|
|
|
|
Karatepeli fıkraları Demirin eniğiKaratepeli’nin biri, nereden eline geçirmişse geçirmiş, “Bu nedir acep” diyerek bir çuvaldızı alıp köye götürmüş. Köylüler çuvaldızı evirmişler, çevirmişler fakat bir türlü akılları almamış. Çünkü daha önce hiç böyle bir şey görmemişler. Köylünün çoğu işte olduğu için belki de o bilir diye imamı çağırmışlar. O da eline alarak oradan buradan bakmış fakat ne olduğunu bilememiş, köyün en kocası: -
Uşaklar, bizim imam da bir şey bilmezmiş. Ben bunun neci olduğunu bildim
emme, bakalım imam ne diyecek deyi söylemeyiverdim. İki
taraftan: -
Amman emmi, deyiver de bizi bu tasadan kurtar, diye bağırmaya başlamışlar. Koca
gülmüş, tıpkı zafer kazanmışlara özgü bir şekilde göğsünü şişirerek: -
Uşaklar, bu ne ola ki, demirin dişisi taman. Orada
bulunan çocuklardan birisi atılmış: -
Emmi, demirin dişisi diyon emme demir kocaman, bu küçücük taman... İhtiyar,
sakalını bir iki kez sığadıktan sonra
çocuğun sözüne hak vererek gülmüş: -
Yavrum tüm mahlûkat ufaktan büyüdüğü gibi bu da hâlâ eniktir. Böylece
tüm köylü tasadan kurtulmuş. (Taman
: Anladın mı?) Kaynak
: Yeni Adana gazetesi, 1.Ocak.1935, Salı, Sayı: 3809. Dişi değil boyuKaratepeli’nin biri, eşek satın almak üzere pazara gider. Birini gözüne kestirdikten sonra, sırtını kuyruğuna doğru ölçmeye başlar. Görenler; -
Yahu kardeşim eşeğin boyuna değil dişine bakılır, der. Karatepeli: -
Ekine giderken bir ben, bir karı bir de çocuk bineceğiz, der, onun için bana
evvela boyu lazım. Derleyen
: Behzat Sevimli Kaynak
: Veli Taşçı, Orman Muhafaza memuru, 1951, Sırmalı, Göksun. DolapKaratepeli
Kaba Ahmet, topladığı kozalakları şehirde sattıktan sonra oradaki bir
ahbabını ziyarete gider. Ahbabını görünce yanına sokulur; - Ooo... efendi, hankırdasın? -
Vay Ahmet Emim hoş geldin. -
Hoş gördük ve hoş getirdik. Sana bir şey deyiverecem. Kozayı, yok pahasına
verdikten kelli, üç beş akçasını bizim askerdeki uşağa göndereyim
dedim. Sordum, soruşturdum. Postaneyi biri gösterdi. Aradım, taradım. Her
bir yanı duvar. Yalnız bir yerinde bizim avratların iplik sardıkları gibi
bir şey. Buranın kapı olduğunu bir türlü kestiremedim. Orada durdum. Bir
de baktım ki, çocuğun biri geldi ve dolaba tokandı. Dolap yavaş yavaş içeri
doğru fırıldadı. Çocuk öğlecene içeri girdi. Ardından gidip ben de
tokandım. Yürüdü, o yürüdükçe ben de yürüdüm. Adım adım içeri
girdim. Meğerse kapusu buymuş. -
Bunda ne var ki Ahmet Emmi? -
Ne yok ki oğlum. Varırsam, köyde bunun gibi bir dene de ben yaptıracağım.
Bizim köyün büyüğünü küçüğünü dolaba koyacağım, dedi ve ekledi: -
Nahal olsa, bunu da düşünen faydasını biliyormuş ki yapmış. Hankırdasın
: Nerdesin. Verdikten
kelli : Verdikten sonra Tokandım : Dokundum, değdim. Kaynak
: Yeni Adana gazetesi, 2.Ocak.1935, Çarşamba, Sayı: 3810. Emmini eşek bellemeKaratepeli’nin
biri Kadirli’ye gelir. Canı pekmez ister. Fırından bir çörek satın alır.
Sonra da pekmez aramaya çıkar. Gezerken bir ayakkabı tamircisine rastlar. Gön
suyunu pekmeze benzeterek “Oğlum, elli kuruşluk pekmez ver” der. Adam
pekmez satmadığını söyler. Karatepeli biraz daha gezinir ama pekmez
bulamaz. Tekrar ayakkabıcının yanına gelir, “Oğlum elli kuruşluk pekmez
ver” der. Adam dayanamaz, bir tasın içine gön suyunu dökerek verir.
Karatepeli çöreğini gön suyuna batırarak yer. Sonunda elini silerken,
“Oğlum, emmini de eşşek belleme ya, der, pekmezin de pek iyi değilmiş.
Derleyen
: Behzat Sevimli. Kaynak
: Mehmet Zeki Can, çiftçi, Kadirli, Adana. En
büyük ağadır
Köy
ağalarından biri çok gaddarmış. Her istediğini yaparmış. Kendisinden önce
kimse yürüyemez, baş köşeler daima kendisine ayrılırmış. Ağanın oğlu
da durumu bilir ve olaydan gurur duyarmış. Bir
gün camideyken, ağanın oğlu bakar ki imam babasından önde oturuyor. Oldukça
canı sıkılır. Nasıl olur da imam, köy ağasından önde oturur? Namazı
erken bırakıp çıkar ve kapının kenarında bekler. İmam camiden çıkarken
birkaç tane tokat patlatıverir. Neye uğradığını şaşıran imam şaşkınlıkla
sorar: -
Niye vuruyorsun bana? -
Vururum tabi. Babam koskoca ağa
olsun da, sen camide ondan önde
otur. Olacak şey mi bu? -
Yahu kardeşim, ben imamım. İnsanlara namaz kıldırıyorum. O yüzden de önde
oturmam gerek. -
Ben anlamam arkadaş, kimse babamdan önde oturamaz. İmam
bakar ki oğlana laf anlatmak mümkün değil, ağaya şikayetlenir: -
Ağam senin oğlun geldi, bana birkaç tokat attı. Niye vuruyorsun deyince de
“Sen babamdan önde oturuyordun. Kimse babamdan önde oturamaz” dedi. Ne
yapacağımı şaşırdım. Ağa
bunun üzerine; “Eee, imam efendi” der, “yalan deel hani, sen de biraz önde
oturuyodun yani.” Derleyen
: Behzat Sevimli Kaynak
: Nafiz Köse, grayder operatörü,
Salmanlı – Kozanlı – Adana. |