Zamanda geriye doğru yolculuk yapmanın en kısa yolu tarih okumaktır

 

 

Sayfa 7

önceki      sonraki

 

Anahtara Tükür Açılır

Süleymaniye civarında ikamet etmekte olan bir Bektaşi dervişi bir gün alessabah düğmecilerden geliyormuş. Düğmeci bir Ermeni’nin dükkan kapısını açmak için uğraştığını görmekle seyre başlamış. Düğmeci çalışıyor çabalıyor, hiddet ediyor, kendi kendine söyleniyor, bir türlü anahtarı döndürüp kilidi açamıyor. O sırada başı sarıklı fakat kendi cahil bir talebe oradan geçmekle Ermeni bunu tutarak der ki, “Aman hocam, dükkanı açamıyorum. Sizin kitapta her şey var derler. Bunu açmak için bir çare var mı?”

“Hay hay vardır.”

“Rica ederim söyle nedir?”

Talebe Türkçe bir kelime söyler. Düğmeci, “Peki hocam, fakat ben bunun manasını anlamam. Ne demektir?”

“Anahtara tükür, açılır, demektir.”

Ermeni anahtara tükürüp kilide sokmuş. Çevirince eser-i tesadüf kapı açılmış. Bunu gören düğmeci talebeye: “Hoca efendi, ben inandım. Sizin dininiz doğru imiş. Bana söyle de İslam olayım” demekle talebe buna kelime-i şahadeti telkin etmiş ve herif İslam olmuş. Bu hali gören Bektaşi başını sallayarak, “Yarabbi, bu düğmeci Ermeni’yi Müslüman edecek imişsin. Fakat şu talebeyi kafir etmekte ne mana var? Bunun ne kabahati vardı” diyerek yoluna devam etmiş.
(Türk Edebiyatında Bektaşi Fıkraları, Dursun, Yıldırım, Akçağ Yayınları 286)


Yetiş Ya Ali!

Bektaşi’nin biri derde kenarından geçerken eşeği çamura saplanır. Yularından çekmeye başlar. Hayvan çabaladıkça çamura gömülmektedir. Zavallı derviş bağırır “Yetiş ya Ali!” Yalvarmanın da faydası olmaz. Hayvan artık kımıldayamayacak bir hale gelir. O sırada babanın sesini işiten bir yolcu yanına yaklaşır. “Çekil baba” der. Hemen eşeği kuyruğundan yakalayarak “Yetiş ya Osman!” demekle beraber hayvanı çamurdan çıkarır. Manzaraya şahit olan Bektaşi gülümseyerek, “İmanım Ali” der. Sen çok yamansın vesselam! İyi işlere kendin koşarın. Böyle pis işler oldu mu Osman’ı gönderirsin!”
(Türk Edebiyatında Bektaşi Fıkraları, Dursun, Yıldırım, Akçağ Yayınları 286)

 
Bulut Gibidir!

Çeşitli tarikatlardan birçok mürit toplanmış, konuşuyormuş. Sıra tarikat şeyhlerine gelince Mevlevi, “Bezim şeyhimiz Hazreti Mevlana gökyüzünde güneş gibidir” demiş.

Nakşibendi, Rufi, Kadiri herkes sırayla kendi şeyhini gökyüzünde nura, yıldıza, aya benzetmiş. Bu arada Bektaşi babasının sustuğunu görünce sormuşlar, “Ya sizin şeyhiniz erenler?”

Bektaşi gülümseyerek, “Vallahi” demiş, “bizimki de bulut gibidir.”
(Türk Edebiyatında Bektaşi Fıkraları, Dursun, Yıldırım, Akçağ Yayınları 286)

 
Hep birden Yüklendiniz

Bektaşilerden biri ata binmek istemiş. “Ya Ali” diye hoplamış, binememiş. “Ya Hasan” demiş binememiş. “Ya Hüseyin” diye hoplayınca eyerle birlikte atın öbür tarafına düşmüş. Canı bıkılan baba, “Sizi tek tek çağırdım, gelmediniz. Sonra da hep birden yüklendiniz” demiş.
(Türk Edebiyatında Bektaşi Fıkraları, Dursun, Yıldırım, Akçağ Yayınları 286)


Evliyada Gönül Kibri Olmaz

Bektaşilerden birine sormuşlar, “Evliya nasıl olur?”

“Nasıl olacak? Seni benim gibi bir adam.”

“Sen evliya mısın?”

“Evliyayım ya!”

“Bir keramet göster!”

“Ne istersiniz?”

“Şu karşıki ağacı yürüt buraya getir.”

“Yürü ya ağaç, yürü ya mübarek”, dediyse de ağaç yürümez. Baba olduğu yerden kalkarak ağaca doğru gider. “Evliyada gönül kibri olmaz, o gelmezse biz gideriz” demiş.
(Türk Edebiyatında Bektaşi Fıkraları, Dursun, Yıldırım, Akçağ Yayınları 286)