Zamanda geriye doğru yolculuk yapmanın en kısa yolu tarih okumaktır

 

 

Süleyman’ın şarkılar şarkısı

"Tevrat’ta Neşideler Neşidesi adı altında 117 satırdan oluşan cinsellikle ilgili açık saçık şiirleri kapsayan bir bölüm var. Bunlara aynı zamanda Süleyman’ın Şarkıları deniyor. Yüzyıllar boyunca Tevrat araştırıcıları, bu şiirlerin, Tanrının yazdırdığına inanılan bir din kitabında neden ve niçin bulunduğunu çözmeye çalışmış fakat bir yanıt bulamamışlardı. Görünüşe göre onlar ne dinle ne de tarihle ilgiliydi. Bunlarda seven bir kişi ile sevilen birinin karşılıklı birbirlerine söyledikleri aşk, sevgi ve övgü sözcükleri dolu satırlar bulunuyordu. Bunlar arasında onları öven, yücelten üçüncü şahıslar da var. İsrail din adamları, burada sevenin Yahve sevilenin de İsrail halkı olduğu yorumunu yapmışlardır. Hıristiyan papazlar ise, sevenin İsa, sevilenin kilise olduğu yorumunu getirmiştir. Fakat bunların arasında öyle satırlar var ki, ne Yahve’nin ne de İsa’nın bunları söylediğine inanılabilir:

 

Ey sen kadınlar arasında güzel kadın
Göbeğin yuvarlak bir tas,
Onda karışık şarap eksik değil,
Karnın buğday yığını,
Zambaklarla kuşanmış.
İki memen sanki bir çift geyik yavrusu,
İkiz ceylan yavrusu.

 

(Tevrat, Neşidelerin neşidesi, Bap 7:14)

 

Senin boynun hurma ağacına,

Memelerin de salkıma benziyor.

Hurma ağacına çıkayım,

Dallarını tutayım dedim;

Memelerin üzüm salkımları gibi olsun,

Soluğunun kokusu da elma gibi,

Ve ağzın en iyi şarap gibi,

O şarap ki, uyuyanların dudaklarından kayıp

Sevgilim için dümdüz akar.

 

(Tevrat, Neşidelerin Neşidesi, Bap 7: 7-9)

 

Bu ve bunun gibi satırlar okununca Tanrı’nın kullarına sevgisini bu tarzda anlatacağına inanmıyor insan. 19.yüzyılda da bunlar, İsrail düğünlerinde söylenen şarkılar olarak yorumlanmış. Düğün şarkılarının da din kitabında ne işi var? Bütün bu soruların yanıtını, 1950 yılından sonra İstanbul Arkeoloji Müzeleri Çiviyazılı Tablet Arşivi’ndeki ve diğer müzelerdeki Sumer edebi tabletleri üzerinde yapılan çalışmalar sonucu bulunan metinler verdi. Bunların daha önce sözünü ettiğimiz Sumer Kutsal Evlenme törenlerinde tanrıdan tanrıya/rahibeden kırala söylenen şarkıların bir devamı olduğu onlaşıldı. Onların Tevrat’tan çıkarılmamasının nedeni de, bunların dinle ilgili bereket kültüne ait olmalarıydı.

 

Tevrat’a göre Kıral Süleyman’ın 700 karısı, 300 cariyesi varmış ve bu kadınların tanrılarına tapıyor, onların dinlerini sürdürüyormuş. Yukarıda 1.Kırallar, Bap 11:5’te onun diğer tanrılara, bunlar arasında Astarte’ye de taptığı bildiriliyor. Bu, İnanna ile ilgili bereket kültü, Sumer’den Kenanlılar’ın tanrıçası Astarte aracılığıyla Museviler arasına girmiş oluyor. İstanbul Arkeoloji Müzeleri’nde bulunan ve bir rahibe tarafından Kıral Şusin’e söylenmiş bir şiirler Tevrat şiirlerini karşılaştırmaya başlayalım:

 

Güvey! Kalbimin sevgilisi,

Senin neşen hoştur, bal tatlısı!

Arslan! Kalbimin sevgilisi,

Senin neşen hoştur, bal tatlısı!

 

Beni büyüledin karşında titreyerek durayım!

Güvey! Senin tarafından yatak odasına götürüleyim!

Beni büyüledin, karşında titreyerek durayım,

Arslanım! Senin tarafından yatak odasına götürüleyim.

 

Güvey seni okşayayım,

Yatak odasında bal dolu,

Senin güzelliğinle neşelenelim,

Arslan seni okşayayım.10

 

Beni kendi ağzının öpüşleriyle öpsün

Çünkü okşamaların şaraptan daha iyidir.

Kokuca ıtrın ne güzel;

Senin adın kabından dökülen ıtır gibidir;

Bundan ötürü kızlar seni seviyor.

Beni kendine çek, biz senin ardınca koşarız;

Kıral beni iç odalarına götürdü;

Seninle biz ferahlanıp seviniriz;

Senin okşamalarını şaraptan ziyade anarız;

Seni sevmekte onların hakkı var.

 

(Tevrat, Neşideler Neşidesi, Bap 4: 9-11)

 

Kaptın gönlümü, kız kardeşim, yavuklum!

Gözlerinin bir bakışı ile,

Gerdanının tek zinciri ile gönlümü kaptın.

Okşamaların ne güzel, kız kardeşim, yavuklum!

Şaraptan ne kadar hoştur okşamaların,

Itrın güzel kokusu da her çeşit baharattan!

Ey yavuklum, bal damlatır dudakların.

 

(Tevrat, Neşideler Neşidesi, Bap 4: 9-11)

 

Sumer’de sevgiliye kız kardeşim deniyor. Tanrı Dumuzi sevgili İnanna’ya, “Gel benimle kız kardeşim, gel benimle mabet avlusuna gidelim” diyor. İnanna da ona erkek kardeşim diyor: “Erkek kardeşim beni evine götürdü. / Beni bal kokan yatağa yatırdı./ Erkek kardeşim olmanı isterdim./ Annemin seni göğsünde emzirmiş olmasını isterdim./ O zaman seni sokakta öpebilirdim.”

 

Bu satırlara özdeş Tevrat, Neşideler Neşidesi, Bap 8:1 şöyledir:

 

Keşke sen bana,

Annemin memelerini emmiş

Kardeş gibi olaydın!

Dışarıda seni bulunca,

Ben seni öperdim.

 

Tevrat, Neşideler Neşidesi, Bap 2: 5-6:

 

Kuru üzümle bana kuvvet verin, elma ile canlandırın,

Çünkü aşk hastasıyım ben.

Sol eli başımın altında olsun,

Sağ eli de beni kucaklasın.

 

Elma Sumer’de cinsel gücü artırdığına inanılan bir meyve Sumer şiirlerinde buna paralel satırlar:

 

Sevgilim kalbimin adamı,

Sağ elini kadınlık organıma koydun,

Sol elin başımı okşadı.

Ağzını ağzıma dayadın,

Dudaklarımı başına bastırdın.

 

Tevrat, Neşideler Neşidesi, Bap 1:7’deki satırlar tanrıça İnanna tarafından Çoban Tanrısı Dumuzi’ye söylenenlere benziyor:

 

Ey sen canımın sevdiği, bana bildir.
Sürünü nerede otlatıyorsun?
Öğleyin onu nerede yatırıyorsun

Bu satırlardan anlaşılacağı gibi, Sumer Kutsal Evlenme törenine ait çok az tablet bulunmasına karşın, yine de Tevrat'taki şiirlere eş değerde satırlar bulundu. Sumer'de daha bunlara benzer pek çok şiir vardı herhalde. Ama onların bir kısmı henüz müze dolaplarında ve pek çoğu da yeraltında beklemektedir.

 

Tevrat, Neşideler Neşidesi, Bap 2: 10-12'deki satırlar Sumer'de ilkbaharda olan kutsal evliliğin burada da baharda olduğunu gösteriyor:

 

Sevgilim cevap verdi ve bana dedi:
Sevgilim, güzelim, kalk da gel!
Çünkü işte kış geçti,
Yağmurlar geçip gitti.
Yerde çiçekler görünüyor,
Terennüm vakti geldi.

 

Sumerlilere göre Tanrıça İnanna son derece güzel, aynı zamanda savaşları yönettiğniden, düşmanı korkutmak için korkunç görüntülü. Tevrat, Neşideler Neşidesi, Bap 6: 10'daki satırlar onun bu niteliğine uyuyor:

 

Bakışı seher gibi
Ay gibi güzel,
Güneş gibi temiz
Sancak açmış ordu gibi korkunç, bu kadın kimdir?

 

Tevrat, Neşideler Neşidesi, Bap 5: 10-15 arasındaki satırlar Tanrıça İnana/Astarte heykelini hatırlatıyor:

 

Sevgilimin teni beyaz ve kırmızı
On binlerin arasında seçkin olan odur.
Başı saf altın, kıvrılır kaküller,
Kuzgun gibi siyah.

Gözleri akar sular kenarındaki güvercinler gibi,
Sütle yıkanmıştır, oturmakta dolgun suların kenarında,
Yanakları sanki hoş kokulu çiçek tarhları.
Güzel kokular yığınları,
Dudakları zambaklardır, mür yağı damlatır.
Elleri, üzerine gök zümrüt kakılmış altın lüleler,
Gövdesi fil dişi işi, safir taşları kakılmış.
Bacakları mermer direklerdir,
Saf altın ayaklıklar üzerine kurulmuş,
Görünüşü Libnan gibi, erz ağaçları gibi bâlâ.

 

Karşılaştırmalarımız burada bitiyor. İleride belki yeni buluntularla bunlar çoğalabilir. Görüldüğü gibi bu şiirlerin ne İsa'nın kiliseye, ne de Yahve'nin İsrail'e olan sevgisiyle ilgisi olabilir. Tamamıyla Çoban Tanrısı Dumuzi ile Aşk Tanrıçası İnanna'nın evlenmesini konu alan bereket kültü eğlencelerinin bir yansımasıdır, diyoruz.

Kıral Süleyman'dan söz etmiş iken onunla ilgili Musevi efsaneleri arasında Gılgameş'in doğumuna paralel bir öyküsünü de buraya alıyoruz. Süleyman'ın öyküsü şöyle:

Kıral Süleyman'ın kaziah adlı çok güzel bir kızı varmış. Kıral onu çok seviyormuş. Kıral bir gün yıldızlara bakarken kızının çok yoksul bir İsrailli ile evleneceğini okumuş. Buna çok üzülmüş ve önlemek için ne yapabilirim, diye düşünmüş. Sonunda denizin ortasında uzak bir adada kule yapılmasını emretmiş. Kule yapılmış. Kız 70 tane hadım edilmiş bekçi ile kuleye götürülüp kapatılmış. Götürenler bunu bir sır olarak saklayacaklarına yemin etmiş. Diğer taraftan Akko denilen yerde oturan bir adam, dünyayı dolaşıp kendine bir iş bulmak istemiş. Delikanlı soğuk ve karanlık bir gecede barınacak bir yer ararken ayağı ölmüş bir öküzün derisine takılmış. Hemen içine girip yatmış. O arada çok büyük bir kuş gelerek onu alıp kızın bulunduğu kulenin terasına bırakmış. Kıralın kızı hava almak için terasa çıktığında delikanlıyı büyük bir şaşkınlık içinde görmüş. 'Sen kimsin' diye sormuş. Delikanlı, 'Ben Akko şehrindenim, adım Ruben' diyerek başına gelenleri anlatmış. Kız onu hemen kendi odasına götürmüş. Onu yıkayıp temizlemiş, giydirip kuşatmış, bir güzel karnını doyurmuş. Adam yakışıklı bir delikanlı oluvermiş. Kız onu hadımların görmemesi için elinden geleni yapmış. O bir arkadaş, bir can yoldaşı bulduğu için çok sevinçliymiş. Konuştukça onu çok akıllı bulmuş. Delikanlıya, 'Denizin içinde bu yüksek kuleden bir yere gidemezsin, babam gelinceye kadar burada bekleyeceksin' demiş. Gün geçtikçe birbirlerini sevmeye başlamışlar ve çılgınca aşık olmuşlar. Sonunda delikanlı kıza evlenme teklif etmiş, kız da bunu sevinçle kabul etmiş. Bunun üzerine delikanlı bıçak ile bir damarını kesmiş. Kanuna göre, akan kan ile evlendiklerini bildiren bir evlenme kontratı yazmış. Onlara iki melek de tanıklık etmiş. Aradan bir yıl geçtikten sonra hadımlar durumu öğrenmiş ve hemen kırala bildirmiş. Buna önce çok kızan kıral, kızından onun bir kuş tarafından nasıl getirildiğini öğrenmiş. Delikanlının hem yakışıklı hem de çok akıllı olduğunu anlayan kıral, kızının yıldızlarla bildirilen kocasının bu olduğuna ve bir ölümlünün kaderinin değiştirilemeyeceğine inanmış.11
 

Gilgameş'in öyküsüne gelince:

 

Sözde Gilgameş'in babası, Uruk Kıralı Enmerkar imiş. Bir falcı kırala kızının bir oğlu olacağını, çocuk büyüdüğü zaman onu öldürüp kırallığını elinden alacağını söylemiş. Bunun üzerine kıral kızının kimse ile beraber olmaması için onu bir kuleye kapatmış. Dışarı çıkmasını önlemek için de yanına bir bekçi koymuş. Bu kadar önlemeye karşın kız yine hamile kalmış. Dokuz ay sonra kızın bir oğlu olmuş. Bekçi çocuğu görünce kıral kendisini öldürecek korkusuyla çocuğu kuleden aşağı atmış. O arada kulenin altından bir kartal uçuyormuş. Çocuğun düştüğünü gören kartal, hemen onu sırtına almış ve bir hurma bahçesinin kenarına dikkatle bırakmış. Onu gören bahçıvan Akki, çocuğu alarak büyütmüş.

 

Her iki öykü birbirine oldukça yakın. Birinde doğacak çocuk için, diğerinde fakir koca için kız kuleye kapatılıyor. Birinde çocuğu bulanın adı Akki, diğerinde kızı bulanın adı Akko. Her iki öykü arasındaki zaman farkı 1000-1500 yıl. Olacak o kadar, değil mi?"

1 Tarih Sumer’de Başlar, s.191-192.
2 Ancient Israil, c. 3, s.109.

(Bereket Kültü ve Mabet Fahişeliği, Muazzez, İlmiye Çığ, Kaynak Yayınları)