|
|
|
|
TROİA “Efsanelerin odağındaki kent Troia’nın yazgısı,
kuruluşundan yağmalanıp yıkılıncaya dek, Olympos tanrılarıyla ölümlüler
arasında geçen öykülerle örülüdür. O tanrılar ve tanrıçalar ki, insan görünümündedirler.
İnsan gibi davranır, öfkelenir, üzülür, acı çekerler, sever,
sevilirler... İnsan ilişkilerine karışırlar, çağrıldıklarında yardıma
koşarlar. Birbirleriyle de anlaşamadıkları, tartıştıkları, boğuştukları
olur. Güçlüdürler ama, güçleri yetmediğinde kadere boyun eğerler. İnsanlardır kentleri kuran, yapılarla bezeyen, geliştiren,
zenginleştiren... Tanrılarla, yarı tanrılarla kan bağları olanlar öne çıkar,
kentlere kral olur, diğerlerini yönetirler. İnsan gibi davranabilen tanrılarla insanlar binlerce yıldır
binlerce öyküye konu olmuşlar beraberce, efsaneler onlardan söz etmiş,
destanlar söylenegelmiş... Troia efsanesi de bunlardan biri, tüm uygarlıkların, kültürlerin
en gizemli, en ünlü kentinin öyküsüdür. Bir savaştır bu kenti binlerce yıl
ötesine taşıyan... Bir denizin ayırdığı iki ulusun, iki uygarlığın çatışması...
Yurtları Anadolu olan Troialılar ve yandaşları ile denizin öte yakasındaki
Akhalar topluluğu Hellenler’in, Yunanistan’da yaşayanların savaşı. Troia’da yazgısı tanrı-insan ilişkilerinin ortak ürünüdür.
Troialılar’ın atası Dardanos, tanrıların tanrısı Zeus’un oğludur.
Kurduğu kent nedeniyle bölgeye Dardania adı verilir. Dardanos’un torunu
Tros ise Dardanelles (Çanakkale) boğaz kesimini de içeren geniş bir bölgenin
Troad olarak adlandırılmasına neden olur. Tros’un oğlu İlos tarafından kurulduğu ve İlion veya
İlium olarak adlandırıldığına inanılır. İlos, Laomedon’un babası,
Priamos’un dedesi, Troia kral soyunun her iki kolunun da atasıdır. Tros’un oğlu İlos, Pnrygia Kıralı’nın düzenlediği
bir yarışmayı kazanır günün birinde. Ödül olarak 50 köle ve bir kara
benekli inek verilir.... Biliciler, ineğin ardından gitmesini öğütlerler...
İnek Ate Tepesi denilen bir yerde durur... İlos kurduğu kentin uğurlu olup olmadığını
belirtmesini ister Zeus’tan. O da kente Athena’nın Palladium olarak adlandırılan
dev bir heykelini gönderir. Kentteki Athena Tapınağı bu heykel için özellikle
yaptırılır... Kurulduğu yıllarda Çanakkale Boğazı’nın girişindeki
büyücek bir körfezin kuyusundaki kent, ayrıcalıklı konumuyla çevresindeki
tüm kentlere üstünlük sağlar, Laomedon’un kral olduğu dönemde hayli
gelişir, büyür. Bir gün Poseiodn’a kızan Zeus, onu kentin surlarını
yaptırmakla cezalandırır. Ancak Kıral Laomedon, bunun karşılığında
Poseidon’a borcunu ödemez. O da bir deniz canavarı gönderir kente...
Canavardan korunmak için, Poseidon’a adak olarak her gün bir genç kızın
kurban edilmesi gerekmektedir. Sıra Laomedon’un kızı Hesione’ye gelir. Tanrılara yalvarır babası, kızını kurtarmak için,
Herakles Zeus’un ölümsüz atlarının kendisine verilmesi koşuluyla yardım
etmeyi kabul eder. Kız kurtulur, ama Laomedon bir kez daha sözünden döner,
Zeus’un atlarını Herakles’e vermez. Herakles öç almak için Argonautlar’ı Laomedon’a karşı
kışkırtır. Laomedon, Argonautlar’la savaşmaya gittiğinde Herakles
beraberindekilerle kenti alır, acımasızca yağmalar. Laomedon kandırıldığını
anlayıp geri dönerken yolda Herakles’le karşılaşır. Herakles, onu ve
Priamos dışındaki tüm oğullarını öldürerek öcünü alır. Bu olaylar sırasında Priamos Phrygia’da savaştadır.
Acı haberleri alır, geri döner. Eşi ve elliyi aşkın çocuğuyla kenti
yeniden yapmaya koyulur, surları, tapınakları onarır, kenti eski görkemine
kavuşturur. Priamos’un karısı Hekabe çocuk beklemektedir. Rüyasında
karnından çıkan ateş topunun kenti sarıp sarmaladığını görür.
Biliciler ve kızı Kassandra, doğacak çocuğun kentin sonunu getireceğini,
bu yüzden öldürülmesini isterler. Doğan çocuk İDA Dağı’nda ölüme
terk edilir. Dişi bir ayı emzirir onu, bir çoban da yetiştirir. Peleus’la Tanrıça Thettis’in düğününe çağrılmadığı
için gücenen kavga tanrıçası Eris, üzerinde ‘en güzele’ yazan altın
bir elmayı, üç tanrıça Hera, Athena ve Aphrodite’nin arasına bırakır.
Her tanrıça bu elmanın kendisine ait olduğunu iddia eder. Zeus’a göderler. Zeus en güzel olanı İda Dağı’nda yaşayan Paris adlı
çobanın seçmesini buyurur. Evrenin bu ilk güzellik yarışmasında Paris,
kendisini dünyanın en güzel kadını ile evlendireceğini vaat eden
Aphrodite’yi seçer. Bu genç çobanın ölüme terk edilen kardeşi olduğunu
yine Kassandra onlar. Aile, oğulları Paris’e kavuşmanın sevinci içindedir.
Bir süre sonra Paris ödülünü almak üzere yollara düşer. Ödül olarak vaat edilen Güzel Helene, Sparta Kıralı
Menelaos’un karısıdır. Menelaos bir savaşta, kent dışındadır. Bir aşk
alvelenir Paris’le Helene arasında. Tüm hazinelerini alırlar Menelaos’un,
gemilere biner, İlion’a gelirler. Troia Halkı, Helene’nin güzelliğinden olsa gerek, çok
iyi karşılar, Kassandra dışında. O bu kadının kente sayısız felaketler
getireceğini bildirir!... Ancak, geleceği görebilen Kassandra’ya kimsenin
inanmaması da Apollon’un öngördüğü bir yazgıdır aslında. Menelaos’la evlenmeden önce Helene’nin tüm talipleri,
Hellas’ın bütün kıralları, soyluları bu evliliği koruyacaklarına ant içmişlerdir.
Barışçı yollardan Helene geri alınamayınca savaşmaya karar verilir. Tüm Yunanistan’dan on binlerce asker, Menelaos’un
kardeşi Mykenai Kıralı Agamemnon buyruğunda bin gemiyle sefere çıkar.
Bilici Kalkhas, Akhilleus olmadan Troia’nın alınamayacağını bildirmiştir.
Akhilleus’un aranmasına girişilir. Oysa Akhilleus’un yazgısı Troia’nın ölmektir. Bunu
önlemeye çalışan anasının gayretleri boşunardır. Kız kılığına
girerek saklanan Akhilleus tanınır, orduya katılmak zorunda kalır. Akhalar olarak adlandırılan bu ordu başlangıçta bir çapulcular
ordusu gibidir. Önce, yanlışlıkla Mysia kıyılarına çıkar, yağmalar, yıkar,
yakarlar, sonra da Troia’nın karşısındaki Tenedos’a... Bu ada da yağmalanır.
Üstelik Akhilleus, Apollon’un oğlu, Tenedos’ Kıralı Tenes’i öldürür. Troia’da ölmek
yazgısından artık kesinlikle kurtulamayacaktır. Akhalar nihayet Troia kıyılarına çıkar, çadırlarını
kurarlar. İlk günkü çatışmada Troia Kıralı, Priamos’un oğlu Hektor kıyıya
ilk çıkan Akha’yı öldürür. Akhilleus da Priamos’un en küçük oğlu
Troilos’u. Savaş sürer gider. Akhalar’ın yiğitleri Agamemnon,
Akhilleus, Diomedes ve Menelaos hemen her çatışmaya katılır, ünlerine ün
katarlar. Gün gelir o kadar çok kişi ölür ki her iki taraftan, ölülerini
gömmeye zamanları bile olmaz. Üç yıllık bir barış yapılır geçici
olarak... Sonrasında 30 gün durmadan savaşılır. 12 günlük bir
başka barış izler bu savaşı. Böylece 10 uzun yıl geçer...” (Troya Efsane İle Gerçek Arası Bir kente Yolculuk, Kültür
Bakanlığı)
|