|
|
Sayfa 8 önceki sonraki
Hırsız Bulmuş Seyahat maksadıyla yola çıkmış olan bir Bektaşi babası büyükçe bir köye misafir olur. Anadolu köylerinde âdet olduğu veçhile misafir odasında köylülerden bir kısmı yemek getirerek babaya ikram ve i’zaz ederler. Yemekten sonra konuşulmaya başlar. Köyün muhtarı der ki, “Derviş efendi, dün bizim köyde bir sirkat vuku buldu. Aradık, taradık, hırsızı bulamadık. Siz seyyahlar dünyayı dolaşmış ve görmüş adamlarsınız. Belki siz zayimizi bulmak için bir çare bilirsiniz.” Baba efendi bir tavr-ı alimane ile, “Hele yarın olsun, erenlerin himmetleriyle icabına bakarız” cevabını vererek o gece rahat eder. Ertesi gün sabah erken kalkar. Bakır ibriği eline alarak, ekser köylerde olduğu gibi def-i hacet için tarlalara doğru uzaklaşır. Orada birtakım eşek eriklerinin bulunduğunu görür. İşini ikmalden sonra bu eriklerden birkaç tanesini bir değnek ile tutarak ibrik içine koyar ve ağzını kapayarak odaya avdet eder. Oraya gelmiş oylan muhtara der ki, “Ağa, şimdi git. Bütün köylüleri, kadın erkek ve çocuk cümlesini harman yerine topla. Hırsızın işine bakalım.” Muhtar bekçi ile herkesi harman yerine toplar. Baba ibriği alarak oraya gider. Bir ateş yaktırıp ibriği üzerine koyarak dinlemeye başlar. İbrik kızınca erikler içinde vızlayarak uçuşmaya başladıklarında babanın yanında bulunanlar da bu vızıltıyı işitir. Birkaç dakika sonra derviş başını kaldırarak karşısında bulunan köylülere hitaben, “Şu ibrikteki canlan bana diyor ki hırsızın alnında bu gece behikmet-i Hüda bir çizgi hasıl olmuştur.” Bu sözü söylediği sırada köylülerden bir kadın elini alnına götürür. Bunu gören baba hırsızın bulunduğunu anlar. Fakat mezbureyi rezil etmek istemediğinden der ki, “İbrikteki canlar bunun bir kadın olduğunu, ismini bana haber verdiler. İşte karşımda onu görüyorum. Fakat onu rezil etmek istemem. Bunun için bir çare söyleyeceğim, dikkat ediniz” dedikten sonra ilave eder, “Şimdi erke kadın, cümleniz hanenize gidiniz. Birer toprak alıp buraya geliniz. Hırsız da çaldığı şeyi o toprağın içine koyup getirsin. Buraya toprağı bir küme halinde dökünüz. İşte çalınan şey toprağın içinde bulunsun. Hırsız rezil olmasın. Lakin bu sözümü dinlemez isen (parmağı ile karşısındaki cemaate işaret ederek) senin ismini de söylerim. Sonra rüsva olursun.” Derhal dervişin emri icra olunur. Küme olan toprak muayene olunduğu zaman mesruk eşya içinde bulunur. (Türk Edebiyatında Bektaşi Fıkraları, Dursun, Yıldırım, Akçağ Yayınları 286)
Beddua Hazine-i Hümayun kethüdalarından Es-seyyid Ebubekir Efendi yazları Üsküdar’da Bağlarbaşı’ndaki köşkünde oturduğu için Büyük Çamlıca’daki Bektaşi dergahının dede ve canlarından birçoğunu tanır ve onlarla sık sık buluşup konuşmaktan zevk alırmış. Bunlar arasında efendinin mahremiyet ve samimiyetini kazananlardan Şuuri Baba’nın acuze bir kaynanası varmış. Bu kadın hiç yoktan kızar vara yoğa zırıldarmış. Zavallı baba ile karısına rahat bir nefes bile aldırmazmış. Ebubekir Efendi, bir gün sohbet sırasında, babanın kaynanalar hakkında savurduğu nükteli bir tarizden pek hoşlanır. Babayı memnun etmek için, “Kör olsun gözleri o acuzelerin” der. Şuuri Baba birden telaşlanır ve şahlanır, “Aman efendi hazretleri, içinde bizim kaynanan da var onların. Belki eşref saatidir de duanız kabul olun. Kör olsun diyeceğinize lütuf buyurun da çenesi tutulsun deyiniz. Beni de bizim bacıyı da da rahata eriştiriniz.” (Türk Edebiyatında Bektaşi Fıkraları, Dursun, Yıldırım, Akçağ Yayınları 286)
Allah Gözlerini Muhafaza Etsin Bir Bektaşi fukarası o akşamın lokma ve demini temin için bir zuhurata intizaren durmakta iken bir burunsuz adaml yanına gelerek bir beşlik verir. Derviş beşliği der-cep ederek, “Allah gözlerinizi muhafaz etsin” diye dua etmekle o zat düçar-ı hayret olarak, “Baba efendi, duayı gözlerime hasretmenize ne sebep vardır” diye sorar. Derviş “Çünkü burnunuz olmadığı cihetle gözlerinize bir arıza hasıl olsa gözlük takamaz ve adeta kör gibi olurdunuz da onun için böyle dua ettim” cevabını verir. (Türk Edebiyatında Bektaşi Fıkraları, Dursun, Yıldırım, Akçağ Yayınları 286)
Sadece İhtiyaçlarımı Def İçin dua Ediyorum Bektaşinin biri parasız kalmış. O aralık kendisine mutlaka para lazımmış. Bektaşilerin hiç kimseden yardım dilenmelerdi âdet olmadığı için bu da şuna buna müracaat etmeyi gururuna yedirememiş. Allahtan istemeye karar vermiş. Doğruca camiye gitmeş. Evvela cemaate uyarak namaz kılmış. Sonra da herkesle beraber duaya başlamış. Ve, “Aman yarabbi! Şu istediğim parayı ihsan et. Hem işlerimi göreyim, hem de doya doya rakı içeyim.” Yanındaki sofu, bu garip duaya tahammül edememiş. Hemen Bektaşi’nin kulağına eğilerek, “Behey dinsiz,imansız herif. Allahtan rakı parası istemeye utanmıyor musun? Sen ne biçim Müslümansın” demiş. Bektaşi evvela dik dik sofunun yüzüne bakmış sonra, “Soruyorum sana… ellerini gözlerini havaya kaldırıp niye mırıldanıyorsun?” “Allaha dua ediyorum.” “Ne istiyorsun?” “İman istiyorum. Amel-i Sâlih istiyorum” “Âlâ, demek ki sende, ne iman ne de amel-i Salih varmış. Onları Allahtan istiyorsun. Halbuki benim imanım da var, salihim de var. Allahtan bunları istemeye lüzum görmüyorum. Sadece ihtiyaçlarımı def etmesi için dua ediyorum” demiş. Sofuyu sükûta mecbur etmiş. (Türk Edebiyatında Bektaşi Fıkraları, Dursun, Yıldırım, Akçağ Yayınları 286)
Ceddim Onu süründüre Zara’nın Zogar köyünde olup ömrünün çoğunu Divriği’de geçiren ve Deli Derviş lakabıyla anılan Bektaşi babası bir gün bir köye gitmiş. Gezerken bir eve girer. Bakar ki evde hiç kimse yok. Sadece ocak başında dört beş yaşlarında sakat ve hasta bir çocuk oturur. Çocuğu kale almayan derviş bir kabahat işler. Bunu işiten çocuk dervişe hitaben “çüüüş” der. Dervişin buna canı sıkılır. Çıkıp gider. Başka bir eve misafir olur. Dervişin geldiğini duyan köylüler başına toplanır. Vu bu arada herkes kendisine ve hastasına dua okumakta iken bir de bakar ki bir köylü kendisine “çüüüş” diye hitap eden çocuğu kucaklamış getiriyor ve, “Derviş baba, bu çocuk dört yaşını geçti hâlâ yürüyemez ve hastadır, bu dua et de Allah buna iyilik versin” deyince çocuğu tanıyan derviş “Ceddim onu süründüre, süründüre inşallah” der. (Türk Edebiyatında Bektaşi Fıkraları, Dursun, Yıldırım, Akçağ Yayınları 286)
Senin Tamirinle Uğraşıncaya kadar Yenisini Yaratır “Bektaşinin biri ramazan günü camiye gider. Tesadüfen yanında oturan hastalıklı zayıf bir adamın dua sırasında bütün azasını ayrı ayrı sayarak her biri için ayrı şifalar niyaz ettiğini işitince bu ardı sonu gelmeyen temennilerden bizâr olan Bektaşi, “Be adam, Cenab-ı Hak seni tamir edinceye kadar yerine bir yenisini yaratır” deyip uzaklaşır. (Türk Edebiyatında Bektaşi Fıkraları, Dursun, Yıldırım, Akçağ Yayınları 286) |