|
|
|
|
Karagan Usup fıkraları Yerden
Çoh Ne Var! Azerbaycan’ın
dağ köylerinde eskiden kalan şöyle bir âdet vardır: Hastalanan kimse sabahın
erken saatlerinde nuranî bir ihtiyarı mezarlığa gönderir, sonra da yorgana
bürünerek kendisi gider ve ihtiyara; “Burada bir ben-i insan var mı?”
diye sorar. İhtiyar da “var” der. Hasta “Kabristan’da yer yoktur öyle
mi, Azrail gitsin mi” diye sorar. Nuranî ihtiyarın hastaya cevabı
genellikle şöyle olur: “Kabristanda yer yoktur, dolmuştur, Azrail’e söyle
gitsin. Sana da Allah şifa versin, git, yaşa.” Fakat
Karağan Usub, bu kaideyi bozar. İhtiyar sıfatıyla onu kabristana gönderirler.
Karağan yorganına bürünüp gelen hastanın yaramaz, ispiyoncu birisi olduğunu
görür. Hasta “Kabristanda yer yoktur, dolmuştur, öyle mi” diye sorunca
Usub şu cevabı verir: “E, yerden çoh ne var! Odu bah, Ağ dağların
dibinecen kabristanlık boşdur.” Evimizin Kulağı Yoktur Orman
İşletme Müdürü atla Karağan’ın evine gider ve seslenmeye başlar. Ancak
kimse ses vermez. Adam sinirlenir; tam döneceği sırada Karağan evden çıkar.
Müdür, “Sabahtan beri bağırıp duruyorum, Niye kimse ses vermiyor?” Karağan
soğukkanlılıkla “Bağışla bey, evimizin kulağı yoktur” der. Bu cevap
karşısında daha da sinirlenen müdür, “Anlaşılan sen benimle dalga geçiyorsun.
Hiç evin kulağı olur mu?” der. Karağan
“Olur bey, Evimizin kulağı –yani itimiz- olmadığı için seni duyamadık.
Şayet itimiz olsaydı, havlardı, biz de seni duyardık”, der. Biraz Gün Gör Karağan
Usub, evlendirdiği yeğeninin durumunu öğrenmek için bir süre sonra onların
evine gider. Yeğeni ve gelini onu gayet iyi karşılar. Bir ara yeğenini bir
kenara çekip, gelininin durumu hakkında bazı şeyler sorar. Delikanlı;
“Emi, her şeyi iyi, güzel de gelinin, evlendiğimiz günden itibaren, “Bu
eve geleliden beri bir gün görmedim” deyip durmaktadır. Karağan, biraz düşündükten
sonra, “Onu getir şu direğe bağla” der. Delikanlı amcasının dediğini
yapar. Gelin “Bak emi, görüyor musun, bu yeğenin ne yapıyor, beni güneşin
bu kavurucu sıcağına bıraktı” deyince Karağan “Ne yapsın evladım, bu
eve geldiğinden beri bir gün görmemişsin, bari biraz gün gör” der. Selam
Koltuğa Çatır Usub,
orman idaresine gelir. Müdürden başka herkes yerindedir. Karağan müdürün
oturduğu koltuğa selam verip, kendi işine koyulur. Bir süre sonra müdür
gelir ve Karağan’ın yaptığını söylerler. Buna sinirlenen müdür, Karağan’ı
çağırıp azarlar. Karağan “Niye acığın tutur direktör? Men bu idarede
işleyenden beri sekiz on dene müdür değiştirilipdi. Amma bu koltuk heç
deyişmeyipdi. Ona göre de selam, vefasız müdürlerden çoh, vefalı bu koltuğa
çatır” der. Özü Yığmış Olar... Seher
seher cevan bir oğlan gelip Usub kişiye der: Ağsakkal, yegin ki, menim böyük
kardeşimi yahşı tanıyırdın? Ömrü boyu rayonda rehber işinde olup. Üstünüze
yügüllük, dünen rehmete getdi, defn eyledik. Size bir meslehete gelmişem.
Bilirsen ki, kardeşim hatırı sayılan biri idi. Ona eza (yardım) toplayak,
ya yoh? Karağan soğukkanlılıkla, “A bala, onun eza pulu çohdan yığılmış
olar” der. Oğlan “Yoh Usub emi, dünen defn olunu, ezası bugündür.”
Karağan “Onu demirem a bala. Rahmetlik kardeşin elden iti idi. Bugünün işini
sabaha koymazdı. Yegin ki, eza pulunu da sağlığında başka rüsumlarla
birlikte yığmış olar.” Müfettiş Başı Bomba Ha Deyil! Bir
gün Usub’un sorumlulğundaki ormana bir müfettiş gelir. Ormanı gezdikçe
Usub deyir, “Müfettiş gardaş,
senin başın üçün bu gördüğün ağaçlara hele bir balta bile değmemiştir.
Buna sinirlenen müfettiş “Usub kişi, ormana öylesine bir bakıp gidecektim
ama, olur olmaz şeyler için ikide bir benim başıma ant içtiğin için her
tarafı iyice tetkik edip, hakkında rapor tutacağım.” Karağan “Gadan alım
müfettiş başı bomba ha deyil, el deyince patlaya.” Atanın Oğulsuz Goru Hakkı Bir
genç, Karağan Usub’un yanına gelip deyir: “Emi, bilirsen ki, men ata-ananın
yegane evladıyam. Allah geçmişlerine rahmet eylesin, validelerim dünyadan köçüpler.
Bağışlayın, Gence’de (Azerbaycan’da bir şehir, b.n.) bir kızla nişanlanmışam.
İstiyerem köydeki evimi satıp,
şehere yerleşim, bu fikrime ne deyirsen? “Atanın oğlusuz goru hakkı bir söz
diyebilmerem.” “Usub emi, o nece sözdür, bes men atamın oğlu deyilem
mi?” “A bala, ata yurdunu satandan heç oğul olar mı?” Eğri Kalan Sadece Bu Ağaçtır Karağan Usub, orman bekçisi idi. Onu işten çıkarmak için bahane arıyorlardı. Bir gün birkaç yetkili gelip, ormanda kesilen ağaçların kütüklerini arar. Ancak Karağan, kesilen ağaçlardan bir iz geriye koymamıştı. Partinin bölge sorumlusu eğri bir dal görünce, “Bunun altından bir destek vurulsaydı, bu dal bu şekilde hiç eğilir miydi?” Bu sanki Usub’un aradığı sual idi: “Düz deyirsiniz yoldaş kâtip, rayonda bütün işleri düzeltmiştik, sadece bu ağaç eğri kalmıştı.” Kolun Kurusun Taş AtanKöyde
huzuru bozan bir delikanlı varmış. Bir kavga esnasında iri bir taş delikanlının
omuzuna isabet eder ve delikanlı ağır yaralanır.
Usub delikanlının yarasına bakıp der: “Kolun kurusun taş atan, azıcık
yukarı atsaydı, köyü bir beladan kurtarmış olurdu”. KırılmasaydıKendisini
büyük bir kabilenin lideri olarak gören bir delikanlı Karağan’dan soruşur:
“Emi, kendimizde (köyümüzde) hangi kabile daha büyüktür?” “A bala,
akılsızlık edip kırılmasalardı, sizin kabile hepsinden kalabalık
olurdu.” Arvad Utanır Kolhoz
toplantılarına herkesin hanımıyla gelmek mecburiyeti vardı. Fakat bu
kaideyi Usub kişi bozardı. Hanımını getirmeyen ise, toplantı salonundan çıkarılırdı.
Yine öyle oldu, Karağan yalnız gelip, bir dul kadının yanına oturur. Umumi
kaide üzere, konuşma sırası gelen, hanımıyla birlikte ayağa kalkardı. Söz
sırası Usub’a geldi. Başkan “Arvadın hanı?” Karağan, eliyle yanındaki
kadını gösterir. Kadın ise utancından yüzünü kapatır. “Arvadın ayağa
kalksın!” Karağan “Utanır; çoh üsteleme sonra çıhıp geder. Kadın
toplantı salonunu terk eder. Karağan ise “E sedr, yaptığınızı beğendiniz
mi? Size dedim ki, utanır. Gırh ilin başında bir defe iclasa arvadınla
gelirsen, ona da sedler mani olur.” Bes Sen Tanıyırsan Usub
kişi Gence pazarında yağ satarmış. Bir müşteri gelip soruşur: “A kişi,
bu yağı hardan almısan? Usub kişi elini göğe
uzatıp deyir: “O göydeki Allah hakkı öz ineyimin yağıdır.”
“A kişi, dağ adamı bilir mi ki, Allah nedir?”, “Gadan alım, Allah göydedir,
yohsa yerde?”, “Elbette göktedir!”, “Yahşı, onda menim sene bir sualım
var. De görüm, Goşgar Dağı mı göğe yakhın olar, yohsa burası mı?”,
“Elbette Goşgar Dağı.” “Bes nece olur ki, men dağın başında ola ola
Allah’ı tanımıram, sen derenin dibinde olduğun halde Allah’ı tanıyarsan?” Gözüm Yahşı Seçir Karağan,
kanunsuz ağaç kesen bir çocuğu döver. Çocuk okur, yüksek tahsilini
tamamlar ve âlim olur. Yediği dayağı hazmedemediği için, yanına bir eşek
alıp ormana gider ve uzaktan Usub kişiye seslenir: “Uy Usub emi, meni tanımadın
mı?”, “Tanıdım ay bala, ne geder gocalsam da sarraf gözlerim adamla eşeyi
birbirinden yahşı seçir!” Hayıf Ala Kilime Karağan’ın
arvadı Güneykend’in Eyri deresinde kilim yıkar. Kilimi derenin kenarında
ıslatır ve bilahare yıkamak için eve döner. Ancak ani bir yağmur ve ardından
sel kilimi götürür. Karağan eve gelince, hanımı üzülerek: “Ay Usub,
bugün ala kilimi sel apardı”. Karağan, iki elini dizlerine vurup der:
“Hayıf ala kilime...” “Üzülme ay Usub, ipimiz var; yahın vahtda üç dört
kilim daha tohuyaram”, “Onu demirem ay arvad, hayıf ala kilime, darıhacak;
onunla geden olmadı”. Memmed Ölenİki
kabile arasında çayır üstünde dava düşer. Olay yerine Karağan da gelir.
Haksız olan taraf Usub’dan sorar: “Usub emi, bir el ağsakkalı kimi düzünü
sen söyle. Bu yerin adı nedir?” “Memmed Ölen!” “Oldu atan
rahmetlik”. “Memmed kimdir?” “Sizin ulu babanız.” “Oldu atan
rahmetlik”. “Ele ise bu arazi kimindir?” “Elbette bu arazi sizin değil!
A bala, bu balaca düşünün de... Bura yol kenarıdır; burada Memmed de ölebiler,
hele yoldan gelip geçen Memmedveli de. Bunun meseleye ne dahili var? Atanıza
deyeydiniz başkasının arazisinde yoh, öz toprağında öleydi de...” Yegin CıhacakDelikanlılardan
biri Karağan’la kafasını düzeltmek ister: “Usub emi, dünennendi sağ gözüm
yaman geğirir, bundan senin ağlın ne kesir?” “Ağlım ne kesecek a bala.
Yegin yerini sevmir, çıhacak.” Züy(dem) Tutanlar Kabaktepe’de
düğün varmış. Karağan, zurnacılara yaklaşıp sorar, “A bala, kimi gözleyirsiniz?
Çalın şenlik başlasın.”, “Usub emi, dem tutanlar gelip, hele asıl hava
çalanlar gelmeyip.” “A bala, nedendirse bu züy(dem) tutanlar her yerde
herkesten önce gelirler.” Allahkulu Koymaz Karağan
Usub görür ki, yeğeni bir römork taş getirip bahçeye döktü. Oğlanı yanına
çağırıp sorar, “Hayır ola, o ne taşdır?”, “Emi, Allah goysa (Allah
izin verirse) orda ev yapacağım.” “Oğul Allah koyar, amma Allah kulu
koymaz. Orada başkalarının da hakkı vardır.” Demeli Adın Goçu’durUsub
kişi, Helperenk ormanında balta sesi duyar. “Kim var arda?”, “Goçuyam,
goçu...”, “Aye, goçusan diye ormanı mı doğrayacaksın?”, “Usub emi,
adım Goçu’dur!”, “Demeli bele de, adın Goçu, özün de ağaç oğurçusu.” Gadan Alım A Ganan Karağan
Usub hissedir ki, ambar müdürü buğday tohumunu kadeşi ile birlikte çalıp,
değirmende öğütür. Bir gün kolhozda toplantı yapılır. Usub iki söz alıp
der: “Teklifim budur ki, ambar müdürü çok eziyet ekir, ona birkaç çuval
buğday verin, öğütsün. Çünkü onun çok misafiri gelir. Ambar müdürü
yerinden, “Gadan alım, a ganan” der. Usub kişi sözünü deyişmir: “A
bala, tohumluk buğdayı indi yediniz, sonra toprağa ne ekeceksiniz?” Başını Berk(sert, hızlı) Silkeleyip Karağan
görür ki, baba-oğul bir keçinin başında bekliyor. Keçi ise can çekişmektedir.
Fakat kimsede baçık yoktur. Keçinin sahibi Usub’a “Ay Usub, keçi elden
gedir, ne fikirleşirsen?”, “Sen keçiyi kucağına al, oğlun da başından
tutup silkelesin ve tezlikte köye yetişin, iyi olur inşallah.” Baba oğul
Usub’un dediği şekilde keçiyi köye getirirler. Keçiyi yere koyunca
bakarlar ki keçi ölmüş. Keçinin sahibi “Ay Usub keçi ölüp. Karağan
“Yegin (herhalde) oğlun keçinin başını berk silkeleyip.” Çorabı Elceyi (eldiven) NeynirMuharebe
vahtı komşuya cepheden bir mektup gelir. Mektubu, cephede savaşanın küçük
kardeşine verip, okumasını isterler. Çocuk mektubu okumaya başlar. “Ana,
düşman govur, biz gaçırıg. Her gün yüz yüz elli kilometre gerileyirik.
Havalar çok soğuktur. Bana bir çift yün eldivan gönderin.” Sinirlenen
Usub kişi “A bala, gardaşın bu hızla bir haftaya kalmaz eve gelir; yün çorapla
yün eldiven onun neyine gerektir?” Göy Dana Beli de ÇulluBirinin
danası kaybolur. Adam danayı araya
araya Dağyanus’un karrine
varır ve Karağan’la karşılaşır, danasını ondan sorar. Meğer
Karağan Usub kaybolan danayı tanıyormuş. Başlar danayı tarif etmeye: “Göy
dana...”, “Beli”, “Beli de çullu, boynunda bir kara ip. Hem de üç gün
önce kaybolmuş”, “Beli beli. Tamam düzdür. Hardadır?” “Görmedim,
daha arama!” Yolda
Banlayar (öter) Karağan,
Gedebey’de bir dostunun evine misafir gider. Evde tanımadığı iki misafir
daha vardır. Yemek içmekten sonra sıra uyumaya gelir. Üçüne de aynı odada
yatak hazırlarlar. Karağan, diğer misafirlerin ev sahibinin horozundan
bahsettiklerini duyar. Yarı gece horozu çalan misafirler gitmek istediklerini
söylerler. Ev sahibi: “Canım bu aceleniz niye? Bekleyin hiç olmazsa
horozlar banladıktan sonra gidersiniz” der. Karağan soğukkanlılıkla
(cevabı yetiştirir,b.n.) “Ziyanı yoktur, bırak gitsinler, horoz yolda da
banlar!” Seni Yemiyecek ki!Karağan’a
çok samimi bir dostu misafir gelir. Ancak köpek acı acı havlamaya başlar.
Bunu gören Usub, köpeğe, “Aye, ne özünü yırtıp tökürsen! Tanış
adamdır gelen. Seni yemiyecek ki...” Senin İki Yüzlü Olduğunu İndi Bildim Gedebey’de
orman idarecilerinin toplantısı varmış. Müdür, Karağan’ı kaldırıp
der, “Usub kişi, duyduğuma göre Tapan meşelerini kesip kurtarmışlar. Görevli
gönderip inceleme yaptıracağım. Anlaşılan sen menim sadece yumuşak üzümü
görmüsen, sert üzümü görmemisen. Karağan, “Müdür incime, senin iki yüzlü
olduğunu indi öyrendim.” Tamah Dişi Çıhır Oldukça
cimri birisi elini sol çenesine koyup, oflaya sızlaya köy meydanına gelir.
Orada bulunanlar sorar, “Ne olup, ele oflayıp-puflayırsan?” “Dişim ağrıyır!”
Usub kişi adamın dişine bakıp der, “Önemli bir şey değil. Akıl dişinin
yanından bir de tamah dişi çıhır.” Vatanı
Seven Tapılar (bulunur) Muharebe
zamanı Usub kişi köyde aylak aylak dolaşan bir delikanlıya rastlar. “Bana
senin akranların cephededir. Vatanı sevirsen mi?” “Elbette Usub emi. Canım
vetene gurban olsun”, “Madem ki eledir, burada ne işin var, cepheye
gitsene!”, “Usub emi, bir kör kurşunla ölüp getsem, vatanı kim
sevecek?” “Bala vatanı senden evvel de sevenler olup, senden sonra da
sevenler tapılar.” Yeter ki Başın Aşağı OlmasınUsub
kişi görür ki, tanıdığı bir delikanlı, komşunun ineğini çalıp,
pazarda satmaya götürür. Delikanlı, Karağan’ı görünce, utancından başını
yere eğer. “Usub emi, elim aşağıdır” (ihtiyacım var.) “Bala, goy
elin aşağı olsun ama, başın aşağı olmasın.” Çocuk Pulundan da Bahşiş OlurSovyet’te
çoh uşağı olana ilave pul (para) verilirdi. Karağan’ın da on beş çocuğu
olduğundan, bu haktan o da istifade ederdi. Bir gün biriken paralarını bir
heybeye doldurup gelirken, parti başkanı heybesinde ne olduğunu sorar. “Uşag
puludu, gada alım...” “Ondan biraz ver hercleyek de...” “Bir ölkeyi
taladınız doymadınız, indi de növbe (sıra) geldi uşag puluna hee!... Uşag
pulundan da bahşiş olur?” Bu Canavar O canavardan DeyilKarağan
Usub, köylerine birçok silhalı insanın geldiğini görünce, yaklaşıp geliş
nedenlerini sorar, “Emi, haber verdiler ki, buralarda hayli canavar türemiş,
kolhozun koyunlarını yiyormuş. Onları temizlemek için geldik.” Senin de Evin Altüst Olsun“Karağan
ii katlı ev yaptırır. Bunu duyan bölge polisi reisi gelip, “Usub kişi, eşitmişem
iki mertebeli ev yaptırmısan. İşler necedir?” Kartal
Deresi Kartal,
keçinin yavrusunu götürmek ister. Ancak keçi kartalı öldürür. Fakat olayın
geçtiği yerin adı Kartal Deresi olarak kalır. Bu hadiseyi duyan bir çocuk
Karağan’a, “Emi, burada gâlip gelen keçi olmuştur. Niye Keçi Deresi
demeyipler de Kartal Deresi deyipler?” “Bala, ne de olsa kartal kartaldır,
onun bir adı yüz keçiye deyer.” (Zeynelâbidîn Makas, Azerbaycan’ın Nasrettin Hocası: Karağan Usup, İpek Yolu Uluslararası Halk Edebiyatı Sempozyumu Bildirileri)
|