Zamanda geriye doğru yolculuk yapmanın en kısa yolu tarih okumaktır

 

 

Troia’da tanrı adları ve kimlikleri: PARİS

“Troia Prensi. Priamos ve Hekabe’nin oğlu. Doğmadan önce anasının gördüğü bir rüyayı yorumlayan biliciler onun kente felaketler getireceğini bildirir! Bebek İda Dağı’na bırakılır, orada bir ayı emzirir, bir çoban bakar büyütür. Bir çoban olarak yakışıklılığı ve becerisiyle ünlenir; koruyucu anlamına gelen Aleksandros olarak tanınır. Paris efsanesine burada ‘üç güzeller’ masalı karışır. Olympos’ta yapılan bir düğüne çağrılmayan Tanrıça Eris ortaya bir altın elma atar, üstünde ‘en güzeline’ yazılı... Zeus da seçicilik görevini Paris’e verir!

Yarışmaya üç büyük tanrıça, Hera, Athena ve Aphrodite katılmaktadır. Hepsi de elmaya karşılık Paris’e bir bağış yapma sözü verir. Hera Asya kırallığını, Athena sonsuz akıl ve başarıyı, Aphrodite ise eş olarak dünyanın en güzel kadınını... İda Dağı’nda yapılan yarışmada Paris, altın elmayı Aphrodite’ye verir. Bu arada gerçek kimliği ortaya çıkmış, Troia’da ailesine katılmıştır...

Ancak seçmediği Hera ve Athena kenti dışlarlar, öfkelerinden...

Paris, Aphrodite’nin yol göstericiliğiyle Sparta’ya varır. Dünyanın en güzel kadını kıral Menelaos’un eşi Helena’dır çünkü... İlk bakışta aşk başlar aralarında. Menelaos’un hazineleriyle birlikte kaçarlar. Troia’ya gelirler. Savaşın bilinen nedeni de budur!

Saaş süresince İlyada’da Paris, zayıf, korkak, tembel, bencil ve sorumsuz bir kişi olarak belirginleşir. Hektor’un tam karşıtıdır. O ünlü, yenilmez kahraman Akhilleus’u okuyla topuğundan vurarak öldürmesi ise İlyada’nın kuşkusuz en dramatik sahnelerinden biridir...”

(Troya, Efsane İle Gerçek Arası Bir Kente Yolculuk, Kültür Bakanlığı yayını)