|
|
Sayfa 6
önceki sonraki
En Yüksek Direk Cennet Yoludur Bir hoca, bir Bektaşi dervişi refik olarak seyahate çıkmış. O zamanlarda vapur mevcut olmadığından ve deniz seferi yelken gemileriyle icra edildiğinden bunlar da bir gemiye binerek İstanbul’dan hareket eder. Gemi Marmara Denizi’nde müthiş bir fırtınaya tutulur. Dağlar gibi dalgalar hücum etmeye başlar. Hoca Efendi derhal diz çökerek dua etmeye bütün yolcuları ve gemi mürettebatını davet eder. Cümlesi duaya başlar. Yelkenleri, gemiyi idare edecek, gemiyi kullanacak kimse kalmaz. Kaptan şaşırır. Bağırır, çağırır. Mürettebat aldırmaz. Müthiş bir tehlike baş gösterir. Kaptan Bektaşi babasının nezdinde koşarak, “Aman baba efendi, şunlara bir söz anlat. Yoksa mahvolduk” demekle baba ayağa kalkar ve haykırır, “Ey cemaat, siz yanlış yapıyorsunuz. Sizin bu duanız denizde değil karada olur. Şimdi en yüksek direğe çıkan cennete gider. Haydi deniz duasına, haydi yelkenlere ve direklere.” Bunun üzerine mürettebat iş başına müracaat eder. Gemiyi de kurtarır. Hoca, Bektaşi babasına der ki, “Cennetin yolunun en yüksek direkte olduğunu hangi kitapta gördün?” “Bunu bir kitapta görmedim. Fakat senin duan ile az kaldı, deniz yolundan cennete gidecektik. Bereket versin ki ben direk yolunu buldum ve gösterdim.” (Türk Edebiyatında Bektaşi Fıkraları, Dursun, Yıldırım, Akçağ Yayınları 286)
Ahrette Nasıl Yanacaklar? Bir Ramazan akşamı, kibarlardan birini konağında iftar varmış. Davetlilerden zayıf, cılız imamın biri top atılıp oruç bozulduktan ve karşısında oturan iki şişman Bektaşi babasını hayret ve ibretle süzdükten sonra, “Dünyamızda orucu yer, rakıyı içer, namazı geçer, şişmanlarsınız. Yarın ahrette bu kocaman gövdelerin nasıl yanacağını düşünüyorum” deyince babalardan yaşlıcası, “İmanım, düşündüğün şeye bak. Biz dünyada yer içer yaşarız. Cehennemlik oluruz. Yarın ahrette zebaniler bizi tuttukları gibi ateşe atar. Halbuki fazla şişman olduğumuzdan ateş puf diye söner. Zebaniler ‘aman ateş söndü, getirin kuruları’ diye bağrışır. O zaman sizin gibi kuruları getirip altımıza koyarlar. Kuru olduğunuzdan derhal alev alırsınız. Hocam böylece sizin narınıza biz de yanarız” demiş. (Türk Edebiyatında Bektaşi Fıkraları, Dursun, Yıldırım, Akçağ Yayınları 286)
Cehennemlik Olduğuna Şüphe Yok Bektaşinin birine, “İyilerin cennete, kötülerin cehenneme girecekleri söylenir. Cennetle cehennem acaba dolmayacak mı” demişler. Bektaşi cevaben “Cenneti bilmem ama cehennemin dolacağını zannederim. Çünkü görüştüklerimizin çoğunun cehennemlik odluna şüphe yok.” (Türk Edebiyatında Bektaşi Fıkraları, Dursun, Yıldırım, Akçağ Yayınları 286)
Yakmayan Yeri Var Mı? Bektaşi’ye, “Cehennem yedi kattır” demişler. Birinci katında beynamazlar yanacak, ikinci katında küfürbazlar yanacak, üçüncü katında kumarbazlar, dördüncü katında…” Bektaşi hemen atılmış, “Uzatma be imanım. Yakmayan yeri var mı şunun, sen ondan haber ver.” (Türk Edebiyatında Bektaşi Fıkraları, Dursun, Yıldırım, Akçağ Yayınları 286)
Bugün Hiç İştahım Yoktur Bektaşi fukarasından biri seyahat ettiği sırada zuhur eden bir fırtına büyük bir tehlike teşkil eder. Herkes şaşırır. O sırada yolculardan biri babanın yanına gelerek, “Baba efendi! Zannederim ki bu akşam meleklerle beraber cennet taam edeceksiniz” deyince derhal, “Aman evlat, bu akşam hiç iştahım yoktur. Bu taam diğer bir akşama kalsın” cevabını verir. (Türk Edebiyatında Bektaşi Fıkraları, Dursun, Yıldırım, Akçağ Yayınları 286)
Sıcak Yer Bektaşi kışa rastlayan bir Ramazan gününde son derece üşümüş. Barınacak bir yer bulamamış. Bir köy mescidine dalmış. Orada vaaz veren bir hoca, cehennemin kaynar ateşinden, günahkârların o kızgın ateşte nasıl yanacaklarını anlatırken soğuktan çeneli birbirine çarpan Bektaşi dayanamamış, “Erenler” demiş, “Eğer dünyanın soğuğu böyle devam ederse, hemen beni cehennemin defterine yaz. Rabbena hakkı için derhal gönüllü giderim.” (Türk Edebiyatında Bektaşi Fıkraları, Dursun, Yıldırım, Akçağ Yayınları 286)
Bektaşi Cephede Bir harp sırasında Bektaşi dedesi “Şem’ullah” da gönüllü olarak katılmıştı. İltihak ettiği bölükle cepheye sevkedilen Bektaşi birkaç arkadaşı ile beraber keşif koluna çıkarılmıştı. Birden fundalıklar arasında gizlenmiş bir düşman erinin şiddetli makineli tüfek ateşiyle karşılaştılar. Derhal kendisini sağ ilerisindeki çukura atan Şem’ullah, bir kurşunla düşman erini öldürdü. Fakat ne yazık ki arkadaşları da şehit olmuştu. Öldürdüğü düşmandan aldığı makineli tüfekle birlikte yalnız olarak bölüğüne dönen Şem’ullah’a komutan sordu, “Arkadaşların nerede?” Soğukkanlılığını muhafaza eden dede, hemen şu cevabı verdi: “Komutanım dost ve düşman hepsi ‘cennet’ diye koşuştular ve öldüler, bilmiyorum şimdi neredeler.” (Türk Edebiyatında Bektaşi Fıkraları, Dursun, Yıldırım, Akçağ Yayınları 286)
Cehennemin Lisanı Bektaşi babalarından birine, sofulardan biri, “Baba efendi, Farisî lisanına cehennem lisanıdır diyorlar. Acaba doğru mudur” diye sorar. Baba şu cevabı verir, “Belki de öyledir. Fakat yine de öğrenmelidir. Çünkü yarın nereye gideceğini bilemezsin ki… Şayet cehenneme gidersen, hazır onların dilini öğrenmiş olur sıkıntı çekmezsin.” (Türk Edebiyatında Bektaşi Fıkraları, Dursun, Yıldırım, Akçağ Yayınları 286) |