Zamanda geriye doğru yolculuk yapmanın en kısa yolu tarih okumaktır

 

 

Kitabı Mukaddes metni Sumer metinlerinin aynısı mı?

“Sumerlerce yaratılan edebiyat İbraniler üzerinde derin etkiler bırakmıştır ve Sumer gökçeyazınının yeniden oluşturulması ve çevrilmesinde, bunlarla Kitabı Mukaddes motifleri arasındaki çağrışımlar ve benzerliklerin izini sürmek heyecan verici bir açıdır.

Sumerler’in İbraniler üzerinde doğrudan bir etkileri olmadığı açıktır, çünkü İbraniler’in tarih sahnesine çıkmalarından çok önce varlıkları sona ermişti.

Ancak Sumerler’in, şimdi Filistin dile bilinen bölgede yaşamış İbraniler’in öncelleri Kenanlar’ı ve onların komşuları olan Asurlular’ı, Babilliler’i, Hititler’i, Huritler’i ve Aramiler’i derinden etkilediklerine kuşku yoktur...

Sumer cennet mitinin konusu kısaca şöyledi:

Dilmun ‘saf’, ‘temiz’ ve ‘parlak’ bir ülkedir – ne hastalık ne de ölümün bilinmediği bir ‘yaşayanlar ülkesi’. Buna karşın Dilmun’da hayvansal ve bitkisel yaşam için elzem olan tatlı su yoktur. Bunun üzerine Sumer’in büyük su tanrısı Enki, güneş tanrısı Utu’ya yerden tatlı su çıkarmasını ve toprağı doyurmasını emreder.

Böylece Dilmun, yeşil, meyve yüklü tarlalar ve çayırlarla kaplı tanrısal bir bahçe haline gelir. Bu tanrı cennetinde Sumerler’in büyük ana-tanrıçası Ninhursag (olasılıkla Toprak Ana’nın kökeni) sekiz bitki filizlendirir.

Bu bitkileri ancak, hepsi de su tanrısı döllenmiş ve en ufak bir acı ya da ağrı olmaksızın doğan –şiirde bu ısrarla vurgulanıyor- üç kuşak tanrıçaya hayat verdiği karışık bir süreçten sonra var etmeyi başarır.

Buna karşın, olasılıkla Enki bunları tatmayı istediğinden, ulağı iki-yüzlü tanrı İsimud bu değerli bitkileri teker teker koparır ve efendisi Enki’ye getirir, o da hepsini yer.

Bunun üzerine öfkelenen Ninhursag, Enki’ye ölüm laneti okur. Sonra da, kararından dönmeyeceğini ve yumuşamayacağını göstermek için, tanrıların arasında gözden kaybolur.

Enki’nin sağlığı bozulmaya başlar; sekiz organı hastalanır. Enki’nin durumu hızla ağırlaşırken büyük tanrılar yas tutar. Görünüşe bakılırsa Sumer tanrılarının kralı, hava tanrısı Enlil de bu duruma çare bulamaz.

O zaman tilki ortaya çıkar. Enlil’e hak ettiği biçimde ödüllendirilirse Ninhursag’ı geri getireceğini söyler. Söz verdiği gibi, tilki bir biçimde (yazık ki metnin bu kısmı okunamıyor) ana tanrıçayı tanrılara geri getirmeyi becerir ve bedeninin hangi organlarının acıdığını sorduktan sonra, sekiz sağaltıcı tanrı yaratır ve Enki sağlığına kavuşup hayata döner.

Bu öykü Kitabı Mukaddes’taki cennet öyküsüyle nasıl karşılaştırılabilir? Öncelikle, tanrısal cennet, tanrıların bahçesi düşüncesinin Sumer kökenli olduğuna inanmak için yeterli neden vardır. Şiirimize göre Sumerler’in cenneti, olasılıkla güneybatı İran’da bulunan, Dilmun ülkesindeydi.

Daha sonra Sumerler’i yenen Sami halk Babilliler de onlara ait ‘yaşayanlar ülkesi’ni, kendi ölümsüzlerinin evini, aynı bölgeye, Dilmun’a yerleştiriyorlardı. Aden’in doğusunda kurulmuş, Dicle ve Fırat ırmağı da dahil dört dünya ırmağının kaynağı olan bir bahçe olarak betimlenen Kitabı Mukaddes’teki cennetin, köken olarak Sumer cenneti Dilmun’la özdeşleştirilebileceğinin göstergeleri vardır.

Yine şiirimizde güneş tanrısının Dilmun’u topraktan çıkardığı tatlı suyla suladığını anlatan bölüm, Kitabı Mukaddes’teki ‘Bir sel topraktan çıkıyor ve toprağın bütün yüzeyini suluyordu’ (Yaratılış 2:6) cümlesiyle uygunluk göstermektedir.

Tanrıçaların ağrısız sancısız doğumları, çocuklarını acı içinde taşıması ve doğurması için Havva’ya edilen lanetin arkasında yatana ışık tutmaktadır. Ve Enki’nin sekiz bitkiyi yeme hatası yüzünden lanetlenmesi, bilgi ağacının meyvesini yemek gibi günahkâr bir eylemde bulundukları için lanetlenen Adem ve Havva’yı çağrıştırmaktadır.

Bununla birlikte, karşılaştırmalı çözümlemelerimizden çıkan en ilginç sonuç, Sumer şiirinin Kitabı Mukaddes’in cennet öyküsündeki en şaşırtıcı motiflerden birine getirdiği açıklamadır; bu ünlü pasajda ‘bütün canlıların anası’ Havva’nın Adem’in kaburga kemiğinden biçimlendirildiği anlatılır.

Niye kaburga kemiği? Niye İbrani öykü anlatıcıları, Kitabı Mukaddes’e göre adı yaklaşık olarak ‘yaşatan hatun’ anlamına gelen Havva adlı kadının biçimlenmesinde gövdenin bir başka organındansa kaburgayı yeğlemeyi daha uygun bulmuşlardır?

Kitabı Mukaddes’in cennet öyküsünün temelinde, Dilmun şiiriyle gösterildiği gibi, bir Sumer edebiyatı etkisi bulunduğu varsayımı kabul edilirse bunun nedeni de açıklığa kavuşur. Sumer şiirinde, Enki’nin hasta organlarından biri kaburga kemiğidir. Sumerce’de kaburga kemiğine ti denir.

Enki’nin kaburgasını iyileştirmek için yaratılan tanrıçaya Ninti adı verilmiştir; ‘kaburga kemiğinin hanımı’. Ama Sumerce’de ti sözcüğü aynı zamanda ‘yaşatmak’ anlamına gelir. Bundan dolayı Ninti adı hem ‘yaşatan hatun’ hem de ‘kaburga kemiğinin hanımı’ anlamına gelebilir.

Sumer edebiyatında da bir tür sözcük oyunuyla ‘kaburga kemiğinin hanımı’ ile ‘yaşatan hanım’ özdeş hale gelmiştir. İbranice’de ‘kaburga’ ve ‘yaşatan’ sözcükleri arsında hiçbir ortaklık bulunmaması nedeniyle değerini doğal olarak yitirmesine karşın, Kitabı Mukaddes’in cennet öyküsüne aktarılıp ölümsüzleştirilmiş en kadim sözcük oyunlarından biri budur.”

(S.Kramer, Tarih Sumer’de Başlar, s.179-182)