Zamanda geriye doğru yolculuk yapmanın en kısa yolu tarih okumaktır

 

 

Maymunlardan insansılara geçiş aşaması nasıl oldu?

(78. sorudan devam edin)"...30 milyon yıl önce, maymun türünden gelen insansı maymunlar ortaya çıktı. İlk maymunlardan daha büyük olan insansı maymunların çeşitli türleri, çevrenin sunduğu tüm fırsatlardan yararlandı. Bazıları üç ayaklarıyla dallardan sarkıp döndüncüyle meyve toplama hünerini öğrenirken diğerleri ağaçlardan inerek ayaklarını toprağa basma cesaretini gösterdi. (Bu sıralarda, sonraları Atlas Okyanusu'nun oluşacağı yüzeyde batıya doğru kayarak birkaç milyon yıl önce Kuzey Amerika'yla çarpışan Güney Amerika da, kendi gelişen maymun nüfusunu -Yeni Dünya maymunlarını- barındırmaktaydı. Ancak  Güney Amerika'da bir yerli insansı maymun hiç ortaya çıkmadı. Bu topraklardaki maymunlar aynı biyolojik çizgi üzerinde evrim göstermediler. Neden olduğunu bilmiyoruz ama bu iki Amerika'nın da, yeni ortaya çıkmakta olan hominidlere bir vatan sağlama olanaklarından yoksun olduklarını göstermektedir. Amerika, insanın kıyılarına ayak basması için daha on binlerce yıl bekleyecektir.)

İnsansı maymunlar ve maymunlar yiyecek seçiminde çeşitliliği benimsemelerine rağmen, daha çok yapraklara ve meyvelere ağırlık veriyorlardı. Bu damak tadı da onları temelde tropik bölgelere mahkum ediyordu. Şempanzelerin gerçekte Kuzey Avrupa'nın soğuğuna itirazı yoktu. Ama onlara ters gelen, kış mevsiminde ağaçlar üzerindeki tek yeşilliğin çam ağacının hiç de iştah açıcı olmayan iğneleri olmasıydı.

Ufak tefek yarımaymunlar ile canlı ve çevik maymunlar gibi Miyosen Çağı'nın insansı maymunları da gelişti ve çeşitlendiler. Ancak muhtemel atalarımız olarak bizi en çok ilgilendirenleri sık ormanda değil, ağaçlı düzlüklerde yaşayan ve dryopithecus(1) olarak adlandırılanlardır (Paleontoloji dünyasında, Miyosen Çağı'ndaki insansı maymun türlerinin nasıl adlandırılacağına ilişkin düşünceler, bu türlerin sayısını bile geçmiştir).

Karışıklığın nedeni kuşkusuz, fosil bulgularının azlığıdır. Burada yalnızca yaklaşık 15 milyon ile 10 milyon yıl önce yaşamış üç maymunsu yaratıktan söz edeceğiz: Gigantopithecus, Sivapithecus, Ramapithecus.

Bunların sonuncusu, küçük yapılı bir yaratık olan Ramapithecus, (muhtemelen bir metreye yakın boyda) halen ilk gerçek hominid olarak en fazla kabul görendir. Sivapithecus, Ramapithecus'tan daha büyüktür ama kuzenleri Gigantopithecus dev gibiydi. Gigantopithecus'tan şimdiye kadar bulunabilen, dev çene kemiğinden birkaç örnektir. Biliyoruz ki zaman geçtikçe bu yaratığın boyu ve çene kemiği daha da büyüdü. Ve nihayet günümüzdeki gorillerin bile yanında cüce kaldığı bir yapıya ulaştıktan sonra yarım milyon yıl kadar önce nesli tükendi.

Dürüst olmak gerekirse, Ramapithecus hakkında hemen hemen hiçbir şey bilmediğimizi itiraf etmeliyiz: Neye benzediğini, neler yaptığını ve nasıl yaptığını bilmiyoruz. Ama elimizde bulunan ve hepsi birkaç düzine bireye ait olan çene ve diş parçaları ile, birkaç kol ve bacak kemiği parçasının yardımıyla ve bunlardan esinlenerek tahminlerde bulunabiliriz.

Önce elimizdeki bilgilere bakalım. Ramapithecus adını verdiğimiz hayvanlar grubu küçük yapılıydı ve boyları muhtemelen bir metreyi geçmiyordu. Kemiklerin fosilleştiği yerler düşünülürse, hep ağaçlık yerlerde yaşadılar. Sık ağaçlı ormanı değil de orman kenarlarını ve ağaçlı düzlükleri tercih etmiş görünüyorlar. Bu muhtemel atalarımızın kalıntıları Eski Dünya'nın değişik kesimlerinde bulundu: Kenya, Hindistan, Pakistan, Yunanistan, Macaristan, Türkiye ve Çin'de.

Bu küçük maymunsu hayvan belli ki zamanın ekolojik şartlarına iyi uyum sağlamıştı. Başlangıçta, tropikal iklime sahip bu bölgeler şimdikinden daha kuzeye uzanarak, Afrika'nın yanı sıra, Avrasya'nın güneyini de kapsıyordu. 10-15 milyon yıl önce Rift Vadisi'nin doğumuyla Doğu Afrika'da meydana gelen yerel çevre değişiminin yanında, bu çağda Eski Dünya'nın ormanlarında da genel bir küçülme olduğunu gösteren belirtiler var. Böylesine bir değişiklik, küçük Ramapithecus'un adımını attığı evrimsel dönüşüm yolunda mutlaka etkili olmuştur.

Hominidlerin muhtemel atasını ilk keşfeden, genç Yale öğrencisi Edward Lewis olmuştur. 1932 yılında, Yeni Delhi'nin yaklaşık 150 km. kuzeyinde, Siwalik tepelerinde bir grup köyün yer aldığı Haritalyangar çevresinde kazı yapıyordu. Malzemesini yüklediği bir atla araştırmasını tek başına yürüten Lewis, maymunsu bir yaratığın fosilleşmiş üst çene kemiğini buldu.

Bu fosilin bazı değişik nitelikleri kendisini, bunun insangiller ailesi hominidlere ait olduğunu savunmaya yöneltti. Lewis bulduğu fosile Ramapithecus brevirostris adını verdi. Türün adı olan Ramapithecus Rama'nın (2) insansı maymunu, alt türün adı brevirostris de kısa burunlu anlamına geliyordu.

Lewis'i, bulgusunu ilk hominid olarak tanımlamaya yönelten, temelde yüzün basık oluşuydu. Ancak bu inancını destekleyen başka bir gözlemi de, çene kemiğinde köpekdişine ait olan yerdeki küçük delikti. Diş bulunamamıştı, ama bıraktığı delikten bir insansı maymununkinden daha küçük olduğu açıkça anlaşılıyordu.

Bu kesinlikle farklı bir şey, açıkça yeni bir yaşam tarzını deneyen bir hayvandı. Ancak dünya Lewis'in buluşu için hazırlıklı değildi ve bu buluş 30 yıl süreyle önemsenmedi. Ramapithecus'un Kenyalı örneğini bulan Richard'ın babası Louis Leakey oldu. Kenyalı Ramapithecus 1961 yılında ülkenin güneyinde Fort Ternan'da bulundu. İlk bulunan parça bir üst çene kemiğiydi. Bir süre sonra ilkine uyan bir alt çene kemiği bulundu, ki bunların aynı çeneye ait olması muhtemeldi. Louis Leakey fosilleşmiş hominid kalıntılarının yakınında, kaba bir aletle bilinçli olarak kırıldığına inandığı hayvan kemiği parçaları buldu.

Buldukları arasında, kırıcı bir alet olarak kullanıldığına dair belirtiler gösterdiğini iddia ettiği bir de taş vardı. 14 milyon yıl önce yaşamış bu Ramapithecus, içindeki iliğe ulaşabilmek için kemikleri mi kırmıştı acaba? Belki de, ama eldeki veriler bundan emin olabilmek için yeterli değil.

Daha sonraları, Louis Leakey tarafından başlatılan bilimsel tartışma ortamında yine, Yale'den Elwyn Simons ve David Pilbeam, Miyosen Çağı'nın insansı maymunlarının fosillerini incelemeye ve yeniden sınıflandırmaya giriştiler. Ve bu çalışmada yalnızca Lewis'in düşüncelerine katılmakla kalmayıp, Hindistan ve Pakistan'dan getirilerek Yale'deki koleksiyona katılan bazı üst ve alt çene kemiği parçalarını da Ramapithecus olarak sınıflandırdılar.

Sonraki 10 yıl içinde fosil avcıları ilk hominidlere ait olduğu izlenimi veren birçok örnek buldu. Ancak bu kişiler çoğunlukla buduklarını Yale'deki malzemeyle kıyaslama imkanına sahip olmadıklarından, temelde aynı türden olan hayvanı tanımlamak için şaşırtıcı çoklukta isimler kullandılar. Graecopithecus, Rudapithecus ve Kenyapithecus gibi. Bu isimlerin yerine artık yalnızca Ramapithecus kullanılıyor.

Ramapithecus'un kökeni, Afrika'nın 16-18 milyon yıl önce Avrasya'nın güneyiyle çarpışarak Akdeniz'in oluşumuna yol açmasından önce Afrika'da yaşayan, Miyosen Çağı insansı maymunlarından birine dayanıyor. Yeni oluşan deniz, zaman zaman kuruyarak yerini bataklık ve ağaçlıklarla birbirinden ayrılmış göllere bırakıyor, bir döngü içinde zaman zaman da Atlas Okyanusu'ndan gelen sularla kaplanıyordu. Ancak son birkaç milyon yıl içinde Atlas Okyanusu'nun suları Güney İspanya ile Kuzey Afrika arasından yeniden yolunu bulup akarak, bugün onlarca ülkenin çöplüğü durumuna gelen Akdeniz'i oluşturdu.

15 milyon yıl Akdeniz yolunu engellemediği için, Ramapithecus Güney Avrupa'ya göç edebiliyordu. Güney Asya'ya ulaşması ise daha uzun zaman almış olmalı. Bu göç şeklinden dolayı, Avrasya'daki en eski Ramapithecus fosillerinin Türkiye'de (yaklaşık 15 milyon yıllık) bulunması, Pakistan'da ortaya çıkarılanlarınsa çok daha yeni olması şaşırtıcı değildir. Yeni kıtalara yerleştiği ve vatanı Afrika'da da varlığını sürdürdüğü zaman boyunca ilk Ramapithecus, giderek yayılarak yerel şartlara uyum sağladı ve böylece birkaç değişik türü ortaya çıktı.

Bu türlerden yalnızca biri, yalnız Afrika'da gerçekleştiğini savunduğumuz bir süreçle zaman içinde hominidlerin gelişimine yol açtı.

Soy ağacının ortaya çıkarılması için yapılan çalışmalarda, fosil buluntularındaki dişlerin biçimi büyük önem taşır. Eğer bugün bir gorili diş muayenesinden geçmeye razı edebilseydiniz, dişlerinin çok belirgin bir sıralaması olduğunu görürdünüz. Bir dikdörtgenin üç kenarına yerleşmiş gibidirler: Büyük, dışa doğru çıkık köpekdişleri kale duvarlarının köşelerindeki kuleler gibidir; kesicidişler büyüktür; girintili çıkıntılı yüzeyleriyle azılar da belli ki çiğneme görevi için biçimlenmişlerdir.

Bir gorilin yemek listesi hemen hemen tümüyle yapraklardan oluşur. Goril, yaprakları koparmak, dalları sıyırmak için kesicidişlerini, bazen de köpekdişlerini kullanır. Sonra da çenesini öne arkaya hareket ettirerek yeşilliği azıları arasında ezer. Büyük ve çıkık köpekdişleri, çenelerini sağa sola hareket ettirerek çiğnemeye imkan vermez. Yiyecek seçimleri, meyveler, kabuklu yemişler ve küçük hayvanları kapsamak üzere daha çeşitli olan şempanzeler de gorillere benzer bir diş yapısına sahiptir. Köpekdişleri kuzenlerininkinden biraz daha küçüktür ama yine de çenelerini yatay hareket ettirerek çiğnemelerine imkan tanımaz.

Ramapithecus'u günümüzün insansı maymunlarıyla kıyaslarsak ne görürüz? Kesicidişleri küçüktür; azıdişleri büyüktür ve aşınmayla düzleşmiştir; çenesi dikdörtgen değil, V şeklindedir; dahası alt çene kemiği dikkat çekecek kadar güçlüdür. Bu özelliklerin çoğu kuşkusuz güçlü bir çiğnemeyi gerektiren yiyeceklerle beslenen hayvanlarda bulunan niteliklerdir. Ayrıca bazı diş örneklerindeki izlere ve alt çenenin genel yapısına bakarak biliyoruz ki, Ramapithecus, Miyosen Çağı'nda ağaçlık bir manzara karşısında oturmuş yemeğini yerken, günümüzün her aklı başında otçul hayvanının yaptığı gibi alt çene kemiğini yatay hareket ettiriyordu.

Ramapithecus'un küçük yapılı olduğunu varsayarsak, azıdişleri şempanze ve gorillerinkilere kıyasla çok daha büyüktür. Aynı şey, Sivapithecus ve Gigantopithecus için de söylenebilir. Onların da azıdişleri görece büyüktür. Bunun yanı sıra dişlerindeki mine tabakası da çağdaş insansı maymunlarınkinden çok daha kalındır. Günümüzün insanları ise, Pliyosen ve Pleistosen çağlarındaki ataları gibi kalın mine tabakasına sahip oldukları için şanslıdırlar. Bu ortak yön, insanın evriminde, tarih öncesi beslenme alışkanlıklarının oynadığı rolü göstermektedir. Çağdaş insansı maymunlarda ise bunu göremeyiz."

(1) Dryopithecus: Hem yaşayan insansı maymunların, hem insanın öncülü olabilecek Afrika kökenli söyo tükenmiş memeli cinsi.

(2) Rama: Bir Hint epik şiirindeki bir prensin adı.

(Göl İnsanları, Evrim Sürecinden Bir Kesit, Richard Leakey, Roger Lewin, TÜBİTAK yayınları)