Zamanda geriye doğru yolculuk yapmanın en kısa yolu tarih okumaktır

 

 

İran Dilleri-I

 

Prof. Dr. Nimet Yıldırım*

 

I. GİRİŞ

Günümüzde “Farsça” adıyla bilinen “Fârsî-yi Nov: Yeni Farsça”, “Fârsî-yi Meyâne: Orta Farsça”nın ve o da, “Fârsî-yi Bâstân: Eski Farsça”nın devamıdır. Eski Farsça; eski İran dillerinden biri, eski İran dilleri de, Hint-Avrupa dilleri ailesinin üyeleridir. Farsça günümüzde; İran, Afganistan, Tacikistan halklarının büyük çoğunluğu tarafından kullanılan, Hindistan, Türkistan, Kafkasya ve Mezopotamya bölgelerinde bazı halkların konuştukları, yazdıkları ve şiir söyledikleri dildir. İran dillerinin tarihi, tarih boyunca geçirdiği evreler ve değişimler, MÖ. 700 yıllarına kadar bilinmektedir. Söz konusu tarihlerden önce de, yine bilimsel verilere dayanılarak; doğuda Horasan’dan Tibet sınırlarına ve Çin Türkistan’ı çöllerine; güneydoğuda, Pencab’a; güneyde Fars Körfezi’ne; kuzeyde Sakalar ülkesine, Yunanistan’a; batıda, Suriye ve Hicaz çölü ile Yemen’e kadar uzanan geniş İran coğrafyasında, bugün İran’da konuşulan Farsça’nın kökleri ve asılları olan diller konuşuluyordu (Bahâr, 1373 hş.: I, 2-3).

Geniş İran platosunda İranlı kabilelerden her birinin, kendine özgü dil ya da lehçelerle konuşmalarından dolayı, bütün kabilelerin anlayabileceği ve aralarında kullanabilecekleri kapsamlı ve ortak anlaşma aracı olacak bir dile çok eski zamanlardan beri hep ihtiyaç duyulmuştur. Ahâmenişler’in egemen oldukları çağlarda (MÖ. 550-330) İranlı kabileler arasında siyasî bir bütünlük sağlanmış olmasının da etkisiyle millî birlik konusunda önemli ilerlemeler sağlanmış olsa da, henüz millî ve herkesin anlayabileceği resmî bir dilden söz etmek mümkün değildir. Büyük Dâryûş (hük. MÖ. 522-486) zamanından itibaren yazı dili olarak da kullanılmaya başlanan “Eski Farsça” da, konuşulduğu bölgelerin sınırlarını aşamamıştır. O dönemlerde eski İran dillerinin kollarından hiçbiri, henüz bir diğer İran dili ya da lehçesini konuşanlar tarafından yabancı dil olarak algılanabilecek şekilde asıl gövdelerinden uzaklaşmamıştı. Örneğin Medler, kardeşleri Perslerin dillerini ileri düzeyde anlıyorlardı. “Eski Farsça” ile “Avestâ Dili” arasında da çok büyük farklılıklar bulunmuyordu (Mutlâk, 1989: 76).

İran’da en eski çağlardan günümüze kadar kullanılmış diller, birçok açıdan ortak özelliklere sahiptirler. Bu dillere, günümüz İran coğrafyasının değişik bölgelerinde ya da İran toprakları dışında birbirinden farklı coğrafyalarda kullanılmış olmalarına rağmen “İran Dilleri Grubu” adı verilmektedir. İran Dilleri grubu da, birbirlerinden ayrılmazdan, daha sonraki çağlarda kendi adlarıyla anılmaya başlayan bölgelerinde ayrı ayrı yaşamaya başlamalarından önceki çağlarda Hint-İran kavimlerinin dillerinin aslını oluşturan Hint-İran Dili’nin bir koludur. Hint İran Dilleri grubu da, Hint Yarımadası’ndan Kuzey Avrupa’ya kadar bölgelerde yaşayan ya da daha önceki çağlarda yaşamış olan kavimlerin dilleri olan Hint-Avrupa büyük dil ailesinin bir koludur (Tefezzulî, 1376 hş.: 11).

Üç bin yıllık bir tarihî geçmişi bulunan Farsça, geçirdiği uzun tarihî süreçte çeşitli değişikliklere uğramıştır. Klasik dönemlerde Farsça’nın lehçe ve sesleri birbirinden farklı özelliklere sahip olmuş ve her devrede, bu şivelerle konuşanlar arasından hangisinden bir hükümdar çıkmış ise o şive, zamanın resmî dili olmuştur (İsti’lâmî, 1981: 2).

 

I.  II. İRAN DİLLERİNİN TARİHÎ DEVRELERİ

Hint-Avrupa/İndo-Européenne dil grubunda yer alan İran Dilleri ailesi, günümüz dünyasında bir taraftan Hindistan’dan Amerika’ya, diğer taraftan Avustralya’nında ve Afrika’nın bir bölümüne kadar geniş bir alanda yaşayan halkların konuşmakta oldukları dilleri kapsamaktadır. Yaygınlıkları, kullanım alanları ve tarihî önemleri açısından dünyanın değişik coğrafyalarında kullanılan önemli dillerin bazıları da, bu grupta yer alır (Komisyon, 1342-1343 hş.: I, 636; Yârşâtır, 1346 hş.: I, 9).

İran dilleri, “Hint-Avrupa Dil Ailesi” içerisinde en çok lehçeye sahip olan diller arasında yer almaktadır. Başta İran olmak üzere dünyanın bazı bölgelerinde yaygın bir kullanıma sahip olan Farsça, Fırat nehrinden Hindukuş dağlarının doğusuna kadar uzanan bölgelerde konuşulan bir dil grubunun, Kafkaslarda da yaygın olan en önemli parçasıdır. Klasik dönemde İran lehçeleri, bir taraftan Hazar Denizi’nin kuzeyine, diğer taraftan Karadeniz’in batısına ve hatta Kuzey Moğolistan’daki Soğd kolonilerine kadar uzanmaktaydı (Komisyon, 1342-1343 hş., I, 636; Yârşâtır, 1346 hş.: I, 9).

İran dilleri, “Âryâ/Aryenne (Hint-İran/İndo-İranienne)” dillerinin kollarından, Hint-Avrupa büyük dil ailesinin en eski dilleri arasında yer alır. Âryâlar, MÖ. II. bin yılında iki büyük kola ayrılarak bir grup, günümüzde Afganistan olarak bilinen bölgeden geçip Hindistan’ın kuzeybatısına (Pencap ve çevresindeki bölgeler) giderek daha sonraları da zamanla diğer bölgelere dağıldı. Bir diğer grup da, aşamalı olarak İran platosuna gidip değişik bölgelerde yerleşmeğe başladı. O zamandan itibaren “Âryâ Dili”, “Hint” ve “İran” dilleri olmak üzere iki ana kola ayrıldı (Rızâyî-yi Bâğbîdî, 1380 hş.: X, 544-545).

 

HİNT-AVRUPA DİLLERİ AİLESİ

ASYA KOLU

AVRUPA KOLU

Germen Dilleri

Roman Dilleri

Slav Dilleri

Hint Dilleri

Almanca

İtalyanca

Rusça

Farsça

İngilizce

Fransızca

Sırpça

Afgan Dili

İskandinav Dilleri

İspanyolca

Bulgarca

 Daha önce de belirtildiği gibi, Hint-Avrupa dil ailesinin bir kolu olan Farsça, MÖ. yaklaşık 1.500 yılına kadar Hintçe ile tek bir dil halindeydi. Hint ve İran milletleri­nin birbirlerinden ayrılmasıyla, İran dili bağımsız olarak gelişti: Umman’dan Mezopo­tamya’ya, Karadeniz’in doğu kıyılarından ve Kafkasya’dan Pamir yaylasına ve Sind bölgesine kadar çok geniş bir coğrafyaya yayıldı. Bu kadar geniş bir alana yayıldığı için bazen bağımsız denecek kadar aslın­dan uzaklaşmış dilleri ve bazen de aslı ile yakından ilgili lehçeleri meydana getirdi. Elde bulunan belgeler, alfabe ve içerik ba­kımından İran dillerini, “Eski”, “Orta Zaman” ve “Yeni İran Dilleri” gibi birbirinden farklı üç devreye ayırma imkânı vermek­tedir. Başlangıçtan, Ahâmeniş İmparator­luğu’nun yıkılışına (MÖ. 330) kadar ge­çen süre içinde konuşulan, yazılı belge­leri bulunan “Med Dili”, “Saka Dili”, “Eski Fars­ça” ve “Avestâ Dili”, eski İran dilleri grubunu oluşturur (Yazıcı, vd., 1999: XX, 413).

İranlılar’ın bilinen ilk devletleri olan Medler’in (MÖ. 708-550), dillerini yazı dili olarak kullanıp kullanma­dıkları bilinmemektedir. Kaynaklarda, Ahâmenişler (MÖ. 550-330) zamanında devlete ait belgelerin, eski dünyanın önemli merkezleri olan Pa­sargard, Şûş ve Babil şehirleriyle Med­ler’in ilk başşehri olan Hemedân’da sak­landığı aktarılmaktadır. MÖ. VII. yüzyılın başlarında Med Kralı Deioces, kendisine yazılı olarak gönderilen dava ve mahkeme özetlerine karşılık olarak yazılı cevap veriyordu. Yabancı dillerde gönderilen ya­zıların ise onun makamında Med Dili’ne çevrildiği sanılmaktadır. Bazı bil­ginler, Eski Farsça’nın yazıldığı çivi yazı­sının, Medler tarafından da kullanıldığı­nı ve hatta Eski Farsça’nın yazı şeklinin Medler’den alındığını iddia etmişlerdir. Ancak Dâryûş’un, Bîsutûn Kitabele­ri’nde İran diliyle yazan ilk kişinin kendisi olduğunu söylemesi bu iddiayı geçersiz kılmaktadır (Yazıcı vd., 1999: XX, 413).

MÖ. VI. yüzyılın ilk yarısında Med krallarının sarayında, konularını İran efsanelerinden alarak şiir söyleyen şairler vardı. O zamana ait birçok hikaye ve des­tanın, Yunanlı tarihçilerin eserlerinde nak­ledilmiş olması, Medler döneminde, des­tanların veya destan şiirlerinin var oldu­ğunu göstermektedir. Fakat bunların hiç­biri günümüze kadar gelmediği gibi, Med diliyle yazılmış bağımsız bir eser veya belge de çağımıza ulaşmamıştır. MÖ. 835 yılında yazılmış olan Asur kralla­rı kitabelerinde Medler’den bahsedil­mekte ve onlarla ilgili birkaç özel ada yer verilmektedir. Yunanca ve Latince bazı eserlerde de, Med Dili’nden bazı kelimeler aktarılmıştır. Medler’in yerine geçen Ahâmeniş krallarına ait kitabeler, bu dile ait en fazla kelime içeren belgeler­dir (Yazıcı vd., 1999: XX, 413).

MÖ. 1.000’li yıllardan MS. 1.000’li yıllara kadar Karadeniz sa­hillerinden Çin sınırına kadar uzanan ge­niş topraklarda yaşayan Sakalar’ın dille­rine ait herhangi bir belge bulunmamak­tadır. Yunanca ve Latince kitaplarda Ka­radeniz sahillerinde yaşamış Batı Sa­kaları’ndan, Orta Asya’da yaşamış olan Sakalar’dan Hintçe, Yunanca ve Latince eserlerde de birkaç özel isim günümüze ulaşmıştır. Kaşgar’ın güneydoğusundaki eski Ho­ten ülkesinde konuşulan Hoten Dili’yle ya­zılmış çok az eser bulunmaktadır. Bunlar da, henüz tamamen tercüme edilip anla­şılır hale getirilememiştir. Hoten yazısı, Hint yazısından alınmıştır (Yazıcı vd., 1999: XX, 413).

Dilbilim, dilin morfoloji bölümünü ilgilendiren kelime yapıları ve türleriyle, cümle yapıları ve türlerini inceleyen sözdizimi açısından İran dilleri, üç ana gruba ve üç devreye ayrılır: 1- Fârsî-yi Bâstân: Eski Farsça. 2- Fârsî-yi Meyâne: Orta Farsça. 3- Fârsî-yi Nov/Derî: Yeni Farsça.

* Prof. Dr., Atatürk Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fakültesi Doğu Dilleri Bölümü.

E-mail: yildirim2002@hotmail.com

Kaynak: "İran Dilleri I"; Atatürk Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Erzurum 2005, Yıl: sayı:   s. 25-39.