Zamanda geriye doğru yolculuk yapmanın en kısa yolu tarih okumaktır

 

 

Naum Faik’in yaşamı (1868-1930)

Yakup Palak’ın oğlu İlyas’ın oğlu Naum Faik Parlak. Annesi Sefer kızı Seyyide’dir. 1868’de Diyarbakır’da doğdu. Doğumundan birkaç gün sonra Diyarbakır Büyük Azra (Meryem Ana) Kilisesi’nde, Papaz Kiryakos tarafından vaftiz edildi. Murun ile kutsandıktan sonra kendisine Naum adı verildi.

Hayata atıldıktan sonra, ona Faik lakabı takıldı. Türkler arasında yaygın bir âdet olan lakap takma ile isimler arasındaki karışıklıklar önlenmiş olurdu. Bu âdeti Süryaniler de uygulardı. Faik lakabı ona tam olarak uyuyordu. Gerçekten o, yaptıkları ve mücadelesi ile birçok insanı çoktan geçmişti.

Daha çocukluğundan itibaren zekası gözlerinden okunuyordu bu yüzden yedi yaşına gelir gelmez annesi onu ilkokula götürüp kendi elleriyle kaydını yaptırdı. İlkokulu bitirdikten sonra Süryani Kadim Kardeşler Cemiyeti tarafından kurulmuş olan liseye 1881’de kaydoldu. Sekiz yıla yakın bu okulda okudu. Bu eğitimi süresince Süryanice, Arapça, Türkçe, Farsça dilleriyle beraber musiki, tabii ilimler, matematik, spor, Fransızca’ya giriş derslerini okudu. Bu okul ekonomik nedenlerden dolayı, Naum eğitimini tamamlayamadan kapandı. O, kendini yetiştirmeye çalışırken, başka ilim adamlarından da dersler aldı.

Naum, eğitimi esnasında önce babasını, sonra da annesini kaybedince ağabeyi Tomas’ın himayesinde hayatına devam etti. Babasının vefatı onu genç yaşta çalışmaya, hayatını kazanmaya zorladı. Aslında o, eğitimini Suriye’de bir fakültede devam ettirmek istiyordu, ancak bunu gerçekleştiremedi. Kendisi, mensubu bulunduğu cemaati içinde öğretmenlik yapmaya başladı. Bu durum yirmi yıl devam etti. 1912 yılında öğretmenlik mesleğinden ayrılarak Amerika’ya göç etti. Göçten önce, yirmi dört yıl süren öğretmenlik mesleğini çeşitli şehir ve okullarda sürdürdü.

Bundan sonraki paragraflarda, kendi el yazısıyla yazdığı hayat hikayesini onun ifadelerinden alıntılar yaparak vermeye çalışacağız. Kendisinin yazmış olduğu hayat hikayesinde, birçok olayı ayrıntılarıyla anlatmaktadır. Bazı Süryani ailelerinin geçmişlerine ışık tutarken, bu ailelerin yaşadığı olayları anlatmaya çalışır. O aynı zamanda Ermeniler’le ilişki halindeydi. Onlarla ilgili bilgiler vermektedir. Bundan dolayı, ifadelerinde birçok isme yer vermiştir.

1888’de ilk olarak Diyarbakır’da bulunan Süryani Medresesi’nde öğretmenliğe, Metropolit Korilios Circis Abdunnur Efendi zamanında atanır. Bir yıl sonra Beşiri kazasının Hashas köyünün önde gelen lideri Efrem tarafından, köy çocuklarına eğitim vermek üzere köye davet edilir. Naum bu köyde birçok zorlukla karşılaşır. Bunların en önemlisi köydeki Süryani çocukların Süryanice’yi hiç bilmemeleri ve tümüyle Kürtçe konuşuyor olmalarıydı.  Bu çocuklara Süryanice’yi öğretmek oldukça zordu. Bu köyde dört ay boyunca çalıştı ve tekrar Diyarbakır’a geri döndü. 1889 yılında Patrik 4.Petrus Diyarbakır’a geldiğinde Naum Faik’i 16 Aralık 1889 Pazar günü İncil’i Şemmaslık rütbesinde takdis ile atamasını yapar. Bu atama Pazar ayininden sonra bir törenle gerçekleştirilir. Törenden sonra Naum, patriğe Süryanice bir şiirler teşekkür eder, kendisine Arapça methiyeler okur. Bu methiyesi onun şiirdeki ustalığının kanıtı olur. Methiyenin cümle başlangıç harfleri ile son harfleri birleştirildiğinde Patrik Petrus’un adını ortaya çıkaracak bir maharetle yazmıştı.

Günün birinde amcasının oğlunu ziyaret etmek için Urfa’ya gider. O sırada Urfa’da iki tane iptidai derecesinde Süryani okulu bulunmaktaydı. Birinci okul Aziz Petrus ve Pavlos Okulu. Bu okulda Papaz Petrus ve kardeşi Papaz Yakub öğretmenlik yapmaktaydı.  İkinci okul ise Mor Circis Kilisesi Okulu idi.  Burada da, Şemmas Cebrail öğretmenlik yapmaktaydı. Naum, Urfa’da Kilise kütüphanesinde bulunan Büyük Mihail Tarihi’ni tetkik eder. Bu kitapla ilgili bazı açıklama ve notları Şemmas Cebrail yazmıştır. Bu kitap, daha sonra fotoğrafları alınarak Avrupa’da basılmıştır.

Naum Urfa’da iken, Mor Petrus Kilisesi öğretmeninin hastalanmasından dolayı, bir süre bu okulda vekaleten görev aldı. Bu arada kilise kütüphanesinde bulunan kitapları inceleme ve notlar alma fırsatını değerlendirdi.

Urfa’da fırsat buldukça, aslen Humuslu olan Şemmas Naum Sebra’yı ziyaret ediyordu. Şemmas da Urfa çevresinde öğretmenlik yapmıştı. Şemmas, Naum’a Adıyaman’da öğretmenlik yapmasını tavsiye etti. Bunun üzerine Naum, Adıyaman’a giderken Samsat’a uğradı. O sıralarda Adıyaman’da 50 Süryani kilisesi bulunmaktaydı. Bu aileler imanda ve takvada meşhurdu. Bu ailelerin çocuklarına ders veren Naum, şiddetli bir zıtmaya yakalandı, sağlığına kavuştuktan sonra da Diyarbakır’a geri dönmek istedi. Naum, Adıyaman’da da kilisede mevcut bulunan kitapları incelemeye ve notlar almaya devam etti.

Diyarbakır’a döndükten sonra, Metropolit Abdullah (bu metropolit daha sonra patrik oldu.) döneminde 1890 yılında, tekrar Süryani medresesinde öğretmenlik yaptı.

Naum, Diyarbakır’daki okulda dört yıl çalıştı. Daha sonra Beyrut’ta bulunan fakültede eğitim almak amacıyla okuldan ayrıldı. Ancak o, bu arayışlar içinde iken, bölgede yaşayan Hıristiyanlara karşı birtakım müdahaleler oldu (20 Aralık 1895). Bu günler, Hıristiyanlar için zor günlerdi. Naum da, kaldıramayacağı kadar zorluklara maruz kaldı.

Bu yaşananları Naum şöyle anlatır: Patrik 2. Abdulmesih, bu olayların başlamasından yaklaşık iki saat önce Diyarbakır Valisi Enis Paşa’nın davetlisi olarak Mardin’den Diyarbakır’a gelmişti. Onun gelişi farklı milletlere mensup Hıristiyanların, kötü sonuçlardan kurtulmasına vesile oldu. Hıristiyanların çoğu, şehirdeki Süryani Meryem Ana Kilisesi’ne sığınmıştı. Bu sığınmacılar arasında Naum Faik de bulunuyordu. Patriğin himayesi altında birkaç gün kilisede kalan sığınmacılar ortamın düzelmesiyle ancak normal yaşamlarına başlayabildiler.

Patrik, Diyarbakır’dan Humus’a gitmek istiyordu. Naum da, Suriye’ye gitmeyi arzuluyordu. Vatanında yaşanan bu acı olaylar, onun bu isteğini gerçekleştirmesini hızlandırmıştı. 1896 yılında Diyarbakır’dan hareketle Humus’a gitti (o önemde Humus Metropoliti İlyas Heluli idi). Humus’ta bulunan medresede öğretmenliğe başlayan Naum Faik, yaptığı çalışmalarla ilgili patriğe bilgiler verdi.  Patrik de, cevabi mektubunda onu daha çok çalışmaya ve halkı aydınlatmaya teşvik ediyordu (Patrik Antakya’ya gitmeden önce bu medreseyi yönetmişti).

Humus’ta dört ay kalan Naum Faik, 1896 yılının Eylül ayında Beyrut’a gitti. Burada Deyrulşerefe Manastırı’nda kaldı.  Bu manastırın kütüphanesinde bulunan el yazması eserleri inceleyip notlar aldı. Daha sonra deniz yoluyla Yafa’ya, buradan da Kudüs-ü Şerif’e ulaştı.  Burada Mor Markos Manastırı’na yerleşti. Kudüs Metropolitliği’ne vekaleten, Metropolit Circis bulunmaktaydı. Eğer bu metropolit teşvik edilmiş olsaydı, edebiyatla ilgilenen gençlerin toplandığı bir okul açıp Naum da burada öğretmenlik yapacaktı.

Ancak, metropolit vekili bunu yapamadı. Oysa Kudüs’ün gençlerinin çoğu milli terbiye ile yetişmiş, Süryaniceleri iyi ve kilise kavramlarına hakimdiler. Naum, Diyarbakır’dan Kudüs’e büyük ümitlerle gelmişti. Onun bu beklentilerine cevap vermeyip, şu sözlerle özür dilediler: Bu metropolit geçici olduğu için bir işi yapamaz.

Naum, Mor Markos Manastırı’nda, Fısıh Bayramı ile Haç Bayramı arasında geçen altı aylık bir süre kaldı. Bu süre içinde ruhbanlar gibi yaşadı. Manastırın kütüphanesinde bulunan kitapları inceledi. Bu manastırda, o sıralarda şu görevliler bulunuyordu: Metropolit İlyas Heluli, rahip Abdullah el-Sadedi, Büyükşeyh ve rahip Afrem el_Sadedi, rahip Yakup el-Esfes, rahip Kuriye ve bazı hizmetçiler vardı. Sonunda Naum, bu manastırda daha fazla kalmayıp tekrar vatanına dönmek istedi. Halep’te çocukluk arkadaşı olan Tomas Mumcu* ile birlikte Diyarbakır’a geldi. Dostları onları karşıladı. Tomas Mumcu, Diyarbakır Valisi Raşid Bey tarafından sürgüne gönderilen kafilenin içinde yer alanlardandı.

Naum, 1899’da Kiryakos Hıdırşah’ın kız Lusi ile evlendi. Kendilerine Patrik 2. Abdulmesih tarafından nikah taçları takıldı. Bu evlilikten iki öğlu oldu. Birinci oğlu 1904’te, ikinci oğlu 1906’da öldü. Üç kızından birisi 1912’de öldü. Diğer iki kızından büyüğü Bişar Boyacı ile, küçüğü ise Lütfü İstanbullu ile evlendi. Her iki kızı da Amerika’ya yerleşmişlerdi.

1904 yılında Diyarbakır’da üçüncü kez öğretmenliğe başladı. Bir yandan okuldaki işleri düzenliyor, bir yandan da rahip İlyas Şakir’in risalelerini yazıyordu. (Diyarbakır’a 1908 yılında metropolit olarak atanan İlyas Şakir 1917 yılında patrik oldu).

Naum 1905 yılında arkadaşlarını ve Deyrülzafaran Manastırı’nı ziyaret etmek üzere Mardin’e gitti. Bu manastır, uzun yıllar Süryani Patrikliğine ev sahipliği yapmıştı. Bu manastırda bulunan birçok el yazması kitabı inceleme imkanı buldu. Padişahın tahta geçiş törenleri sonrasında Mardin’de bulunan Naum Faik, hükümet konağında yapılan törende bir konuşma yaptı.

1908 yılında Osmanlı Devleti bir kanun yayımladı. Bu kanun ile Süryaniler’de bir uyanış meydana geldi. Bu değişiklik Naum’un hayatına da yansıdı. Çünkü o, niyet ve düşüncelerini istibdat yönetimi nedeniyle tam olarak ortaya koyamıyordu. Bu kanunun sağlamış olduğu yenilikler, ona bir kenarda durmaktan vazgeçip, mücadele alanına çıkmasının sorumluluğunu yüklemişti. Naum, İntibah (Uyanış) derneğinin hedef ve politikaları doğrultusunda çalışmaya başlar. Kendisi bu derneğin yayım işlerini düzenleyip, bültenlerini de yazdı. Bir yıl sonra Şark Yıldızı adlı Süryanice dergiyi, Diyarbakır’da yayımlamaya başladı. Bu uğraşılar arasında okuldaki görevine de devam ediyordu. Konferans ve toplantılar düzenleyip, yeni okulların açılmasını, matbaaların kurulmasını, mevcut cemiyet ve derneklerin birleştirilmesine yönelik çalışmalar yaptı. Naum, aynı zamanda Şemmaslık rütbesiyle Diyarbakır Meryem Ana Kilisesi’ndeki görevine de devam ediyordu. Diyarbakır’daki metropolitlik yayınevi ile cemaat meclisinin yazılarını yayımlıyordu. Topluluğu ile sıkı bir ilişkisi vardı. Bu çalışma temposu ile bu süreçte önemli işler yaptı. Kendini tümüyle Süryani cemaatine adamıştı. Bu topluluğun da Naum gibi hizmetlerde bulunacak birine ihtiyacı vardı.

Naum Faik, 1904-1912 yılları arasında Diyarbakır’da öğretmenlik yaptı. 1912’den sonra Amerika’ya gitmek istedi. Çünkü orası özgürlükler ülkesiydi. Amerika’da bulunan arkadaşlarıyla istişarelerde bulundu. Gelen bilgiler, onu bu göç konusunda teşvik ediyordu. Nihayet o, Amerika’ya gitmek üzere Diyarbakır’dan 22 Eylül 1912’de hareket ederek Beyrut’a gitti. Diyarbakır’a veda ederken, onun için şu mısralar söylendi: “O kendi topluluğundan göç etmek üzereyken, bunu engellemek isteyeceklerdi. Ancak o gitmezse halkı elden gidecekti.” 5 Aralık 1912’de Beyrut’tan ailesiyle birlikte yola çıkar, salimen Kolomb’un ülkesine ulaşır. Onugöç etmeye zorlayan sebep, İtalya ve Osmanlı Devleti arasındaki Trablusgarp Savaşları nedeniyle Hıristiyanlara karşı yapılan protestolardı.

1911’deki Trablusgarp Savaşı sırasında buralarda yaşayan Hıristiyan azınlığı bir korku sarmıştı. Hıristiyanlar kafile kafile göç etmeye başladı.

Naum, Amerika’ya göç ettiğinde 44 yaşındaydı. Bu yaş, aklın kemale erdiği dönemdir. Onun şöhreti, kendisinden önce Amerika’ya gitmişti. Onun makaleleri Süryanice yayımlanan İntibah gazetesinde yayımlanırken, Diyarbakır’da çıkardığı Şark Yıldızı gazetesi de Amerika’ya gönderiliyordu. Amerika’da tüm tanıyanları onun etrafında toplandı.

Naum, bu yeni dünyada sanayi ve ticaretle uğraşmak istedi, ancak başarılı olamadı. Çünkü o, edebiyattan kopamıyordu. Süryanice bir gazete yayımlamaya çalıştı. Amerika’da yaşayan Süryaniler ile anavatanda yaşayan Süryaniler arasında bir köprü kurmak istiyordu. Bu amaçla Bethnareyn adlı gazeteyi Süryanice, Arapça ve Türkçe dillerinde olmak üzere, ilk sayısını 1916’da çıkarır. Bu gazete, altı yıl kesintisiz olarak yayın hayatına devam etti. 1921’de yayınına ara verir. Naum Faik, Keldani Asurileri’nin kurmuş oldukları Vatan Derneği’nin yayımlamış olduğu İttihad Gazetesi’ni başkan olarak yönetmeye başladı. Bu görevini, gazetenin kapanışına kadar devam ettirdi. İttihad Gazetesi kapandığında tekrar Bethnaharin Gazetesi’ni çıkarmaya başladı.  Bu durum 1930 yılında ölümüne kadar devam etti.

Bir taraftan gazete çıkarırken, bir taraftan da faydalı kitaplar yayımlayıp, Amerika’daki Süryani gençlerine, Süryanice’yi öğretiyordu. Ömrünün son demlerinde, Ömer Hayyam’ın Rubaileri’ni, Süryanice’ye çeviriyordu. Süryani ulusçuluğunun gençler arasında gelişmesi konusunda onlara yardımcı oluyordu. Süryani derneklerini faaliyetlerde bulunmaları için cesaretlendiriyordu. 1. Dünya Savaşı sırasında, takdir edilecek hizmetlerde bulundu. Yaşanan zorluklarda hep yardımcı oldu. Bundan dolayı cemaati ona minnettardır.

1927’de eşi Lusi vefat etti. Bu durum onu derinden sarsmıştı. Çalışmalarında ona sürekli destek olan eşini kaybetmesi onu yıpratmıştı. 1930 yılının Şubat ayının başlarında zatürre teşhisiyle hastalandı. Doktorların tüm çabalarına rağmen 5 Şubat 1930 Çarşamba günü hayata gözlerini yumdu. Büyük bir törenle toprağa verildi.

(Naum Faik ve Süryani Rönesansı, Murat Fuat Çıkkı, Belge Yayınları, birinci basım, Kasım 2004)

*Şemmas Hanuş Mumcu’nun oğlu olup Diyarbakır’ın ileri gelenlerindendi.