|
|
|
|
Karatepeli fıkraları Karatepeli’nin
unutkanlığı
Karatepeli’nin
biri, karısıyla birlikte bir başka köydeki arkadaşına misafirliğe gitmiş.
Hoş beşten sonra, karısını arkadaşının evinde unutarak köye dönmüş.
Bir bakmış ki karısı evde yok. Hararetle aramaya başlamış. Köylüler,
karısının filan köyde filan arkadaşının evinde olduğunu söylemişler.
Ancak Karatepeli arkadaşına karısıyla birlikte gittiklerini unutarak
karakola gitmiş. Arkadaşının karısını kaçırdığını söyleyip şikayette
bulunmuş. Derleyen
: Behzat Sevimli Kaynak
: Mehmet Topaktaş, Ç.Ü. FEF Biyoloji Bl.Öğr. Görevlisi, Adana. Karatepeli
ve oğlu kızakla
Karatepeli
kış günü evine odun getirmek için kızakla dağa gider. Yanına oğlunu da
alır. Kızağa ağır bir yük yüklerler. Yerler de çok meyilli. Baba
tedbirli davranmak ister: -
Arkaya sürgü takalım, der önde ben de gideyim. Delikanlı
cahil ve tecrübesiz.: -
Korkma baba, ben kızağı tek başıma bile indiririm, der demez çeker. Baba
ne oluyor demeye kalmadan, kızak öndeki oğulla beraber hareket eder. Meyilli
arazide son sürat giderken, feci kaza meydana gelir, kızağın eğresi oğlanın
kafasını koparır. Acının etkisiyle oğlanın ağzı açık kalmış, dişleri
görünüyormuş. Hiddetlenen Karatepeli: -
Eşşekoğlunun yediği halta bak, bir marifet yapmış gibi bir de yılışıp
duruyor, der. Kızağın
eğresi: Kızağın eğri olan ayaklarından biri. Derleyen
: Behzat Sevimli Kaynak
: Mehmet Sevimli, ilkokul öğretmeni, Sırmalı, Göksun. Katır
yumurtası
Karatepelinin
biri, ilk defa şehre iner. Dolaşırken yolu sebze haline düşer. Karpuz yığınlarının
önünden geçerken merak edip sorar: -
Selâmünaleyküm hemşerim, nedir bu sattıkların? Karşısındakinin
Karatepeli olduğunu anlayan açıkgöz manav: -
Aleykümselâm arkadaş, bunlar katır yumurtası olur. -
Kaç para tanesi? -
Senin için beş kuruş olur. Karatepeli
fiyatı makul bularak en büyüklerinden bir karpuz seçer, sonra da sorar: -
Şimdi ben bu karpuzu götürsem, içinden katır çıkar mı, çıkarsa kaç günde
çıkar? Manav: -
Götürüp sıcak bir yerde on gün sakla, on birinci gün katır sahibisin,
der. Bu
kadar kısa bir sürede katır sahibi olmak, Karatepeli’nin çok hoşuna
gider. Karpuzu alır, köye doğru yola koyulur. Epeyce yol aldıktan sonra
dinlenmek ister ve yokuşun başında bir yere oturur. Fakat karpuz her nasılsa
elinden pırtarak dereye doğru yuvarlanmaya başlar. Karatepeli de arkasından
koşar. Karpuz biraz ileride taşa çarparak kırılır. Tesadüfen orada
bulunan bir tavşan, gürültüden korkarak kaçmaya başlar. Karatepeli tavşanın
ardından koşar ama yakalayamaz: -
Yaa gördün mü işte şanssızlığı! Yumurtadaki yetişkin yavruymuş ama
elimizden kaçırdık. Karatepeli
yorgun argın eve gelir ve olanları hanımına anlatır. Kadın da ondan farklı
değildir, -
Tüh yazık olmuş, kaçmasaydı, yaylaya çıkarken binerdik, der. Derleyen
: Behzat Sevimli Kaynak
: Yusuf Köse, çiftçi, Salmanlı – Kozan – Adana. Kazmanın
kını
Karatepe
civarlarında oturan beylerden biri, avlanmaya çıkmış. Av sırasında,
terkideki yedek çizmelerini kaybetmiş. Çok aramış ama bulamamış. Günün
birinde (ormanda) odun kesen iki Karatepeli, bu çizme tekine rastlamış. İşe
yarar diyerek köye getirmişler. Konu komşu toplanmış. Evirmişler çevirmişler
köy alanına götürüp içinde cin vardır diye sav vermişler. Ancak bir türlü
ne olduğunu anlayamamışlar. İçlerinden biri: -
Uşaklar gidip hocayı çağıralım. Bunun neci olduğunu bilse bilse o bilir
demiş. Bilir mi bilir. Hemen gidip
namaz kılmakta olan hocanın namazını yarıda keserek alana getirmişler.
Hoca gülmüş: -
Ulan hiç mi birinizin aklı yok. Olsa olsa kazmanın kılıfıdır demiş. Sav
ver : Düşüncesini söyle. Kaynak
: Yeni Adana gazetesi, 20.12.1934, Perşembe, Sayı 3799. Köpek
Karatepeli’nin
biri şehre giderken yolda köpekler saldırmış. Taş alıp köpeklere atmak için
kaldırım taşlarına sarılmış. Çıkaramayınca taşa söylenmiş: -
Burası ne biçim memleket, taşları berkidip köpekleri salıveriyorlar. Derleyen
: Behzat Sevimli Kaynak
: Veli Taşçı, orman muhafaza memuru, 1951, Sırmalı, Göksun. Köye
mektup
Şehre
yeni gelen Karatepeli, daha önceden gelen hemşehrisini ziyarete gitmişti. O sırada
hemşehrisi bir mektup okuyordu. Yeni
gelen, kahvesini bitirdiği sırada diğeri de mektubu bitirir. Çöpe atmak üzereyken
Karatepeli atılır: -
Dur atma hemşerim, bana ver onu... -
Ne yapacaksın bu mektubu, diye sorar hemşehrisi. -
Gider gitmez mektup yaz demişlerdi köyden, onlara gönderecem. Derleyen
: Behzat Sevimli Kaynak
: Selman İnekçi, çiftçi, 1938, Bağdaş – Kadirli – Adana. Kuralcı
Karatepeli
Okuma
yazma bilen bir Karatepeli, iş bulmak için şehre iner. Ne kadar uğraşırsa
uğraşsın düzen tutturamaz. Çünkü bir türlü kurallara, emirlere uymaz.
Son işinden de kovulduktan sonra dünyadaki bütün kurallara uyacağına and içer.
Ama olan olmuştur. Artık yaşamak istemez ve intihara karar verir. Yüzme
bilmediği için kendini kanala atacak ve boğulacaktır. Kanalın kıyısına
gelir. Tüm cesaretini toplar, tam kendini suya bırakacakken gözüne bir levha
ilişir : Suya girmek tehlikeli ve yasaktır! And içtiği için intihardan
vazgeçen Karatepeli köyüne döner. Derleyen
: Behzat Sevimli Kaynak
: Mehmet Sevimli, ilkokul öğretmeni, Sırmalı – Göksun. Mantar
Karatepe’de
zenginin biri hem adamlarının zekâ derecesini ölçmek hem de en akıllısına
kızını vermek için bir imtihan yapmayı düşünmüş. Bütün adamlarını
toplamış ve “Size bir bilmece soracağım, bilene kızımı verip zenginlik
içinde yaşatacağım” demiş. Tutmalar
ağanın nasıl bir bilmece soracağını düşünürken içlerinden de ben
bilsem diye geçirirlermiş. Ağa sorusunu sormuş: -
Yerde biten yapraksız nedir? Gel
sen ol da bu işin içinden çık. Bir hayli zihin yormuşlar ama bir türlü akıl
erdirememişler. İkinci gün ağa, adamlarını toplamış, bildiniz mi diye
sormuş. İçlerinden biri diğerinin kulağına eğilip dert yanmış: -
Ulan ağa bizi mantar ediyor. Yoksa yerde hiç yapraksız biter mi? Ağa
hemen adamı çağırmış: -
Aferin sana, gördünüz mü böyle bir akıllı! Cevap mantardı be mantar,
diyerek eşi görülmemiş bir düğünle kızını vermiş. Mantar
et : Oyun et, kandır. Kaynak
: Yeni Adana gazetesi, 21.12.1934, Cuma, Sayı: 3800. Niye
Allah’a sıkıyon
Karatepe’de
yaşayan Karaoğulları ve Sarıoğulları denilen iki sülale, arazi yüzünden
kavga eder. Kavga öyle bir hal alır ki, silahını, kazmasını, küreğini
alan koşar. Küçük bir tepenin iki yanında, bir tarafta Karaoğulları, bir
tarafta Sarıoğulları olmak üzere mevzilenirler. Karaoğullarından biri, karşı
tarafı korkutmak için silahıyla havaya bir el ateş eder. Yanındaki
sinirlenir: -
Ulan aklına kodu...mun herifi, der, karşıdaki Sarıoğulları varken niye
Allah’a sıkıyon? Derleyen
: Behzat Sevimli Kaynak
: Veli Taşçı, orman muhafaza memuru, 1951, Sırmalı – Göksun. Oyun
Çobanın
biri hiç namaz kılmamış ve kılınırken de görmemiş. Ağası bir gün
satmak için kente davar indirmiş. Çobana malı kasaba pınarına yatırmasını
söylemiş. O gün de Cuma imiş. Birer ikişer cuma aptesti almaya gelirmiş
insanlar. Çoban da gönlünden: “Herhalde
bir ölet var. Bizim azık da az. Ağa kimbilir ne vakit gelecek” diyerek
elini yüzünü yıkamış ve davarları Karabaş’a emanet edip bir ihtiyarın
arkasından koşmuş, camiye gelmiş, hutbeyi dinlemiş. Daha sonra namaza
durulmuş. O da diğerlerine bakarak namaz kılmaya başlamış. Rükûya vardıkları
anda bizim Karatepeli birdirbir oynadıklarını sanarak önündeki adamın sırtına
atlamış. Neye uğradığını şaşıran adam, arkasını dönmüş ve
Karatepeli’ye olanca gücüyle bir tokat atmış. Bizim yankılı hiç tınmamış.
O vakte kadar ayağa kalkılmış olduğundan arkasına dönmüş ve o da kendi
arkasındakine basmış tokadı. Artık cemaat namazı bir yana bırakıp çobanı
dövmeye başlamış. Çoban kaçarken gücünün yettiğince bağırarak: -
Yahu siz ne biçim adamlarsınız be, oyunu siz çıkardınız, siz cıllazıyorsunuz
diye dursun, güzel bir dayak yemiş. Ölet : Ölü, cenaze Azık
: Yol yemeği, kumanya Tınmak
: Üstüne alınmak Cıllazmak
: Oyunda hile yapmak. Kaynak
: Yeni Adana gazetesi, 30.12.1934, Pazar, Sayı 3807. |