|
|
Naum Faik’in vatanı Diyarbekir Avrupalılar, büyük adamların hayat hikayelerini yazarken, çalışmalarını incelerken, ilk önce, onun vatanını, doğduğu yeri tasvir eder. Bulunduğu zamanın incelemesini yapar. Bundaki amaçları gizli ve açık etkenlerin meydana çıkarılması ve bilinmesi içindir. Bu tespit, büyük kimselerde ruhi yüceliklerin hangi şartlar altında geliştiğini ortaya koymak içindir. Her insan topluluğu bir veya birkaç coğrafyada bulunmuştur. Bulundukları yerlerde birçok alanda ilerlemiş, medeniyet geliştirmişlerdir. Yine her toplum belli zaman aralıklarında önemli şahıslar yetiştirmiştir. İşte bu kurala binaen onun vatanından söz edeceğiz. Daha sonra yaşadığı asrın durumun inceleyeceğiz. Naum’u yetiştiren memleket neresidir? <Hayatını toplumuna ve geleneğine adayan Arami kahramanının doğduğu yeri nasıl biliyoruz? Ey vatan, sende doğdum, sende öleceğim, Cesedim senin toprağında yatacak. Onun doğduğu topraklara Araplar El-Cezire., Yunanlar Mezopotamya yani Beynelnehreyn derler, Diyarbekir şehrinin ise, Dicle Nehri’nin kenarında, avına saldırmak üzere olan aslana benzer bir görünüşü vardır. Diyarbekir ile ilgili bilgileri Süryani Tarihi’nde bulmak mümkündür. Buraya eski zamanlardan beri Amid denirdi. Etrafı sağlam surlarla çevrilidir. Burada Aramiler de yaşamaktadır. Burası, iki nehir arasında bulunan şehirlerin gelinidir. O, kıralların başındaki taçlarda bulunan inci gibidir. İşte bu Diyarbekir nerededir? Yakut El Hamevî, “Mu’cemu’l-Buldan (Tarih-i Coğrafya) adlı eserinde şöyle der: Diyarbekir geniş bir şehirdir. Bekir bin Vail’in egemenliğinde kaldığı için onun adıyla anılır. Şehrin batısında, Nusaybin’e kadar uzanan Dicle Nehri yer alır. Hasankeyf, Meyyafarikin buraya bağlıdır. Dicle Nehri, Siirt-Hizan ile Diyarbekir arasından geçer. Buralarda bulunan yerler Diyarbekir’e bağlıdır. Diyarbekir’in sınırı ovayı geçmezdi. Diyarbekir eyaletinin en büyük şehri Amid’Dir. Amir şehri meşhur ve kadri yücedir. Etrafında, kara taşlardan yapılmış surlar bulunur. Dicle Nehri bir hilal gibi Diyarbekir’i sarmıştır. Bistami’nin Daire’l-Maarif adlı kitabında, Diyarbekir şehri Osmanlı Devleti’nin (Türkiye’nin) en büyük şehirlerinden biridir. Diyarbekir’in arazileri Dicle ile Fırat nehri arasında yer almaktadır. Buraya El Cezire veya Beynelnehreyn denir. Bu vilayette yaşayanların bir kısmı eski Aburi, Keldanî’dir. Diyarbekir şehri, Diyarbekir eyaletinin merkezidir. Ona amid’ü-l-Kadim de derler. Türkler buraya Kara Amid adını vermiştir. Yakuti ve Bistami’nin Diyarbekir hakkındaki anlatımları bunlardır.6 Diğer tarihçilerin tespitlerini de ileride belirteceğiz. Şehir, Dicle Nehri’nin batısında yer almaktadır. Nüfusu yüz bindir (Bu kitap 1936’da yazıldı. TOL.) Burası günümüzde Türkiye Cumhuriyeti’nin bir vilayetidir. Burada yerleşmiş olan Arap kabilelerinden, Bekr kabilesinin adına izafeten, Diyar-ı Bekr olarak isimlendirilmiştir. Bu isimden önce Amid olarak isimlendirilmiştir. Türkler buraya Kara Amid adını vermişlerdir. Bunun nedeni, şehrin siyah renk taşlarla yapılma surlarla çevrili olmasıdır. Roma Dönemi’nde Konstansiye diye isimlendirilmiştir. 349 yılında şehri ve surları inşa eden Kıral Konstans’ın adıyla anılmıştır. Bazı kaynaklar, şehrin surlarının 357 yılında yapıldığını belirtmektedir. Burası önemli bir ticaret merkezi, birçok eski kilise ve geniş camileri, hamamları, güzel çarşıları ve meşhur sanatkarlarıyla ünlüdür. Diyarbekir şehri, kara taşlarla yapılma iki surla çevriliydi. Birinci surlar zamanla yıkılmış, ikinci surlar ise günümüze kadar sağlam kalmıştır. Bu surların üzerinde burçlar ve kaleler bulunmaktadır. Surların üzerinde, taşlara yazıl güneş resimleri çizilmiş, Arap ve Latin harfleriyle yazıtlar bulunmaktadır. Bunları görenler, buraların Roma, Pers ve Araplar’ın egemenliklerinde kaldığını anlar. Bu surlarda, çeşitli kültürlerin izlerine rastlanır. Kıralar ve zalimlerin mezarlarının bulunmuş olması, devletlerin gelip geçmesi, gücün ve kudretin el değiştirmesinin delillerini, buralarda görmek mümkündür. Ruhların ve bedenlerin alınıp satıldığı pazarlar olan savaşlar, bu surların dibinde eksik olmamıştır. Diyarbekir’i çevreleyen surun uzunluğu, her taraftan ölçülünce 8 km.’dir. Bu surda, Harput, Rum, Yeni ve Mardin kapıların olmak üzere dört kapı bulunmaktadır. Şehrin içinde büyük bir iç kale ve bu kalenin içinde iki tane Roma mabedi bulunur. Bunlardan birisi camiye, diğeri depoya dönüştürülmüştür. Bu yapıyı yapanların Eşkaniler olduğu zannedilmektedir. Araştırmacılar, burun harabelerinde, bunlara ait çivi yazılarına rastlamışlardır. Daha önce Aburiler, sonradan Sasaniler hüküm sürmüşlerdir. İran ve Romalılar, Diyarbekir’i el geçirmek için yıllarca uğraştı. 230’da Roma hakimiyetine geçer. Şehrin surlarını Bizans Rum Kıralı 2. Konstantin yaptırır. Burayı Fars Kıralı 2. Şapur büyük bir kuşatmayla ele geçirir. Tekrar Rumlar’ın eline geçer. Levon Kayser’in kırallığının onuncu yılında (457-474) İranlılar tekrar şehri alır ve harabeye çevirir. Rumlar tekrar şehri geri alır. Rumların hükmü fazla sürmeden İmparator 1.Anastasyos (491-518) zamanında İranlılar üçüncü kez buraları istila eder. 502 yılında Kıral Kabz kenti ele geçirir. Rumlar şehri tekrar alır. İmparator Konstantinus zamanında surlar tamamlanır. 639 yılında Araplar, Ömer bin Hattab’ın halifeliği zamanında İyaz bin Ganem, El-Cezire bölgesinde bulunun bu şehri kuşatır. Kuşatmanın uzun sürmesinden dolayı, Şam yöresini fetheden Halid bin Velid, kendisine yardıma gelir. Şehrin ele geçirilmesi sırasında Halid bin Velid’in oğlu Süleyman şehit düşer. Onu, iç kalenin içinde bulunan eski bir mabede defnederler.7 Abbasiler döneminde şehre hakim olan Büveyhoğulları hakimiyeti esnasında, kargaşalıklar yaşanır. Hamdanoğulları döneminde başkent olan Diyarbekir, 990 yılında Mervanoğulları’nın eline geçerek, devletin merkezi olur. Sonra Artuklular’a başkent olur. Karakoyunlular ve Akkoyunlular şehre hakim olur. Şah İsmail döneminde İranlılar şehri istila eder. 151 yılında Şah İsmail’i yenen Yavuz Sultan Selim şehri ele geçirir. Diyarbakır’da yetişmiş birçok Müslüman alim vardır. Bunların en meşhurları, Ebul Kasım Hasan bin Bişr-i El Amidi (öl.980), Ebül Mekarim Muhammed bin Hüseyin El Amidi, şair el Bağdadi (öl.1157), Ebul Fedail Ali bin Ebul Muzaffer bin Cafer eş-Şafii şair (öl.1211), Seyfeddin Ebul Hasan Ali el Tağlibi Amidi (öl.1233)’dir. Diyarbekir’de Süryaniler’in de büyük bir tarihi geçmişi vardır. Süryaniler’in putperestlik ve Hıristiyanlık dönemlerinde buralarda yaşamışlardır. Hıristiyanlığın burada yayılışı Mor Addai ve onun öğrencisi Agai dönemindedir. Diyarbekir 1034 yılından itibaren, Antakya Süryani Patrikliği’nin merkezi olmuştur. İlk patrik olarak 4.Dionsiyos bulunmuştur. Patriklik merkezi, Patrik Büyük Mihail zamanında, 1266 yılında Deyrülzafaran Manastırı’na nakledilir. Diyarbekir’de Keldani patrikleri de üç nesil boyunca ikamet etmişlerdir. Tam yüz metropolit bu şehirde göev ifa etmiştir. İlk metropolit 1.İznik Konsili’nde de bulunan Mor Şem’un’dur. Son metropolit 1938’de ölen Abdulnur Efendi’dir. Bu tarihten sonra, metropolitlik makamı Diyarbakır’dan Mardin’e taşınmıştır. Tarihçi Mihail ve İbri, Diyarbakır’da metropolitlik yapanların listesini eksik de olsa vermişlerdir. Diyarbekir’le ilgili olarak, Süryani tarih kitaplarında oldukça fazla bilgiye ulaşmak mümkündür. Süryaniler, bu şehri, mübarek olarak övmüşlerdir. Çünkü bu şehirde birçok alim ve azizin mezarı bulunmaktadır. Onun adına Musul yakınlarındaki Elfef Dağı’nda manastır inşa edilen Mor Mattai Diyarbekirli’dir. Bundan da öte, bu şehirde meşhur rahipler ve azizler gömülüdür. Büyük öğretmen Suruçlu Mor Yakup (öl.522), büyük metropolit Mor Diyonsiyos İbül Saliba (öl.1171) gibi. Birçok ilim ve din adamı, hayırsever de Diyarbekir’de yetişmiştir. İshakuni Ailesi de bu şehirde yerleşmiş seçkin ailelerdendir. Antakya Metropolitliği görevinde bulunan 7. Ananasyos (Ebul Faraç lakabı ile bilinir.) Diyarbekirli Kemda Ailesi’ne mensuptur (ölb1128), Garip oğlu 2. İbrahim (patrik) (öl.1312), Kamşef oğlu 2. Yeşu (1662) vb.8 Diyarbekir’de pek çok şair ve edebiyatçı yetişmiştir. Bunlardan Amildi Rahip Abdunnur (öl.1755), Amildi Kıtırbıllı Yakup Hori Zehretül Maarif adlı eserin yazarıdır. Bu kitap Süryani Dili ile ilgilidir (öl.1781).9 Bu şehrin, eskiden beri hem dili, hem âdetleri ve hem de yaşayanları Süryaniler’dir. Bazı tarihçi ve yazarlar –ki buna Naum Faik de dahildir- Amid sözcüğünün Süryanice Amido bir kelime olduğunda birleşmişlerdir. Bunun anlamı Kurtulmuş’tur. Umulur ki bu ismi verenler, bu şehrin her türlü tehlikeden kurtulmuş olması için bu adı vermiştir. Tarihçilerden biri, İran Kıralı Kubat, Diyarbekir’i 502 yılında istila ederken, şehirde yaşayan seksen bin Süryani’yi katlettiğini belirtir. Diyarbekir yakınlarında bulunan ve Kırklar Dağı olarak bilinen mevkide bir kilise mevcuttu. Çok zengin olan bu kilisenin altın ve gümüş kapları ile ziynet eşyaları talan edilmiştir. Diyarbekir Süryani topluluğunun başına gelen en büyük bela bu olaydır. Bu kilise de 1746 yılında yirmiden fazla ruhani görev yapmaktaydı. Diyarbekir’de bulunan Büyük Meryem Ana Kilisesi, Bizans Kıralı Heraklius tarafından 610-641 yılları arasında yaptırılmıştır. Bu kilise, çok büyük ve geniş bir alana sahipti, öyle ki, surlarla bitişik haldeydi. Şehirde bulunan Ulu Cami’de aslında İran mimarisiyle yapılmış bir kiliseden çevrilmedir. Süryani toplumu, Naum Faik’in doğduğu yıllarda, güzel bir hayat yaşamışlardır. Öyle ki, Patrik 2.Yakup 1860 yılında, Mardin’i terk edip, Diyarbekir’e yerleşmiştir. Patriğin buraya gelmesiyle, meşhur Deyrulzafaran Manastırı boş kalmıştır. Patriğin bu gelişinden dolayı Diyarbekir’deki Süryani cemaati yeniliğe ve ilerlemeye önem vererek, büyük gelişmeler göstermiştir. Nihayet 1912 yılında Naum, Diyarbekir’i terk edip Amerika’ya yerleşince, doğduğu yere geri gelmek, ona nasip olmadı. Doğduğu yerden uzaklarda ölen Naum Faik’i yetiştirmiş olan bu topraklar için söylediklerimiz, ancak bir paragraflık bilgidir. (Naum Faik ve Süryani Rönesansı, Murat Fuat Çıkkı, Belge Yayınları, birinci basım, Kasım 2004) 6 Bu şehir hakkında önemli bilgiler veren eserler; a) Dairetül Maarif, İngiltere basım, 1929, b) Şemseddin Sami, Kamusu’l-A’lam, (d) maddesi, c) Dairetül Maarif, Bistami (d) maddesi, d) Muhtasaru’d-Düvel, İbnü’l-İbrî, Beyrut, 1890, e) Yakut el Hamevi, Mu’cemu’l-Buldan, f) Türkçe ve Arapça muhtelif kaynaklar. 7 Büyük tarihçi İbnü’l-İbri Muhtasaru’d-Düvel s.173’te Diyarbakır şehri barış yolu ile alınmıştır derken diğer tarihçiler ise savaş yoluyla alındığını belirtir. 8 Süryani Metropolitleri tarihi için, Hana Sırrı Çıkkı’nın yazmış olduğu kitap (basılmamış). 9 Bu alimin hayatı için Hana Sırrı Çıkkı’nın eserine bakınız. |