Zamanda geriye doğru yolculuk yapmanın en kısa yolu tarih okumaktır

 

 

İlk insanlar Rift Vadisi'nde o zamanlar nasıl yaşıyordu?

"İki buçuk milyon yıl önce Turkana Gölü'nün doğu kıyılarında, Koobi Fora çıkıntısının birkaç kilometre kuzeyinde olduğumuz farz edelim. Ne görürüz? Kıyıda sığ sulara parmak gibi uzanan kumlu çıkıntılarda tropikal güneşin altında uyuklayan timsahlar... Tembelce oynaşarak suda debelenen, arada bir haykırarak dalgalar yapan hipopotamlar.. Yalnızca kendilerinin bildiği nedenlerle çığlık atarak havalanan bir grup pelikanın kanat sesleri duyulmaktadır.

Doğuya doğru 8 km. kadar ötede, göl tabanından yükselen, yer yer ormanlık vadilerle bölünmüş, seyrek ağaçlı savanalarla kaplı tepeler yer alır. Etiyopya dağlarından kıvrılarak gelen bir nehir tepeleri bir noktada bölmektedir. Nehri göremeyiz çünkü izlediği yol sık ağaçlar ve çalılarla kaplıdır: Yabani incirler, akasyalar ve diğer tropikal ağaçlar iç içe girmiştir. Nehir göl kıyısındaki düzlüğe yaklaştıkça, kimi büyük, kimi küçük ama hapsi de ağaçlar ve çalılarla çevrili sayısız dereye bölünerek bir delta oluşturur.

Aylardır yağmur yağmadığı için kurumuş olan dere yataklarından yukarı doğru yürüdükçe, karnını doyurmak için kök ya da bitki arayan bir domuzun sesini duyabiliriz. Ağaçlar sıklaştıkça, tepedeki dallara gereza maymunu* gözümüze ilişir. Daha aşağıda mangabey maymunları** olgun incirlerden yemektedir. Çevreyi saran çalılıkların siperinde küçük gruplar halinde impalalar ve antiloplar ihtiyatla dolanmaktadır. Bir ağaca tırmanırsak, düzlükte ceylan sürülerinin otladığını ve jelada benzeri babunların çayırda, taşların çalılıkların altında yiyecek aradığını görürüz.

Dereden yukarı bir iki kilometre kadar gidersek, bize tuhaf bir biçimde tanıdık gelen ama gene de daha önce hiç görmediğimiz bir manzarayla karşılaşırız. Önümüzde, kesinlikle insana benzeyen ama yine kesinlikle insan olmayan, yaklaşık sekiz kişilik bir grup yaratık vardır. İki yetişkin dişi, hayvan postundan yapılmışa benzeyen çuvallardan, topladıkları kökleri ve kabuklu yemişleri boşaltmaktadır. Başka bir yetişkin, bu kez erkek, hem ellerini hem de bir ağaç dalını kullanarak dere yatağında bir çukur açmaktadır. Çevresine toplanan çocuklar çukurda toplanan  sudan içmeye çalışmaktadır.

Yetişkin erkek, çocukları kovalar ve kıvırdığı bir yaprağı suyla doldurarak kıyıda yatan hasta görünüşlü başka bir erkeğe verir. Manzarada hem iş hem de eğlence yan yana izlenmektedir. Çocuklardan bazıları yetişkin erkeğin biraz önce yaptığı gibi dere yatağında çukur kazıyor, bir kısmı sakin bir tavırla taştan aletler yapan yetişkin bir erkeğin dizinin dibinde acemice taşları birbirine vuruyordur; diğer bir kısmı da çalılıklarda birbirlerini kovalayarak oynuyordur.

Aniden bir haykırış duyulur -en azından ses bir haykırmaya benziyordur. Sesin geldiği yöne dönen herkes, çoğu erkek bir grup yetişkinin heyecanla kampa doğru yürüdüğünü görür. Büyük et parçaları taşıyorlar ve hallerinden memnun görünüyorlardır. O sabah erken saatlerde kamplarının 1,5 km. kadar güneyinde, kenarında ağaçların sıralandığı bir dere yatağında yürürken  henüz ölmüş bir hipopotamla karşılaşmışlardır. Bunun üzerine çevredeki tepelerden volkanik kaya parçaları toplayarak kesici aletler yapmışlar ve eti büyük parçalara bölmeye girişmişlerdir. Olayı kutlamak amacıyla lezzetli karaciğerin bir kısmını yedikten sonra, et parçalarını muzaffer bir edayla kampa taşımışlardır.

Kampa dönmekte acele etmişlerdir, çünkü çevrede toplanan çakallar, kendi hakları olan bir yemeğin ellerinden alınması karşısında giderek sabırsızlanmaktadır. Hipopotam o kadar büyüktür ki, leşi ağır kemiklerle birlikte kampa sürüklemek yerine parçalara bölmek daha mantıklı olmuştur. Oysa ceylan gibi küçük bir hayvanı bütün olarak sürüklemekte tereddüt etmeyeceklerdir.

Hayvan postundan çuvalları ve uçları yeni sivriltilmiş kazı çubuklarıyla kök, meyve, kabuklu yemiş toplamak için yola çıkmaya hazırlanan iki dişiyle bir genç de fikir değiştirerek ziyafete katılmaya karar verir. Etin, hayvanı bulan erkeklerce, jilet gibi ince taş yontma aletlerle parçalanıp dağıtıldığı ziyafete herkes katılır. Bir elinde kökler, diğerinde ölü bir tavşanla dere boyunca yürüyüp gelen gecikmiş bir erkek de payını alır.

Biraz önceki sükunetle kıyaslandığında kampta şimdiki manzara, etin yenmesiyle ilgili çeşitli sesler, heyecan ve tartışmalarla kaynaşan bir canlılık kazanmıştır. Bu şölen her gün yaşanmamaktadır ve katılanların bundan hoşlandıkları açıkça bellidir. Çıkardıkları seslerin çeşitliliğine ve karşılıklı etkileşime bakılırsa, birbirleriyle iletişim kurduklarını söyleyebiliriz. Ayrıca birbirlerine de oldukça fazla dokunmaktadırlar.

eğer burada daha kalsaydık, birkaç gün sonra, grubun kampı terk ederek yola çıktığını, yetişkin erkeklerden birinin, hâlâ güçsüz olan hasta arkadaşına yardım ettiğini görecektik. Dere yatağındaki kamp yerinde, kırık taş parçaları, taş aletler, kullanılmış kazı çubukları, kırık yemiş kabukları ve birkaç küflenmiş bitki kökü gibi şeyler bırakacaklardır. Gölün çevresinde yetişen berbat dikenli otların olmadığı başka bir kumluk bulabilmek için yola düşmüşlerdir. Ve tabii bu yerin aynı zamanda ağaçlık da olması istenecektir; yalnızca güneşin kızgın ışınlarından korunmak için değil, aynı zamanda, yırtıcı hayvanların tehdidine uğradıklarında kaçabilmek için.

Belki de başka bir kurumuş dere yatağında kamp kuracaklardır. Ve yine belki, ilkel avcılık ve toplayıcılık ekonomisine göre, kendilerine yeni bir et ziyafeti çekme şansını bulacaklardır.

Bu öyküler tabii tamamiyle düş ürünü, ama bunları elimizdeki bilgilere ve bunlara dayalı tahminlere göre oluşturduk. Anlattığımız yerde gerçekten de eski bir konaklama mekanı vardır (bu mekanı bulan bilimci Kay Behrensmeyer'in adının baş harfleriyle KBS olarak adlandırılmıştır.) Ve 1,5 km kadar güneyde bir hipopotamın kemikleri bulunmuştur. Her iki yerin de aynı çağa ait olmasına rağmen (iki milyon yıl önce), ilk mekanı işgal edenlerin gerçekten de ikinci yerde bulunan hayvanı parçalayanlar olduklarını söylemiyoruz. Ama bir yaşam biçiminin yeniden canlandırılması anlamında öykümüz geçerli bir görüş niteliği taşımaktadır.

Hominidlerin bu konaklama yerini terk etmelerinden hemen sonra yağmurlar başlamış ve gölün su seviyesi de yavaşça ve sürekli yükselmiş olmalı. Böyle olduğunu biliyoruz çünkü güçlü bir rüzgarda uçabilecek kadar ince yontulmuş taş parçaları bile bulundukları yerde suyun getirdiği ince kum tabakasına gömüldüler. Yanlarında daha büyük taş aletler ve bir de incir yaprağı vardı!

Yaprak zamanla çürüyerek, koptuğu ağacın atalarımızın üzerine düşürdüğü serin gölgeyi bize hatırlatmak için ince tortul tabakada yalnızca izini bıraktı. Daha fantezi bir yorum yaparsak, insanlık yolunda geri dönüşü olmayan ilerlemeyle birlikte Cennet Bahçesi'nin masumiyeti belki de burada sona eriyordu."

* Gereza maymunu: Uzun kuyruklu maymungillerden (Cercopithecoidea), Colobinae alt ailesine mensup bulunan, Etiyopya'da yaşayan primat grubuna verilen genel ad.

** Mangabey maymunları: Afrika'nın tropikal kuşağında yaşayan, beyaz olan üst gözkapaklarıyla dikkati çeken ve Cercopithecoidea (uzun kuyruklu maymungiller) üst ailesinde yer alan primat.

(Göl İnsanları, Evrim Sürecinden Bir Kesit, Richard Leakey, Roger Lewin, TÜBİTAK yayınları)