştir. (Bean)
Hymenaios:
Hem bir şarkıdır, hem de düğün alayını yönlendiren tanrıdır. (Estin-Laporte)
Hypermestra: Danaos'un elli
kızından kocasını öldürmeyen tek kızıdır. Babası onu yargılar ama Afrodit
aklatır.
(Estin-Laporte)
Hypnos: Gece'nin oğlu olan Uyku'dur. (Hipnoz buradan gelir.)
Hypocaust
: Yerden ısıtma. (G. Bean)
I
Iasos
: Bir keresinde profesyonel bir müzisyen, Iasos'u ziyaret etmiş ve burada,
bir resital vermiş. Tam gösterinin ortasında, balık pazarının açıldığını
işaret eden bir çan çalmış ve elleriyle kulaklarını kapatmış oturmaya
devam eden yaşlı bir adam haricinde dinleyicilerin hepsi orayı terk etmiş.
Bunun üzerine müzisyen, yaşlı odama yaklaşarak "Bana verdiğiniz
onurdan ve sanatıma gösterdiğiniz saygıdan dolayı size teşekkür etmeliyim
efendim; çünkü çanın sesini duyunca herkes aceleyle gitti" demiş. Yaşlı
adam, "Nee, çanın çaldığını mı söyledin" diye sorunca,
"Evet, neden" demiş müzisyen ve bunun üzerine yaşlı adam da
"O zaman müsaadenizle" diyerek hemen orayı terk etmiş. Strabon bu
hikayeyi şehrin karakterini tarif etmek için anlatmıştır; çünkü
topraklar verimsizdir ve yaşamın gerekleri deniz tarafından karşılanmaktadır.
Balğın şimdi olduğu gibi o zaman da bol olduğuna, koyun başındaki büyük
dalyan şahittir. Bugün büyük ölçüde tarıma elverişli hale
getirilmiş olan ve Güllük'ün kuzey doğusunda yer alan Sarıçay'ın ağzındaki
geniş bataklık, ar-ntik dönemde denizdir; bir yazıtta, iki Iasos vatandaşının,
Büyük İskenderi şehrin sahip olduğu Küçük Deniz'i restore etmeye ikna
ettikleri kaydedilmiştir; sözü edilen bu yer hiç şüphe yok ki şimdi
bataklık olan bölgedir. Şehir için balıkçılık çok önemlidir ve bu iki
vatandaş, vergiden muaf tutulmanın yanı sıra, tiyatroda en sıradan yer
verilerek ödüllendirilmiştir. M.Ö. 4. yüzyılda bir gastronom (yemek sanatından
anlayan kişi), Iasos'a gidenlerin orada çok büyük karidesler bulabileceğini,
fakat bunların pazarda nadir görüldüğünü söylemiştir; aynı şekilde
bugün de, Güllük'e gidenlere akşam yemeği için kaçınılmaz surette balık
sunulacaktır... Yunan kuruluş efsanesine göre Iasos, Argos'tan gelen
Peleponnessoslular tarafından kolonize edilmiştir. Onların bu gelişine karşı
konulamamıştı ve Karia'nın yerel halkı, bu işgalden dolayı çok eziyet çekmişti
ki sonunda çareyi Miletos'un kurucusu olan Neleus'un oğlundan yardım
istemekte bulmuşlardı. Bu sefer de şehir, Miletoslular'ın akınıyla Dor
yerine Ionlulaşmaya başlamıştı. Argoslular tarafından yapılan yerleşim,
büyük olasılıkla tarihe uygundur. Homeros, Argos'a Iason sıfatını vermiştir
ve Peleponnessos 'ta Iasos adında küçük bir şehir vardır. Kolonicilerinin
liderinin adının da, sonradan Iasos olduğu tahmin edilmektedir ve bu kişi,
Iasos paralarının üzerinde kurucu sıfatıyla tasvir edilmiştir; bu ilginç
durumla ilgili, onun alışık olunduğu gibi mitolojik bir kişi olarak kabul
edildiğinden başka çok az delil vardır. Yapılan son kazılarda, Orta Bronz
Çağı tabakalarındaki yapıların içinden çok sayıda Minos seramiği ele
geçmiştir; bunlar, Miletos'ta da olduğu gibi, Girit'le bir bağlantıları
olduğuna dair arkeolojik kanıttır... Strabon Iasos'un anakaraya yakın bir
adanın üzerinde yer aldığını söyler. Bugün bu ada, sığ bir kıstakla
anakaraya bağlanmıştır ve antik dönemde de böyle olması pekala mümkündür;
ada kelimesi, bazen de bir yarımadayı belirtmek için kullanılmıştır.
Eskiler için Iasos, tüm görünümüyle bir ada -şehirdir ve anakarada, 3.22
km uzunluğundaki bugün de ayakta olan tahkimat duvarlarından başka hiçbir
şey yoktur... Yinan yerleşiminin adada olduğu kesindir. Önceleri, şehrin M.Ö.
5.yüzyıla kadar anakarada, yukarıda sözünü ettiğimiz güzel duvarlarla
korunan alanda olduğu ileri sürülmüştür; fakat adada arkeologlar tarafından
bulunan yapılar ve seramikler, şehrin Myken hatta çok daha erken dönemden
antik dönemin sonuna kadar burada yerleşmeye devam ettiğini göstermiştir...
Neleus'un oğlunu da içine alan kuruluş efsanesi, Argos kolonizasyonunu (M.Ö.
olmalı, b.n.) 9. yüzyıl civarında bir yere yerleştirir. Arkeologların keşifleri,
bu kolonizasyondan çok uzun bir süre önce şehirde medeni bir yerleşimin
olduğunu gösterir; Yunanlılar'ın gelişine çok içerlemiş ve şiddetle karşı
koymuş olmalarının sebebi bu olmalıdır. Bundan sonra , şehir hakkında M.Ö.
5. yüzyılda Delos Birliği'ne kaydedilişine kadar hiçbir şey bilmiyoruz.
Birliğe ödediği vergi miktarı, aynı Mylasa gibi, bir talent olarak
belirlenmiştir. M.Ö. 425 yılında, vergi miktarları yeniden gözden geçirildiğinde,
Iasos'un ödeyeceği miktar da üç talente çıkarılmıştı;
fakat bunun gerçekten ödenip ödenmediğini bilmiyoruz. M.Ö. 412 yılında şehir,
büyük bir felaketle karşı karşıya kalmıştır. O sıralarda Spartalılar
ve Persler birleşerek Atinalılar'a karşı harekete geçmişti; halbuki, hâlâ
Atinalılar'ın müttefiği olan Iasos'u, Büyük Krala karşı ayaklanan Pers
soylusu, Amorges ele geçirmişti. Bunun üzerine satrap Tissaphernes, Sparta
amiralini Iasos'a saldırması için ikna etmiştir. Gelen gemileri Atinalılar
zanneden Iasoslular, büyük bir sürprizle karşılaşmışlar ve şehirleri
ele geçirilerek yağmalanmıştır. Tukidides, kasaba eskiden beri zengin olduğu
için yağmanın çok bereketli olduğunu ösyler. Bir talent vergi büyük bir
zenginlik işareti olarak görünmese de, tuzlu balık ticareti, Klasik Dönem
Yunanistanı'nda çok kârlı bir iştir ve yakın zamanda yapılan kazılar,
zenginliğin derecesini gözler önüne sermektedir. Şehir -her ne kadar
Tukidides kasaba ya da yer dese de- işgal edildikten sonra Amorges ve köle ya
da hür tüm esirlerle birlikte Tissaphernes'e teslim edildi; Tissaphernes de
esirlerin her biri için bir altın stater ödemeyi kabul etti. (Bean)
Iaxartes
:
Sir Derya’nın İranî adının
Yunan ve Latin kaynaklarında muhafaza edilmiş şekli. Asıl anlamı ‘İnci
(-nehir)dir. (Czegledy)
Idomeneus:
Girit Kıralı Minos'un torunudur. Helena'ya talip olur. Troya önlerinde ün
kazanır. (Estin-Laporte)
Iduk (Idık):
"Çağdaş Türk lehçelerinde ızık, ıyık, iyik, ıtık. Şamanist Türklerde bir koruyucu ruha, binit
olmak üzere salıverilen, binilmiyen, boş bırakılan at. Salıvermek, göndermek
manasındaki "id-" kökünden partisiptir, "mübarek, mukaddes" anlamlarını, galiba
çok erken, belki Hunlar devrinde almış olsa gerek." (Divanü Lûgat-it-Türk'te
Şamanizm'e ait kelimeler, Prof. Dr. Abdülkadir İnan,
Türk Kültürü, sayı: 100,
Şubat-1971)
Ihtırıluv : İtilmek, kovulmak.
(Nart Boyu Türkleri Hun
Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)
Ihtırılğan : İtilmiş, kovulmuş. (Nart Boyu Türkleri Hun
Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)
Iıax
:
Sahalar’da “kelebek” anlamına gelir. (Saha Halk Edebiyatı)
Ilgar : İsim olarak kullanılır. Başıboş atın dörtnala
koşması, ansızın hücum, akın, düşman toprağına çapul için yapılan süvari
hücumu anlamlarına gelir. (A. Erol)
Ilgım : İsim olarak kullanılır. Serap anlamına gelir.
(A. Erol)
Ilgın : İsim olarak kullanılır. Birçok türü olan bir
orman ağacı anlamına gelir. (A. Erol)
Ilıhtın :
Büyük kalın direk.
(Nart Boyu Türkleri Hun
Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)
Illyricum :
İllirya.
Indır :
Ürün.
(Nart Boyu Türkleri Hun
Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)
Innırdavuk :
Ağlamaya eğilimli çocuk.
(Nart Boyu Türkleri Hun
Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)
Ircı ilipin :
Bahçe sulaması için yapılan su arkı.
(Nart Boyu Türkleri Hun
Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)
Irene :
Otuz sekizinci Bizans İmparatoru.
(797-802) (G.Ostrogorsky)
Irhı : Sel.
(Nart Boyu Türkleri Hun
Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)
Irıs : İsim olarak kullanılır. Mutluluk, saadet anlamına
gelir. (Oyratlar’da) (A.Erol)
Irıs-gül : İsim olarak kullanılır.
Mutluluk gülü anlamına gelir. (Karakaplaklar’da) (A.Erol)
Iovianos :
Dördüncü Bizans İmparatoru.
(363-364) (G.Ostrogorsky)
Ioannes 1. Çimiskes :
Elli üçüncü Bizans İmparatoru.
(969-976) (G.Ostrogorsky)
Ioannes 2. Komnenos :
Altmış dokuzuncu Bizans
İmparatoru. (1118-1143) (G.Ostrogorsky)
Ioannes 3. Dukas Vatatzes :
Yetmiş
sekizinci Bizans İmparatoru. (1222-1254) (G.Ostrogorsky)
Ioannes 4. Laskaris :
Sekseninci Bizans İmparatoru.
(1258-1261) (G.Ostrogorsky)
Ioannes 5. Palaiologos :
Seksen
dördüncü Bizans İmparatoru. (1341-1391) (G.Ostrogorsky)
Ioannes 6. Kantakuzenos :
Seksen beşinci Bizans İmparatoru. (1347-1354) (G.Ostrogorsky)
Ioannes 7. Palaiologos :
Seksen
yedinci Bizans İmparatoru. (1390) (G.Ostrogorsky)
Ioannes 8. Palaiologos :
Seksen
dokuzuncu Bizans İmparatoru. (1425-1448) (G.Ostrogorsky)
Isaakios 1.Komnenos :
Altmış üçüncü Bizans
İmparatoru. (1057-1059) (G.Ostrogorsky)
Isaac
Antiochenus :
5. yüzyıl Süryani kilise yazarı, nazım biçimindeki
vaazların (homiliaların) yazarıdır. (Czegledy)
Isaakios 2.Angelos :
Yetmiş üçüncü Bizans
İmparatoru. (1185-1195) (G.Ostrogorsky)
Isaakios 2 (İkinci kez) ve Aleksios 4.
Angelos : Yetmiş beşinci Bizans İmparatorları. (1203-1204)
Işan : Hedef.
(Nart Boyu Türkleri Hun
Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)
Işanuv : Güvenmek.(Nart Boyu Türkleri Hun
Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)
(Işannanından cılav : Güvendiği insan tarafından ağlatılmak.)
Işaruv : Gülümsemek.
(Nart Boyu Türkleri Hun
Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)
Işbara
:
“Güçlü, katı” anlamındadır. Çincesi Şabolo Han demektir. (Gumilev)
Işbara
Sunişişad : Cenger’in küçük kardeşi, Kat İl-han’ın dayısı.
Biçurin’de Şabolo-Sunişi olarak gösterilmiştir. (Gumilev)
Işım : İş
sırasında soğuktan korunmak amacıyla çizmenin üstünden giyilen, dize kadar
uzanan kaplama.
(Nart Boyu Türkleri Hun
Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova) (Şat ışım : 1. Kaliteli deriden
yapılan süslü diz altlığı, 2. Kaplama.)
Işım sağadak : Çizme yan sadağı.
(Nart Boyu Türkleri Hun
Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)
Işın Demirkent :
Prof. Dr. 1938 İzmir doğumlu. İlkokulu İzmir'de,
ortaokul ve liseyi İstanbul'da okudu. 1961-1965 yılları arasında İstanbul
Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Ortaçağ Kürsüsü'nde yüksek öğrenimini tamamladı.
1967'de aynı kürsüde asistan, 1972'de doktor, 1981'de doçent ve 1988'de profesör
unvanlarını aldı. 1983-2001 yılları arasında Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek
Kurumu Türk Tarih Kurumu asli üyesi, 2001'den itibaren Bizans/Doğu Roma
İncelemeleri Türkiye Milli Komite Başkanı ve Society for the Study of the
Crusades and the Latin East (SSCLE) üyesi. 1994 yılından beri İstanbul
Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Ortaçağ Tarihi Anabilim Dalı Başkanı. Haçlı
Seferleri, Haçlı Devletleri ve Bizans İmparatorluğu tarihi konularında lisans,
yüksek lisans ve doktora dersleri veriyor. Bu konularda yayımlanmış eserleri ve
makaleleri var. Muhtelif zamanlarda yurt içi ve yurt dışı kongrelere tebliğler
vererek katıldı. Prof. Dr. Işın Demirkent, 2.Şubat.2006 günü yaşama veda etti.
Eserleri: Urfa Haçlı Kontluğu
Tarihi (1098-1146) 2 Cilt, Mikhail Psellos'un Khronographiası, Türkiye Selçuklu
Hükümdarı Sultan 1.Kılıç Arslan, Haçlı Seferleri, Ioannes Kinnamos'un Historiası
(1118-1176), Niketas Khoniates'in Historiası (1195-1206).
It
:
Sahalar’da “it, köpek” anlamına gelir. (Saha Halk Edebiyatı)
Iulianos :
Üçüncü Bizans İmparatoru.
(361-363) (G.Ostrogorsky)
Iustinos 1 :
On altıncı Bizans İmparatoru.
(518-527) (G.Ostrogorsky)
Iustinianos 1 :
On yedinci Bizans İmparatoru.
(527-565) (G.Ostrogorsky)
Iustinianos 2 :
Yirmi yedi ve otuzuncu Bizans İmparatoru.
(685-695) (705-711) (G.Ostrogorsky)
Iustinos 2: On sekizinci Bizans İmparatoru.
(565-578) (G.Ostrogorsky)
Iy
:
Sahalar’da “Ay” anlamına gelir. (Saha Halk Edebiyatı)
Iyaahın
:
Sahalar’da “el kantarı” anlamına gelir. (Saha Halk Edebiyatı)
Iydar
:
Sahalar’da “aylar” anlamına gelir. (Saha Halk Edebiyatı)
Iz tartuv : İz çekmek. Yol yapmak.
(Nart Boyu Türkleri Hun
Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)
(Kan ız tartar : Kan izini çizer.)
İ
İapetos:
Bir titan olup Atlas, Prometheus, Epimetheus ve dev Menoitios'un babasıdır.
(Estin-Laporte)
İbbi-Sin
:
Üçüncü Ur Hanedanlığı’nın son hükümdarı, Elamlılar tarafından
tutsak alınmıştır. (Kramer)
İberya :
Gürcistan.
İconium :
Konya.
İç aşav :
İçini (kalbi, gönlü, ruhu) yemek.
(Nart Boyu Türkleri Hun
Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)
İçerüv :
İçmek.
(Nart Boyu Türkleri Hun
Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)
İçli tışlı kiydirüv :
Baştan ayağa değerli hediyelerle donatmak.
(Nart Boyu Türkleri Hun
Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)
İdas:
İlyada'ya göre insanların en yüreklisi olup Lynkeus'un kardeşi, Dioskurların
kuzenidir. Bu dördü Arkadia'da bir vurgun yapar, ama İdas ganimeti kendine
saklar. Polydeukes, Lynheus'u öldürür, Zeus da İdas'ı. (Estin-Laporte)
İddin-Dagan
:
Üçüncü Ur Hanedanlığı’ndan sonra gelen İsin Hanedanlığı’nın
üçüncü hükümdarı; onun döneminden kalma bir belge Kutsal Evlilik Ayini için
büyük önem taşır. (Kramer)
-ide (sonek): -in oğlu veya
kızı anlamını verir. Agamemnon ile Menelaos Atrides yani Treus'un oğullarıdır.
(Estin-Laporte)
İdnun
:
Sümer’in
güneyinde bir kanal. (Kramer)
İdi'ut
: (Iduk-kut, İdikut) Uygurlar'ın hükümdarı. (Moğollar'ın
Gizli Tarihi)
İgi :
İyi.
(Nart Boyu Türkleri Hun
Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)
İkki
:
Sahalar’da
“iki” anlamına gelir. (Saha Halk Edebiyatı)
İkonografi
: Sanat yapıtlarının konularını ya da içeriklerini, yapılışlarındaki
tarzla karşılaştırmalı olarak inceleme yöntemi.
İksion:
Efsanevi bir halk olan Lapithlerin kıralıdır. Kayınbabasına söz vermiş olduğu
armağanları, evlendikten sonra, vermekten cayar ve onu öldürür. Ölüler
Ülkesi'nde cezalandırılmıştır. (Estin-Laporte)
İl : İsim olarak kullanılır. Ülke, yurt, memleket,
devlet, kabile, insanlar, kimseler, halk anlamlarına gelir. (A. Erol)
İl
:
Sümer’de
Umma’nın bir “Ensi”si. (Kramer)
İlban : İsim olarak kullanılır. (Türkçe) İl ( = ülke)
ile(Farsça) bân ( = bakıcı)dan yapılmış olan birleşik isimdir. (A. Erol)
İlçi : İsim olarak kullanılır. Elçi anlamına gelir.
(A. Erol)
İlek: Bey, han, hükümdar. Ülke
anlamındaki el sözüne -k ekinin getirilmesinden oluştuğu söylenir.
(Türkler'in
Dili, Fuat Bozkurt, Kapı Yayınları)
İldag:
sümer’de
henüz tanımlanamamış bir ağaç cinsi. (Kramer)
İlgençek :
1.Çocuğu korkutmak için kullanılan çıplak dal veya sopa, 2.Ürkek.
(Nart Boyu Türkleri Hun
Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)
İlie
:
M.Ö.
1. yüzyılda ve ondan sonraki dönemlerde İli Nehri mıntıkasındaki bir ülkenin
adıdır. (Czegledy)
İlig, İlik : İsim olarak kullanılır.
Uygurlar’da, Karahanlı ve Selçüklüler’de “hükümdar” anlamında bir
ünvandır. (A. Erol)
İlinçek : Amacına ısrarla ilerleyen,
tuttuğunu koparan kişi.
(Nart Boyu Türkleri Hun
Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)
İlipin : Küçük dere.
(Nart Boyu Türkleri Hun
Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)
İlişan : Nişan.
(Nart Boyu Türkleri Hun
Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)
İlk
olma :
(Première)
O zamana kadar ele geçirilmemiş bir yere tırmanıldığında bu sözcük kullanılır.
Birçok dalda yerini alır: Kış prömiyeri, tek başına gerçekleştirme prömiyeri
gibi... Yaptıkları başarılı tırmanışın gerçek olduğunu göstermek için, dağcılar
geldikleri ülkelerin bayraklarını zirveye dikerler. (Dağlar, Popüler Bilim
Kitapları TÜBİTAK yayını)
İlktaçlanan Stephan :
On beşinci Sırp Kralı.
(1196-yakl.1228) 1217’den itibaren kral. (G.Ostrogorsky)
İlkutadmış Tengrim : İsim olarak kullanılır.
Yurdu mutlu eden majeste anlamına gelir. (A. Erol)
İllevük :
Çayırda yapılan patika.
(Nart Boyu Türkleri Hun
Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)
İlm-i
Khşnum : Zerdüşt dininin içindeki
esrarlı akım.
(Ateşe Tapmayanlar)
İlteber:
Göktürkler'de yenilerek devlete katılan
halkların başına kağan tarafından gönderilen valiye verilen ad.
(Türklerin Dili, Fuat Bozkurt)
İlter : İsim olarak kullanılır. Vatansever anlamına
gelir. (A. Erol)
İlteriş : İsim olarak kullanılır.
Devleti, memleketi derleyip toplayan anlamına gelir. (A. Erol)
İm
:
Sahalar’da “sabah ve akşam kızıllığı” anlamlarına gelir. (Saha Halk
Edebiyatı)
İmam:
Arapça’dır. “Rehber” anlamına gelir. Camilerde vaaz veren ve namazı yöneten
ya da Şiiler’de topluluğu yöneten. (J.P.Roux)
İmar :
Hatti tanrılarından biri. (S. Alp)
İmbros :
İmroz, Bozcaada.
İmdugud
:
bkz. Anzu.
İn Antis :
Ante duvarları arasında iki sütunun
yer aldığı tapınak ya da bina plânı. (G. Bean)
İnal
: Kırgız reislerinden biri. (Moğollar'ın
Gizli Tarihi)
İnal : İsim olarak kullanılır. Şehzade, han anlamına
gelir. Ayrıca bir rütbedir. Yakînen bilinen anlamına da gelir. (A. Erol)
İnanna
:
Aşk,
bereket ve doğurganlık tanrıçası, Uruk’un koruyucu tanrıçası ve Kutsal
Evlilik Ayini’nin başkahramanı; adının sözcük anlamı Göğün Kraliçesi’dir.
Sami dilinde İştar. (Kramer)
İnci : İsim olarak kullanılır. Eski Türkçe yinçü’den
gelir. (A. Erol)
İnci:
İstiridye gibi kimi kavkılı deniz hayvanlarının içinde oluşan değerli, küçük,
sert, sedef renginde süs tanesi. (tdk.gov.tr)
İncilgiç : Çabuk
incinen, duyarlı.
(Nart Boyu Türkleri Hun
Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)
İndar
: Zerdüştiler'de cin adı.
(Ateşe Tapmayanlar)
İnnet : Niyet.
(Nart Boyu Türkleri Hun
Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)
İolaos:
İphikles'in oğludur, bütün işlerinde amcası Herakles'in yanındadır. Herakles
öldükten sonra da onun ardıllarına yardım eder. (Estin-Laporte)
İon Düzeni :
Anadolu’daki tapınaklarda en sık
kullanılan düzen. Sütunlar profilli kaideler üzerinde yükselir ve Dor düzenindekilere
oranla daha ince yapılıdır. İnce bir silmeyle ayrılan derin sütun yivleri
yirmi dört adettir. Sütun başlıkları basıktır; ön ve arka yüzde (bazen
dört yüzde de) sağ ve solda birer volüt ile sonuçlanır. Volütler, İon düzeninin
karakteristiğidir. (G. Bean)
İon Kymationu :
Yumurta dizisi ya da İon
ovolosunun diğer adı. (E. Akurgal)
İran
Destanı :
Bazı bölümlerinin daha Zerdüşt çağında ve eski Fars
dönemlerinde de mevcut olduğu ve daha sonra Part çağında yeni epizodlarla
genişleyen büyük çapta epik bir eserdir. İran Destanı’nın Hodaynameler
adıyla yazıya geçirilmesi orta Farsça olarak Sâsâniler çağında gerçekleşmiştir.
Daha sonraları İslam fetihlerinin ardından Arapça; sonra 10. yüzyılda yeni
Farsça çevirileri daha doğrusu revizyonları hazırlanmıştır. Son olarak
Hodaynamelerin yeni Farsça tam revizyonu olan ve dünya edebiyatının en
hacimli, ünlü eposlarından biri olan Şahname’yi Firdevsi hazırlamıştır.
(Czegledy)
İranşah
:
Hindistan'daki en eski kutsal ateş.
(Ateşe Tapmayanlar)
İrina
:
Sümer’de henüz tanımlanamamış bir ağaç cinsi. (Kramer)
İsa
:
(İbranca)
1.
İbrancada “Allah’ın yargılaması, mağfireti” anlamındadır. 2. Dört büyük
Peygamberden Hristiyanlığın kurucusu; doğumu Türkiye’de ve Batı’da takvim
başlangıcı sayılan peygamber. (tdk.gov.tr)
İsauria :
Orta Anadolu’nun güney
kesiminde Bozkır, Hadım, Ermenek ilçelerini kapsayan bölge.
İsimud
:
Sümer’de
Enki’nin veziri. (Kramer)
İsin
:
Üçüncü
Ur Hanedanlığı’nın çöküşünden sonra Sümer’in başkenti olan kent.
(Kramer)
İskitler
:
Kimmerler’den sonra M.Ö.8
ve 3. yüzyıllar arasında Güneydoğu Avrupa bozkırını elinde tutan ve İranî
bir dil konuşan büyük göçebe boy grubudur. (Czegledy)
İsmaililer
: Araplar’ın Kuran’daki kadim atası İsmail’den adını alan ve
Müslümanlar için batıda kullanılan biblik adlandırma. (Czegledy)
İsodomik :
Eşit yükseklikte blok taş sıralarından
oluşan harçsız Hellenistik duvar örgüsü. (G. Bean)
İstriya :
Adriyatik Denizi’nde yarımada.
İşakku
:
bkz.ensi.
İşib:
Sümer’de
bir arıtma rahibi. (Kramer)
İşkur
:
Sümer’de
yağmurdan sorumlu tanrı. (Kramer)
İşlenmegen :
Terbiye görmemiş.
(Nart Boyu Türkleri Hun
Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)
İşme-Dagan
:
Nippur’un kurtarıcısı, İddin-Dagan’ın oğlu. (Kramer)
İştar
:
bkz.İnanna.
İt :
Köpek.
(Nart Boyu Türkleri Hun
Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)
(Buvçar it, börübasar it : Kurt avında
kullanılan cins köpek.
Koyunduk it : Küçük yapılı süs köpeği.
Callı calka it : Av köpeği.
Sakkulak it : Bekçi köpeği.
Samır it : Avlu köpeği. Çoban köpeği
olarak da kullanılır.)