|
|
|
|
Oyunlar“...
Oyun,
doğada insanın, irade ve hareket gücüyle bir yaratma eylemidir. Oyun
bir taklit midir? Oyun,
bir yaratma eylemidir dedik. Bu daha çok taklide yönelik bir eylem midir? Oyun,
beşikten mezara kadar insanoğlunun ruhunda esen bir rüzgardır. Beşikteki
bebek, oyun ve oyuncakla avunur. Hele bir de yürümeye, konuşmaya başladı mı
dünyası oyunla süslenir. Dikkat
edilirse bu oyunların kaynağında aşırı bir taklitçilik vardır. Kız çocuğu
anasını taklit eder. Çer-çöp, çal çaputtan bebek yapar. Beşiğinde
sallar, ninnisini söyler, emzirir, uyutur, bunlar hep taklit duygusundan gelir. Erkek
çocuk ise babasını, başka erkekleri taklit eder. Bir sopaya ip bağlayarak
bacakları arasına alır, at gibi koşturur, ev yapar, dükkan işletir. Neyin
etkisinde kalmışsa onu canlandırmaya çalışır. Yani taklit eder. Bu
taklit etme duygusu, büyüdükçe birtakım sosyal olayların taklidi, yani
dramatize edilmesine yönelir. Köylerdeki kız kaçırma oyunu ‘hasta Minnoş’
oyunu sosyal olayların taklidinden başka nedir ki! Aslında bugün tiyatro adını
verdiğimiz oyun düzeni, dünün veya bugünün sosyal olaylarının taklidi değil
midir?” (Mehmet Önder, Köy Seyirlik Oyunlarının Kaynaklarına Doğru, s.437) |