|
|
|
|
Hızlı erişim için tıklayabilirsiniz Ab....Ac....Aç....Ad....Af....Ag.....Ağ....Ah....Ai....Aj...Ak...Al....Am....An....Ap....Ar....As....Aş....At....Au....Av....Ay....Az Ba....Bak....Ban....Bas....Baş....Bat....Baz.....Bec.....Bı.....Bi...Bo
A A : Ya, ise anlamında Karaçay Malkar Türkçesi'ne özgü bir ek. Ünlü ile biten kelimelerden sonra "va" şeklinde gelir. Sen a nek kemeyse?: Ya sen niye gelmiyorsun? Anı va çırtda körmegenme: Onu ise hiç görmedim. Men tohta deyme, sen a callab barasa: Ben dur diyorum, sen ise sıvışıp gidiyorsun. Men kadalıb işleyme, sen a? Ben harıl harıl çalışıyorum, ya sen? (Karaçay Malkar Türkçesi Sözlüğü, TDK)
A :
Karaçay Malkar Türkçesi'nde "mümkün
mü, olur mu", anlamında bir ek. A : Dilek bildiren bir ek, Aytsang a: Söylesene... Berseng a : Versene. (Karaçay Malkar Türkçesi Sözlüğü, TDK) A-che-pou-lai: Şehir ibn-kordadeh’e göre Aşpara (Arap coğrafyası bibliyografisinde Asbara). (Edouard Chavannes, Batı Türkleri Tarihi) A-che tegin T’ou-lo: A-che-na (A-se-na) tegin Pou-lo’ya bakınız. (Edouard Chavannes, Batı Türkleri Tarihi) A-che-t’e Wen-fou: Kuzey Türkleri’nin başbuğu. (Edouard Chavannes, Batı Türkleri Tarihi) A-che-yu-che-to: Kiu-wei (Yasin) ülkesinin başkenti. (Edouard Chavannes, Batı Türkleri Tarihi) A-po: Bir Türk unvanı. (Edouard Chavannes, Batı Türkleri Tarihi) A-pou-se: Karluk Başbuğu (?).(Edouard Chavannes, Batı Türkleri Tarihi) A-pou-se: Uygur Kabilesi. (Edouard Chavannes, Batı Türkleri Tarihi) A-si-ki: Beş Nou-che-pie kabilesinden birincisi, bu kabilenin başbuğunu da tanımlar. A-si-kie’ye bakınız. (Edouard Chavannes, Batı Türkleri Tarihi) A-si-ki K’iue se-kin: Birinci Nou-che-pi kabilesinin başbuğu. Bkz: A-si –kia se-kin. (Edouard Chavannes, Batı Türkleri Tarihi) A-si-ki Po-lou: Birinci Nou-che-pi kabilesi başbuğunun adı. (Edouard Chavannes, Batı Türkleri Tarihi) A-si-kie k’iue se-kin: Birinci Nou-che-ki kabilesi başbuğunun adı. A-si-ki k’iue se-kin’e bakınız. (Edouard Chavannes, Batı Türkleri Tarihi) (A-) si-kie k’ue se-kin Tou-man: Birinci Nou-che-pi kabilesi başbuğunun adı. Tou-man’a bakınız. (Edouard Chavannes, Batı Türkleri Tarihi) A-si-kie ni-chou se-kin: Dördüncü Nou-che-pi kabilesi başbuğunun adı. (Edouard Chavannes, Batı Türkleri Tarihi) A-si-lan (Arslan) Ta-fan tan-fai-li: Ngan Kralı Tou-sa-po-t’inin küçük kardeşi. (Edouard Chavannes, Batı Türkleri Tarihi) A-si –lanta-han (Arslan Tarkan) Fergana Kralı (739). (Edouard Chavannes, Batı Türkleri Tarihi) A-si-yen: Doğu Türkistan’da bir şehir. (Edouard Chavannes, Batı Türkleri Tarihi) A-tie: Tölös kabilesi. A-pa’ya bakınız. (Edouard Chavannes, Batı Türkleri Tarihi) A-to p’ei-lo: (Boila) Kara Türgeşler’in Kağanı. (Edouard Chavannes, Batı Türkleri Tarihi) Aalins: (Alanlar) Halk. (Edouard Chavannes, Batı Türkleri Tarihi) (Edouard Chavannes, Batı Türkleri Tarihi) Aan : Kapı. (Saha Halk Edebiyatı) Aan Xatııra : Kapı kilidi. (Saha Halk Edebiyatı)Aar Toyon : Tanrının adı. (Saha Halk Edebiyatı) A-au-tso: İlkel dokuz Uygur kabilesinden biri. (Edouard Chavannes, Batı Türkleri Tarihi)
Aba
:
İsim
olarak kullanılır. 1. Ana. 2. Nine, anneanne. 3. Büyük kız kardeş; abla.
Ay-aba, Beğ-aba, Kutluğ-aba. 4. Doğu Sibirya’da oturan Abakan Türkleri’nden
küçük bir oymak. Altay Dağları’nın kuzeyinde, Aladağ yamaçlarında ve
Tom Irmağı’nın kıyılarında yaşarlar. (A. Erol) Aba : Din adamlarının giydikleri cüppe. (Karaçay Malkar Türkçesi Sözlüğü, TDK) Aba : Anne. (Karaçay Malkar Türkçesi Sözlüğü, TDK) Abakay : Moğolca amca demektir. (A.
Erol)
Abakus
:
Sütun
başlığının en üstünde yer alan tabla. (E.Akurgal) Aban : Su, Suyun üzerinde hakimiyeti olan meleğin ismi. Zerdüşt dinî takviminde ayın 10 günü ve sekizinci ayın adı. (Ateşe Tapmayanlar) Abacırık : Toprak. Abacırık cer: Zemin, temel, esas. (Karaçay Malkar Türkçesi Sözlüğü, TDK) Abaçı : 1.Cin, hortlak, 2.Öcü. (Karaçay Malkar Türkçesi Sözlüğü, TDK) Abadan : Büyük, iri, yaş ve boy itibariyle büyük. Abadan caşım üydedi: Büyük oğlum evdedir. (Karaçay Malkar Türkçesi Sözlüğü, TDK) Abar: … (?) Bir yazar tarafından bahsedilen bir halkın adı. “A bahaç” Bizans yazarlarına göre Avarlar’ın adı. Bu kelime Tölös kabilesinin halkı olan A-pa veya A-tie ile karıştırılmamalıdır. (Edouard Chavannes, Batı Türkleri Tarihi) Abaza koyan : Ebe gümeci. (Karaçay Malkar Türkçesi Sözlüğü, TDK) Abbas : Arapça, isim. 1.Arslan, 2. Hz. Muhammed'in amcalarından, Mekke'nin fethinde müslüman olan zat. (Ferit Devellioğlu, Osmanlıca-Türkçe Ansiklopedik Lugat) Abçı : 1. Şaşırmak, sendelemek, çekinmek, ürkmek, bezmek, cesareti kırılmak, canı sıkılmak, 2. Zarar görmek, harap olmak. (Karaçay Malkar Türkçesi Sözlüğü, TDK) Abcıtuv : Zarar vermek. (Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova) Abdal: Halk adı. (Edouard Chavannes, Batı Türkleri Tarihi) Abdal: Halk adı. Bu halkı Heftalitler olması görüşü kabul edilmemektedir. (Edouard Chavannes, Batı Türkleri Tarihi) Abdez : Abdest. (Karaçay Malkar Türkçesi Sözlüğü, TDK)
Abdest: İslâm'da
bazı ibâdetlerin yerine getirilmesi için yapılan ve bizzat kendisi ibâdet olan
temizlenme. Abdest kelimesi Farsça'da su anlamına gelen "âb" ile el anlamına
gelen "dest" kelimelerinden oluşmuş birleşik bir isimdir. Arapça karşılığı olan
"vudû" kelimesi hadislerde kullanılmıştır. Kur'ân-ı Kerim'de ise temizlik
anlamında "tahâret" ve "zekâ" kelimeleri geçmektedir. Vudû' kelimesi güzellik ve
temizlik anlamına gelmektedir. Dolayısıyla ibâdete başlanmadan önce insanın iç
dünyasını güzelleştirmesi ve dışını da iyice temizlemesi gerekir. Abezek : Kız ve erkeklerin kol kola girerek oynadıkları bir Karaçay-Malkar dansı. Abezekge bar: Abezek dansını yapmak. (Karaçay Malkar Türkçesi Sözlüğü, TDK) Abıçar : Subay. (Karaçay Malkar Türkçesi Sözlüğü, TDK) Abınçak : Düşücü. (Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova) Abınduv : Her zaman şanssızlık yaşayan, yanlışlarını tekrarlayan insan. (Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova) Abıngı : Akşam. (Karaçay Malkar Türkçesi Sözlüğü, TDK) Abınsız :İşini düşünerek yapan, yanlışını tekrarlamayan insan. (Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova) Abıstol : Karaçay Malkar Türkçesi'nde kasım ayı. (Karaçay Malkar Türkçesi Sözlüğü, TDK) Abıstolnu art ayı : Karaçay Malkar Türkçesi'nde aralık ayı. (Karaçay Malkar Türkçesi Sözlüğü, TDK) Âbi : Arapça, sıfat. Çekinen nazlanan, sakınan, tiksinen. (Ferit Devellioğlu, Osmanlıca-Türkçe Ansiklopedik Lugat) Âbi : Farsça, isim. 1. Ayva 2. Suda yaşayan ve suda hasıl olan 3. Açık mavi. (Ferit Devellioğlu, Osmanlıca-Türkçe Ansiklopedik Lugat) Âbid : Farsça, isim. Kıvılcım. (Ferit Devellioğlu, Osmanlıca-Türkçe Ansiklopedik Lugat) Abid : Arapça, isim. Kullar, köleler. (Ferit Devellioğlu, Osmanlıca-Türkçe Ansiklopedik Lugat) Âbid : Arapça, sıfat. İbadet'ten. İbadet eden, tapınan. (Ferit Devellioğlu, Osmanlıca-Türkçe Ansiklopedik Lugat) Abou Müslim: Horasan’ın Arap guvernörü. (Edouard Chavannes, Batı Türkleri Tarihi) Abrek : Kafkas, Karaçay Malkar akıncısı, eşkıya. Kafkas-Rus savaşlarında Ruslar'la çarpışan silahlı Kafkas süvarileri. (Karaçay Malkar Türkçesi Sözlüğü, TDK) Absimti : Sumerler’de Ur Kralı Şu-Sin’in annesi (Kramer)
Abydos
:
Çanakkale,
Troas bölgesinde İlkçağ kenti.
Abu : Sumer tanrısı Enki’nin hasta olan organlarından birini iyileştirmesi için Ninhursag tarafından yaratılan bir tanrı. (Kramer) Abzar : Avlu. (Karaçay Malkar Türkçesi Sözlüğü, TDK) Abzu : Sumerler’de deniz, dipsiz derinlik; su tanrısı Enki’nin evi. (Kramer)
Âb-ı Hayât :
İçene ölümsüz bir
hayat verdiğine inanılan su. Âb, Farsça'da "su", hayat ise Arapça'da "yaşam"
demektir. Buna, âb-ı hayat, âb-ı Hızır, aynü'l-hayat, nehru'l-hayat da denilir.
Anlamları; hayat suyu, Hızır suyu, hayat pınarı ve hayat ırmağı demektir. Ab-zohr : Ölülerin şerefine yere dökülen içki, Yasna'nın bir bölümü. (Ateşe Tapmayanlar) Âbid
: İbâdete
düşkün, çok ibâdet eden kimse. Çoğulu ubbâd, âbidîn ve âbidûn'dir. Aca : İlk çocuk. (Karaçay Malkar Türkçesi Sözlüğü, TDK) Acal : Ecel. Acalga bolcal cok : Ecele vade yok. (Karaçay Malkar Türkçesi Sözlüğü, TDK) Acai-han : Tatar prensi. (Moğollar'ın Gizli Tarihi) Acaşuv : Kaybolmak, kendinden geçmek. (Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova) Acinai : Binbaşı. (Moğollar'ın Gizli Tarihi) A-ce-ste : (Türkler’in) Aşidz kolunun ismi. (Gumilöv) Achaimenidalar : İran’da (M.Ö.550-330) hüküm süren ilk İran hanedanın adı. (Czegledy) Aci : Değerli, kıymetli, yararlı. (Karaçay Malkar Türkçesi Sözlüğü, TDK) Aciman : Gökyüzü. (Karaçay Malkar Türkçesi Sözlüğü, TDK) Acir : Öfkeli, kindar, kötü. (Karaçay Malkar Türkçesi Sözlüğü, TDK) Acir : Erkek at, aygır. Acirge aylan: Kısrağın aygırla çiftleşmesi. (Karaçay Malkar Türkçesi Sözlüğü, TDK) Acivaz : Yabani sarımsak. (Karaçay Malkar Türkçesi Sözlüğü, TDK) Acü-mücü : Bit-Böcek. (Karaçay Malkar Türkçesi Sözlüğü, TDK)
Acz :
Bir
nesneye gücü yetmemek, kudreti olmama durumu, güçsüzlük, kifâyetsizlik. Bu
sıfatları üzerinde bulunduran kimseye de âciz denir. Acz, kudretin zıddıdır. Bir
şeyi yapmaya gücü yetmeyen kimse ondan âcizdir. İslâm'da mükellefiyet
(yükümlülük)'ler kudrete bağlıdır. Bir şeyi yapmaktan âciz olan onunla mükellef*
değildir. Allah hiç kimseyi gücünün yetmeyeceği bir şeyle yükümlü tutmaz. Allah
kullarının âciz kaldığı konularda onlar için bazı kolaylıklar getirmiştir.
Meselâ su bulamayan ya da kullanmaktan âciz olan kimse teyemmüm eder. Namazda
ayakta durmaktan âciz olan kimse namazını oturarak kılar, oturmaktan da âciz ise
işâretle kılar. Ramazan orucunu tutamayacak kadar hasta ve âciz olan kimse yer,
sonra iyileşince kaza eder. Hacca gitmeye kudreti olmayana hac farz değildir .Acz,
ehliyet ârızalarındandır. Bir işi yapmak için insanın ona ehil olması gerekir.
Buna edâ ehliyeti diyoruz ki iki kısma ayrılır: Aç : Aç, açlık. (Karaçay Malkar Türkçesi Sözlüğü, TDK) Aç cıl : Açlık yılı (Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova) Açada : Eşek. (Karaçay Malkar Türkçesi Sözlüğü, TDK) Açav : Hediye, bahşiş. (Karaçay Malkar Türkçesi Sözlüğü, TDK) Açay : Acıkmak. (Karaçay Malkar Türkçesi Sözlüğü, TDK) Açdır : Açtırmak. (Karaçay Malkar Türkçesi Sözlüğü, TDK) Açemez : Nart destanlarında bir kahramanın adı. (Karaçay Malkar Türkçesi Sözlüğü, TDK) Açey : Nert destanlarında bir kahramanın adı. (Karaçay Malkar Türkçesi Sözlüğü, TDK) Açeyim toz : Bir tür totem, put. (Karaçay Malkar Türkçesi Sözlüğü, TDK) Açha : Para. (Karaçay Malkar Türkçesi Sözlüğü, TDK) Açhasız : Bedava. (Karaçay Malkar Türkçesi Sözlüğü, TDK) Açhıç : Anahtar. Açı : 1. Acı, 2. Acımak, 3. Maden suyu, 4. Zarar görmek. . (Karaçay Malkar Türkçesi Sözlüğü, TDK) Açıgan : Ekşi. (Karaçay Malkar Türkçesi Sözlüğü, TDK) Açık : Açık. (Karaçay Malkar Türkçesi Sözlüğü, TDK) Açıl : Açılmak. (Karaçay Malkar Türkçesi Sözlüğü, TDK) Açihşirun : Kereitler'in Tubegan Ailesi'nden. (Moğollar'ın Gizli Tarihi)
Ad
:
Palaca
“yemek” anlamına gelir. (S.Alp)
Ad :
Luwice “yemek” anlamına gelir. (S.Alp) Adab : Lagaş ile Nippur’un ortasında bulunan, önemli bir Sumer kenti. (Kramer) Âdâb
: Ahlâk, terbiye
ve nezâket kuralları. Birini ziyafete davet etme mânâsını ifade eden edep,
İslâm'ın güzel saydığı söz ve davranışlardır. Bu itibarla edep, insanların
kendisine davet olunan bilumum hayır, zarâfet, usluluk ve güzel ahlâk demektir.
Seyyid Şerîf, (et-Tarifât) adlı eserinde edebi, "bütün hatâ türlerinden
kendisiyle korunulan şeyi bilmekten ibarettir" diye tarif etmektedir. Edeb,
insanı ayıplanma ve kötülenme sebeplerinden koruyan nefsin köklü bir kuvvetidir.
"Nefs edebi" ve "ders edebi" olmak üzere ikiye ayrılan edeb'in birincisi
acelecilik ve sinirlilik gibi doğuştan olan edeb, ikincisi ise daha sonra elde
edilen ve "mekârim-i ahlâk"* (güzel ahlâk) olarak da isimlendirilen edebtir . Adabiyat : Edebiyat. (Karaçay Malkar Türkçesi Sözlüğü, TDK) Adam : Adam, insan. (Karaçay Malkar Türkçesi Sözlüğü, TDK) Adar : Ateş, ateşin üzerinde hakimiyeti olan meleğin adı, Zerdüşt dinî takviminde ayın 9.günü. (Ateşe Tapmayanlar) Adarbad Mahraspandan : Zerdüştîler'de büyük din adamı. (Ateşe Tapmayanlar) Adar Burzin : Zerdüştîler'de en büyük üç kutsal ateşten biri. (Ateşe Tapmayanlar) Adav : Tırmık. (Karaçay Malkar Türkçesi Sözlüğü, TDK) Aday güttü : Yonca. (Karaçay Malkar Türkçesi Sözlüğü, TDK) Adcılık : (Alm. Nominalismus, Fr. Nominalisme, İng. Nomanalism) (Eski terimle ismiye) Kavramların gerçek varlıklar olduğunu kabul eden kavram gerçekçiliğine karşıt olarak, tümel kavramların yalnızca nesnelerin adları olduğunu ileri süren görüş. (Felsefe Terimleri Sözlüğü, TDK, 1980)
Adduwali
:
Luwice “kötü” anlamındadır. (S.Alp) Adeb : 1.Edep, 2. Soy. (Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova) Adem
: Yokluk, hiçlik,
fena, bulunmama. İki çeşit adem bulunduğu belirtilmiştir. Bunlardan biri mutlak,
diğeri ise mukayyed yokluktur. Meselâ "Evde ekmek yoktur" cümlesinde ekmek; eve
nisbetle yoktur. Yani bu durum, ekmeğin mutlak olarak değil, belirli bir anda
bulunmamasını gösterir. Bu şekilde, "var fakat mevcut değil" manasındadır.
Mutlak yoklukta, böyle bir şartlı yokluk söz konusu değildir. Kesin bir yokluk
durumu vardır. Adet : Âdet, töre, gelenek. (Karaçay Malkar Türkçesi Sözlüğü, TDK) Âdetullah : Allah'ın kanunu, sünneti. Âdet, geri dönmek manasına olan Avd'dan isimdir. Aslı avdettir. Aynı zamanda âdet; İsti'mâlin eş anlamlısıdır. (İslam Ansiklopedisi) Adharbardja: Eyalet (Azerbaycan). (Edouard Chavannes, Batı Türkleri Tarihi) Adıham : Şaman, büyücü. (Karaçay Malkar Türkçesi Sözlüğü, TDK) Adısız : Ruhsuz, cansız. (Karaçay Malkar Türkçesi Sözlüğü, TDK) Adil : İdil Nehri. (Moğollar'ın Gizli Tarihi) Âdil-i Mutlak : Mutlak ve hakiki adâlet sahibi. Yegâne mutlak adalet sahibi Allah'tır. Allah herkese yaptığının karşılığını verir. Hiç kimseye zulmetmez. "Şüphesiz Allah zerre kadar haksızlık yapmaz. " (en-Nisa, 4/40) insanların kendileri âciz ve noksan oldukları için adaletleri de tam değildir. Ne kadar adaletli olmaya çalışsalar, hakkıyla adalet yapamazlar. Allah ise her türlü âcizlik ve noksanlıktan yücedir. O nedenle O'nun adaleti tam ve kâmildir. O, mutlak adalet sahibidir. (İslam Ansiklopedisi) Adizi: (Ediz) Kültegin yazıtlarında sözü geçen Uygur kabilesi. (Edouard Chavannes, Batı Türkleri Tarihi) Adn
Cenneti :
Cennet'in en güzel yerlerinden biri. "Adn" sözlükte yerleşmek, bir yerde iskân
etmek anlamına gelir. Adn Cenneti, peygamberlere, sıddîklara, şehitlere mahsus,
içinde gözlerin hiç görmediği, insanın hatırından geçmeyen muazzam güzelliklerin
bulunduğu muhteşem Cennet'in adıdır. Bu tarif Hz. Peygamber'den rivayet edilen
bir hadîse dayanılarak yapılmıştır. Allahü Teâlâ buraya giren kimseleri överek
"Sana girecek olanlara ne mutlu!" buyurmuştur. Ayrıca Adn Cenneti'ne Cennet'teki
bir şehir veya nehir ismi diyenler de vardır. (ez-Zemahşerî, el-Keşşâf, Beyrut
(t.y.) II, 207; el-Beydâvî, En vâru't- Tenzîl, Mecmefu't- Tefâsir III, 157; en-Nesefî,
Medarikü'l-Tenzîl; III, 157-8; el-Hâzin, Lubâbü'tTevîl, III, 157) Bunlardan
başka Cennet'in en üst makamı, Cennet'in ortası, birçok kapılı burçları olan
Cennet'teki bir köşk diyenler de vardır (el-Hazin, a.g.e., III, 158) Ancak bu
görüşlere pek itibar edilmeyip Adn Cenneti'nin ayrı bir makam ve hatta "Cennetler"den
ibaret olduğu ifade edilmektedir. Adn Cenneti Kur'an-ı Kerim'de ondan fazla
yerde geçmektedir. Dünyada yaptıkları işe göre buraya girebilecek olan müminler
ve Adn Cenneti'nin güzelliği bu ayetlerde açıklanmıştır: "Allah mümin erkeklere
ve mümin kadınlara, kendileri içinde ebedî kalıcılar olarak, altından ırmaklar
akan Adn Cenneti'ni ve çok güzel meskenler va'd etti Allah'ın rıdvânı (rızası)
hepsinden daha büyüktür. İşte bu, büyük kurtuluştur" (et-Tevbe, 9/72) "Sana
Rabbinden indirilen şeyin gerçekten hak olduğunu bilen kimse, (onu bilmeyen) kör
gibi midir? Ancak sağduyu sahipleri iyice düşünürler O sağ duyu sahipleri ki,
Allah'a verdikleri ahdi yerine getirirler, anlaşma ve sözleşmelerini bozmazlar
Yine onlar ki, Allah'ın ulaştırılmasını (yerine getirilmesini) istediği şeyi
ulaştırırlar Rablerinden korkarlar ve kötü hesaptan da endişe ederler Onlar ki,
Rablerinin rızasını dileyerek sabrederler, namazlarını dosdoğru kılarlar,
kendilerine verdiğimiz rızıktan gizli ve açıktan Allah yolunda harcarlar,
kötülüğü iyilikle savarlar; işte bunlara dünya yurdunun güzel sonucu,
girecekleri Adn Cennetleri vardır. Bunlardan, eşlerinden, çocuklarından,
kendilerini düzeltip, iyiler sınıfına girenler de onlarla beraber oraya
gireceklerdir Melekler de her kapıdan onların üzerlerine girerler de,
"sabretmenize karşılık selâm size, burası dünya yurdunun ne güzel sonucudur!'
derler" (er Ra'd, 13/19-24; Ayrıca bk. en-Nahl, 16/31) Diğer bir ayette de (el-Kehf,
18/30-31) söz konusu cennetlere gireceklerin özellikleri olarak şunlar
sayılmaktadır: Allah'a iman etmeleri ve güzel, yararlı işler (salih amel)
yapmaları. Öbür bazı ayetlerde de (Meryem, 19/60-61; Tâhâ, 20/75-76) tevbe edip,
iman eden ve yararlı işler yapanların da Adn Cenneti'ne girecekleri haber
verilmektedir. Kur'an-ı Kerim'de hayatlarında iman ederek kendilerine
zulmetmeden, orta (muktesid) bir yol tutanlar, hayırda ileri gidenler de aynı
şekilde bu Cennet'e girecekleri ve burada altın bileziklerle ve incilerle
süslenecekleri, elbiseleri ipekten olacağı açıklanarak, Adn Cenneti'ne girdikten
sonra Allah'a hamdederek, kendilerinin sonsuz olarak kalacakları bir konağa
yerleştirilecekleri ve artık orada kendilerine ne bir yorgunluk, ne bir usanma,
ne de bir bıkkınlık gelmeyeceği (Fâtır, 35/32-) anlatılmaktadır.
Adramyttion
:
Edremit.
Adulis
:
Zula.
Adyton :
Tapınağın en kutsal odası.
(E.Akurgal) Aeşma : Şeytanın gazabı. (Ateşe Tapmayanlar) A-fa: Tölös Kabilesi. A-po, A-tie, Ho-tie ve Hie-tie’ye bakınız. (Edouard Chavannes, Batı Türkleri Tarihi) Aferin : Farsça, isim. Beğenme, alkış, yaşavarol, bravo. (Ferit Devellioğlu, Osmanlıca-Türkçe Ansiklopedik Lugat) -âferin : Farsça, sıfat. Yaratan, yaratıcı. (yaratmak manasına gelen Farsça âferiden mastarından.) (Ferit Devellioğlu, Osmanlıca-Türkçe Ansiklopedik Lugat) A-fou: Üstadın kaynağı-Karaşar yakınlarında bir yer. (Edouard Chavannes, Batı Türkleri Tarihi) Afrasiyab: Türklerin efsanevi ataları. (Edouard Chavannes, Batı Türkleri Tarihi) Afrasiyab : Turan kıralı. (Ateşe Tapmayanlar) Afrin : Zerdüştîler'in özel takdis duaları (Ateşe Tapmayanlar) Afrinagan : Zerdüştîler'de birçok bölümlü takdis töreni. (Ateşe Tapmayanlar) Afrodit: (Eski Yunan'da) Aşk, güzellik, eğlence tanrıçası. Simgeleri, kuğu, serçe, güvercindir. (Estin-Laporte)
Afşar,
Avşar :
İsim olarak kullanılır. 1. İşi çabuk işleyici, işleri
çabuk yapan. 2. İtaatli. 3. “Toplayıcı, zaptiye mübaşiri” (A.Vambery).
4. “Müsaade etmek, itaat etmek” (G.Nemeth). 5. Çevik, ava meraklı (Reşideddin).
6. Oğuzlar’ın 24 boyundan biri. (A. Erol)
Afşın
:
İsim olarak kullanılır. 1.Zırh, siper, silahlı, pusat. 2. Batı Türkistan’da
beğlik ünvanlarından biri. 3. Sultan Alparslan’ın komutanlarından birinin
adı. (A. Erol)
Ag
:
Hurrice
“getirmek” anlamına gelir. (S.Alp) Aga : Ağabey, büyük erkek kardeş. (Karaçay Malkar Türkçesi Sözlüğü, TDK) Aga-boulak: Turfan ile Karaşar arasında bir yer. (Edouard Chavannes, Batı Türkleri Tarihi)
Ag(e)
:
Urartuca
“getirmek” anlamına gelir. (S.Alp) Agaç : 1. Ormanlık alan, ormanlık bölge, 2. Tahta, ağaç. (Karaçay Malkar Türkçesi Sözlüğü, TDK) Agaç işlevçü : Marangoz. (Karaçay Malkar Türkçesi Sözlüğü, TDK) Agaç kakgıç, agaç tavuk : Ağaçkakan. (Karaçay Malkar Türkçesi Sözlüğü, TDK) Agaç kişi : 1. Avcı, 2. Masallarda anlatılan orman devi, 3. Masallarda ormanda yaşayan cin. (Karaçay Malkar Türkçesi Sözlüğü, TDK) Agaç koyan : Sincap. (Karaçay Malkar Türkçesi Sözlüğü, TDK) Agade : Büyük Sargon’un kurup başkent yaptığı, Sumer’in kuzeyinde bulunan bir kent. Kısa bir süreliğine kadim dünyanın en zengin ve güçlü kenti olmuştur. Sumer kaynaklarına göre, Sargon’un torunu Naram-Sin’in hükümdarlığı sırasında harap edilip, viraneye çevrilmiş ve sonsuzluğa değin lanetlenmiş bir kent olarak kalmıştır. Sargın ve hanedanlığının ardından, Sumer diye bilinen ülke Sumer ve Akad adını almıştır. Akad Agade’nin farklı bir söylenişidir. (Kramer) Agar : Beyazlaşmak, ağarmak. (Karaçay Malkar Türkçesi Sözlüğü, TDK) Agga : Birinci Kiş hanedanlığının bir hükümdarı, Gılgamış ve Agga destanındaki baş kahramanlardan biri. (Kramer) Agiary : Zerdüştîler'de ateş tapınağı. (Ateşe Tapmayanlar) Aghovamie: veya Abdamie, Kafkasya’da. (Edouard Chavannes, Batı Türkleri Tarihi) Agnostizm: Bilinmezcilik olarak tanımlanan Tanrı'nın varlığının ya da yokluğunun şu an için bilinemeyeceğini öngören felsefe akımı. Kökeni eski Yunan'daki Sofistlere kadar uzanan Agnostisizm kelime olarak eski Yunanca'daki agnostos, yani "bilinemez olan" kelimesinden gelir. Gerçekte, bir dinden ya da öğretiler bütününden ziyade bir konsepttir. "Bilinmezcilik" olarak tanımlanması, aslında dinlerin öne sürdüğü Tanrı anlayışının gerçekliğinin bilinemezliği değildir. Bu akım, insanın bilme yetisinin sınırlı olduğunu ve bu nedenle, görülebilenin ardındaki hakikati yakalayamayacağını savunur. Thomas Henry Huxley, agnostisizm'i tanımlarken insanların ölüm sonrası ve tanrının varlığı konularında akıl yürütmekten kaçınmaları gerektiğini söylemekle kalmamış, bu bakış açısından değerlendirildiğinde değillenemeyecek hiçbir önerme ya da yanlışlanamayacak hiçbir bilgi olmadığını da eklemiştir. Agnostisizm, tüm dinleri ve dolayısıyla onların tanrılarını kesin olarak reddeder. Fakat, Teizmin sundukları dışında; doğaya müdahale etmeyen, belki bilinci dahi olmayan bir Tanrı'nın olup olamayacağını bilemeyeceğimizi öngörür. Felsefi bir ekol olarak kayıtlara geçmesi 19. yüzyılın ikinci yarısına denk gelir, Batı felsefesindeki başlıca temsilcileri Herbert Spencer, William Hamilton ve Leslie Stephen’dir. Agnostisizm'in Doğu'daki karşılığını ise tasavvufun hemen her kolunda bir miktar bulmak mümkündür. Araştırma için Türkçe kaynak olarak 1997 yılında Vadi Yayınları'ndan çıkan Şinasi Gündüz'ün Son Gnostikler: Sabiiler, İnanç Esasları ve İbaretleri adlı kitaba bakılabilir. (tr.wikipedia.org) İnsanın, kendi deneyimleriyle elde ettiği olguların ötesinde hiçbir şeyin varlığını bilemeyeceğini ileri süren öğreti. Agnostisizm hem bir terim, hem de felsefi kavram olarak Thomas Huxley tarafından ortaya atıldı. Huxley agnostik sözcüğünü hem geleneksel Yahudi-Hıristiyan tanrıcılığını, hem de tanrıtanımazlık öğretisini reddederek Tanrının varlığı sorununu ortada bırakan düşünürler için kullandı. Terim daha sonra geriye götürülerek bütün bilinemezci öğretileri kapsamıştır. Agnostisizm, tarihsel olarak bilimin denetiminden yoksun insan düşüncesinin düştüğü büyük yanılgılara bir tepki olarak ortaya çıkmıştır. İlk tepkiyi Yunan antikçağ bilgicilerinden duyumcu sofistler vermiştir. Onlara göre bilgi duyuların sonucudur ve duyular dışında bilgi edinemez ve herkes için geçerli bilgi olamaz. (geocities.com)
Agonothetes :
Yarışmaların düzenlenmesinden
sorumlu görevli. (G.Bean)
Agora
:
Pazar
yeri. (E.Akurgal) Agurça : Salatalık, hıyar. (Karaçay Malkar Türkçesi Sözlüğü, TDK) Ağaç usta : Ağaçtan eşya yapan usta. (Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova) Ağan: (Türkçe) 1. Yerin hava yuvarına girince, sürtünmeden dolayı akkor duruma gelen ve ardından bir ışık çizgisi bırakarak geçen gök cismi, akan yıldız, ağma. 2. Göğe doğru yükselen, yukarı çıkan. 3. Akan yıldız, kayan yıldız. (tdk.gov.tr) Ağanak :Yeraltındaki suyun yeryüzüne sızdığı yer. (Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova) Ağanbüke: (Türkçe) Göğe doğru yükselen hanım, göğe doğru yükselen güzel.(tdk.gov.tr) Ağartuv : Şaka yapmak. (Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova) A-hoan veya O-hoan: Aboulfeda’da War-waliz (valvalie) Renmal çevirisi. (Edouard Chavannes, Batı Türkleri Tarihi) Ahamenian : Büyük Cyrus tarafından M.Ö. 559 yılında kurulmuş ve M.Ö. 339 yılında Büyük İskender tarafından yıkılmış olan Pers hanedanlığı. (Ateşe Tapmayanlar) Ahd-i
Atik : Eski ahid,
eski sözleşme. Ehl-i kitap yani yahudî ve Hristiyanlarca kutsal sayılan
kitaplardan bir kısmı. Ahdi atik'in Rab Yahve (Yahova) ile İsrailoğulları
arasındaki bir sözleşme olduğuna inanılır. Yahudi inancına göre Rab, Hz. İbrahim
(a.s.) ile bir sözleşme yapmış, aynı sözleşme daha sonraki peygamberler ile de
tekrarlanmıştır. Bu sözleşme ile Rab Yahova İsrailoğullarını kendi kavmi ilân
etmiş ve onları diğer insanlardan üstün kılacağını, onları Arz-ı Mev'ud* (Vadedilmiş
Topraklar)'a götüreceğini söylemiştir. Yahudiler de bu vaade karşılık Rablerine
verdikleri sözü tutup onun emirlerinden çıkmayacaklardı. Ahd-i Atik'in ilk
otuzdokuz bölümünün kutsallığı konusunda görüş birliği olup, bunlar Kitab-ı
Mukaddes'in ilk kısmını oluştururlar. Dokuz tanesi ise sadece Katolikler
tarafından kutsal sayılmaktadır. Ahd-i
Cedid : Yeni ahid,
yeni sözleşme. Hıristiyanlara göre, putperestliğe sapan Yahudîlerin bu
durumlarına acıyan Cenâb-ı Allah, İsrâiloğulları ile yeni bir sözleşme
yapmıştır. Bu sözleşme Hıristiyan inancına göre, Allah'ın kendi oğlunu insan
şeklinde dünyaya göndermesi, Mesih'in çarmıha gerilmesi ve öldürülüp tekrar
diriltilmesi gibi sapık bilgilerle yoğrulmuş bir akîdeyi yansıtan muharref kitap
İncil'den ibarettir. Buna göre Ahd-i Cedîd yalnız Hıristiyanlara ait olan kutsal
kitaba yani İncil'e verilen isimdir. Yahudiler ve Hıristiyanların müşterek
olarak inandıkları Ahd-i Atik'in otuz dokuz bölümü ile Ahd-i Cedîd bir araya
getirilerek bunlara "Kitâb-ı Mukaddes" adı verilmiştir. Ahılık : Sahalar’da “yemek” anlamına gelir. (Saha Halk Edebiyatı) Ahi,
Ahilik :
Selçuklular ve Osmanlılar döneminde Anadolu'da kurulan üretici, esnaf ve çiftçi
yardımlaşma teşkilâtı, Ahî Arapça'da "Kardeşim", Türkçe'de "Cömert" olan akı
anlamında kullanılmaktadır. İslâm ortaçağında ortya çıkmış bulunan ve daha çok
bir esnaf teşkilâtı olan Ahîlik (veya fütüvvet) yiğitlik ve cömertlik esasları
üzerinde kurulmuştur. Öncelikle esnafın mensup olduğu bu teşkilât daha sonraları
ve özellikle sınır boylarında fetihlerin Batı'ya doğru götürülmek istendiği
noktalarda bütün sınır boyu sâkinlerinin katıldığı bir kuruluş haline gelmişti.
Arapça'da genç, yiğit, delikanlı ve cömert kişi anlamında olan "Fetâ"
kelimesinden türetilerek adına "Fütüvvet" denilen bu teşkilâtın mensupları
birbirlerine kardeşim anlamında olan "Ahî" kelimesiyle hitap ettikleri için bu
kelimeden alınarak teşkilât mensuplarına da "Ahîler" denilmekteydi. Ahîlik
teşkilâtı özellikle Anadolu'nun yurt edinilmesinde ve bilhassa halk ve esnaf
arasında İslâmî prensip ve emirlerin uygulanmasında büyük bir rol oynamıştır. Ahimsa : Sanskritçe’dir, "şiddet" anlamına gelir. (J.P.Roux) Âhir
Zaman : Hz.
Peygamber (s.a.s.)'in İslâm'ı tebliğinden başlayıp kıyametin kopmasına kadar
geçecek olan müddet hakkında kullanılan bir terim. Ahlakçılık : (Alm. Moralismus, Fr. Moralisme, İng. Moralism) (Eski terimle ahlakiye) 1. Ahlakı en yüksek değer ve en yüksek erek olarak gören dünya görüşü. 2. Her şeyi ahlak açısından değerlendiren tek yanlı görüş. (Felsefe Terimleri Sözlüğü, TDK, 1980) Ahluluk : Akrabalık. (Karaçay Malkar Türkçesi Sözlüğü, TDK) Ahmed B.Hanbel : (164-241 /780-855) Ebu Abdullah Ahmed b. Muhammed b. Hanbel b. eş-Şeybâni el-Mervezî, Hanbelî mezhebinin imamı, muhaddis, mutlak müctehid. 164/780 yılında Bağdat'ta doğan Ahmed'in babası Muhammed b. Hanbel otuz yaşında ölmüş, onu annesi Sâfiyye binti Meymune büyütmüştür. Kendisi Arap olup, Şeybân kabilesine mensuptur ve soyu, Nizar kabilesinde Hz. Peygamber (s.a.s.)'in soyu ile birleşmektedir. Ahmed'in dedesi Hanbel, Emeviler döneminde Serahs valiliği yapmıştır. İlk eğitimini bir ilim ve kültür merkezi ve aynı zamanda Abbâsîlere başkent olan Bağdat'ta aldıktan sonra dini ilimlere yönelen Ahmed, İslâm'ı bütün yönleriyle yaşamak istedi. Bu arzu onu Peygamber (s.a.s.)'in hadisleriyle uğraşmaya götürdü. Daha çocukken Kur'an-ı Kerîm'i ezberlemişti. Diğer dini ilimleri okuduktan; Arapça'yı ve dil bilgisini geliştirdikten sonra bütün mesaisini hadislere ayırmıştı. O, ayrıca Farsça da bilmekteydi. Hadis toplama, ezberleme ve yazma onda bir tutku haline gelince, Basra, Hicaz, Kûfe ve Yemen gibi ilim merkezlerine birçok seyahatler yaparak buralarda bulunan ulema ve muhaddislerle görüşmüş, râvileri bulmuş ve onlardan hadis almıştır. (İbnü'l Cevzî, Menakıbu'l İmam Ahmed b. Hanbel, s. 183 vd.) Üçünde parasızlıktan ötürü yaya olmak üzere beş defa hacca gittiği, İmam Şâfiî ile ilk defa Hicaz'da tanıştığı, yolculuklarında fakir olduğundan büyük sıkıntılarla karşılaştığı, Yemen'deki muhaddis Abdurrezzak b. Hemmam (ö. 211)'dan hadis almak için Yemen'e giderken yolda parası bitince hamallık yaptığı kaydedilmektedir. (İbn Kesîr, el-Bidâye ve'n-Nihâye, X, 329) Ravilerden hadislerle birlikte sahâbe ve tabiine dair ulaşan butun rivayetleri almıştır. Fıkhi bilgisini ve usûl-i fıkhı Ebu Yusuf* ve imam Şafii'*den aldığı derslerle kuvvetlendirmiş, toplayıp tedvin ettiği hadis ve sahâbe fetvalarını fıkhının dayanağı yapmıştır. Kırk yaşından sonra, topladığı beş bine yakın talebeye ders vermiştir. (İslam Ansiklopedisi) Ahmet, Ahmed : İsim olarak kullanılır. Arapça’dır.
1. Övülmeye layık, beğenilmiş anlamlarına gelir. (A. Erol) Ahriman : Mazdeizm ve Zerdüştçülükte Ahura Mazda’nın rakibi, karanlıklar ve kötülükler ruhu. (J.P.Roux)
Ahsen : İsim olarak kullanılır. Pek güzel, daha yakışıklı,
daha güzel anlamlarına gelir. (A. Erol) Ahtaruv : 1. Bir şeyi açmak, kesin sonuca ulaştırmak, 2. Aktarmak. (Kanını ahtarsan uyalmaz: Kanını son damlasına kadar akıtsan bile utanmaz.) (Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)
Ahu
:
Palaca
“içmek” anlamına gelir. (S. Alp) Ahu : Zerdüştîler'de ruhani lider. (Ateşe Tapmayanlar) Ahunawad : Zerdüştîler'de ilk gatanın adı. Gatalar'ın ilk gününün ismi. (Ateşe Tapmayanlar) Ahunwar : Zerdüştîler'in kutsal duası. (Ateşe Tapmayanlar) Ahura Mazda : Zerdüştîler'de tanrı. (Ateşe Tapmayanlar) Ahutai : a) Tatarlar'dan Alçi'nin neslinden, b) Kin hükümdarı Altan Han'ın adı. (Moğollar'ın Gizli Tarihi) Ahura Mazda : Mazdeizm ve Zerdüştçülük’te yüce tanrı “Bilge Efendi”. (J.P.Roux) Aias: Akhilleus'tan sonra Yunanlar'ın en yiğit adamı. (Estin-Laporte) Âid : Arapça, sıfat. 1. İlgili, ilişikli, dolayı 2. Geri dönen 3. Bir hastayı ziyaret eden. (Ferit Devellioğlu, Osmanlıca-Türkçe Ansiklopedik Lugat) Âidat : Arapça, isim. Gelirler, kâr, kazanç, fayda. Aigina: Tanrı-ırmak Asopos'un kızı. Zeus tarafından bir adaya götürülür, ada onun adını taşımaktadır. (Estin-Laporte) Aigyptos: Poseidon ile Nil'in erkek torunu. Melampodlar'ın (Karaayak) ülkesini fetheder ve oraya kendi adını verir. Elli kızın babası, kendisinin kardeşi Danaos'a rahatlık vermez. (Estin-Laporte) Aila :
Akabe. Airyaman : Zerdüştîler'de arkadaşlık ve bağlık meleğinin adı. (Ateşe Tapmayanlar) Airyanem Vaejah : Aryanların yurdu. (Ateşe Tapmayanlar) Aither: Hesiodos'a göre Gece'nin oğludur; göğün Güneş'e en yakın bölümüdür. Aither 'eter) çok uçucudur, hafif ve saf olmayı ifade eder. (Estin-Laporte) Aix-la-chapella: Bugünkü Almanya’da Aahen. (Edouard Chavannes, Batı Türkleri Tarihi) Ajar-noar: Göl. (Edouard Chavannes, Batı Türkleri Tarihi) Ajax-tach: Nehir. (Edouard Chavannes, Batı Türkleri Tarihi) Ajım : Pişmanlık. Ajım etüv: Pişman olmak. (Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova) Ajımsız : 1. Mutlaka, şüphesiz, 2. Yaptığı kötülükten dolayı tövbe etmeyen acımasız insan. (Ajım etmegen adam : Pişmanlık duygusu olmayan, tövbe etmesini bilmeyen kişi.) (Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova) Ak : 1. Beyaz, ak, 2. Peynir, yoğurt gibi süt ürünlerinin genel adı, 3. Akmak, dökülmek, geçmek, elemek, elimine etmek. (Karaçay Malkar Türkçesi Sözlüğü, TDK) Ak : 1. Beyaz, 2.Sütün ürünlerinin genel ismi. (Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova) Ak terek : Beyaz kavak. (Karaçay Malkar Türkçesi Sözlüğü, TDK) Akbaş : 1. Üst tarafı beyaz olan nesne, 2. Koyun toynağının arasındaki et parçası, 3.Koyun toynağındaki meydana gelen irinli hastalık. (Karaçay Malkar Türkçesi Sözlüğü, TDK) Akad : bkz.Agade. Akad Hanedanlığı : Büyük Sargon tarafından kurulan hanedanlık. (Kramer) Akademi: (Alm. Akademie, Fr. Académie, İng. Academy) (Yun. Akademia) 1.. Platon’un Atina yakınlarında kurduğu, ölümünden sonra onun temel öğretisine bağlı kalmayarak, kuşkuculuğa sonradan da dogmacılığa kayan felsefe okulunun adı. 2. Rönesans’ta Platon düşüncesinin yenilenmesi ile 1440’ta Floransa’da kurulmuş olan Platoncu okul. (Felsefe Terimleri Sözlüğü, TDK, 1980) Akadlılar : Mezopotamya’nın Sami yerleşikleri. Sözcük yer adı Akad’dan türetilmiştir. (Kramer) Akatalepsia : (Yun.) Kavranılamazlık. Doğrunun ölçüsü olmadığını ileri süren kuşkucu görüşün sonucu olan durum. Bir sorunun çözümünü araştırmanın ilkece gerekli görülmemesi durumu. (Felsefe Terimleri Sözlüğü, TDK, 1980) Akatirler : Hun İmparatorluğu çağında, 5.yüzyıl boyunca Güneydoğu Avrupa bozkırında rol oynayan göçebe bir kavim. Bu ad kaynaklarda Akatzir biçiminde geçer. (Czegledy) Akatziri: Bir Hun ileri geleni. Sözcüğün, Moğolca baba anlamındaki aga sözü ile ordu anlamındaki çerig kökeninden geldiği söylenir. (Türkler'in Dili, Fuat Bozkurt, Kapı Yayınları) Akbaş : İsim olarak kullanılır. 1. Tane tutmamış çavdar
başağı (Kayseri). 2. Bir çeşit kaz. 3. Karnabahar anlamlarına gelir. (A.
Erol)
Akçalmas : İsim olarak kullanılır. Ak
ile çalmas (değmez) dan. Ak değmez. Karaşın (esmer) kızlara isim olarak
verilir. (A. Erol) Akgıl : Tereddüt. (Karaçay Malkar Türkçesi Sözlüğü, TDK) Akhroam: Amu Derya’nın kuzeyi. (Edouard Chavannes, Batı Türkleri Tarihi) Akhsikath: Fergana’da şehir. (Edouard Chavannes, Batı Türkleri Tarihi)
Akı : İsim olarak kullanılır. Eli açık, cömert
anlamlarına gelir. (A. Erol)
Akıd : İsim olarak kullanılır. Suyun güçlü olduğu,
geçit vermediği yer anlamına gelir. (A. Erol) Akıl : Karaçay Malkar Türkçesi'nde akıl, düşünce. (Karaçay Malkar Türkçesi Sözlüğü, TDK) Akıllı : Karaçay malkar Türkçesi'nde akıllı. (Karaçay Malkar Türkçesi Sözlüğü, TDK) Akılman : Karaçay Malkar Türkçesi'nde akıllı, zeki, önder. (Karaçay Malkar Türkçesi Sözlüğü, TDK)
Akın : İsim olarak kullanılır. 1. Kazak ve Kırgızlar’da
şair-musikiciye verilen ad. 2. Yağı topraklarına sefer ve istila hazırlığı,
tedirgin etme ve yıldırma, daha çok da yağma, talan, çapul gibi maksatlarla
yapılan baskın biçiminde savaş hareketi anlamlarına gelir. (A. Erol) Akırap, akrab : Karaçay Malkar Türkçesi'nde akrep. (Karaçay Malkar Türkçesi Sözlüğü, TDK) A-ki-ni: Karaşar Hiuen-tsang’a göre. (Edouard Chavannes, Batı Türkleri Tarihi) A-kie veya A-kie-ten: Beyaz dağ. Menandre’a göre Akdağ. (Edouard Chavannes, Batı Türkleri Tarihi) Akkagas: İskitler’in kraliçesi. (Edouard Chavannes, Batı Türkleri Tarihi) Akkalay : Alüminyum. (Karaçay Malkar Türkçesi Sözlüğü, TDK)
Akkemik : İsim olarak kullanılır. Soyu
temiz anlamına gelir. (A. Erol)
Ak-koyan : İsim olarak kullanılır. Ak
tavşan anlamına gelir. (Kazaklar’da.) (A. Erol)
Akman : İsim olarak kullanılır. 1. Çok beyaz, apak. 2.
Temiz iffetli anlamlarına gelir. (A. Erol) Akmak : Ahmak. (Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)
Akronion :
Akroenos, Afyon Kalesi.
Akropolis :
Yukarı şehir. Şehrin
bu en yüksek ve savunmaya elverişli kesimi, erken dönemlerde saray ve
konutları içermiş, ancak M.Ö. 5.yüzyıldan başlayarak tümüyle kutsal yapılara
ayrılmıştır. (G. Bean)
Akroter :
Alınlıkların tepesine ve iki
kenarına yerleştirilen süsler. (G. Bean) Aksa-tuksa : Topallamak, aksamak. (Karaçay Malkar Türkçesi Sözlüğü, TDK) Aksakal : Yaşlı, ihtiyar. (Karaçay Malkar Türkçesi Sözlüğü, TDK) Aksarı : Açık sarı. (Karaçay Malkar Türkçesi Sözlüğü, TDK) Akschounwar: Heftalitler’in Kralı. (Edouard Chavannes, Batı Türkleri Tarihi) Aksıl : Beyazımsı, beyaza çalan. (Karaçay Malkar Türkçesi Sözlüğü, TDK) Aksıl : Beyaza çalan kahverengi. (Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)Aksıman : Kirli beyaz. (Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova) Aksiyom : (Alm. Axiom, Fr. Axiome, İng. Axiom, Yun. Axioma) (Eski terimle mütearife) Türkçe belit. Başka bir önermeye geri götürülemeyen ve tanıtlanamayan, böyle bir geri götürme ve kanıtı da gerektirmeyip, kendiliğinden apaçık olan ve böyle olduğu için öteki önermelerin temeli ve öndayanağı olan temel önerme. 2. (Daha genel olarak) Apaçık olsun ya da olmasın tümdengelimli bir dizgenin başında yer alan, kendisi tanıtlanamayan, ama öteki önermelerin tanıtlanmasına yarayan önerme. (Felsefe Terimleri Sözlüğü, TDK, 1980) Aksou: Doğu Türkistan’da şehir. (Edouard Chavannes, Batı Türkleri Tarihi) Aksungur : İsim olarak kullanılır. Birleşik
isimdir. Sungur, doğan cinsinden bir av kuşudur; ak ve kara olmak üzere iki
çeşidi vardır. (A. Erol) Aksüyek : Karaçay Malkar Türkçesi'nde asilzade, aristokrat. (Karaçay Malkar Türkçesi Sözlüğü, TDK) Aksüyek biy :Ak kemikli bey, han soyundan olan, soylu. (Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova) Aktagh: (Akdağ) Kuça’nın kuzeyinde beyaz dağ, bkz.A-kie-tien ve Ektag. (Edouard Chavannes, Batı Türkleri Tarihi)
Aktı : İsim olarak kullanılır. Saf, masum anlamına
gelir. (A. Erol) Aktivizm : (Alm. Aktivismus, Fr. Activisme,, İng. Activism) (Eski terimle fiiliye) Türkçe Eylemcilik. İnsan yaşamı ve düşüncesinin başlıca gerçekliğinin etki, eylem ve yapıp etmelerde olduğunu öne süren öğreti ve dünya görüşü. Felsefe tarihinde değişik biçimlerde ortaya çıkmıştır: a. (Fichte’de) Dogmacılığa, doğalcılığa ve özdekçiliğe karşı düşünsel biçimde temmellendirilir. B. (Nietzsche’de) Anlakçılığa karşı gerçekçi-istenççi biçimde temellendirilir. C. (Marks ve Lenin’de) Bütün kuramsal dünya görüşlerine karşı, gerçekçi-özdekçi biçimde, dünyayı tanımak, yorumlamak değil de, değiştirmek isteyen bir dünya görüşü olarak belirir. (Felsefe Terimleri Sözlüğü, TDK, 1980)
Aktolun
:
İsim olarak kullanılır. Beyaz ay anlamına gelir. (A. Erol) Aktöre : (Eski terim ahlak). (Fr.éthique, İng. ethics). Bir toplumda, bir toplumsal kümede belli bir tarihsel dönemde benimsenmekte olan ve nesnel toplumsal yasalarla belirlenen doğru ve yanlışa ilişkin davranış kuralları. (Toplumbilimleri Terimleri Sözlüğü - TDK. 1980) Aktöş : Karaçay Malkar Türkçesi'nde gelincik. (Karaçay Malkar Türkçesi Sözlüğü, TDK) Aktüalizm : (Alm. Aktualismus, Fr. Actualisme, İng. Actualism) Türkçe Etkincilik. 1. (Genel anlamda) Tüm varlığın etkinlik olduğunu, bu etkinliğin bir taşıyıcı gerektirmediğini ileri süren felsefe öğretisi. En tutarlı temsilcisi Fichte’dir. Karşıtı bkz. Tözcülük. 2. (Özel anlamda) Başlıca temsilcisi Gentile olan İtalya yeni idealizminin adı. (Felsefe Terimleri Sözlüğü, TDK, 1980) Al altun : prenses, Cengiz Han'ın kızı. (Moğollar'ın Gizli Tarihi) Âl, Âlu Muhammed : Hz. Peygamber (s.a.s.)'in ailesi, ehl-i Beyt. Âl, ehil kelimesinden dönüşmüş olup, sözlükte; serap, âile, hısım, tabi ve taraf anlamlarına gelir. Ehlin çoğulu ehâlî'dir. Bir erkeğin evinde oturanlara "ehl-i beyt", bir mezhebi benimseyenlere "ehl-i mezheb", bir kimsenin hanımına "erkeğin ehli" denir. Âl ve ehil eş anlamlıdır. Ehlü'n-Nebî (s.a.s.) tabiri, Hz. Peygamber'in hanımları, kızları ve damadı Hz. Ali'yi yahut Resulullah'ın hanımları ile "ÂL" denilen erkeklerden ibaret olup torunlar ve zürriyetler buna dahildir. "Ehlü'l-Enbiyâ", her peygamberin ümmeti, demektir. Ehil, genel anlamlı bir isim olup, bir neseb, bir din, bir san'at, bir ev veya bir belde bağı ile meydana gelen insan topluluğu demektir (İbn Manzûr, Lisanü'l-Arab; Şemseddin Sami, Kâmus Tercemesi "âl" maddeleri). Ala : Sumerliler’in bir müzik aleti, olasılıkla tef. (Kramer) Ala : Karışık renkli, ala, parlak, açık. (Karaçay Malkar Türkçesi Sözlüğü, TDK) Ala : Karaçay Malkar Dili'nde zamanla ilgili bir söcük: Bir alada: Bazen, zaman zaman. (Karaçay Malkar Türkçesi Sözlüğü, TDK) A-la: Tokharistan’da şehir. (Edouard Chavannes, Batı Türkleri Tarihi) Alabulak : Maviye çalar karışık renk. (Alabulak köz : Mavimsi göz. Nazar değmede ve hipnoz etmede etkili olduğuna inanılır.) (Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova) Alabulak saluv : Kendinden geçirmek, telkin etmek, hipnoz etmek. (Nart Boyu Türkleri Hun Karaçaylıların Atasözleri, Soufilia Semenova)
Alaçuk : İsim olarak kullanılır. Kulübe
anlamına gelir. (A. Erol)
|