|
|
Ramapithecus nasıl yürümeye başladı? (79.sorunun yanıtından başlanarak okunmalıdır.) "Kendimizi bütünüylespeküsayona kaptırmadan, taşlaşmış bacak ya da kol kemiği parçalarından, Ramapithecus'un nasıl yürüdüğüne ilişkin bazı ipuçları çıkarmak yararlı olacaktır. Çünkü vücudumuzun dik duruşu insan evriminin anahtarlarından biridir. Pakistan'da bulunan sekiz milyon yıl öncesine ait kalıntıların arasındaki bir alt kol kemiği parçası o kadar incedir ki, sahibinin bu ince kemikli kolu devamlı yürümek için kullandığını düşünmek pek mantıklı değildir. Bu kemik parçası Ramapithecus'a mı aittir ve eğer öyleyse, o zaman kadar gelindiğinde Ramapithecus, daha 'ilkel' dört ayak üzerinde yürüyüş biçimini (bugünün babunları gibi) terk ederek, arka ayakları üzerinde sendeleyerek yürümeye mi başlamıştır? Bundan emin olamıyoruz ama bu, zamanın bir noktasında gerçekleşmiş olmalı. Çünkü üç milyon yıl öncesine ait fosilleri bulunan hominid atalarımız artık iki ayak üstünde dik yürüyordu." Böylece, ormanda yaşayan bir insansı maymundan insanın ortaya çıkışının ilk aşamaları şöyle sıralanabilir. İlk olarak 15 ile 12 milyon yıl önce çevresel değişiklikler, sert yiyeceklerle beslenebilen ve daha seyrek ağaçlı yerlerde yaşayabilen bir hayvanın evrimi için ekolojik bir kapı açtı; ikincisi, 12 ile 3 milyon yıl öncesi bir zamanda, muhtemelen de 8 milyon yıl önce, dört değil de iki ayak üstünde yürüyebilmek büyük ölçüde avantajlı duruma geldi. Bu öncül değişiklikleri daha sonra yeni sosyal ve ekolojik uyumların izlemesiyle evrimin hızı yükselmeye başladı. Ramapithecus neden ağaçlardan çok daha fazla yerde zaman geçirmeyi gerektiren bir yaşam biçiminin parçası olarak sert, lifli yiyecekler yeme alışkanlığını edindi? Neden köpekdişleri küçüldü? Dört ayak üstünde yürümek enerji tüketimi açısından çok daha tasarrufluyken neden iki ayak üstünde yürümeye başladı? Bunlar, yanıtını bulmak istediğimiz ancak şimdilik yalnızca tahmin yürütebileceğimiz sorular. Eğer düşündüğümüz gibi, Miyosen Çağı'nın ortalarında bütün kıtayı kaplayan ormanlar küçülmeye başladıysa, o zaman orada yaşayan insansı maymunlar bir çevresel baskının kıskacı içinde sıkışmış olacaklardır. Ormanın çok çeşitli sakinleri, azalan kaynaklar için rekabet ederek birbirleriyle çatışmaya itileceklerdir. Ve doğal seçilimin keskin ucu daha da keskinleşecektir. Ancak ormanların azalması aynı zamanda ağaçlı düzlüklerin ve savanaların da ortaya çıkması demektir. Bu da, kullanmaya hazır her hayvan için bir fırsat yaratmıştır. Ağaçsız bir savana da büyük olasılıkla, becerikli otçullar ve bunlarla beslenen etçil hayvanlar tarafından daha önce teşfedilmiş olacaktır. Toy ile yeni katılımcı burada sert bir rekabetin içine girecektir. Ağaçlık bir bölge ise daha önce sık ormanda yaşamış biri için daha güvenli bir seçimdir. Tabii, günün birinde bir grup Ramapithecus'un, daha açık bir ağaçlı alana yerleşmesinin iyi olacağına karar verdiğini, ardından da yaşamlarını savanada sürdürmeyi denediklerini söylemek istiyoruz. Evrim böyle olmaz. Bununla birlikte fırsatçılık gelişmiş primatların önemli bir özelliğidir ve belki de uygun biyolojik koşullar altında, Ramapithecus'u küçülen ormanların sıkıntısından kurtularak geçimini başka yerde aramaya iten bu fırsatçılık olmuştur. Daha acımasız bir yorum yapacak olursak şöyle diyebiliriz: Zavallı yaratık şiddetli rekabet yüzünden çok uzun zaman oturduğu evinden dışarı atıldı ve ekolojik olarak yeni ve daha yoksul bir köşede yaşamını kurmaya zorlandı. Yeni yaşam çevresine taşınmanın nedeni ne olursa olsun, Ramapithecus'un burada bir yiyecek bolluğuyla karşılaşmadığını tahmin edebiliriz. Bunun yerine gününün büyük bölümünü, çoğu değirmentaşı gibi dişler arasında ezilmesi gereken kök, tohum, dal, kabuklu yemiş, yeşil meyveler ve böcek arayarak geçirmiş olmalı. Bu çeşit bir yaşam biçimi, günümüzde Etiyopya'nın yüksek platolarında yaşayan tüylü jelada benzeri babunlarınkinden çok farklı değildir. Bu hayvanlar günlerini, dolaşarak kök, dal ve böcek arayarak geçirir ve yiyeceklerini de düzleşmiş değirmentaşı gibi azıdişleriyle öğütür. Onlar da güçlü bir çiğneme için çenelerini yatay hareket ettirir ve köpekdişleri de küçüktür. İlk atalarımızın küçük köpekdişleri paleoantropologlar arasında uzun yıllar bir tartışma konusu oluşturmuş ve birçok hayalci kuramın da nedeni olmuştur. Destek bulan bir görüş, yırtıcı hayvanları uzak tutabilmek için kılıç gibi keskin köpekdişlerine sahip olmayan hiçbir primatın, değil savanaya, ağaçlı araziye bile çıkamayacağı, bu yüzden Ramapithecus'un işe yaramayan köpekdişlerini telafi edebilmek için silah icat etmiş olması gerektiği şeklindeydi. Bu düşünce küçük yapılı hominidin, daha yoksul olan yeni çevresinden yararlanabilmek için, kökleri kazıp çıkarabilecek araçlara (muhtemelen sopalara) gereksinimi olduğu yolundaki iddiayla örtüşüyor. Aç bir etçil tarafından parçalanma tehlikesiyle karşı karşıya bulunan hominidin yaratıcı zekasıyla araç derhal silaha dönüştürülüyordu ya da böyle iddia ediliyor. Ramapithecus, ulaşılması güç bir köşeden ya da delikten yiyecek çıkarabilmek için için sopasını kullanmış olabilir. Ayrıca, yırtıcı bir hayvanı korkutmak ya da daha muhtemelen, şempanzelerin bugün yaptığı gibi, birbirlerini etkilemek için elinde dalları savurmuş olabilir. Ama bu hareketler hayvanın köpekdişlerinin küçük olmasıyla bağlantılı değildir. Örnek olarak, erkek zeytin yeşili babunların muhteşem köpekdişlerini düşünelim. Bu zarif hayvanların üst çenelerinde on santimetreye ulaşabilen jilet gibi keskin ve parlak köpekdişleri vardır. Bu diş düzeneği öldürücü olabilecek güçtedir. Ancak gelin görün ki bu dişlerin sahibi yırtıcı bir hayvan ortaya çıktığında kendini korumak için ilk ağaca tırmanan olacaktır. Eğer kesinlikle başka bir seçenek yoksa erkek babun, olduğu yerde kalarak düşmanına tehditkar bir şekilde dişlerini gösterir. Bu yüzden, babunun köpekdişleri, yırtıcı bir hayvanla tehlikeli bir karşılaşma durumunda önemli olabilir. Ama belli ki gerçek işlevleri, erkeğin başat evrimsel yönlendirme gücü olan cinsel başarıdır. Bu demektir ki, hemcinslerinden daha fazla sayıda dişiyi dölleyebilen erkek bir sonraki kuşak için daha çok yavru meydana getirebilecektir. Ve bu da doğal seçilim bağlamında bir başarıdır. Dolayısıyla erkekler dişinin kendilerini seçmesi için, birbirleriyle sürekli ancak genellikle sessiz bir rekabet içindedir. Hayvanlar dünyasında bu rekabet birçok şekilde ortaya çıkar: Erkek tavus kuşunun gökkuşağı gibi renkli (ama ağır) bir kuyruğu vardır; erkek goril üstünlüğünü koca gövdesi ve sırtındaki gümüş renkli tüylerinin parlaklığıyla gösterir; erkek kızıl geyik, daha büyük ve güçlü gövdesinde daha büyük ve gösterişli boynuzlar taşır; zeytin yeşili babunun da ışıldayan köpekdişleri vardır. Derwin'in yüz yıl önce farkına vardığı ve cinsel seçilim olarak adlandırdığı bu olgu bir baştan bir başa bütün hayvan dünyasına damgasını vurufr. Bu nedenledir ki güzel renkli kuşlar genelde erkekken, bütün bu rekabetin ödülü olan dişiler çoğunlukla donuk renklidir ve yine bu nedenle erkekler genellikle dişilere göre daha cüsselidir. Çünkü hanımları etkilemek ve rekabette daha üstün olduklarına ikna etmek çabasındadırlar. Cinsel seçilim tabii ki insanlarda da geçerlidir: Erkekler genelde kadınlardan yüzde 10 ile 15 arasında daha cüsselidir: bazı toplumlarda bırakılan, çoğu batı kültüründe ise rastlanmayan sakal da muhtemelen bu cinsel rekabet sembolüdür. Ayrıca erkeklerin köpekdişleri, büyük olmasalar da kesinlikle kadınlarınkinden daha büyüktür. Ramapithecus'a gelince... Diş düzeneğindeki değişimin kültürel değil, ekolojik zorunluluğun bir sonucu olduğunu varsaydığımıza göre, Ramapithecus'un cinsel seçilime ilişkin özellikleri konusunda neler söyleyebiliriz? Hiçbir şey. En azından doğrudan kanıta dayalı hiçbir şey." (Göl İnsanları, Evrim Sürecinden Bir Kesit, Richard Leakey, Roger Lewin, TÜBİTAK yayınları) |